|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Geceyarısı Ekspresi'nde bir Türk

15 Nisan 2000 / MURAT AYDIN
Galatasaray — Leeds United maçında çıkan olaylardan sonra İngiliz televizyonları yayın akışlarını değiştirerek ünlü "Midnight Express" (Geceyarısı Ekspresi) adlı Türkiye'yi karalayan filmi yeniden yayınlamaya başladılar.
. Filmde uyuşturucu kaçırırken yakalanan bir turistin Türkiye hapishanelerinde gördüğü işkenceler işleniyor. Bu nedenle film uzun yıllar Türkiye aleyhindeki propagandaların en önemli malzemesi olarak kullanıldı.

Oysa filmde işkenceye uğramış gibi gösterilen Amerikalı turist daha sonra olayların çok abartıldığını itiraf etmişti. Yani aslında filmde yansıtılan işkence görüntülerinin gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Ama bu film yıllarca Türkiye aleyhine kullanılarak bütün dünyada kötü bir Türk imajı oluşturuldu.

Aslı astarı olmamasına rağmen bir uyuşturucu kaçakçısının hapse atılmasını çarpıtarak propaganda aracı olarak kullandılar. Ancak suçsuz bir Türk profesörün İngiltere'de başına gelen olaylardan kimsenin haberi bile olmadı. Trakya Üniversitesi Fen—Edebiyat Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hilmi İbar İngiltere'de asılsız bir ihbar üzerine hiç yoktan 8,5 ay hapis yatıyor. İlk çıkarıldığı mahkemede serbest bırakılan Prof. İbar, Türkiye'ye döndükten sonra uğradığı haksız muamele ve mağduriyet için dava açmak üzere İngiltere'ye gitmek istiyor. Vize almak için başvurduğu İstanbul İngiliz Konsolosluğu'nda bu sefer de terörist muamelesi görüyor. Daha önce İngiltere'de öğrenim gören ve üniversitelerde görev yapan Hilmi İbar'a konsolosluk iki yıldan beri vize vermiyor. Prof. İbar, İngiliz Konsolosluğu aleyhine kendisine karşı terörist muamelesi yapıldığı için dava açıyor ancak yargı muafiyeti olduğu için dava mahkeme tarafından reddediliyor. Mahkeme kararını temyiz eden Hilmi İbar, şu sıralar avukatı Tamer Babaç'la birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru için hazırlık yapıyor.

İngiliz adaleti

Prof. Dr. Hilmi İbar'ın başına gelen olaylar akıl alacak gibi değil. Sanki "Geceyarısı Ekspresi" filiminin mağduru Türk olan versiyonu ama bir farkla: Türk profesörün başından geçenlerin hepsi gerçek. Zaten Hilmi İbar da "Asıl benim başımdan geçen olayların filme alınması lazım ki insanlar her konuda Türkiye'yi kötüleyen İngilizlerin gerçek yüzünü görsün" diyor ve ekliyor: "Eğer bir İngiliz profesörü Türkiye'de böyle kötü bir muameleye tabi tutulsaydı kesinlikle konu devletlerarası bir sorun haline gelir, dünyayı başımıza yıkarlardı."

Hilmi İbar, Kosova—Priştine doğumlu bir Türk. Lisansüstü eğitimini İngiltere ve Amerika'da sürdürmüş. Bir İngiliz bayanla evlenip İngiltere'de üniversite hocalığı yapmış. Ancak Türkiye'ye taşındıktan sonra eşiyle arasında geçimsizlik başlamış: "Eşim İngiltere'ye dönmek istiyordu, ben burada kalmak istiyordum. Zaten farklı kültürlerden olduğumuz için uyum sağlamakta zorlanıyorduk. Sonunda ayrıldık. Eşim küçük kızımı da alarak İngiltere'ye döndü. Ben bir süre sonra şimdiki eşim Mediha İbar'la evlenmek istedim. Ancak eski eşimle resmi olarak boşanmadığımız için evlenemiyordum. Boşanma davası açtım ancak eski eşim burada olmadığı için mahkemeden boşanma kararı alamadım. Oysa eski eşim İngiltere'de boşanıp başka birisiyle evlenmiş."

Hoşgeldin kelepçesi

1995 yılında Hilmi İbar eşinden orada alınan boşanma kararını istiyor ancak o göndermeyince İngiltere'ye gidiyor. Eski kocasının geldiğini duyan İbar'ın eski eşi evini kapatıp başka bir şehre tatile gidiyor. Hilmi Bey, eski eşini bulamayınca zaten önceden beraber oturdukları evin anahtarı kendisinde olduğu için eve girip boşanma kararını arıyor. O sırada komşuların şikayeti üzerine polis geliyor. Prof. İbar'ı hırsız sanarak polis merkezine götürüyorlar. Ancak durum anlaşılınca Hilmi Bey, serbest bırakılıyor.

Hilmi İbar Türiye'ye döndükten sonra yeni eşiyle birlikte 1996 yılı ekim ayında tekrar İngiltere'ye gidiyor ancak Londra'ya ayak basar basmaz polis tarafından yaka paça tutuklanıyor ve kollarına kelepçe takılıyor: "Birden bire neye uğradığımızı anlayamadık. Ben yıllardan beri bir çok ülkeye girdim çıktım, ömrüm boyunca polisle en ufak bir işim olmadı. Bu nedenle olanlara bir anlam veremedim. Yeni eşim de korktu ve oracıkta düşüp bayıldı" diyor. Hilmi Bey, polise bir yanlışlık olduğunu söyleyip ne için tutukladıklarını soruyor. Polis, hakkında şikayet olduğunu, karısını ölümle tehdit ettiği için hakkında tutuklama talebi bulunduğunu söylüyor: "Eski eşimle geçimsizlik nedeniyle tartışmalarımız olmuştu ama böyle bir tehdit söz konusu değil. Tartışma esnasında sarfedilen sözlerden dolayı da ölüm tehdidi var diye dünyanın hiç bir ülkesinde kimse tutuklanmaz. Bir de kırmızı bültenle aranıyormuşum. Benim bir suçum olsa, kırmızı bültenle aransam ne diye elimi kolumu sallaya sallaya İngiltere'ye gideyim. Aslında Londra polisi bile garipsedi olayı. Ama tutuklama talebinin Westmidland Polis Teşkilatı'ndan geldiğini söylediler. Westmidland Londra'ya 3—4 saat uzaklıkta ama iki saat içinde polis gelip beni aldı. Bu işte bir bit yeniği var diye düşünmeye başladım. Çünkü eski eşim de bu polis teşkilatında tercüman olarak çalışıyordu. Herhalde bir komployla karşı karşıyaydım."

Sanığın değil polisin avukatı

Hilmi İbar'ı polis aracına bindirip Westmidland Polis Merkezi'ne götürüyorlar. Avukat isteyip istemediğini sorduklarında Prof. İbar komplonun ciddiyetini kavramadığı ve tanıdığı bir avukat da olmadığı için istemiyor. Kendileri bir avukat vereceklerini söylüyorlar. Ancak sonradan öğrendiğine göre avukat diye Hilmi İbar'ın yanına gönderdikleri adam emekli bir polismiş.

Hilmi İbar kendisine yapılan suçlama hakkındaki delilleri ve bilirkişi raporunu öğrendiğinde iyice şok oluyor. Sahte bir bilirkişi raporuna göre Hilmi İbar eski eşinin evine gizlice girerek oje sökücü şişesinin içine tahrip edici kimyasal bir madde yerleştirmiş, bir floresan lambanın starterini de bomba olarak kullanmak istemiş.

Kimya profesörü olduğu için delil olarak gösterilen kimyasal maddelerin bir tuz çeşidi olan kadmiyumnitrat ve civanitrat çökeltileri olduğunu, bunların hiç bir şekilde zarar vermeyeceğini söyleyen Hilmi İbar, daha sonra örnek olarak hazırladığı aynı maddeleri gösteriyor hatta zarar vermediğini göstermek için birini eline döküp yüzüne bile sürüyor. Oje sökücü kutusuna başka bir kimyasal madde koyulduğu iddiasına karşı da oje sökücünün daha tehlikeli bir madde olduğunu söylüyor.

Tuzdan bomba

İngiltere'deki yargı sistemine göre ceza davalarında sanığın hakim önüne çıkıp çıkmayacağına bir kurul karar veriyor. Bu kurul hazırlanan komplo gereği polis tarafından yanıltılarak konunun hakim önüne çıkması erteleniyor ve Hilmi İbar tutuklu olarak cezaevine konuyor: "Hiç bir suçum olmamasına rağmen asılsız bir iftira nedeniyle hırsızların, tecavüzcülerin, uyuşturucu kaçakçılarının yattığı cezaevine koyuldum. Savcı alt kurulda yapılan duruşma da aleyhimde öyle bir konuşma yaptı ki herkes yüzüme caniymişim gibi baktı. Eve bıraktığımı iddia ettikleri bir çeşit tuz olan kimyasal maddenin bir damla kanla birleşmesi halinde büyük bir bomba gibi patlayacağını söyledi. Duruşma için yeni eşim de gelmişti. Ancak lehime şahitlik yapacak kimse olmasın diye duruşmanın öğleden sonraya kaldığını söyleyip eşimi göndermişler. "

Polis tarafından verilen avukat ise Hilmi İbar'ı savunacağı yerde ona suçlamayı kabul etmesi için baskı yapmaya başlamış. Eğer suçlamayı kabul etmezse 7 yıl gibi çok ağır bir hapis cezası alacağını, suçlamayı kabul ettiği takdirde bu cezayı 2 yıla kadar düşürebileceklerini söyleyerek pazarlık teklif etmiş: "Cezaevinde hapse gire çıka iyice tecrübe kazanmış mahkumlar vardı. Benim suçsuz olduğumu anladıkları için bu pazarlığı kesinlikle kabul etmemem gerektiğini söylediler. 'Bu avukatı kesinlikle değiştir' dediler. Hatta başka bir bilirkişi ismi verip yeni bir bilirkişi raporu almamı teklif ettiler. Mahkumlar bana yol göstermeseydi sebepsiz yere kim bilir kaç sene yatacaktım."

Hilmi İbar polisin sağladığı avukatı değiştirip Kıbrıslı bir Türk avukat buluyor. Yeni bir bilirkişi raporu hazırlattırarak suç delili olarak gösterilen maddelerin sahte raporda belirtildiği şekilde zararlı olmadığını ortaya koyuyor.

Maksat davayı uzatmak

İnsan hakları konusunda kendi eksikliklerini ve adaletsizliklerini görmeyip bize ders vermeye kalkan İngiltere'de Hilmi İbar "bir güne kalmaz çıkarım" diye düşünürken bir hafta, bir ay, üç ay derken tam 8,5 ay cezaevinde yatıyor. Her seferinde savcı yok, deliller eksik, bilirkişi raporu gelecek gibi gerekçelerle dava erteleniyor. Hatta bir seferinde duruşmaya bir kaç saat kala mahkemede sanığı savunan barister denen görevli istifa ediyor. Duruşma üç ay erteleniyor. Duruşma için Türkiye'den İngiltere'ye giden Trakya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Ülkü Oyman duruşmaya giremeden geri dönüyor. Hilmi İbar'ın suçsuz olduğu hakim kararıyla ortaya çıkacağı için 8,5 ay sonunda hakim karşısına çıkacakken bile suçlamayı kabul etmesi için baskı yapılıyor. Yapılan komplonun ortaya çıkmaması için baskı yapıldığını anlayan Hilmi İbar "7 sene de yatsam 77 sene de yatsam umurumda değil. Benim hiç bir suçum yok, sonuna kadar gideceğim" diyerek hakim önüne çıkıyor. Hakim önünde görülen ilk duruşmada, hakim suçlamanın saçmalığını anlayıp bu konunun kendisine intikal ettirilmesine kızıp duruşma bile yapmadan davayı reddediyor ve Hilmi İbar tahliye ediliyor.

Sınırdışı etmek istediler

Tahliye edildikten sonra eski İngliz eşi mahkeme çıkışında bekleyip Hilmi İbar'ı tahrik edip saldırtarak tekrar cezaevine dönmesini sağlamak istiyor acak durumu farkeden Prof. İbar, sırf eski karısının iftirası yüzünden bunca zaman hapis yatmasına rağmen hiç tepki göstermeden yoluna devam ediyor. Son anda pasaportunda giriş tasdiki olmadığı için Hilmi İbar'ı sınır dışı etmek istiyorlar. Ancak avukatı bu tür vakalara rastladığı için Hilmi İbar'ın gelir gelmez havalanında tutuklandığını bu nedenle pasaportunun tasdiklenmediğini söyleyip sınır dışı edilmesini önlüyor. Prof. İbar biletini alıp bir gün sonra Türkiye'ye dönüyor: "Türkiye'ye döndükten sonra bir kaç ay dinlenip kendimi toparlamak istedim. Çünkü orada gördüğüm muamele ve hiç yoktan 8,5 ay hapis hayatı nedeniyle hem beden sağlığım hem de psikolojim iyice bozulmuştu. Üstüne üstlük şimdiki eşimle yeni evlenmiştim. Bu olaylar onu da çok üzmüştü. Bu nedenle beni arayan gazetecilerle görüşmeyi kabul etmedim. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra uğradığım bu mağduriyetin tazmini için dava açmak üzere İngiltere'ye gitmek istedim."

Terörist profesör!

Şanssızlıklar Prof. İbar'ın peşini İstanbul'da da bırakmıyor. Bu sefer de İstanbul İngiliz Konsolosluğu'nda terörist diye polis operasyonuna maruz kalıyor: "İstanbul İngiliz Konsolosluğu'ndan randevu aldım. Benden İngiltere'de hapis yatmama sebep olan delilleri de getirmemi istediler. Eşimle birlikte konsolosluğa gittik. Orada bizi bir odaya aldılar, görevlilerle konuşurken delil olarak gösterilen kimyasal maddelerin bulunduğu küçük şişeleri masanın üzerine koydum. Ve durumu anlatmaya başladım. Bize biraz bekleyin dediler ve odayı boşalttılar. Ne olduğunu anlayamadık. Aradan yarım saat geçti, bir saate yaklaştı, gelen giden yok. Sonra dışarıda gürültüler falan duyduk, pencereden dışarı baktığımızda bir de ne görelim! Konsolosluğun önünde polisler, gazeteciler, kameralar, meraklı insanlar, sanki mahşer meydanı. Tabii ne olduğuna anlam veremedik. Meğer bütün bunlar odada saf saf bekleyen ben ve eşim içinmiş. Konsolosluktan İngiltere'ye telefon edip beni tutuklayan Westmidland Polis Teşkilatı'ndan bilgi almışlar. Onlar da benim çok tehlikeli birisi olduğumu, daha önce İngiltere'ye bomba sokarken yakalandığımı falan söylemişler. Konsolosluktaki görevli bunun üzerine şüphelenip elinde kimyasal bombalar bulunan bir terörist konsolosluğumuzu bastı diye polisi çağırmış. Polis ekipleri operasyon yapmak için hazırlık yapıyor, bu arada teröristler içeride ne yapıyor diye oradaki görevliden bilgi alıyorlar. Görevli de bizim odada gazete okuduğumuzu söyleyince bir polis silahıyla içeri daldı. 'Kıpırdamayın' deyip yanımıza yaklaştı ve buraya ne için geldiğimizi, masanın üzerindeki küçük şişelerin ne işe yaradığını sordu. Tabii eşim yine bayıldı. Ardından özel kıyafetler içerisinde bir bomba uzmanı odaya girip sanki çok tehlikeli bombalar varmış gibi yavaş yavaş kontrol ederek şişeleri aldı. Daha sonra yanımıza gelen komisere durumu anlattım. Komiser yaşanan saçmalığı anlayınca hem kızdı hem de kendini tutamayıp gülmeye başladı."

Vize almak için konsolosluğa giden Hilmi İbar ve eşi az kalsın terörist diye bir operasyona kurban gidecekken kılpayı kurtulmuşlar. Ancak bütün bu olanlar Hilmi Bey'in hak arama azmini daha da artırmış. İki yıldan beri ısrarla vize vermeyen İngiliz Konsolosluğu'nu kendisine terörist muamelesi yaptıkları için mahkemeye vermiş. Mahkeme yargı muafiyeti bulunduğu, yani yargı yetkisi olmadığı için davayı reddetmiş. Hilmi Bey şimdi kesin kararı bekliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurup hem İngiliz Konsolosluğu'nun kendisine terörist muamelesi yapması hem de İngiltere'de 8,5 ay cezaevinde yatarak uğradığı mağduriyet hakkında dava açacak.

e—mail: mur.aydin@usa.net