PORTRELER

Ailenin kızı fotoğrafta yok

Ailenin kızı fotoğrafta yok
Çavuşoğlu ailesinin genlerinde var galiba, fincancı katırlarını ürkütmek. Fenerbahçe'de yöneticilik de yapan Ömer Çavuşoğlu rakip takımları kızdıracak ne kadar aşırı fikir varsa hepsini dillendirir, insanları karşısına alırdı. Kardeşi Nazlı için durum biraz daha farklı. O spor dışı konularda bunu yapıyor: "Ben mücadelede hep önden gidiyorum. Mücadelede en önden gidince hep hasar alıyor, sıkıntı çekiyorsunuz. Bu bir hata mıdır bilmiyorum. Ama bunu düşünmüşümdür. Kemal hep söylerdi 'önce düşen sen olmamalısın.' Önce düşersen üstünü ezip geçiyorlar. Herşey normale dönünce sen ezilmiş oluyorsun. Hep önce düşen ben oluyorum."

Nazlı Ilıcak (Çavuşoğlu), gerek gazetecilik mesleğini icra ederken gerekse siyasete girdiğinden bu yana bu özelliğini koruyor. Zaten onun siyasete girmesindeki neden de haksızlığa ve ezilmişliğe karşı kayıtsız kalamaması. Bu söz bazıları için 'kuru bir laf' olarak söylenebilir ama Nazlı Ilıcak, icraatları ile bu sözün hakkını verenlerden. 28 Şubat'ı eleştiren yazılarından dolayı çalıştığı Akşam Gazetesinden işine son verilen (eşi ve çocuğu ile birlikte), bu tarihten sonra kendisini 28 Şubat'ın en çok mağdur ettiği partiden (RP) sayan Nazlı Ilıcak, siyasete girme kararını da bu tarihten sonra verir: "28 Şubat'a bir tepki olarak siyasete girdim." Amacı, dindar insanlara yönelik baskılara karşı tavır almak ve güç odaklarına karşı pozisyon almaktır. Nazlı Hanım, aynı hareketin başka partilere karşı yapılmasına da aynı tepkiyi göstereceğini ama ANAP ve DYP hariç içlerinde yer alamayabileceğini düşünmektedir. Ilıcak aslında babası vesilesi ile Demokrat Parti çizgisinde bir aileye mensuptur. Onun için, Refah (şimdi Fazilet) Partisi içinde yer alması çevresiyle arasının bozulmasına neden olacaktır: "İkiye ayırmak lazım bir dost bir de cemiyet dediğimiz çevreyi. Cemiyet çevresi ile ilişkiyi kestim. Dost, yakın arkadaş gibi çevremle de konuşmamak suretiyle sürdürüyoruz ilişkilerimizi. Yakın arkadaşlarım benim tavrımı anlayamadı." Meclis'te 'güçsüz kitlelerin, haksızlığa uğrayanların sesi olmayı amaçlayan Nazlı Hanım, eski çevresiyle küser ama FP'de de yeni bir çevre edinir. Siyasete hiç ilgi duymayan Nazlı Ilıcak'ın siyasileşmesi gene böyle bir askeri hareketlilik sonrası olmuştur. Ilıcak'ı siyasetin içine askeri darbeler çekmiştir aslında.

Evlad—ı fatihan

Rumelili bir ailenin torunu olan Nazlı Ilıcak'ın baba tarafından dedesi Osmanlı zamanında doktorluk yapan birisidir. Doktor Feyzullah Çavuşoğlu'nun üçü erkek ikisi kız çocuğundan biri olan Muammer Bey de zamanın şartlarına göre kendisini iyi yetiştirip, Teknik Üniversite'den mezun olarak inşaat mühendisi olmuştur. Günümüzün dünyaya hakim üç lisanını bilen Muammer Çavuşoğlu, Nafia (Bayındırlık İmar İskan) Vekaleti'nde müsteşarlığa kadar yükselir. Ne zaman ki çok partili sisteme geçilir DP'liler de kendilerine yakın bürokratları kadrolarına katmak isterler. Ama Muammer Bey'in Meclis'e İzmir Milletvekili olarak girişi 1954 senesini bulacaktır. Muammer Çavuşoğlu, Menderes'in hükümetlerinde önce Nafia sonra da Münakalat (Ulaştırma Bakanı) Vekaletinde de bulunur. 27 Mayıs'tan sonra bütün DP'liler gibi o da aynı süreci yaşar.

Muammer Bey gene Rumelili bir aileye mensup İhsan Hanım'la evlenerek Ömer ve Nazlı adında iki çocuk sahibi olacaktır. İhsan Hanım'ın dedesi bir Osmanlı Paşası olan zamanın Mekke Komutanı Necip Paşadır. Babası Mekki Bey ise daha ziyade ticaretle meşgul olmuş, Selanik'te oturmuş birisidir. Selanik'teki evleri Atatürk'le aynı sokak üzerinde olan Mekki Efendi'nin ailesi Atatürk'ün ailesine göre daha bilinen—tanınan ve hali vakti yerinde bir ailedir. Hareket Ordusu ile Selanik'ten İstanbul'a gelen Mekki Bey'i, Galatasaray mezunu olduğu ve dil bildiği için İttihatçılar hariciyeci yapmak ister. Ama o ticaretle uğraşmayı yeğleyecek ve Kuzguncuk'ta bir de fırın işletecektir. Mekki Efendi'nin, Nazlı Hanım'ın annesi İhsan Hanım dışında iki çocuğu daha olur: Nazan (Amcası Nihat Çavuşoğlu ile evliliğinden gazeteci Ahmet Çavuşoğlu doğar) ve AP'den Milli Savunma ile Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan Turan Kapanlı. Nazlı Ilıcak, malûm avdeti olarak bilinen Kapancı'larla karıştırılmamak için annesi tarafından Selanikli olmasına bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyor ve "Dedem" diyor "Her zaman anneme biz evlad—ı fatihanız. Bunu sakın karıştırma derdi."

Manastır gibi okul

Babasının Ankara'da görev yapması sebebiyle başkentte doğan Nazlı Ilıcak'ın Atatürk Bulvarı'nın göbeğindeki 'Ankara'nın ilk kaloriferli apartmanlarından' Dağlar Apartmanı, ardından da Karanfil Sokak'taki İzmir Apartmanı'nda geçecek çocukluğu gayet sakin sürmektedir. Bürokrat olmasına ve 1954'te siyasete girmesine rağmen babasının yaptığı işlerden bihaber olan Nazlı Ilıcak, TED Ankara Koleji'ndeki ilk eğitimin ardından annesinin kararıyla, kendisi için müthiş zorlu geçecek "Hiç iyi hatıram yok. Hiç bir zaman çocuğumu yollamam oraya" diyeceği İstanbul'daki Dame de Sion'a yazılır. Anne ve babası Ankara'da olduğundan Nazlı Hanım ancak hafta sonları abisi Ömer ve anneannesi ile birlikte olmaktadır. Leyli olan okulun Nazlı Hanım için tek faydası onun çalışma gücünü artırması olacaktır. Okuldaki disiplin tam bir askeri disiplini andırmaktadır: "Aileden kopuk bir yaşam. Gece 2.5 saat etüd var. Sabah 6'da kaldırıyorlar. Sonra 1.5 saat gene etüd. Kahvaltıda konuşmak yasak. Aralarda bahçeye çıkıp illa oynamak zorundasın bir işkence gibi." Sıkı çalışmaya alışan küçük Nazlı, bunun faydasını daha sonra gideceği Lozan Üniversitesi'nde görecektir. Dame de Sion, Nazlı'yı çekingen biri olarak yetiştirir: "Dışarı çıktığım vakit gazete nasıl alınır, bir dolmuşa binince nasıl para ödenir bilmezdim. Dış dünyaya karşı çekingendim. Manastırda yetişmiş gibi."

Ve 27 Mayıs... 16 yaşındaki Nazlı, Dame de Sion'un da altıncı sınıfında okumaktadır. Aileden uzakta ve manastır gibi bir okulda olduğu için ne olup bittiğinin farkında değildir o: "İhtilalin olduğu gece Halk Partili bir arkadaşımın evindeydim. Evde herkes sevindi, ben hiç üzülmedim. Çünkü anlamadım." Anladığında da iş işten geçmiştir, babası Muharrem Çavuşoğlu da hapse girecekler arasındadır. Nazlı Ilıcak bundan sonra tam bir 'DP militanı' olur, başka özellikler de kazanır. Onun bugün siyasete girmesinde o günlerden izler de vardır: "Babam tutuklandıktan sonra bütün hayatımız politika oldu. Ailenin pek olmayan malvarlığına da el konur. Babasının dostları sayesinde ve amcasının imkanları ile hayatlarını sürdürebilirler. Menderes için yapılan idam kampanyaları onu o kadar etkiler ki yasak olmasına rağmen Dame de Sion'da Menderes'in çiftliği satılmasın diye para toplar. Musevi kız arkadaşları da para verir. Para topladığı anlaşılınca Türk hocaların atmak istemesine rağmen okul yönetimi bir hafta uzaklaştırma cezası verir. Ilıcak'ın DP aleyhine yapılan tüm faaliyetlerdeki militanlığı okul boyunca sürecektir.

Babasının endirekt etkileri

27 Mayıs'ta babasının hapse girmesi ile siyasete bulaşan Ilıcak'ı babası bir kez daha endirekt olsa da etkileyecektir. 1972 yılında babası vefat edince de Nazlı Hanım, eşi Kemal Ilıcak'ın gazetesi Tercüman'da 'tepeden inme' bir şekilde gazeteciliğe başlayacaktır.

Annesi İlhan Hanım, Dame De Sion'dan sonra onu İngiltere'ye ev hanımı yetiştiren okullara göndererek evlendirmek ister. Ama ihtilal olunca siyasete duyduğu alaka sonucu Nazlı Hanım, üniversite eğitimi almayı düşünür. Lozan'da siyaset bilimi okuması için annesini ikna eder. Orada Güneri Civaoğlu'nun hanımı Canan, Alp Yalman, Ahmet ve Şirin Tekeli ile arkadaşlık ederek okur. Yine orada Türkiye'nin ne kadar geri kaldığını ve Dame de Sion'da aslında hiçbirşey öğrenmediğini öğrenir. Şirin Tekeli (Kader'in Başkanı) ona solculuğu anlatır: "Tamam ben de solcu olayım dedim. Babama söyledim o da bana 'Bir pabucun var. Türkiye'de yaşayan herkesin bir çift daha fazla pabucu olana kadar sana pabuç almayacağız' dedi. Ben de tamam vazgeçtim tekrar sağcı oldum dedim." 1967'de Türkiye'ye döner. Annesi yine evlenmesini istemektedir.

Bu arada Kemal Ilıcak isminde bir gazete patronu DP'yi destekleyen yayınlar yapmaktadır. Sıkıntıya giren Tercüman'a çalışanların el koymasından sonra, onu çalışanlardan devralan Ilıcak, DP'lilerle de yakın ilişki içindedir. Dolayısıyla Çavuşoğulları'nın evine de girip çıkmaktadır: "Kemal gelmiş, evde sigara yok. Annem benim sigaramı verdi. Bu da Kemal'in çok hoşuna gitti. İlgisi var diye düşündü. Halbuki ben zengin bir adamla evlenmeyi düşünmüyordum." Böylece 1969 yılında Nazlı Hanım, Kemal Ilıcak'la evlenir. Ilıcak, Kafkasya kökenli birisi olup Amasya'ya yerleşmiş bir aileye mensuptur. İstanbul'a mühendislik okumak için gelir, ancak gazetecilik okur. Ethem Benice'nin Gece Postası'nda işe başlar. Ablasının gündelikçisi aynı zamanda Benice'nin de gündelikçisi olduğu için onu aracı kullanarak girmiştir Gece Postası'na. Orada esnaf muhabirliği yapar, kısa süre sonra esnafa yönelik bir gazete patronu olur. Tercüman sıkıntıya girince de çalışanlarıyla beraber işe el koyar. 7—8 bin satan gazeteyi 150 binlere çıkartır. 1970'li yıllarda Tercüman ekolü yerleşmeye başlar Türkiye'de.

Nazlı—Kemal çiftinin 1970'te Mehmet Ali (Akşam gazetesinin eski sahibi) ve iki yıl sonra da Aslı adlı iki çocuğu olur. Bu yıllarda, bir gazete patronunun eşi olmasına rağmen Nazlı Ilıcak gazetecilikle ilgilenmez. Kemal Bey, onun sadece gazetede değil başka işlerde de çalışmasını istemeyecektir. Ama 1972'de babası Muharrem Bey vefat edip de onun etkisiyle Nazlı Ilıcak hayatla ilgisini kesip doktoru ona bir işle ilgilenmesini söyleyince gazete işine bulaşır. İlk olarak Tercüman'ın ansiklopedi köşesinde bilmece—bulmaca işine eğilecektir. 27 Mayıs'ı yaşayanlarla ilgili röportaj yapılmasını önerir, kimse yapmayınca kendisi yapar. Ardından köşe yazmaya başlar: "Yazarlar araştırmadan yazıyorlar. Kemal'e ben de yazayım dedim. Biraz tepeden inmecilik oldu ama.." Gazetenin Yayın Yönetmeni Saadettin Çulcu, ona birinci sayfadan yaz der, Kemal Bey önce karşı çıkar ama sonra o da destekler. Nazlı Hanım o kadar alışır ki daha sonra çıkacak Bulvar gazetesi de onun üzerine kalacaktır.

Gazeteciliğe iyice ısındığı 80'li yıllarda Nazlı Hanım, yasaklı Süleyman Demirel'le iyi bir dostluk kuracaktır. Ki Demirel, Nazlı Ilıcak'ın babası Nafia Vekaleti'nde iken o da Devlet Su İşleri Müdürü olarak ona bağlı çalışıyordu. Hatta Muammer Bey, 27 Mayıs'tan sonraki dönemde AP Başkanlığı için Demirel lehine lobi yapacaktır. Asıl yakınlaşma ise Ilıcak'ın Demirel'le Zincirbozan'da iken mektuplaşmaya başlaması ile olacaktır. Ama bugünlerde aralarına 28 Şubat girmiştir: "Eskiden ailenin kızı iken şimdi aile fotoğrafının içinde başkaları var." 1980'li yıllar, Özal'ın getireceği serbest ekonomik düzen Kemal Ilıcak ve Tercüman'ın da gerilemesine tanık olur. Tercüman Oto için toplanan paraların iyi değerlendirilememesi ve faizlerin birden yükselmesi Ilıcak'ı zora sokar. Elindeki arsaları birer birer satar ama faiz artışına yetişemediği için batış kaçınılmaz olur.

Ama bu batışta Tercüman ismi kurtulur, çünkü ismi tescil edilmemiştir. Kemal Bey'in vefatından sonraki dönemde bizzat Nazlı Hanım tescil işleriyle uğraşarak Tercüman'ı kendi üzerine tescil ettirir. Sonra da oğlu M. Ali'ye devreder. Onun Akşam'ı M. Emin Karamehmet'e satmasıyla Tercüman da bu gruba geçer.

1994'te eski gazeteci (eski çünkü, 28 Şubat'tan sonra Emin Bey de gazeteciliği bırakır ve seracılık ve gülcülük yapmaya başlar) Emin Şirin'le evlenen Ilıcak şimdilerde Meclis'teki görevinin yanında Yeni Şafak'ta serbest yazılarına devam ediyor, fincancı katırlarını ürküterek.

email: [email protected]