|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
EKONOMI

Sahibinden satılık kelepir şirket

21 Nisan 2001 / BIROL UZUNAY
Yaşlı ya da genç, okumuş ya da okumamış, patron ya da işçi, zengin ya da fakir hiç farketmiyor, herkes aynı kanaatte. Türkiye tarihinin en ağır krizini yaşıyor ve bu kriz ülkenin onca emeklerle ortaya çıkarttığı şirketlerin piyasa değerini son hızla aşağı çekiyor.
Vatan toprağının fiyatı yoktur ama şirketlerin bir fiyatı vardır ve bu fiyat piyasa şartlarında ortaya çıkar. Aldığı kredi borcunu devalüasyon nedeni ile geri ödeyemeyen, piyasadaki durgunluk nedeni ile ürettiği malı satamayan, bozulan istikrar programına güvenerek ek yatırımlarda bulunan şirketler bugün zor durumda.

Sınırların kalktığı, sermayenin renginin olmadığı global bir dünyada yabancı sermaye büyük kazanç; ancak Türkiye'de bugünlerde ucuza satılan şirketler, birilerini memnun etmek için çıkarılan yasalar ile globalleşme anlayışının ya da liberal düşüncenin sınırlarını zorluyor. Hükümet, sınırsız borçlanmasının acısını çekiyor ve suyu, şekeri, gazı peşkeş çekiyor; işadamı parayı sanayiye değil de hazine bonosuna yatırmanın bedelini ödüyor(!) Tabii burada sadece rantiye ile uğraşan servet sahiplerinin keyfinin yerinde olduğunu söylememiz gerekiyor.

Kelepir olmayı faizle sağladılar

Ekonomik kriz iki ay önce başladı ve bu kısa süre içinde Türk şirketleri bir anda "kelepir" sınıfına girdi. İki ay önce başlayan bir krizde kelepir bir şirket olmak çok zor; bu durum Türk şirketlerinin kendine has yapısıyla açıklanabiliyor. Türk şirketleri, özellikle son 4 yılda faaliyet dışı gelir denilen faize para yatırmayı tercih ediyorlar. İstanbul Sanayi Odası'nın resmi rakamlarına göre "sanayici işadamları", gelirlerinin yüzde 90'ını faiz gelirinden elde ediyor.

Daha birkaç hafta önce yapılan iç borç ihalesinde, birçoğu kelepir şirket sahibi işadamları tam 7.5 milyar dolar teklif verdiler. Kriz döneminde bile bulunabilen 7.5 milyar dolarlık para, sanayiye aktarılsaydı, şirketler krizi az hasarla "kelepir" fiyata düşmeden atlatabilirlerdi.

Hazine bonolarının getirdiği tatlı kârlara alışan Türk sanayicileri, sektörlerindeki gelişmeleri kaçırmaya, şirketlerini yeterli seviyede büyütememeye başladı. Kısa vadede hiçbir problem yoktu; taa ki krizle karşılaşıncaya kadar..

Devalüasyonla zor günler yaşayan işadamlarının bir diğer sıkıntısı ise 1995'te imzaladığımız Gümrük Birliği Anlaşması. 1995'in Türkiye'sinde büyük umutlarla imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması, Avrupa Birliği ülkelerinin lehine maddeler taşıyordu. 1995 sonrasında faizlerin çılgınlık düzeyinde arttığı bir Türkiye'de işadamları, mücadele etme yerine oyundan kaçmayı yeğleyerek, faize yöneldiler. Gümrük Birliğiyle Avrupa'ya daha çok ihracat yapmayı hedefleyen bir Türkiye, rekabetçi yapıya dayanamadı ve ihracat—ithalat dengesini daha da bozdu.

Uluslararası sermaye kriz kaçırmıyor

ABD eski Başkanı Bush'un Türkiye'yi ziyaretinden sonra çıkan "kelepir şirket" kavramı sadece bize özgü değil. Kriz ülkelerinde gelecek vaadeden şirketlerin uluslararası sermaye tarafından satın alınması, Uzakdoğu Asya, Brezilya, Arjantin ve İspanya'daki kriz sonrası durumu hatırlatıyor.

Uzakdoğu Asya Krizi'nde Güney Kore'nin en önemli iki markası Hundai ve Samsung Amerikalıların kontrolüne geçti. Brezilya ve Arjantin krizlerinden sonra yabancı banka oranı katlanarak arttı ve İspanya yaşadığı krizden sonra bir çok şirketini yabancılara satmak zorunda kaldı.

Kelepir sınıfına giren Türk şirketlerinin satışları henüz başlamadı. Fakat piyasada şirketlere gelen teklifler, satışların önümüzdeki günlerde başlayacağını gösteriyor. Uzun süredir sıkıntıda olan Mudurnu'ya İsrailli firmalar talip, Sansu satıldı ve Nestle piyasadaki birçok gıda şirketini teker teker satın alıyor. Citibank ve HSCB gibi yabancı bankalar uzun süreden beri yerli banka satın almak istiyordu, şu dönem onlar açısından bulunmaz bir fırsat oluşturuyor. Fransız Coface Grubu ile EGS Holding, Nisan ayının başında ortaklık anlaşmasını imzaladı bile. Yine İMKB'de tahtası bulunan Penguen Gıda Sanayii A.Ş., Avrupa'nın tanınmış ve önde gelen hazır yemek firmalarından Frosta AG. ile donmuş hazır yemek üretimi için görüşmeler yapıyor.

Şirket satışlarının özellikle otomotiv ve tekstil sektöründe yoğunlaşacağı belirtiliyor. Bu iki sektör de ekonomik krizden ilk planda yoğun olarak etkilenen sektörlerin başında geliyor. Tekstil zaten birkaç yıldan beri daralma eğilimine giren pazar payı nedeniyle yabancılar ile evliliğe çok sıcak bakan bir sektör.

İthalat yapan Türk firmaları da devalüasyondan etkilendi ve yurtdışı firmalara ödeme yapmakta zorlanıyorlar. Türkiye pazarına girmek isteyen yabancı firmaların, daha önce ürün sattıkları şirketi ödemelerde sıkıştırarak satışa zorlaması iş dünyası kulislerinde konuşulanlar arasında.

İsrail iyi fırsatçı

Krizi atlatabilmek için "15 günde 15 yasa" formülünü duyuran Kemal Derviş'in öncelikli çıkarttığı yasalardan biri de Şeker Yasası oldu. Şeker üretimini düşürmeyi hedefleyen yasa, başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin şeker üreticilerine bizi mahkum edecek. Üretilen şekerin ihraç edilmesi yerine, üretimi kısmayı hedef alan hükümet, şeker üreticisi fakir Türk çiftçisini düşünmek yerine, Amerika'nın elinde bulunan 10 milyon ton şeker fazlasını eritmeye yardım ediyor! Şekerle birlikte tütün üretimini de kısıtlayan hükümetin iyi niyetinden şüphe duymamak elde değil.

Türkiye'nin ekonomik savaşından en fazla ganimet almak isteyen ülkelerden biri de İsrail. Hükümetin bir türlü bulamadığı kaynağı vermek isteyen İsrail Dışişleri Bakanı Simon Peres'in teklifleri ise oldukça düşündürücü... Manavgat Suyu'nun 40 yıllık işletim hakkı, GAP'ta kolay yatırım imkanı ve Merkez Bankası Başkanlarının, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın başına gelmesini teklif eden Şimon Peres, "ABD'deki Yahudi Lobisi, Türkiye'ye her zaman destek verecektir. Bizi, sizin içinde bulunduğunuz güçlükleriniz değil, potansiyeliniz etkiliyor" diyerek niyetini açıkça ifade ediyor.

Öncelikli hedef pazar payı

Türk şirketlerinin yapılarını değerlendiren Prof. Dr. İbrahim Kavrakoğlu yabancıların niçin Türk şirketlerine ilgi duyduğunu ilginç bir tesbitle açıklıyor: "Türk şirketlerinin teknolojisi zayıftır. Dünya çapında yaygın bir markamız yok. Ve önemlisi bu şirketler verimsiz çalışıyor. Yabancılar için tek cazip taraf Türk şirketlerinin pazar payları... Çok ucuz bir maliyetle yabancılar yepyeni müşterilerle tanışacaklar."

İbrahim Kavrakoğlu, şirketlerin kapatılmaktansa yabancılar tarafından satın alınmasının çok daha yararlı olacağını belirtiyor. Mustafa Özel ise kısa vadede yabancıların satın alacakları şirketlerin Türkiye ekonomisine yarar sağlayacağını fakat uzun vadede sermayenin yurtdışına çıkacağını belirtiyor.

İbrahim Kavraoğlu, kelepir şirketlerin en büyük sorununun verim olduğunu da söyleyerek "Bu durum, kaçınılmaz sondu. Bu kadar verimsiz çalışan şirketlerden ne bekleniyordu?" diyor.

Krizsever sermaye geldi mi gelmedi mi?

Görünen köy kılavuz istemiyor ve önümüzdeki dönemde bugünün "kelepir şirketleri", yabancıların eline geçecek. Yabancıların Türk şirketlerini satın alması hakkında değişik yorumlar yapılıyor. Yabancı Sermaye Derneği Genel Sekreteri Abdurrahman Arıman, yabancıların 1994'ten beri Türkiye'ye yeni yatırım yapmadıklarını belirterek gelen her yabancının ekonomiye yarar sağlayacağını söylüyor. Arıman "Yabancı sermaye gelse de biraz ekonomi düzelse. Şirketlerin kelepir olarak satılacağına inanmıyorum. Her türlü krizin yaşandığı bir ülkeye de geleceklerini zannetmiyorum. Eskiden yeni gelecek yabancılara, eski yabancıları referans gösterirdik. Şimdiyse eski denilen yabancılar bile kaçıyor" diyor.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özel ise yabancıların kriz ortamını kaçırmayacaklarını belirterek "Evet, yabancılar bu dönemde bir kısım şirketimizi alacaklar. Fakat geniş düşünürsek bu şirketler ne kadar bizimdi? Üretiminin yüzde 5'ini ihraç eden, ürününün yüzde 40'ını ithal eden bir işadamı zaten yabancı sayılmaz mı?" diyor.

MÜSİAD Başkanı Ali Bayramoğlu satışların şimdiden başladığını söyleyerek "Tekeller oluşacak, yabancılar bu fırsatı kaçırmaz. İşadamlarına daha krizin birinci ayında teklifler gelmeye başladı bile. Özellikle gıda sektöründeki pek çok firma, yabancı şirketler tarafından yok pahasına satın alınıyor. ABD eski Başkanı George Bush'un Türkiye'deki 15 büyük sermayeli işadamıyla toplantı yapmasının sebebi bu" diyor.

Ekonomist Ege Cansen ise yabancıların Türk şirketlerini satın alacakları tezine pek katılmıyor "Türkiye'de döviz baskı altında. Düşük döviz fiyatı nedeniyle döviz baskı altına alınıyor ve yabancı yatırımcı kaçırılıyor. Türk tekstilcileri Romanya'ya kaçıyor, yabancılar niye gelsin? Belki çok kayıt dışı ekonomiyle yürütülen sektörlerde yabancı satışları olabilir" diyor.

Yabancılara satılacak şirketlerin daha çok banka kredisi kullanan tekstil ve gıda şirketleri olacağında birleşen uzmanlar, yabancı satışlarının "kaçınılmaz" olduğunu da ısrarla söylüyorlar. Kaçınılmaz bir sonun yararlı mı yoksa zararlı mı olduğunu gelecek gösterecek!.