DOSYALAR

Gülben Ergen'in en zor 18 saati

Gülben Ergen'in en zor 18 saati
Kendi deyimiyle, o bir Kadıköy çocuğu. 1972'de dünyaya geldi. Ailesinin hali vakti yerindeydi. Annesi ve babası boşandıklarında ilkokul son sınıf öğrencisiydi. Yıllar sonra Nebil Özgentürk'e, "İlk defa şimdi söylüyorum, anne baba ayrılığı beni çok etkilediBöyle olmasaydı, bu kadar çok sevgi arayışı içinde olmazdım. Ama annemin hakkını da hiçbir zaman ödeyemem" diyecekti.

16 yaşındayken Hürriyet gazetesinin yarışmasında "Sinema güzeli" seçildi. Bu sırada Ticaret Lisesi'nde öğrenciydi. Böylece televizyon reklamları, mankenlik gibi işlere ilk adımını atmış oldu.

Gülben Ergen, 18 yaşına geldiğinde, 23 yaşındaki abisini trafik kazasında kaybetti. Sonraki yıllarda babasını da kaybedecekti. Her iki ölüm de onu derinden etkiledi. "Hayatımdaki iki erkeği de kaybettim" sözleri bunu göstermekteydi. Ayşe Arman'la röportajında, "Abimi kaybetmek canımı yaktı, ama ben abimi utandıracak hiçbir şey yapmıyorum, öyle avunuyorum" deyip bu acısının boyutlarını dile getirdi. 1994'lerde, İbrahim Tatlıses'in Maksim kadrosunda, "assolist altı" olarak yer aldı. Tatlıses'in "Haydi söyle" türküsünün klibinde rol aldı.

Gülben Ergen için 1995 yılı sürprizlerle dolu yeni bir dönemin başlangıcı oldu: "1995 yılı ortalarında Bursa ilinde Amatis isimli gazinoda ses sanatçısı olarak çalışırken bu ilde işadamı olduğunu söyleyen Erol Evcil ile tanıştım ve arkadaşlığımız yaklaşık üç sene devam etti."

Gülben Ergen, Erol Evcil ile nasıl tanıştığını, 18 Ekim 1998 tarihli polis ifadesinde Başkomiser Ahmet İhtiyaroğlu'na böyle anlatıyor. 17 Ekim akşamı gece yarısına doğru İstanbul Emniyeti Organize Suçlar Şubesi tarafından "gözaltı" muamelesine tâbi tutulan Ergen, poliste 18 saat tutuldu. İki sayfalık ifadesi alındıktan sonra da, 18 Ekim günü saat 17.45'te bir salıverme tutanağıyla serbest bırakıldı. Bu tutanakta şöyle denilmekteydi: "28 Kasım 1998 günü Bursa ilinde Nesim Malki isimli şahsın öldürülmesi olayı ile ilgili sürdürülen tahkikat esnasında olaya adı karışan firari Erol Evcil'in bayan arkadaşı olduğundan dolayı 17 Ekim 1998 günü yakalanarak şubemize getirilen Mazhar–Gülser kızı, İstanbul 1972 doğumlu Gülben Ergen'in sözkonusu Erol Evcil ile dost hayatı yaşadığını, şahsın yurtdışında bulunduğunu samimi olarak açıklamış ve durum Şube Müdürümüz tarafından DGM Nöbetçi Savcısı Enver Çoban'a bildirilmiş, savcının ifadesinin alınarak salıverilmesi konusunda talimat vermesi üzerine adı geçen Gülben Ergen'in konu ile ilgili ifadesi alınmış ve doktor raporu da alındıktan sonra şubemizden salıverildiğine dair bu salıverme tutanağı tanzim ile birlikte imza altına alınmıştır."

Fas ve ABD seyahatleri

Anlaşılıyor ki polis, Erol Evcil'in parasal ilişkileri hakkında bilgi sahibi olduğunu düşündüğü için Gülben Ergen'i gözaltına almıştı. Ancak, bu ilişkiler hakkında umulan düzeyde bilgi sahibi olmadığı ortaya çıkınca, bir an önce serbest kalması için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki nöbetçi savcıdan talimat istenmişti.

Gülben Ergen'in, iki sayfalık ifade tutanağında bu konulara ilişkin kayda değer hiçbir bilgi yer almaması da bunu gösteriyor. İfadesinde, Evcil ile en son Haziran 1998'de yüzyüze görüştüğünü belirten Ergen, Evcil'in İstanbul'a geldiğinde hangi otellerde kaldığını, Bursa'daki villada gördüğü av malzemeleri, Evcil'in cep telefonu numaraları, Fransa'da kaldığı otelin numaraları gibi konuları anlatıyor. Biraz da beraber yaptıkları dünya turlarına değiniyor: "Kendisi evvelden de sık sık yurtdışına gider gelirdi. Ancak bu kez Alaattin Çakıcı'ya yardım etmek amacıyla gittiğini öğrendim. Ben kendisiyle yurtdışına bir yıl kadar önce en az 10 kez gidip geldim. Bu seyahatlerimizin amacı alış veriş yapmak ve gezmekti. Birlikte gittiğimiz ülkeler Fransa, İtalya, Fas, Amerika'dır. Kendisiyle beraber olduğumda telefonda konuştuğu şahıslar Erol Erkohen, koruması Esat Kaya, İstanbul'da bulunduğunu bildiğim ancak açık adresini bilmediğim Recep isimli şahısla, Alaattin Çakıcı, Bursa'daki muhasebecisi Bayram Bozdemir, yanında çalışırıken ayrılan eski polis memuru Yusuf ile telefonla sık sık konuşurdu. Ergin Tanca ve Canan Yaka ile sık sık olmasa da telefonla görüşürlerdi. Hatta Ergin Tanca ve Canan Yaka ile yüzyüze görüşüp yemek yediklerini söylerdi... Erol İstanbul'a geldiğinde Taksim'de yazıhanesi bulunan Avukat Aydoğan Bey'in (Semizer) yazıhanesine gider saatlerce burada kalırdı. Yine Aydoğan Bey'le telefonla sık görüşürlerdi."

Evcil'den korktum, ayrılamadım

Gülben Ergen'le Erol Evcil'in Paris seyahatlerini bir de Evcil'in arkadaşı Şükrü Elverdi polise anlatmıştı. Yine Paris'e uçtukları bir akşam mağazalar kapanmak üzereydi. Evcil telefon açarak alış veriş yaptıkları bu mağazaların açık kalmasını sağladı. Elverdi, "Bu alış veriş meblağları çok yüksekti, ayrıca Gülben Ergen'in masrafları da bir bu kadardı" diyor.

İginç olan, polis sorgusunda Gülben Ergen'e, Erol Evcil'le ilgili çeşitli iddialar ortaya çıktıktan sonra neden kendisinden ayrılmadığı sorusunun yöneltilmesi. Ergen bu soruya şu cevabı veriyor: "Ben kendisinden korkuyordum. Sanatçı olmam nedeniyle işlerimi engeller diye korkuyordum, bu nedenle ayrılamadım. Bir annemin bir de benim korkumdan ayrılamadım. Korktuğum için ayrılma kararını kendisinin vermesini bekledim. Ayrılmama sebebim budur."

Ergen, "Erol Evcil benim sanatçı olmama karşı değildi, ancak çalışmamı istemiyordu ve para kazanmamı engelliyordu. Dolayısıyla bana banka havalesiyle veya elden para verirdi" dedikten sonra şöyle devam ediyor: "Kadıköy Fenerbahçe'de iki adet dairesi bulunmaktadır. Bunlardan ... numaralı daire kendi üzerine kayıtlı olup, ...numaralı daireyi kendi üzerine kayıtlı iken annem Gülser Bayar'ın üzerine geçirdi. Bana ayrıca BMW marka otoyu aldı. Bana ait Tao marka otoyu satın aldığımda birikmiş paramın üzerine Erol da bir miktar para ekledi ve bu otoyu annemin üzerine yaptırdık..."

Saatler süren telefonlar

Aslında İstanbul polisi, Nesim Malki soruşturması sürecinde elde etmek istediği bilgileri Gülben Ergen'in telefonlarını dinleyerek temin etmişti. Erol Evcil'in Gülben Ergen'le yaptığı uzun telefon konuşmalarında, polisin işine yarayacak epey bilgi geçiyordu.

Örneğin, Evcil bu konuşmaların birinde, o tarihte Bursa'daki önemli bir bürokratın ismini vererek, "Şu anda onun evindeyim. Gırtlağıma basıyorlar, bütün herşeyimi alıyorlar" demekteydi. Konuşmadan anlaşıldığına göre Evcil'in "gırtlağına" basanlardan biri de Ankara'daki çok etkili bir bürokrattı. Acaba Evcil'den istenen paralar, Malki dosyasını örtbas etmiş olmanın karşılığı mıydı?

Bu dinleme operasyonunu yapan kişi o tarihte İstanbul Emniyet'i Asayiş şubesinde görevli Başkomiser Şentürk Demiral'dı. Karmaşık cinayet olaylarını çözmekteki başarısıyla tanınan Demiral, Malki olayını araştıran Başbakanlık müfettişlerine verdiği ifadede, "Erol Evcil'in İstanbul ilinde irtibat kurduğu kişilerden sadece bayan arkadaşı olan ses sanatçısı Gülben Ergen'i tesbit edebildik" diyor. Demiral, Gülben Ergen'i takibe aldırdığını da belirtiyor.

Yine Malki cinayetini çözmekle görevlendirilen Jandarma İstihbarat Yüzbaşısı Kadir Tahir, müfettişlere verdiği ifadede, "Şentürk Demiral bana, Erol Evcil'in bir bayanla telefon konuşmasında, Yüzbaşı bu işi çözecek, ben de yurtdışına gideceğim dediğini söyledi" diyor. Yüzbaşı Tahir, "Sonradan Evcil'in telefonda konuştuğu bu bayanın Gülben Ergen olduğunu öğrendim" diyor.

Ahmet Tulgar'ın 17 Şubat 2001 tarihli Milliyet'teki haberinde, Evcil—Ergen telefon konuşmaları hakkındaki şu ayrıntılar da vardı: "İbrahim Tatlıses, 1997'de onu 2.5 yıl kapandığı Evcil'in Bursa'daki evinden çıkardı ve Fırat dizisiyle ikinci kez gündeme getirdi... Gülben, dizi ekibinin kaldığı Urfa'daki Atatürk Barajı lojmanlarının tek telefonundan saatlerce Erol Evcil ile konuşuyordu. Malki cinayeti soruşturmasına ışık tutacak birçok bilgi bu telefon görüşmelerinden elde edildi... Bu arada ne zaman Tatlıses'in uçağı bir konser için Urfa havaalanından kalksa, uçuş kulesi Tatlıses'e nazire yaparcasına bir başka özel uçağa iniş izni veriyor ve Evcil'in yıllarca birçok politikacının emrine amade ettiği özel uçağı, Gülben'i birkaç saatliğine Bursa'ya götürüyordu."

Hayatımın en kötü 18 saati

Aslında telefon konuşmaları, Gülben Ergen'in Erol Evcil'in ilişkileri hakkında sınırlı düzeyde bilgi sahibi olduğunu göstermişti. Gülben Ergen'in gözaltına alınma sebebi, bütün malvarlığı hakkında mahkemece "dondurma" kararı alınan Evcil'in, bazı mallarını Ergen'in üzerine kaydedip etmediğini tesbit etmekti. Sorgudan anlaşıldığına göre, Gülben Ergen'in üzerinde bir araba ve bir de daire gözüküyordu. Bu yüzden polisiye deyimle, Gülben Ergen için "ağır bir sorgu" sözkonusu olmamıştı.

Ne var ki, bu gözaltı olayı da Ergen'i derinden etkiledi. Nebil Özgentürk'le röportajında, "Bir daha hiç hatırlamak istemediğim kadar tatsız 18 saatlik bir sorgu yapıldı. Başka bir şey söyleyemem maalesef" dedi. "Sana acı çektirdiler öyle mi?" sorusuna, "Evet. Tam acı çektirdiler lafını kullanmayalım, ama hayatımdaki en kötü 18 saatti.", "Hakarete mi uğradın, mesela sözlü saldırı mı?" sorusuna da "Bunu burada nasıl söyleyebilirim? Ama çok gücüme gitti" cevaplarını verdi.

Anlatımlarına göre, polislerin sorguda sorduğu sorulara öylesine yabancıydı ki, sanki kendisiyle Latince, Japonca, Fransızca, Almanca konuşuluyor duygusuna kapılmıştı: "Bir insan bir insanı sevmiş, o insan da onu sevmiş, sonra da bitmiş. Büyük haksızlıklar olmuş yıllar sonra. Çağrılmış, 18 saat cevabını hiç bilmediği sorular, bilmediği insanlarla ilgili sorular sorulmuş, o insan minicik bir bebek gibi, annesini babasını kaybetmiş, karnı çok aç, üşüyen bir bebek gibi gözleri açık, hayatında hiç görmediği bir odada, görmediği insanlara, biri Japonca soruyor, biri Fransızca soruyor, biri Almanca soruyor, biri Latince soruyor, böyle böyle bakan bir çocuk gibi kaldım orada. Sonra aylarca ağladım."

Yalçın Bayer'in sorusuna tepkisi

Gülben Ergen, adının Erol Evcil ile anılmasına öylesine tepkiliydi ki, "Erol Evcil başka bir sayfada yazılsın, ben başka bir sayfada yazılayım. Beni Erdoğan Abi yazsın (Televizyon eleştirmeni Erdoğan Alkin), onu da Fatih Altaylı" diyordu.

Pek çok kimse hâlâ inanmasa da, gerçekten de Gülben Ergen, Evcil ile yollarını bu kadar kesin ayırmıştı. Yalçın Bayer de, Hürriyet binasında karşılaştığı Ergen'e, ''Neden hiç Erol Evcil'i cezaevinde ziyaret etmedin? Sizler neden bu kadar vefasız oluyorsunuz?'' sorusuna cevap alana kadar hâlâ bu ayrılığa inanmıyordu.

Gülben Ergen, "28 yıllık hayatımı didiklersen, açık diye nitelendirebileceğin bir tek Erol'u bulursun... Hayatımda ödediğim en ağır bedel Erol oldu" dese de, Erol Evcil vakasını hafif atlatmış gözüküyor. Bu olaylardan sonra psikolojik tedavi görmesi bir yana, bugün artık magazin ve şov âleminde, "Gülben Ergen mi, Hülya Avşar mı?" sorusu soruluyor.

İbrahim Tatılıses'le "Fırat", Kadir İnanır'la "Marziye", Kenan Işık'la "Dadı" dizileri, TGRT'deki Gülbence programı yetmedi. O da Hülya Avşar gibi kendi adını taşıyan bir derginin genel yayın yönetmeni oldu. Polisteki sorgusunda aylık gelirini "1 milyar lira"olarak açıklayan Gülben Ergen, bugün Tarabya'da oturduğu evi, İbrahim Tatlıses'ten 500 bin dolara satın aldı.

Para konularına kafası basıyor

Ergen, daha çocukluğunda yanında babasının iş çantası ve annesinin döpiyesleriyle iş kadını olma hayalleri kurarmış. Ayşe Arman'a, "Başak burcuyum, para konularına kafam basar" demesi boşuna değil. TGRT'deki Gülbence programı için aldığı maaşı, programın sponsoru ödüyor. Paralarını Koçbank'ta tutmayı tercih ediyor. Gerekçesi basit: "Öyle diyorlar, orası çökerse devlet de çökermiş."

Gülben Ergen, yaptığı bunca işe karşılık polise mesleğini "ses sanatçısı" olarak söylüyor. Şu sözleri, Türkiye'deki hafta sonu dergilerini ve Televole programlarını deşifre etmesi bakımından önem taşıyor: "Haftasonu dergilerine hiç kapak olmadım. İstedim, çok güzel dialarım vardı, çok güzel röportajlar yaptım, ancak basmadılar. 'Fotoğraflar çok kapalı" dediler. Ayrıca flaş bir şey yok, kimseye bir laf atmıyorsunuz. Sibel Can'a, Hülya Avşar'a, Seda Sayan'a bir şey sallayın diyorlar. Söyleyin değil, sallayın! Ben sallamayacağım. Herkes işini yapıyor... Yaptığınız iş, başarınız ne kadar artarsa Televole'den, haftasonu dergilerinden o kadar rahat kopabiliyorsunuz. Onlara fotoğraf yollamak zorunda kalmıyorsunuz..."

Gülben Ergen'den söz ederken terzisi Canan Yaka'yı da unutmamak gerekiyor. Kızı Aslı Ural'ın Çakıcı ile evlenmesiyle Çakıcı'nın kayınvalidesi olan Canan Yaka, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki bir duruşmada Çakıcı'yı yıllar önce Kadir İnanır aracılığıyla tanıdığını açıkladı.

Gülben Ergen'in yükselişinde Canan Yaka'nın rolü üzerinde durulurken özellikle "Marziye" dizisi örnek veriliyor. İddiaya göre başlangıçta bu rol Türkan Şoray için düşünüldü. Ancak Alaattin Çakıcı'dan hem dizinin Karadenizli yönetmeni Osman Yağmurdereli hem de başrol oyuncusu Kadir İnanır'a gelen mesajla rolün sahibi Gülben Ergen oldu.

ÖNERİLEN YAZILAR