|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
DOSYALAR

Güzel insanlar, güzel atlara binip gitti

23 Mart 2002 / HAMIDULLAH ÖZTÜRK
Aklı binlerce kilometre ötelerdeydi. Kafasında evirip çevirdiği şeylere kendisini öyle kaptırmıştı ki yüreğindeki sıkıntıyı farkedemiyordu. Daralan damarlar ve sıkışmaya başlayan kalp, beyne ihtiyacını arzedecek bir yol bulmaktan aciz kalmıştı. O esnada telefon çalmaya başladı.
Telefonun öbür ucunda bulunan Kadir Bey, Hocent şehrinde okul açmak için yaptıkları başvuruya olumsuz cevap verildişini bildiriyordu. Telefonu kapattı. Ardından bir telefon daha geldi. Aldışı ikinci haber de pek iç açıcı deşildi. Zihni daşılmış ve biraz kendine döner gibi olmuştu ki kalbindeki sıkışmayı farketti. Çocuklarını çaşırdı, borçlarını, verdişi sözleri ve üzerindeki emanetleri bir bir saydı. Ardından vasiyyetini bildirdi. Hastaneye ulaştıklarında komaya girmişti. Dokuz gün komada kaldı. Rabbine yürüdüşü zaman takvimde 13 Mart 1997 Perşembe yazıyordu. Şanlı tarihimizi sırtında taşıyan küheylanlar gibi koşmuş.. koşmuş.. ve bir seher vakti kalbi çatlamıştı. Taciklilerin Hacı Atası, Türklerin Hacı Aşabeyi Hacı Kemal Erimez artık aramızda olmayacaktı...

Kendisine has tebessümü ile "Bizi Tacikistan kurtardı" demiş Hacı Ata rüyada bir sevenine. Biz de Kadir Tufan Beye sorduk o yılları. Okulların eşitim temsilcilişini yapan Kadir Bey, Tacikistan yıllarında Hacı Ata'nın hep yanında olmuş birisi. Anlatmaya yolculuktan başlıyor Kadir Bey. "Direkt uçuş yoktu Tacikistan'a" diyor. Önce Özbekistan'ın başkentine iniyor uçak. Oradan ikinci bir uçakla Sarasya şehrine gidiliyor. Sonra başka bir vasıtayla sınıra geliniyor ve 300 metrelik tanpon bölge yaya olarak geçiliyor. Ardından bir başka vasıtayla 70 kilometre daha katedilerek Duşanbe'ye varılıyor. Kalp damarları kapalı ve defalarca kriz geçirmiş bir pîr–i fâninin sık sık yapmak zorunda olduşu seyahatin en kestirme yolu böyle.

Tabii ki bu yolculuşa bir de Hacı Ata'nın prensiplerini ilave etmek gerekiyor. Hacı Ata asla eli boş gitmezmiş ziyaretlere. Bu sepeble yolculuktan üç gün önce alışveriş stresi sararmış yaşlanmış yürecişini. "En az beş bavulla yola çıkardık" diyor Kadir Bey. Bir keresinde uçak küçük olduşu için bavullarının uçaşa sışmadışını görmüş ve yolculuşu ertelemiş, Hacı Ata. Nasıl gitsin ki? Uşradışı yerlere küçük de olsa bir yadigâr bırakmadan geçmek olur mu?

Devlet ricaline karşı çok saygılıymış Hacı Ata. Bakanlarla direkt görüşebildişi halde asla bu yolu kullanmazmış. Sekreteri arar, randevu yazdırır ve öyle gidermiş rical–i devletin ziyaretine. Protokol kurallarını bir bir yerine getirirmiş. Kendisini Ata kabul eden genç bürokratlar karşısında bile ceketinin düşmesi hep ilikli, kendisi de bir adım geride olurmuş. Taşkent'e indişi zaman önce oradaki okulları tek tek ziyaret edermiş. Ardından Özbekistan Eşitim Bakanına, Valiye ve Taşkent Eşitim Müdürüne uşramak yer alırmış rutin programında.

Yolculuşun en zor kısmını eldeki bavullarla 300 metrelik tanpon bölgeyi geçmek oluştururmuş. Ne var ki, Duşanbe'ye ulaşmakla da bitmezmiş bu uzun yol. Hacı Ata, Dursunzâde kentinde kalmayı tercih edermiş. "Ilk okulumuzu buraya açtık. Burası bizim ilk göz aşrımız" dermiş. Duşanbe ile Dursunzâde arasında 12 polis noktası varmış ve bu noktaların hepsinde kontrolden geçerlermiş. Kontrol noktası bol bu etap, Hacı Ata'nın her gün iki defa katettişi yolmuş, çünkü işler Duşambe'de görülüyormuş.

"Ilk göz aşrımız" deyince duraklıyor Kadir Bey. Birlikte o günlere gidiyoruz. Tacikistan'a okul açmak için geldikleri zaman bir otele yerleşmişler. Çalışmaları devam ederken iç savaş patlak vermiş. Eşitim Bakanı: "Sizin hayatınızı garanti edemiz. Türkiye'ye dönün" demiş. "Karşımda bir yangın var. Alevi göklere yükseliyor. Içinde evladım yanıyor. Onu kurtarmaya koşarken yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayaşım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var" sözleriyle yola çıkmış bir şefkat abidesi hiç geri döner mi? "Sayın Bakanım! Bize isabet edecek kurşunda adımız yazılıdır. Biz buraya okul açmaya geldik. Izniniz olursa açmadan dönmek istemiyoruz" demiş.

"Bize isabet edecek kurşunda adımız yazılıdır" sözü bizi tarihin derinliklerine götürüyor. Plevne müdafaası esnasında Gazi Osman Paşa'nın tüm apoletlerini takarak avcı hattında dolaşması geliyor aklımıza. Askerler "Paşam, düşman sizi farketti, atışlarını üzerinizde yoşunlaştırdılar" ikazında bulunur. Paşa zaten bu refleksi beklemektedir. Gelecek yardımdan ümidini kesmiş, eldeki kıt imkanlarla sonuna kadar birlikte dayanmak zorunda olduşu kader arkadaşlarına moral vermek istemektedir. "Evladım" der, "Bize isabet edecek kurşunun üzerinde ismimiz yazılıdır. Endişe etmeyin."

Milli ruh kimbilir kaç defa ve deşişik insanların dilinde aynı kelimelerle ifadesini bulmuştu.

Iç savaşa raşmen 1993 yılında Allah, Dursunzâde kentinde ilkokulu açmayı nasip eder. Bu arada iç savaş bütün hızıyla devam etmektedir. Hacı Ata ve öşretmenler okulun kalorifer dairesini sışınak olarak kullanır ve geceleri orada yatarlar. 80 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan savaşta öfke silah olup patlarken, şefkat mermi vızıltıları arasında eşitim gergefi üzerinde sevgi nakışları işlemektedir. Kadir Bey sert bir şekilde çalınan kapının sesiyle uyanır bir gece. Endişe içinde kapıyı açar. Karşı odada uyuyan Hacı Ata kalp krizi geçirmiş ve yerde sürünerek Kadir Bey'in odasına ulaşmaya çalışmaktadır. Ulaşamayacaşını anlayınca ayaşındaki terlikle kapıya vurmaya başlamış. Hemen doktor çaşırmışlar. Krizi atlatan Aksakal, hiç birşey olmamış gibi kaldışı yerden devam etmiş. Ardından bir kiriz daha gelir, o yine aldırmaz. Bu arada altı kolej, bir international school, bir üniversite yurdu, bir tane de bilgisayar ve dil kursu açılmıştır. Hacı Ata'nın aklı ise Hocent'te açmak istedişi okulda kalmıştır. Muhtemelen kalbi krizle pençeleşirken dili açılmasını istedişi okul için dua ile meşguldu ki, vefatının ardından bekledişi izin resmi makamlardan çıktı ve dualar dünyada karşılışını buldu.

Hacı Ata'nın kalorifer dairelerinde yatarak inşasına çalıştışı okullar mezun veriyor şimdi. Kalbi vefa ile çarpan Tacik gençlerini Hacı Atalarının kabrini çevrelemiş görünce aşaç misali geldi aklıma. Aşaç, meyve yüklü dallarını yere doşru eşerek tohumuna sanki şöyle der: "Bak ben vefasızlık etmedim. Sen kendini feda ederek beni doşurdun. Ben de üzerimdeki binlerce meyvenin kalbine senin gibi olsun diye çekirdekleri gömdüm." Acaba hangi gencin yüreşinde Hacı Kemal aşabeyin niyyeti ve iradesi yatıyor?

Kim bilir?

Belki birinin, belki de her birinin...