DOSYALAR

Burun ıle dudak arasında bırşey

Burun ıle dudak arasında bırşey
Yıllarca uygulamaya bile gerek duyulmamış üniversitelere dair kuralların hepsi örtüyle alakalı olacak değil elbet. Bu kez de mevzubahis tanımlamalar arasında erkeklerin kılık kıyafetleriyle ilgili kurallar da gün yüzüne çıkmaya başladı. Hem de saç kesiminden bıyık tıraşının nasıl ve hangi uzunlukta olacağının en ince detaylarla tarifine kadar.

Her gün mutlak surette sakal tıraşı olunması gerektiğinin ve sakal bırakmanın yasak olduğunun belirtildiği İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nce öğretim görevlilerine gönderilen genelgeye göre bıyığın tabii olarak bırakılabileceği belirtiliyor. Ama nasıl bir tabiilik? Herkesin tabiilik algılayışının farklı farklı olacağını düşünen Rektör Alemdaroğlu, tedbiri elden bırakmayıp detaylar faslını da genelgeye ekletmeyi göz ardı etmemiş. Belirtilen bıyık kesimine dair detaylar ise aynen şöyle: "Bıyık uzunluğu üst dudak boyunu geçmez, üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur. Alt uçları dudak hizasında kesilir ..."

Belirtilen tarzda bıyık kesimine riayet etmeyen hocalar da tıpkı bir kısım öğrenciler gibi artık o kapılardan içeri girmekte zorluk çekecekler. Rektörü olduğu üniversitede pek yakında kendisinden başka kimsenin kalmaması muhtemel olan Prof. Alemdaroğlu, bıyığını genelgeye uydurmayanları da "ikna odaları"na sokup kamera önünde söz alır mı bilinmez; ama sağolsun sayesinde bu bıyık işi bakın bize neler ilham etti..

Önemli şeyin altını çizen

Her dönem farklı şekillerde hissedilmiş aslında bıyık ve dolayısıyla sakal ile ilgili kaideler. Ünlü şair ve yazar Şinasi 1856 yılında sakalını kestirdiği için maarif üyeliğinden azlettirilmişti. Devletin en üst mercilerinden medreselere uzanan bir gelenek olarak sakal mecburiyet derecesindedir o devirlerde. 12 Eylül 1980 sonrası ise üniversitelerde sakal yasağının başladığı günlerdir ve üstelik bu yasağa maruz kalan hocaların çoğu da çember sakallı bile değildir.

Geçmişteki ünlü âlimleri üniversitenin önünde durduran ve sakalı olduğu için içeri giremeyeceğini belirten karikatürlere konu olur dönemin YÖK başkanı. Kendi adının yazılı olduğu kapıdan içeri girmeye uygun görülmeyen Mimar Sinan'ı bir düşünün...

Üzerinden 17 yılın geçtiği sakal yasağından sonra bıyık kaidelerinin de tekrar gündeme getirilmesi ister istemez bıyıkları bu kaideye uymayan bilim adamlarını, kitlelere nüfuz etmiş siyaset bilimcileri acaba bugün yaşasalardı bizim üniversitelerimizde görev yapabilirler miydi diye de düşündürmüyor değil.

Çok gerilere gitmeden 1955 yılına kadar yaşamış izafiyet teorisinin mucidi Einstein kendi kuramını anlatmak için bizim herhangi bir üniversitemizde ders verebilecek miydi? Genelgede belirtildiğinin aksine Einstein'ın bıyıkları üst dudağının neredeyse tamamını kapatmış, üstelik de yanlardan sarkıyor. Sonuç olumsuz.

Bugün bıyığı olduğu için, dün olmadığı için problem

Yüzyılımızın başlarında insanlığı sınıflı toplumun dünyasından alıp, sosyalizme giden yolun başına getiren 1917 sosyalist devrimine öncülük eden Lenin'in durumu nasıl olurdu? Üst bıyıkları genelgeye aynen uygun olan Lenin ise yanlardan aşağıya doğru bıyıklarını sarkıtmayı tercih ettiği için bu kapsamın dışında kalıyor.

Marksizm ve milli mesele kitabının yazarı ünlü siyaset ve devlet adamı Stalin ile sakallı olduğu için hiç bir şansı bulunmayan sosyalizmin kurucusu Karl Max da bu çizginin dışında tutulacak olanlardan.

Bırakın Türk ya da yabancı teorisyen ve bilim adamlarından örnekler vermeyi, bizzat yıllardır uyutulmaya yüz tutmuş bu genelgeyi yeniden gündeme getiren kişi olan Rektör Alemdaroğlu'nun kendi bıyıkları bile bu kurala uymuyor. Bugün sakalının kesmediği için başı belaya giriyor entellektüelin, dün sakalını kestiği için!..

1900'lerin öncesinde sakalsız bir memurun devlet kademesinde hoş görülmediğini, görevinden uzaklaştırıldığını göz önünde bulundurduğumuzda, 1980 sonrası üniversitelerde sakal yasağını yaşayan hocalardan biri olan ve halen Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Hilmi Yavuz'un bu konuya ilişkin kendi kaleminden tespitleri oldukça dikkate değer. Şinasi örneğine değinen Yavuz, Cumhuriyeti Osmanlı'nın mefhum—u muhalif'i olarak tanımlayanların haklı olabileceklerine değiniyor. "Bugün sakalını kesmediği için başı belaya giriyor entellektüelin, dün sakalını kestiği için! Veminel—garib!..." diye ifade ediyor bu durumu Hilmi Yavuz.

Sünnet—i şerifeyle atfedilen anlamdan sonra sakal ve bıyığın Türklerde daha çok rağbet kazanması çeşitli akımları da beraberinde getirmiş.

Kibar kesimin itibar ettiği tarz karanfil bıyık

18. Yüzyıl Örf ve Âdetleri ismiyle Beyazıt Kütüphanesi'nde yer alan kaynak eserde Türklerin daha sonraki yıllarda bıyık ve sakala olan rağbeti saçlarını kısa tutuşlarının telafisi olarak yorumlanır.

Özellikle vezirlerin, devlet büyüklerinin yahut ulemanın sakalı, dini bir prensibe ve vakara vurgu yapar. Halktan sakal bırakanlar bunu kendi istekleriyle ve sünnet oluşu nedeniyle tercih ederler. Ancak bu serbesti herkes için değildir. Uşaklar, küçük memurlar, yüksek rütbeli kişilerin hizmetçileri ve bazı subaylar ve saray memurlarının çoğu bu yasağa dahildir.

Şehzadeler ise tahta çıkana kadar sakal bırakmazlar. Padişahlar arasında sadece Yavuz Sultan Selim sakal bırakmayarak şaşkınlık uyandırır.

Hatta İmparatorluk bünyesindeki Rumların ve Müslüman olmayan tebanın da çoğu sakallıdır. Dini duygularla sakalı benimseyenlerin yanında sarayla ilişkilerinden dolayı bu tarzı benimseyen azınlıklar da vardır. Halkın çoğunluğu bıyığı tercih eder.

Kibar kesimin gözdesi uçları kıvır kıvır olan karanfil bıyık. Muhtelif tarzlarda benimsenen bıyık açısından çeşitli akımlar gelişir kişinin mensup olduğu çevreye göre. Sahibinin içtimai mevkii açısından da bir anlam ifade etmeye başlar. Askerin, şair ve yazarların, esnafın, kabadayının ve diğer halk kesiminin bıyık şekli farklı farklı olacaktır. Kibar kesim, uçları dudak kenarlarını geçmeyen bıyık uzatır. Bıyığın dudak kenarı sünnet—i şerife'de olduğu üzere kırpılır, bıyık teli dudak üstüne düşmez. Şair ve yazarların bıyıkları alt ve yan uçlarını kesmek yerine yukarı kıvrılmış özelliğiyle karanfil bıyık olarak nitelendirilir. Bu tür bıyık tarzını herkes benimseyemez. Bir kere bıyığın kıvırcık olması gerekir. Bu bıyık şeklini Sami Paşazade Sezai, Ömer Seyfettin, Tevfik Fikret gibi dönemin hemen tüm edebiyatçılarında görmek mümkün. Bu tarz bıyığın güzel bir yüze bir hayli yakıştığını belirtir Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü'nde Reşat Ekrem Koçu.

Gür çıkmayan bıyıklar sahibi için utanç vesilesi

Esnafa ve bazı halk kesimine biçilen bıyık özelliği de uçları ağız kenarından aşağıya doğru hafifçe sarkmış olan kaytan bıyıktır. Yüz çevresinden, en az dört beş parmak kıvrılarak dışarı çıkan pala bıyığı ise yaşı en az otuzu bulmuş kabadayılar, zorbalar ve yeniçeriler kullanır. Pala bıyığın daha da incesi olarak tabir edileni ise burma bıyıktır. Hali üzere bırakılıp uzatılmış kıllar parmak uçları ile kıvrıltılır. Esnaf şehbazı, genç yeniçeri bıyığı olarak bilinir bu türler de. Rindleri, kalenderleri, feleğin türlü cilvelerini görmüş olanları sembolize eden bıyıklar da uç kısımları dudak kenarından aşağı doğru tel tel sarkıtılmış fakat üst dudağı açıkta bırakmak için yukarı toplanmış olan pos bıyıktır. Pos bıyığın üst dudak kısmının tamamen aşağıya doğru dökülen şekli ise Bektaşi bıyığı olarak adlandırılır. Öyle ki bu bıyık ağzı tamamen örter.

Yüksek rütbeli yeniçeri zabitlerinin bıyığı yüze ayrı bir heybet verdiği düşünülen yastık bıyıktır. Sakal traş edilirken bıyık hizasındaki sakalların da bıyık gibi uzatılması ve bıyık uçlarıyla birleştirilmesiyle oluşturulur. Bıyığın uçları sivriltilmiştir. Bu tarz bıyık şekillerinin dışında kalan gür çıkmayan bıyıklar hiç bir şekle girmediği için sahibinin bir kusur ve utanç vesilesi sayılır ve pis bıyık olarak adlandırılır. Clark Gable, baygın bakışları bir tarafa kendine özgü ince bıyığıyla taklit edilmişti. Yüzyıl başlarının şöhretlerinden Mahmut Şevket Paşa palabıyık sakallı, Hüseyin Cahit, uçları hafif yukarı burulmuş karanfil bıyık, Filozof Rıza Tevfik, Dr. Besim Ömer Paşa ve Tanburi Cemil Bey Bektaşi bıyıklılara örnek olarak gösterilir.

Yavuz Sultan Selim'in o hep bildiğimiz resimlerinden hatırlayacağımız, yüzünün tamamını genişlememesine kaplayan bıyıkları ise matruş yastık bıyık olarak nitelendirilmiş. Türk erkeklerinin eski dönemlerden bu yana erkeklik alameti olarak gördükleri ve kesinlikle kesmeye yanaşmadıkları bıyığın ciddi anlamda tek düze bir şekilde tıraş edilmesi 1. Dünya Savaşı yıllarıyla başlar. Bütün doğallığıyla salıverilen ya da çeşitli şekiller verilen bıyıklar artık iyice kırpılarak dudak üstünde çizgi gibi kalmaya başlar. Buna da kırpık bıyık denecektir.

Bundan sonrası için daha farklı bıyık çeşitleri girmeye başlar gündemimize. 1945'lerin gençleri için Amerikan jönlerinden olan Clark Gable, büyük kafası, çıkık elmacık kemikleri, baygın bakışları bir tarafa kendine özgü bıyığıyla çok taklit edildi ve uzun zaman ince bir bıyığın öncüsü oldu. Ayhan Işık ve Sadri Alışık'ın kişilikleriyle bütünleşmiş gibi duran bıyıkları bu akımın etkilerini yansıtır. Halen bu tarz bıyık modelini devam ettiren kişiler vardır ülkemizde.

Modernizm için ciddi bir engel

Yüzyılımızın ikinci yarısının sonlarına doğru bıyığın geldiği noktayı kısaca özetleyen nükteli bir örnek Zaman Gazetesi Yazarı Ali Çolak'ın dikkatinden kaçmaz. Kurtuluş günü anısına Aydın'a ünlü Efe Yörük Ali'nin heykeli dikilmiştir, fakat Yörük Ali'nin bıyıkları yoktur. Efe heykelini yapan profesörün bıyık gibi mühim bir ayrıntıyı göz ardı etmesi mümkün olmadığına göre, yoksa Efeyi de aklınca 'bıyıksız modern erkek' modasına uydurmayı mı düşündü, diye bir çıkarım yapar Ali Çolak muzip bir ifadeyle. Daha sonra konuyla ilgili çıkan haberlerde ise Yörük Ali Efe'nin gerçekten de o dönemde bıyıksız olduğu iddia edilir. Bu kez bu haber garipsenir.

Kadınlar bıyıktan hoşlanır mı?

Geçtiğimiz günlerde bir gazetenin bayan ekindeki yazısıyla bazı erkek gazetecilerin oklarına hedef olduğundan yakınan Seda Kaya Güler aynen şu cümlelerle cevap veriyordu. "...Kısa boylusunuz, bıyıklısınız ve göbeklisiniz diye mi alınıyorsunuz.."

Kendini feminist olarak tanımlayan Güler'in haklı olduğuna inandığı konu bıyık üzerine şekillenmemişti ama erkeklerin bakımsız oluşlarının bir işareti gibi sunuluyordu bıyık. Aynı şekilde bıyığı artık yaşlı işi olarak gören ve de genç erkeklere yakıştıramayanların Kadir İnanır'ın yakışıklı ve kaytan bıyıklı eski filmlerine dalıp gitmediklerine dair şüphelerimiz olsa da zaman zaman kabul gören bir gerçektir şimdiki gençlerde bıyığın çok uzak bir kavram olduğu. Galiba kusur ne onlarda ne de yakışıklılıklarına katkıda bulunduğuna inandıkları bıyıklarda. Bıyığa anlamını vererek yüzünü gere gere haşmetli pozlar veren paşaların, kıvır kıvır yaptıkları bıyıklarıyla kibar pozlar veren katiplerin, yazarların kendileriyle birlikte götürdükleri ve geride çok az kişiye bıraktıkları bir zarafettir belki de bıyıklı dönemler.

Gün geçtikçe bıyığı olanlarda dahi değişim yaşandığına göre bu tespit sakıncalı olmaz herhalde. Üstelik bir de genelgeyle hapsedilmişse...

ÖNERİLEN YAZILAR