DOSYALAR

MiT, yerli James Bond'a karşı

MiT, yerli James Bond'a karşı
Bu rezidansın girişinin hemen sol tarafında küçük bir oda var. Bu oda, müsteşarın çalışma odası olarak kullanılıyor. Odanın karşılıklı iki duvarı kitaplık olarak düzenlenmiş... Bir MİT Müsteşarı'nın çalışma odasındaki kütüphanede hangi kitaplar bulunur? Çok ilginç. John Le Carree'nin Türkçe'ye çevrilmiş bütün kitapları var. Bir de Frederich Forsyth'ın kitapları. Her ikisi de dünyanın en ünlü casus romanlarının yazarları..."

Üç ay önce, 31 Ağustos 1999 günü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Ankara Yenimahalle'deki karargahını ziyaret eden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, MİT Müsteşarı'nın karargah içinde bulunan konutunda ağırlandı. Özkök, ertesi gün köşesinde Müsteşarın rezidansını bu cümlelerle anlattı.

MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, 16 Şubat 1998'de bu göreve atandı.

1967'de başladığı teşkilattaki görevinde doruk noktaya çıkan ilk MİT mensubu oldu. Çünkü önceki müsteşarlardan yalnızca Sönmez Köksal sivildi, o da Dışişleri kökenliydi.

Atasagun, MİT'in operasyon başkanlığından gelme olduğu için, teşkilatın operasyon yeteneği büyük bir ivme kazandı. PKK lideri Abdullah Öcalan ve Cevat Soysal'ın Türkiye'ye getirilmesinde, elverişli şartların yanısıra Atasagun'nun etkisi de küçümsenemez.

Ancak, yeni Müsteşar'ın casusluk romanlarına olan yakın ilgisine ne kadar sevinsek de çok da "ilginç" karşılamamak gerekir. Çünkü doğal olan casusluk mesleğinden ufak bir kırıntı bile taşıyan kitapların zaten o kitaplıkta yeralmasıdır.

Asıl, "ilginç" olay, bir kaç gün önce yaşandı. MİT'in tarihinde ilk defa emekli bir görevli, meslek hayatının eğlenceli kesitlerini yansıtan bir anı kitabı yazdı. Bu bir anlamda, yerli bir "007" yani bir James Bond kitabı denemesiydi.

1980'den biraz önce teşkilata giren Yılmaz Tekin, "Bir Gizli Servis Mensubunun Anıları(Çuvaldız—1, Meslekte İlk Yıllar)" ismini verdiği anılarında, istihbarat dünyasının gizli görevleri yerine getirilirken yapılan insani acemilikleri, hesapta olmayan aksilikleri anlatarak okuyan herkesi güldürmeyi başarıyor.

Ancak, bu anılar demetini yazarken izin almadığı için, MİT Müsteşarlığı bir kaç gün önce Adalet Bakanlığı'na başvurarak kitabın toplatılmasını, eski görevlisi Yılmaz Tekin ve yayınevi hakkında dava açılmasını istedi. Sebep, "Teşkilatın gizli sırlarını ifşa etmek..."

James Bond'u kim yazdı?

Doğrusu emekli MİT'çinin, kitabında bazı MİT binalarını ve çalışma yöntemlerini aşırı tasvir ettiği hemen farkediliyor. Ancak madalyonun bir de diğer yüzüne bakalım...

Tüm zamanların en ünlü casusluk kahramanı James Bond kitaplarının yazarı Ian Fleming İngiliz İstihbarat Teşkilatı'nın bir görevlisiydi. İkinci Dünya Savaşı öncesinde İngiliz Haber ajansı Reuters'in Moskova muhabirliğini yaparken aslında ajanlık görevi vardı. 1939'dan itibaren bütün savaş yılları boyunca gizli servisin emrindeydi. İk James Bond romanı olan Casino Royale'ı 1953'te yazdı. Bir çok İngiliz yazara göre, Fleming, aslında izin verilen ölçüde başından geçenleri yazdı.

Öyle ki, Londra'da turistik amaçlı bir şehir turu attığınızda, rehberler Thames nehrinin hemen kenarındaki İngiliz İstihbarat Örgütü binasını gösterirken, "Burası da, 007 James Bond'un mekanı..." derler.

James Bond kitapları çıkar çıkmaz sinemaya uyarlandılar. Dünyanın her tarafında gişe rekorları kıran bu filmleri herkes büyük bir keyifle izliyor.

Yeryüzünde, 007'den daha ünlü bir casus yoktur. James Bond'un tek başına İngiliz İstihbaratının gücünü nasıl efsaneleştirdiğini söylemeye de gerek yok.

Müsteşarın kitaplarının tamamını kitaplığında bulundurduğu John Le Carre de İngiliz İstihbarat Örgütü'nün bir görevlisiydi.

CIA de sinemaya el attı

Amerikan istihbarat örgütü CIA de sinemanın gücünden yararlanmak istiyor. Öyle ki, ilk kez bir filmin gala gecesi CIA'in Virginia'daki merkez binasında yapıldı.

Çünkü "Casusların Arasında" filminin bir özelliği var. Filmin bazı bölümleri, özel bir izinle CIA karargahında çekilmiş.

Milliyet muhabiri Yasemin Çongar'ın haberine göre, CIA Hollywood'u ağırlamakla imaj değiştirmek istiyor. Geceye sadece film yıldızları değil, üst düzey bürokratlar, istihbaratçılar ve aileleri de katılmış. Başkan Clinton'ın eski ulusal güvenlik danışmanı Anthony Lake de dahil... Smokinli erkekler, uzun elbiseli kadınlar, CIA binasının önüne dizilen limuzinler ve filmin izlenmesinden sonra verilen havyar ve şampanyalı kokteyl partisi sayesinde, "Bir Hollywood etkinliği"ni andıran galanın en renkli kişilerinden biri, CIA Direktörü George Tenet'miş. Tenet, galayı izleyen gazetecilerle sohbetinde, "Biraz eğlenmek bizim de hakkımız" dedikten sonra, filmin CIA binasında çekilmesine izin verme kararını şöyle açıklamış:

"Bize gayet iyi bir imaj kazandırıyor bu film. Umarım Amerikan gençlerinin CIA'de çalışma arzusunu da pekiştirir" (15 Ekim 1999, Milliyet Gazetesi).

Yasemin Çongar bir ayrıntı daha veriyor: "Çekimlerine 1999'un ilk aylarında başlanan film çok da büyük bütçeli değil."

MİT'in sinemaya ihtiyacı yok mu?

Anlaşılıyor ki, emekli MİT'çi Yılmaz Tekin, anılarının ikinci ve üçüncü bölümlerini yazamayacak. Üstelik bir de yargılanma tehlikesi ile karşı karşıya...

Acaba diyor insan, MİT'in sevimli casusluk kahramanlarına ve sinemaya ihtiyacı mı yok? CIA; Amerikan gençlerinin teşkilata girme arzularını sinemayla pekiştirmek isterken MİT neden buna ihtiyaç duymuyor?..

Aslında Milli İstihbarat Teşkilatı'nda son yıllarda kademeli bir açıklık politikası uygulanıyor. Teoman Koman döneminde ilk kez ayırım yapılmadan gazetelerin Ankara temsilcileri karargahta ağırlandılar. Galibe Sönmez Köksal da gazetecilere yemek verdi.

MİT internette de sayfa açtı. Ne yazık ki bu sayfa şimdilik çok yetersiz. Örneğin CIA'in internet sayfasında, teşkilatın kuruluş yıldönümlerinde verilen davette yapılan konuşmaları okunabiliyor. Ama Milli İstihbarat Teşkilatı'nın internet sayfasında bu davetlerin ne zaman verildiğini bile göremezsiniz...

Teşkilatın çekirdekten yetişme ilk müsteşarı Şenkal Atasagun, "casusluk romanları" okuyucusu olduğuna göre, bu romanların işlevini ve halk nezdinde bir istihbarat teşkilatına kazandırdığı imajı en iyi bilebilecek kişi.

Keşke Yılmaz Tekin'in bir demet eğlenceli anıları yasaklanacak yerde, filmi yapılsaydı. Ve MİT, tıpkı CIA gibi bu filmin çekimleri için karargahını açsaydı, filmin galası da MİT'in karargahında yapılsaydı.

"CIA'in bütçesi 27 milyar dolar, MİT'in bütçesi ise yalnızca 39 trilyon TL..." demeyelim, çünkü CIA filminin çok da büyük maliyeti olmamış.

Acaba böyle bir film "gençlerimizin MİT'e çalışma arzularını" pekiştirmez mi?..

Ama, Şenkal Atasagun, şimdilik yalnızca isimleri özenle seçilen üç dört gazeteciyi karargaha davet ediyor, yalnızca onlarla görüşüyor.

Ne diyelim belki bir gün bizim de bir James Bond'umuz olur.

ÖNERİLEN YAZILAR