|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DÜNYA

"Dayton anlaşması kanunsuz!"

6 Kasım 1999 / NEVZAT AKKUº
Bosna—Hersek eski Genelkurmay Başkanı ve Bosna Vatanseverler Cephesi adlı partinin lideri Sefer Haliloviç 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte kendini savaşın kucağında bulan bir ülkenin ilk Genelkurmay Başkanı sıfatını taşıyor.
Sırp saldırılarının başlamasıyla Hırvatistan'daki Yugoslavya Federal Ordusunda bulunduğu görevi bırakarak gizlice Bosna'ya geçen Haliloviç, Boşnakların hızla teşkilatlanmasını gerçekleştirerek 1993 yılına kadar Sırpların etnik temizliğine karşı çarpışan Boşnak Ordusunu yöneten ve Bosna—Hersek cumhuriyetinin tarihindeki ilk Genelkurmay Başkanı unvanını taşıyan önemli bir isim.

Sefer Haliloviç'le o günleri ve önümüzdeki sürece ait muhtemel kriz noktalarını konuştuk.

* * *

— Boşnak ordusu nasıl kuruldu?

Ben Bosna—Hersek'in bağımsızlığını ilan ettiği günlerde Yugoslav Federal Ordusunun Hırvatistan'daki kolordusunda görev yapıyordum. Bosna'daki politikacıları daha sekiz ay önceden Sırpların Bosna'yı işgal planları bulunduğu ve bir etnik temizliğe hazırlandıkları yönünde uyardım. Ancak onlar Avrupa'nın buna müsaade etmeyeceğini, bunun için korkmamak gerektiğini vurguluyorlardı. O günlerde Hırvatistan'daki saldırılarını sürdüren Sırpların buradaki kuvvetlerinin bir kısmını Bosna'ya çekerek saldırılara başlamasıyla gizlice firar ettim ve Bosna'daki ilk ordunun temellerini atmak üzere çalışmalara başladım. İlk etapta 126 bin kişilik bir kuvvet topladık ama bunların ancak 60 binini silahlandırabildik. İlk savunma hattını da bunlarla oluşturduk, çok başarılı olduk ve bir çok yerdeki Sırp ilerleyişi bu şekilde durduruldu. Ancak bazı bölgelerde politik oyunlarla üstünlüğü ele geçirdiler.

— Meselâ nasıl? O günlerde adını çokça duyduğumuz Cenevre görüşmelerinde mi?

Hayır. Mesela, Vişegrad Bosna'nın en stratejik kentlerinden biri. Bizim hızlı organizasyonumuzla kontrolümüze geçti. Ancak Sırplar ilginç bir oyun oynadılar. Dediler ki, "Buradaki Boşnak milisleri ve Sırp milisleri geri çekilsin, bunun yerine Yugoslav Federal Ordusuna ait ordu girsin ve kentte huzuru sağlasın". Bu durum kabul edildi ve biz sivillerin emriyle ordumuzu geri çektik. Ancak buraya giren Sırp Federal Ordusu derhal teslim olan milislerle birlikte Vişegrad'daki sivillerin büyük bir çoğunluğunu katletti. Vişegrad elimizden tamamen çıktı. Aynı şeyi Saraybosna'nın Ilıca semtinde yaptılar ki burası Saraybosna için çok önemliydi. Bizim kontrolümüzde ve tek giriş—çıkış kapımızdı. Aynı şekilde burasının kontrolünü Yugoslav ordusuna yapılan bir anlaşmayla verdik ve olan oldu. Saraybosna dört yıl bir tünel dışında dış dünyayla bağlantısını kesmiş oldu.

— Peki bu aşamadan sonra Bosna—Hersekli diplomatlar ve askerler ne yaptı?

Tabii ondan sonra politik görüşmeleri kesmek zorunda kaldık ve problemin sadece askeri yolla çözüleceği kanaatine vardık. Bu dönemde Tırnovo, Rogoy ve Gorazde de kurtarılarak takviye edildi; bütün bunlar 1992 yılında yapıldı.

İmkansızlıklara rağmen her yerde üstünlük sağlamaya başladık. Silah sorunumuz pek yoktu. Çünkü eski Yugoslavya'nın en merkezi yerinde olan Bosna—Hersek aynı zamanda silah fabrikalarının da bulunduğu yerdi. Mesela Travnik ve Zenica'da istediğimiz silahları imal ediyorduk.

— Savaşla birlikte kurulan Bosna ordusu tamamen Boşnaklardan mı oluşuyordu?

Hayır en az 25 bin Sırp ve Hırvat askeri Bosna ordusunda Bosna için çarpışıyordu. Hatta Genelkurmay Başkanlığım sırasında yardımcılarımdan biri Jovan Divlak adında bir Sırp, diğeri ise Stepan Şiber adında Hırvat bir generaldi. Cenevre görüşmelerine gittiğimizde batı medyasının hücumuna uğruyorduk. Sordukları ilk soru; "Avrupa'nın ilk Müslüman ordusunun genelkurmayısınız bize icraatlarınızdan bahsedin?" şeklindeydi. Ben bunu yardımcılarım anlatsın diyordum, tabii birinin Sırp diğerinin Hırvat general olduğunu gördüklerinde şaşırıyorlardı. İşte bu ordu yıllar süren Sırp hakimiyetini kırdı ve bugünlere gelindi.

— Siz emekli olduktan sonra Bosna Vatanseverler Partisi'ni kurdunuz ve şimdi politik kulvarda Bosna için mücadele ediyorsunuz. Ve söylemlerinizde sık sık Dayton Anlaşmasını gündeme getiriyor ve eleştiriyorsunuz. Akan kanı durduran bir anlaşmayı nasıl eleştirebiliyorsunuz?

Bakın 1991'de bağımsızlıkla birlikte ilan edilen Anayasaya göre; "Bosna bir bütündür. Hiçbir yetkili organ, meclis veya devlet başkanı Bosna'yı parçalamaya yetkili değildir". Bu güç kimseye ait değildir. Bağımsızlığımızı ilan ettiğimizde BM bizleri tanıdı ve sınırlarımızı garanti etti. Sırplar buna itiraz etti ve 5 yıl süren bir kanlı savaş yaşadık ve vatanımızın bütünlüğünü müdafaa ettik. Ancak 1995 yılında bu bütünlük kanunsuz bir biçimde bozuldu.

— Amaç Bosna'ya barışı getirmek değil miydi, yani anlaşma yapılmasaydı hâlâ kan akacaktı ve durum daha da kötüye gidecekti?

Olabilir ama en azından bütünlük devam edecekti. Düşününüz bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tüm dünyanın tanıdığı bir devletin toprakları içinde bir başka cumhuriyetin varlığı yapılan uluslararası bir anlaşmayla teyit edildi ve bunu imzalayanlar ilginçtir; Hırvat lider Tudjman ve Sırp Kasabı Miloşeviç ile bağımsızlık mücadelesinin önderi Devlet Başkanımız Aliya İzzetbegoviç. Şimdi Begoviç orada mazlumları temsilen bulunuyor. Tudjman ve Sırp Kasabı ise saldırgan konumunda ve ilginç bir şekilde mazlumla birlikte oturduğu masada eşit şartlarda yer alıyor. Yani bir anlamda ödüllendiriliyorlar. Sırplar yaptıklarının cezasını görecekleri yerde Dayton'da yapılan kanunsuz bir anlaşmayla ödül olarak Sırp Cumhuriyeti'ni elde ettiler. Ayrı bayrak, ayrı yönetim, ayrı yasalar ve sınırlar. Onların kontrolündeki bir yerde hiçbir Boşnak vatandaşı yaşayamazken onlar Boşnakların kontrolündeki bütün bölgelerde yaşama hakkına sahipler.

— Yani uluslararası camia tam anlamıyla kendi koyduğu kurallara aykırı olarak kanunsuz bir anlaşmaya imza attırdı öyle mi?

Devlet başkanımız İzzetbegoviç acı ilaç içtik derken neyi kastediyordu ki? Tabii ki bu kanunsuzluğu. Ancak artık yapacak bir şey yoktu, çünkü son aşamaya gelinmişti. Bir anlamda uluslararası camia buna mecbur etmişti bizi. Bu mecburiyet bizim bunu kabul ettiğimiz anlamına gelmiyor.

— Diyelim ki yapılan ilk seçimlerde iktidar oldunuz. Dayton'u tanımayacak mısınız?

Elbette derhal tanımadığımızı ilan edeceğiz. Zaten halkımız da bunu istiyor...

— Peki uluslararası camianın tavrı karşısında ne yapacaksınız?

Zaten onlar da bunu kabul ediyor ve biliyorlar. Biz Dayton Anlaşmasına karşıyız, barışa değil. Anlaşmanın ülkemizi bölen kısmına karşıyız. BM tarafından toprak bütünlüğünün tasdik edildiği Bosna'da kanunsuz bir biçimde kurulan Sırp cumhuriyetine karşıyız. Ülkemizde Sırp ve Hırvatlara yer var ancak bu ayrı cumhuriyetler şeklinde değil bağımsız Bosna şeklinde olacaktır. Kısacası, uluslararası hukuk kurallarının icrâsını istemek uluslararası camianın tepkisini çekmeyecektir sanıyorum. BM ve AB 1991 yılında kabul edilen Bosna Anlaşmasını ve toprak bütünlüğünü daha o yıllarda kabul ettiler. Şimdi bunun aksini iddia edeceklerini düşünmek bile istemiyorum.

— Peki Dayton imzalanmasaydı daha mı iyi olurdu? Başka bir deyişle barışa karşı mı çıkıyorsunuz?

Kesinlikle hayır, barış elbette güzel ama "Ya canınız ya vatanınız" dediklerinde canımız kalsın vatanımızın bir bölümünü alın mı demek lazım. Biz hiçbir barış için tek karış toprağımızı vermekten yana değiliz. Savaş devam etseydi bugünkü statükodan çok farklı bir durum çıkardı ortaya. En azından Sırp Cumhuriyetinin kurulmasına izin verilmezdi. Bireyler vatanları için yaşarlar. Ama Dayton Anlaşmasıyla bağımsızlığımıza gölge düştü, işte biz bunun kaldırılmasını istiyoruz.

— Zaten kurduğunuz partinin adı da (BPS) Vatanseverler Cephesi adını taşıyor. Balkanlarda yaşanan son Kosova Krizi ile Bosna—Hersek'i karşılaştırdığınızda nasıl bir benzerlik çıkıyor ortaya?

Bosna BM tarafından toprak bütünlüğü tanınmış bağımsız bir devletti. Kosova ise otonomisi 1989'da Sırp saldırganları tarafından feshedilmiş bir cumhuriyetti. Ama Bosna bağımsız bir devlet olarak başka bir devlet tarafından saldırıya uğradı.

— Bosna—Hersek'teki insanlık dışı olaylara 5 yıl sonra müdahale eden Batı Kosova'da elini çabuk tuttu, niçin?

Çünkü Bosna'da işlenen ayıp insanlık durdukça Batının alnında kara bir leke olarak kalacaktır, belki de bu ayıbı unutturmak için davrandılar. Orada da feci cinayetler işlendi, inanılmaz katliamlar yapıldı, ancak eğer erken müdahale edilmeseydi Bosna—Hersek'te yaşananlar aynen tekrarlanırdı.

— Genç bir cumhuriyetin ilk genelkurmay başkanı olarak Balkanlardaki sorunların kısa vadede çözülebileceğine inanıyor musunuz?

Balkanlarda sorunlar hiçbir zaman çözülmüyor. Aksine daha da büyümesi için ileriye yönelik uyutuluyor. Tıpkı kanayan bir yaranın kanının durdurulması ama tedavi edilmemesi gibi. Geçici tedavi uygulanıyor. Kısa bir süre sonra ilaç kesilince yara da tekrarlanıyor. Balkanlar da öyle işte. Bosna, anlattığımız kanunsuzluklarla dolu Dayton yüzünden, Kosova, Sancak veya diğer bir ifadeyle Balkanların bütünü sorunlara gebe ve her an patlamaya hazır bir bomba halinde.

—Peki genç Bosna—Hersek devletinin politikacılarını değerlendirirseniz onları yetenekli buluyor musunuz..?

Elbette. Bağımsızlık sembolü olan Begoviç ve diğer diplomatlarımız üstün meziyetlere sahip. Avrupa'nın bu en sorunlu bölgesinde zor zamanda işbaşına geldiler. Ve devletimizi başarıyla temsil ettiler. Politikacılarımızın Bosna'nın bütünlüğü için var olduğuna ve bunu mutlaka gerçekleştireceklerine inanıyorum.