PORTRELER

2. Mahmud'dan belgeli ayan reisi

  • Cemal A. Kalyoncu
2. Mahmud'dan belgeli ayan reisi
Gazetecilik dünyanın en ilginç mesleklerinden biridir, gazeteler de en çok merak edilen kurumlarından. Sahipleri kimdir, necidir, nereden gelmedir? Hiç bir zaman tam olarak açıklığa kavuşmaz bu sorular. Geçen hafta bir gazetenin ortaklık yapısında değişiklik oldu. Selanik'ten geldikleri İzmir'de, bir asırdan fazla zamandır Yeni Asır adında bir gazeteyi çıkaran Bilgin ailesi ile özdeşleşen Sabah gazetesi idi yeni bir ortak edinen bu gazete. Turgay Ciner de böylece basın patronları arasında adını yazdırmış oldu Sabah'a ortak olarak. Borsaya açık olmasına rağmen Ciner'in, Sabah'ın ne kadarına ortak olduğu tam bir netlik kazanmadı. Gözümüzün önünde yapılan satışta kimin yüzde kaç oranında hisse sahibi olduğu konusunda kafaları karıştırmayı başardı medya! Şimdi gözler, çiçeği burnunda basın patronu Turgay Ciner'e çevrildi.

Teknoloji geliştikçe gazetelerin ederi de arttığı için eskiden olduğu gibi artık sık sık el değiştiremiyor gazeteler. Onun için basına yatırım yapmak da basından çıkmak da ciddi düşünmeyi gerektiriyor günümüzde. Halbuki eskiden fazla para gerekmediğinden iki—üç ayda bir gazetelerin ortaklık yapılarında değişiklik olur, basın dünyasına yeni isimler daha sık girerdi. Kamuoyunun, daha çok öyküleri ve gazeteciliği ile tanıdığı Tiralizade Naim de muhabirlikle girdiği basın piyasasında kısa sürede patron olanlardan birisidir. Naim Tirali, ünlü Yalman ailesinden Ahmet Emin Yalman'ın Vatan gazetesine, 1956'da, önce az bir hisse ile ortak olacak, ardından (1962 yılında) ismini gazetenin künyesine sahibi olarak yazdıracaktır: "Vatan gazetesi bir anonim şirketti. Bazı ortakların hisse satmaya karar verdikleri haberini aldık. Ahmet Emin Yalman, bunları alma taraftarı olmamış. Belki maddi imkansızlık ama, maddi imkanı vardı. Tatko gibi bir firmaları vardı ailesinin. Neyse, 150 bin liralık bir hisse satılacağı haberi geldi bize."

2. Mahmud'un belgesi

Karadeniz bölgesine uzun yıllar önce yerleşen Tiralizade ailesi, bölgenin nizamını sağlamakla görevli bir aile olarak biliniyor. Ailenin ve dolayısıyla da bölgenin reisi Tiralizade Emin Ağa'ya bizzat 2. Mahmud'un göndermiş olduğu 2 Ramazan 1250 tarihli belgeye göre, Sultan Mahmud aileye padişah adına ayanlık payesi veriyor. Buna göre padişah yetkilerine sahip olan Emin Ağa, insanları affetme, muhakeme etme, cezalandırma, istediği kişiye arazi verme gibi yetkilere haiz hale gelir. Emin Ağa'nın dedeleri Ruslara karşı kendi birlikleriyle savaşır Karadeniz'de uzun yıllar boyunca. Emin Ağa'dan sonra Yavuz Ali, ondan sonra da Ali Ağa bu vazifeyi devralır Tiralizade ailesinde: "Mesela Rize'de bir isyan çıkmış, Tiraliler'e havale etmişler. O zaman imparatorluk şartları içerisinde sahip oldukları teba ile gidip Rize'de isyanı bastırıyorlar. Rize'de isyanı çıkaran Tuzcuoğulları galiba. Onlar da oranın ağası. Onların konaklarından aldıkları bir tavan veya kapı motifi son zamanlara kadar saklanıyordu." Net olmamakla birlikte, Aydınoğulları zamanında padişah tarafından donanmaları yakılan ve 30—35'i Karadeniz'e sürülen ve Tiral denilen ailenin soyadı da buradan gelmektedir.

Ali Ağa, Tirali'nin dedesi Hasan Bey'in de kayınpederidir. Ali Ağa, eşkıya Micanoğlu tarafından kaçırıldığında gerekli altını temin edip onu kurtaran aynı zamanda yeğeni de olan Hasan Tirali olur. Zamanın Türk Hava Kurumu (THK) İdare Meclisi Azası da olan Tiralizade Hasan Bey, Cumhuriyet Halk Fırkası Giresun Reisliği de yapar. Hasan Bey'in annesi de, Meclis—i Mebusan'a Fatsa temsilcisi olarak iştirak eden Hazinedar ailesinden Naim Bey'in kızkardeşidir. (Naim Tirali de ismini bu kişiden almıştır.) Hasan Tirali'nin Nafiye Hanım'la evliliğinden dört çocuğu olur: Abdullah (Naim Bey'in babası), Hatice (Furtun— Ordulu meşhur Furtun ailesine gelin gider. Dünyaca ünlü seramik sanatçısı Candeğer Furtun da aynı ailedendir.), Naime Tirali (Naim Tirali'nin halası. Ahmet Tirali ile evlenir. Naim Bey, beşik kertmesi olarak 1954 yılında halası Naime Hanım'ın kızı Günay Hanım'la evlenir. İlki 1957'de dünyaya gelen Hasan, ondan iki yıl sonra doğan —Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir— Emine ve 1964'te doğan Yavuz adında üç çocukları olur) ve Ünsiye Tirali (O da Ali Ağa'nın kendi ismini taşıyan torunu ile evlidir.) Anlayacağınız aile pek dışarıya kız vermez, dışarıdan da kız almaz, kendi içinde evlenir.

Menderes'i ağırlayan ev

Naim Tirali'nin babası Abdullah Bey ise nispeten dışarıya açar aileyi. Ermeni yahut Rum'lardan oluşan gayrimüslim tebanın Kurtuluş savaşı sırasında bulundukları yerlerden ayrılması ile boşalan evleri emlak—ı metruke'den satın alarak (Tirali ailesi, yerel siyasetle her daim içiçe olduklarından Giresun'daki bu evlerinde Adnan Menderes'ten Ahmet Emin Yalman'a, Bülent—Rahşan Ecevit çiftinden Falih Rıfkı Atay'a kadar birçok kişiyi misafir ederler) komşu olan Hasan Efendi ve Tirebolulu fındık tüccarı ve Tiralioğulları gibi büyük toprak sahibi Hacı Emin Efendi (Sonradan İnanç soyadını alırlar) Kurtuluş Savaşı sırasında iyice dost olur. Bu dostluk Abdullah Tirali'nin Hacı Emin'in kızı Asiye Hanım'la evlenmesi ile noktalanır. Babasının işlerini sürdüren Abdullah Tirali de üç çocuk sahibi olacaktır.

Galatasaray dönüm noktası

İşte böyle bir ağa ailesine mensup Naim Tirali ailenin ilk çocuğu (diğerleri DP Bulancak İlçe ve Fiskobirlik İdare Heyeti Başkanlığı yapan Kenan (1927) ile CHP'de Giresun İl Başkanlığı yapan 1932 doğumlu Ahmet Kaya Tirali) 1925'te Giresun'da dünyaya gelir: "Ağalığı sürdürecek kadar toprak var ama nesilden nesile parçalanıyor arazi. Çoğunu da sattık. Bu Tapulama Kanunu geldi, 30 senedir anamızı ağlatıyor. Zamanında toprağı işlemek için verdiğimiz bazı yarıcılar, 'Bu yerin sahibi biziz' diye itiraz ediyorlar. Fakat vergi kayıtları toprağın sahibi olduğumuzu ortaya koyuyor." Varlıklı bir aileye mensup olmasına rağmen Kurtuluş Savaşı gibi bir savaştan sonra doğan küçük Tirali de bu sıkıntıları hissederek, 1907 veya 1908'de yabancılara yaptırılan Piraziz'deki Tiralizade veya Naim Bey'in koyduğu isimle Hasanbey Konağı'nda büyüyecektir: "Maddi sıkıntı içinde değildik ama bir lüks hayatımız da yoktu." Tirali, 1932'de başladığı ilkokulun üç yılını Piraziz'de okur. Son iki yılı ise Giresun Gazi paşa İlkokulu'nda tamamlar. Ardından hayatının bundan sonraki kısmını tamamiyle etkileyecek bir okula kaydolur: "Tahsin dayım Galatasaraylı idi. Daha sonra üç dönem (9, 10 ve 11) DP Giresun milletvekilliği yaptı. Galatasaray'a girmemde o etkili oldu. Zaten kaydımı da o yaptırdı." 1945 mezunları arasında yer alacağı Galatasaray Lisesi onun hayatında dönüm noktasıdır. Coşkun Kırca, İlter Türkmen ve Adnan Bulak gibi hariciyecilerin yanında Hüsamettin Gökay gibi profesör arkadaşları da olur Galatasaray Lisesi'nden: "Ben herkese lakap takardım. Mesela Nihat Karaveli'ye 'siyasi' lakabını ben taktım. Kamuran diye bir arkadaşımız vardı, ona 'şapşal' lakabını taktım, hâlâ öyle anılır. Bana Lazoğlu derdiler ama alâkam yoktu." Liseden sonra, 1945 Tan Olayı'na denk gelen dönemde iki ay gibi kısa bir süre Galatasaray Lisesi'nde muallim muavinliği yapar. Ardından hukuk eğitimi almaya karar verir: "Gerek babam ve gerekse dayımın telkini ile hukuku tercih ettim." Hukuk eğitimini, ne Coşkun Kırca gibi hariciyeci ne Hayri Domaniç gibi de profesör olmak için almaz Tirali. Hakim olmak da değildir amacı. Tirali'nin ilkokul yıllarından beri yazıya merakı vardır: "Dedemin yazıhanesinde daktilo ile gazete çıkarırdım. Onun için aklımdan mühendis veya doktor olmak hiç geçmedi. Yazar ve gazeteci olacaktım. Galatasaray'da Fransızca ve Türkçe dergiler çıkarırdım." Onun için henüz liseyi bitirmeden yazdığı ilk öyküsü 1943 yılında Yeşilgiresun gazetesinde tefrika edilir: "Yeşilgiresun'un sahibi Nuri Ahmet Şimşit ile babam —Piraziz temsilcisi olarak— Giresun İl Genel Meclisi'nde idiler. Bana öyle geldi ki bu hikayeyi babamın dostluğu yüzünden basmıştı Nuri Ahmet Şimşit. Fakat, sonra içime bir kurt düştü. Bir zamanlar Tercüman'ı çıkaran çok yakın sınıf arkadaşım Nihat Karaveli ile birlikte Orhan Seyfi Orhon'a gittik. O, Çınaraltı diye bir dergi çıkarıyordu. Hikayemi o da basınca böylece hikayeciliğim tasdik edilmiş oldu."

Böylece hikaye yazmaya hız veren Tirali, hikayelerinde daha çok kendini anlatır: "Hikayelerimin yüzde 80'i kendi yaşantımdan, yüzde 20'si de çok yakın çevremdeki hadiseleri içerir. Benim inancıma göre yaratıcılık Allah'a mahsustur. Biz ancak gördüğümüzü veya yaşadığımızı yazarız." Park adlı ilk kitabında çocukluğunun yanında lise yıllarından da izler vardır: "Taburcu adlı üçüncü hikayemde Galatasaray Lisesi'nin revirinde yatan bir öğrencinin, daha doğrusu kendimin bir hastalığını anlatıyorum. Orada ziyarete gelen arkadaşlar arasında Çetin Altan da vardır ama adı geçmez. Hastabakıcıyı kızdıran bir tip olarak anlatılan odur." Üniversiteye başladığı yıl gazeteciliğe de adım atar Tirali. Galatasaray'dan hocaları Cihat Baban ve Ziyad Ebüzziya vesilesi ile Tasvir'de stajyer muhabir olarak çalışmaya başlar. 5—6 ayın ardından liseden Giresunlu arkadaşı Ali Avni Öneş'in teklifine, babasının koyduğu 300 liralık sermaye ile evet diyerek Karadeniz Postası'nı çıkarırlar Giresun'da. O da iki yıl sürer. Naim Tirali, 1950'lerin hemen öncesinde Beyoğlu mahfili ile de iç içedir artık. Büyükdoğu, Varlık, Yeditepe gibi dergilerde hikayeleri çıkar. 1950'de üniversite sonrası eğitim için Paris'e gider. Attila İlhan, Ali İhsan Göğüş gibi Türk arkadaşları vardır orada. 1951'de babasının vefat haberini duyunca Türkiye'ye geri döner. Yenilik Basımevi'ni kurar. Devrin önemli edebiyatçıları Tarık Buğra, Suut Kemal Yetkin, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Oktay Akbal, Salah Birsel, Bedii Faik, Nurullah Ataç gibi isimlerin kitaplarını basar. Bu arada Tuzla'daki altı aylık uçaksavar eğitiminin ardından İzmir Ordu Basın Bürosu'nda gazeteci İlhan Engin'le birlikte askerliğini yapan Tirali, o yıllarda İzmir'de olan Necati Cumalı, Besim Akımsağ gibi isimlerle de öyküleri sayesinde temasa geçer. Bu arada yayınevinden çıkan kitaplara destek olması için Yenilik adlı dergiyi de çıkarmaya başlar. Bu yayınevi ve dergi 1956 yılına kadar sürer. O yıl Vatan gazetesi ile ilgili bir duyum alırlar: "150 bin liralık bir hisse satılacağı haberi geldi. Oktay Akbal ve Fazıl Hüsnü, Vatan'da çalışıyordu. Oktay Akbal, '10 bin liralık hisse alabilirim' dedi. Fazıl Hüsnü'nün durumu daha iyiydi. 40—50 bin liralık da belki o aldı. Kalanını da 60 veya 100 bin lira belki, —gazetenin yüzde 10'una denk geliyor— almayı da ben taahhüt ettim. Eski yöneticilerle mutabık kaldık. Ben de magazin sekreteri olarak işe başladım."

Kayınpederine rakip

O yıllarda Demokrat Parti iktidarı için son seçimler olan 1957 seçimleri yapılmaktadır. Naim Tirali'ye de haber için gittiği bir Karadeniz gezisinde teklif gelir: "CHP Giresun İl Başkanı benim adaylığımı söz konusu etti. Fakat bu işe kendisini hazırlayan Bulancak İlçe Başkanı da benim kayınpederim Ahmet Tirali idi. O daha önceki seçimlerde de aday olmuş. Partide bir hizip oldu. Kayınpederim de ben aday oluyormuşum gibi bana karşı bir pozisyon aldı. Sonra bize kızdığı için Tirali olan soyadını Tiralioğlu olarak değiştirdi. Aynı seçimlerde arkadaşım İlhan Engin'e teklif etmiş, o da gelip bana 'Kasım Gülek ikimize Manisa'dan merkez adaylığı teklif ediyor, gidelim mi?' dedi. Ben şans görmüyordum. Hem seçimde ekseriyet usulü uygulanıyor hem de Manisa Ege'de DP'nin kalesi idi." Tirali bu seçimlerde istediğine ulaşamaz. 1959'da ise Amerikalı bir yazarın Menderes aleyhine olan yazısını aynen yayınladığı için 16 ay hapis cezası alır: "DP'nin CHP'ye karşı muhalefet olarak kurulmasını sempati ile karşılıyorduk. Hatta bir yakınlık duyuyordum Menderes'e." Tirali, 16 ay diye girdiği cezaevinden tam 101 günde çıkar. Çıkmasının sebebi 27 Mayıs 1960 Darbesi'dir. 1961'de ise CHP'den bir dönem Giresun milletvekili olarak TBMM'ye girer: "CHP'den girdim, çünkü DP'nin antidemokratik uygulamasına karşı idik. Gazetede bunun mücadelesini yaptık. Mecburen Halk Partisi ile paralel bir çizgiye geldik."

Vatan bölünüyor

1961 senesi Vatan gazetesi için de oldukça hareketli geçecektir. Hapiste olduğu süre boyunca Ahmet Emin Yalman, Vatan'da ortağı olan Naim Tirali'ye el yazısıyla gönderdiği mektuplarda işbirlikçi ve müsamahakâr bir tavır içindedir. Fakat hapisten çıktıktan sonra Yalman'ın tavrı yüzünden Vatan bölünür: "Hissedarlar ikiye ayrıldı. Ahmet Emin, Özcan Ergüder grubu ile Fazıl Hüsnü, Oktay Akbal ve benim içinde olduğum bizim grup. Satılan bir 20 bin liralık hisse vardı. Fakat onu alan yönetime hakim olacaktı. Bizim 20 bin liraya aldırıp müşterek hareket edeceğimiz adama 40 bin lira vermişler, adam da gidip satmış. Bize getirse 50 lira vereceğiz. Sonra umumi heyeti toplayıp seçim yaptırdılar ve bizim işimize son verdiler. Biz Yassıada duruşmaları sırasında altı ay gazeteden uzak kaldık. Ben daha önce çıkardığımız Karadeniz Postası, Oktay Akbal da Adana'da bir gazetenin kartı ile izledi Yassıada duruşmalarını." Tirali, bu dönemi Halk Partililer'in çıkardığı Söz gazetesinde yazarak geçirir. Bir süre sonra Tirali ve grubu mahkemeye başvurarak haricen hisse alıp şirkete hakim olurlar: "Yönetim bize geçince onlar ayrılıp başka bir gazete çıkardılar." Fakat gazetede bu sefer başka bir ikilik başgösterir: "Yalman ayrılınca İbrahim Çehreli diye Karadenizli bir işadamı ortağımız oldu. O da zamanla kadroya ehil olmayan kişileri aldırdı bize. Çalışmak güçleşti. Sonra idare heyetinde karar alındı, gazete artık ortaklardan birine devredilsin diye." Gazete 27 veya 28 bin lira veren Naim Tirali'nin olur. Fakat iki—üç ay sonunda o da ortak aramaya koyulur: "Ortak olarak CHP'li, Trabzon eski milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu'nu buldum. O da o sırada Doğan Avcıoğlu'nun çıkardığı Yön dergisini finanse ediyordu. Onun sahibi idi. Fakat Cemal Reşit Eyüboğlu'nu ben siyasi fikirleri itibariyle Halk Partisi içinde zannediyordum. Baktım çok daha solda, hatta tam Marksist. Fakat problem olmadı." Bu ortaklık da uzun sürmez. Altı ayın sonunda Eyüboğlu'nda para olmadığını anlayan Tirali, yeni bir kararla gazeteyi Ankara'ya taşır. Ankara'da akşam gazeteciliği yapar, 1974 yılına kadar. Bu yıl tekrar İstanbul'a gelmeye karar verdiğinde biraz geç kalmıştır: "Baktık ki şartlar çok değişmiş, piyasaya girip tutunmak mümkün değil." Tam da o sırada 12 Mart'ta birtakım haksızlıklara uğrayıp işkenceler gören Numan Esin, satın almak için bir gazete arayışındadır: "Bir şirket kurduk. 700 binini Numan Esin karşıladı, 300 bin lirası da benim tarafımdan verildi." Fakat, Numan Esin'in hakim olduğu gazetede aşırı sol ve Kürtçülük aşikâr hale gelince Tirali, hisselerin tamamını elinden çıkarır: "Esin gazeteye hakim olamadı. Maoistler Marksistler'i de alt etti ve boykot ilan ettiler. Ve Esin'i gazeteye sokmadılar. Ben de Esin'e bir mektup yazdım ve bu yapılanlardan kendimi sorumlu hissetmeye başlıyorum. Hissemi sana devredeyim dedim." Numan Esin de sürdüremez ve bir süre sonra da gazetenin resmi ilan ve kağıt haklarını dört milyona İşçi Partisi'nin yayın organı Aydınlık gazetesinin sahiplerine devreder.

Vatan'ın Aydınlıkçılar'a geçmesi gazetenin tarihi açısından ilngiç bir durum ortaya çıkarır. Devamını Tirali'den dinleyelim: "Ahmet Emin, Şevket Süreyya aleyhinde bir yazı yazmıştı. Yalman, komünizm korkusu ile yaşayan evhamlı bir adamdı. Her harekette komünizm şüphesi arardı. Samet Ağaoğlu ona, 'Şevket Süreyya Aydemir ile Burhan Belge, Adnan Menderes'in mahremiyetine girdiler, ona komünizmi telkin ediyorlar, bu bir Rus oyunudur. Buna mani olalım' diye bir haber veriyor ve Yalman da bu konuda bir yazı yazıyor. DP'den ve Burhan Belge'den bir cevap gelmedi. Şevket Süreyya ise, tekzip hakkını kulanmak istediğini söyledi. Ben de tekzip gibi değil ama Ahmet Emin Yalman'ın köşe yazısının yerine yayınlamak üzere yazısını beklediğimi söyledim. Üç gün sonra gelen yazıda Aydemir, 'komünizmle alakası olmadığını, kadrocu bir hareket olduğunu, takip edilen yolun Atatürk'ün yolu olduğunu' falan yazdı. Menderes'i komünist oyunuyla alt edecekler diye yazan adam (Yalman) üç ay sonra kendi gazetesinden ayrılıyor, kendi gazetesinde kendi sütununda da Şevket Süreyya'nın yazı yazdığını görüyor, bir süre sonra da gazete komünistlerin eline geçiyor. Kaderin tecellisi işte."

Vatan'ı elinden çıkardıktan sonra Almanya'da Türk işçilerine yönelik bir gazete projesi düşünen, sonradan başarılı olmayacak diye bundan vazgeçen Tirali, 1976—81 yılları arasında da İktisat ve Ticaret adıyla başka bir gazete çıkarır. Bu son gazetecilik macerasıdır. Ondan sonra öykülerine hız verir. Şapka koleksiyonu olan, son iki yıldır da —birincisi 1999'da yayınlanan Şapkasını Yiyen Bakan— adıyla olmak üzere gazete yazılarını kitaplaştıran Tirali, Gazeteciler Cemiyeti ve Galatasaray Divan Üyeliği'nin yanında Anadolu Kulübü üyeliği şapkalarını da taşımaktadır.

Dedim ya, gazete patronları her zaman merak konusudur diye...

email: ckalyoncu@hotmail.com