|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

MiT, Kızım Uğur'u da kullandı

7 Ağustos 1999 / FARUK MERCAN
"Atilla Aytek, Mehmet Eymür ve benim yanımda katiplik yapan Tarık Ümit diye birisi, Ankara'daki generalleri yalan yanlış belgelerle, bilgilerle (bilgilendirip) o göreve geldiler.
İstedikleri gibi yıllarca insanları, düşmanlarıyla anlaşarak bazı insanlardan menfaat temin ederek, mesela bir çelik döküm fabrikası gasbettiler. Olay şöyle oluyor efendim: 83 senesinin sonlarında Tarık Ümit Kurtuluş'ta (Ankara) benim uhdemde olan beyaz ev aletleri satan bir mağazanın müdürlüğünü yapar. Bu arada iki tane öğretim üyesi(ni), Ankara'da bu adamları benim ismimle tehdit eder. Ve olayın ben farkına varırım. Vardığım zaman sen nasıl böyle birşey yaparsın derim kendisine. O da gider Mehmet Eymür, Atilla Aytek'e olayı anlatır ve (beni) imha etmek senaryosunu hazırlarlar. Senaryonun hazırlanış şekli, İsviçre'den bir mektup atılır, Türkiye'ye gelir. Hiçbir makam yokmuş gibi, bu mektup o kaçakçılık dairesine gelir. Mektubun özeti şöyle: Dündar Kılıç Ermenilerle anlaşmış. Konsey üyelerine suikast yapma hazırlığında. Bu mektup Ankara'ya gelir. Ankara'da üst makamlara, yani Konsey üyelerine giderler. Mektubu gösterirler. Benim gözaltına alınmamı bu şekilde temin ederler. Beş defasında 82 gün gözetim altında, işkence altında, ilk bir ayı karanlıkta ve aklınıza hayalinize gelmedik işkenceler yaptılar bana. O devrimde bile vatan ve halk düşmanları öldürülür. Ama masum insanlara kim elini sürmüşse, bin sene sonra da olsa hesabını verecekler. Ve beni Mamak'a gönderirler. Açık açık onlara, sizler bu konuları yaptınız, ama bunun hesabını vereceksiniz derim. Beni birkaç sefer Mamak'tan alırlar ve bana yine işkence yaparak gözdağı verirler. Neticede beş sene, bir ay, bir gün yatmamı temin ederler bu şerefsizler. Beni affedin, belki ağzımdan ikinci defa böyle kaba birşey oldu: Ne olur Allah aşkına beni affedin."

Dündar Kılıç, 1 Mart 1997 günü Meclis Susurluk Komisyonu üyelerine İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda verdiği ifadede, 1984'te Babalar Operasyonu'nda Behçet Cantürk'le birlikte sorguya alınmasını böyle anlattı. Bu ifadeleri meşhur Susurluk Raporu'nda yer aldı.

Kılıç, Başkan Mehmet Elkatmış'ın, "Türkiye'de mafya diye bir oluşum var mı? Siz de mafya babalarından diye tanınıyorsunuz. Nedir bu mafya?" sorusuna ilginç bir cevap verdi:

"Yıllardır bangır bangır bağırdığımız halde kimse bize inanmıyordu. Kendiliğinden patladı mafya, işte ortada..."

Bu şekilde özenle kendisini "mafya"nın dışına çıkardı. Türkiye'nin yıllardır tanıdığı Dündar Kılıç mafya babası değilse o halde kimdi?

Kılıç, bir kaç saat süren ifadesinde, özellikle iki güvenlik görevlisi, bir MİT ajanı ve bir gazete patronunun ismini vererek, "devleti kandırıp bana komplo kurdular" demeye getirdi.

"Bunlar ciğerlerimi söktü"

"Zaman zaman ülkemizde şaraptan dönme, sirkeye benzeyen insanlar ülkenin kaderinin içinde bulundular ve kişiliklerini, görevlerini kötüye kullandılar. Ülkenin hayatıyla oynadılar bu adamlar. Bir tanesi Mehmet Eymür diye bir MİT görevlisi..."

Şarap—sirke benzetmeleriyle bir MİT görevlisine olan öfkesini dile getirince, "Konuşurken, şerefsiz gibi kelimeler konuşmayın, ifade veriyorsunuz" sözleriyle uyarılan Kılıç, daha da öfkeleniyor:

"Affedersiniz, ciğerlerimizi söktü ve bütün yakınlarımın da ciğerlerini söktü bu adam. Bazı kurumlara kendilerini çok şikayet ettiğimiz halde, kimse bizim ne anlattığımıza, ne sorduğumuza hiç itibar etmediler ve zaman zaman da biz imkan buldukça halkımıza kendilerini teşhir etmek amacıyla zaman zaman anlattık bu adamları. Bu Mehmet Eymür denen adam, bir mektup atıyor. Mektubu atan da kendileri, okuyan da kendileri. Bu Mehmet Eymür, Hürriyet Gazetesi'nin sahibi Erol Simavi, bazı dostlarımızla ilişki kurar. 80 senesinde olağanüstü dönemlerde işte böyle insanların imkan ellerine geçer ve İsviçre'den mektup atarlar. Mektubu yazan da kendileri, okuyan da kendileri..."

Dündar Kılıç'ın sözünü ettiği mektubun hikayesi, bu yazının girişinde yer alan anlatımları...

Kılıç, "Çelik döküm fabrikasını gasbettikleri gün, gündüz saat 1.30— 2.00'de Tarık Ümit'in evinde, 2.00'den sonra da Alaattin'in evinde beni öldürmek için toplantı yaparlar... Neticede bunlar benim evladımı öldürdüler. Ama benim evladım onların aleti oldu. Benim evladım, ailesi onu ikaz ettiği halde, bu evliliğini de zaten biz makul görmedik ve bunu kullandılar. Dışarıya gönderdiler, sağa sola gönderdiler. Ondan sonra da bunlara baş kaldırınca anlaşarak, birleşerek öldürdüler..." sözleriyle, kızı Uğur Kılıç'ın Uludağ'da Alaattin Çakıcı'nın tetikçisi tarafından öldürülmesini anlatıyor.

Uğur Kılıç ajanlık yaptı mı?

Alaattin Çakıcı'nın "sağa, sola" göreve gönderilmesi bilinen bir konuydu da, onunla evlilik yapan Uğur Kılıç'ın, "Çakıcı" soyadını taşıdığı sırada bazı görevler yüklendiği bugüne kadar pek bilinmiyordu. Uğur Çakıcı hayatta olmadığı için yerine getirdiği görevleri ve neden "başkaldırdığı"nı herhalde hiç öğrenme şansımız olmayacak. Ama Dündar Kılıç kesin konuşuyor: "O kızımın ikinci evliliğini yapması senaryoydu. Onu da Mehmet Eymür hazırladı. Ailenin hiçbir ferdi bu evliliği tasvip etmediği halde, bu evlilik oldu."

İfade verdiği gün sağlığı bozuk olan Dündar Kılıç, konuşmalarında bazen boşluklar bırakıyor bazen de o anki çağrışımla yeni bir olayı anlatıyor. İsviçre kaynaklı ihbar mektubundan sonra şu ilginç olaya geçiş yapıyor:

"Ondan(mektuptan) 1,5 yıl evvel bir senaryo hazırlarlar. Derler ki, bir gemi silah ve mühimmat geliyor. Türkiye'de bunun alıcısı da satıcısı da Dündar Kılıç. Ve Apo'ya getirtti bu silahları diyerek vatansever bir polis şefi telefon eder..."

Kılıç, Ankara'dan gelen telefon üzerine avukatı Burhan Apaydın'ın olaya el koyduğunu belirtip şöyle devam ediyor:

"Neticede silahları almışlar. Tarık Ümit, 200 bin dolar vererek silahları hazırlamış, içine 40—50 parça komando elbisesi, 8—10 tane telsiz, yani buna benzeyen malzemeler, sırf bizi imha etmek için..."

Kılıç'a göre bu senaryo, ortakları arasında JİTEM kökenli bir binbaşının da bulunduğu Antalya'daki bir buz fabrikasında hazırlandı. İsmi Susurluk dosyalarına da giren bu ünlü buz fabrikasının ortakları Mehmet Eymür, Nasrullah Ayan ve Korkut Eken... Demek ki Kılıç, JİTEM'ci binbaşıyla, Özel Harekatçı polislerin hocası Korkut Eken'i kastediyor. Nasrullah Ayan çok sonraları Kılıç'a, "Eymür bizi mahvetti. En son fabrikaya karşılık 850 bin dolarımı aldı" demiş.

Senaryo buz fabrikasında hazırlandı

Bu parasal ilişkinin boyutu bilinmiyor ama, Korkut Eken de komisyon ifadesinde bu buz fabrikasından sözederken, "Azıcık da münakaşa ederek ayrıldık" diyor. Kılıç ise bu olayı şöyle anlatıyor: "Korkut Eken'in buzhanede yüzde 7,5 hissesi varmış duyduğum. Eymür'ün onun da hakkını vermediğini duydum. Nasrullah Ayan'a dediler ki, seni yine tevkif ettireceğiz. Önüne de bir iki hayali dosya koydular. O milletin parasıyla 150—200 milyar liralık yalılar aldılar."

Aslında Dündar Kılıç'ın sözlerinde, bir strateji hemen farkediliyor. Bir tarafa kendisini, diğer tarafa ismini verdiği devlet görevlilerini koyuyor. Ciğerlerimi söktüler dediği bu memurları, "devletin içine sızmış devlet düşmanları" olarak nitelendirecek kadar sinirleniyor.

Peki Dündar Kılıç, Aytek—Eymür ikilisi ile ilk ne zaman karşı karşıya geldi?

Kılıç'ın anlatımına göre, 2. Dünya Savaşı sırasında babası subay olarak görevliymiş. Rus uçaklarının Trabzon bölgesinde gezecekleri ihtimali nedeniyle büyükbabası onları Ankara'ya göndermiş. Böylece daha yedi yaşındayken 1942 yılında Ankara'ya gelmiş. 1963 yılına kadar Ankara'da kalıyorlar. "Kan davası sebebiyle İstanbul'a ailece geldik ve o günden bugüne kadar da İstanbul'dayım..." diyor.

"Kan davası" olayını ise şöyle anlatıyor:

"Ankara'da olan olaylarda Cemal (Kürt Cemal) ve yeğeni ölür. Ankara'da 60 yılında olan bazı olaylar. Bu Atilla Aytek bunların akrabasıdır. Atilla Aytek (Emniyet) Kaçakçılık Dairesi'ne bakar. Mehmet Eymür de MİT olarak (bu) göreve bakar. İkisi birbirini tamamlar ve icraatları yaparlar."

İstanbul'a yerleşmesinden sonra kurduğu şirketlerle yeni bir döneme başlıyor. 1970'li yıllardan itibaren kömür, kum, reklam, film şirketleri başta olmak üzere ona yakın firmanın sahibi oluyor. Dündar Kılıç kumar dünyasına da hızlı bir giriş yaptı. Kendi sözleriyle 35 yıl kumarhanecilik yaptı.

İstanbul'daki hayatında ise, Hürriyet Gazetesi'nin patronu Erol Simavi ile çatışmaya başladığını belirtiyor. 1984'teki Babalar Operasyonu sırasında Atilla Aytek ve Mehmet Eymür tarafından sorgulanırken; "Beni MİT'te sorguya aldırtan gücün Erol Simavi ve bir büyük işadamı olduğunu kesinlikle biliyorum. Esas mafya babaları devletin gücünü kullanan resmi kişilerle Erol Simavi'dir" dedi. Erol Simavi'den, "en büyük baba" olarak sözetti. Ona göre gözaltına alınmasının nedenlerinden biri sahibi bulunduğu CEM Reklam Şirketi'nin Hürriyet Gazetesi'ne olan borcu ile ilgili ihtilaftı.

Tarık Ümit, Dündar Kılıç'ın yanında çalışan 'ajan'dı

Tarık Ümit, Dündar Kılıç'ın yanında çalıştığı sırada Emniyet Kaçakçılık Dairesi'nin başındaki Atilla Aytek'in en has ajanlarından biriydi. Doğal olarak Babalar Operasyonu sonrasında patronu Dündar Kılıç aleyhinde ifadeler verdi, onun işlerinin bütün perde arkasını anlattı.

Tarık Ümit, bu itiraflarının cezasını, 1985'te bir gece Bebek Park Gazinosu'ndan çıkarken uğradığı saldırı ile ödedi. Dündar Kılıç'ın kardeşi İbrahim Kılıç'ın adamının kurşunları sonucunda ağır yaralandı. O gece Kılıç'ın yeğeni Zekeriya Ülkücü de hayatını kaybetti. Kılıç, "O gece gazinonun müdüriyetine gelen Eymür, Zekeriya'yı ahlak dışı işkencelerle öldürdü" gibi ağır bir iddiayı da ileri sürüyor.

Dündar Kılıç, her sinirlendiğinde "hesabını verecekler" dese de, Atilla Aytek ve Mehmet Eymür için benzer bir saldırı planı yapmadı. Gerekçesi şöyle: "Aslında hani Kur'an'ın adaletiyle, Allah'ın adaletiyle bunların ölmesi gerekirdi. Devlet görevlileri oldukları için biz bunu yapamadık. Ama devlet ve halk düşmanları(nın) muhakkak öldürülmesi gerekir."

Kılıç, kendisini mafya dünyasının dışında tutmaya ne kadar özen gösterse, ifadeleri onu o kadar bu dünyanın içine çekiyor. Çünkü devletin polisine ve istihbaratçısına silah çekmemek mafya dünyasının altın kurallarından biridir.

Bu sözlerinin yanında Kılıç, Mehmet Eymür'ün 1980'lerin başında yurt dışı görevde bulunduğu Bulgaristan'da ölümden kılpayı kurtuluşunu kendince şöyle anlatıyor:

"Bulgaristan'da görev yapmak amacıyla oraya gider. Orada üst seviyede birinin kızına sarkıntılık yapar. Buradan giden Türkler'e, oranın gizli Bulgar servisi diyelim, bu Mehmet Eymür'ün öldürülmesini söyler. Bu olayın içinde İsmail Hacısüleymanoğlu diye, Oflu İsmail diye birisi var. Bu, benim yakın akrabamdır. Oradaki kaçakçılara der ki, sakın bu Mehmet Eymür burada öldürülmeyecek. Ve İsmail, Mehmet Eymür'ü uyandırır. O gece bu, başka bir yüzbaşının yatağında yatar. Yüzbaşıyı da kendi yatağında yatırır. Bu arada Bulgarlar gelirler, o genç yüzbaşıyı öldürürler, Mehmet Eymür'ün yerine. Ondan sonra da, Mehmet Eymür'ü uyandırdı diye İsmail'i sürgün yaparlar Bulgaristan'dan."

Burada Mehmet Eymür'ün de, Dündar Kılıç'a yönelik bir operasyon hazırlığında olan Tarık Ümit'i son anda durdurmasını hatırlatmakta yarar var. Kılıç'ın, "Beni öldürmek için çok uğraştı, çok kiralık katil aradılar" dediği Tarık Ümit'in başarısız kalmasında Eymür'ün telkinlerinin de büyük payı olabilir.

Dündar Kılıç, "Bu ekip, bu işi çok büyük bir kan davası gibi götürüyor, gözümün tedavisi için Almanya'ya gidecektim, beş yıl pasaport vermediler" dedikten sonra şöyle devam ediyor: "Ben sadece pasaport isteseydim alırdım. Hiç yok kendi şeyim, şey yapmadan, başkasının ismiyle yüz tane pasaport alırdım. Ama o şekilde benim dışarıya gitmem bana yakışır mıydı; hırsız gibi gidecektim, ayıp olurdu."

"Büyükbabam 25 yıl Trabzon müftülüğü yaptı" diyen Kılıç, söz öldürülen kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal'a gelince, "Onun çok parasını aldılar. Yalnız o da düzgün değildi, çok masum adamları öldürdü. En son işte iki tane komiyi öldürüyor bu eliyle. 20 gün sonra baktım Ömer geziyor dışarıda. Bir de post almış arabanın arkasına koymuş. Post koyuyor, namaz kılıyor diye. Böyle de şeyi belli olmayan bir insan... Fahrettin Aslan, Sudi Özkan eroin olaylarına giremez, ama Ömer girerdi" ifadesini kullanıyor.

Kılıç, Nasrullah Ayan'ın ismini çok ilginç bir olayla da anıyor: "Mehmet Eymür bazı solcuları, hatta Nihat Erim'i öldürenleri, Bursa'da bir mahkemede orada anlatarak sekiz on kişiyi beraat ettirdiğini ve onları dışarıda kullanacaklarını; bu şekilde mahkemeleri kandırdı. Veya Nasrullah Ayan'dan bir o kadar para almak için, yani Nasrullah Ayan'ın vasıtasiyle yapıyor bu şeyleri, kurtarma operasyonlarını..."

Dündar Kılıç, 1995'in Mart ayında esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan MİT ajanı Tarık Ümit'in akibeti için de; "Suç ortakları onu öldürdü kanısındayım. Bu icraatları kimlerle yapmışsa, mesela paralar topladıklarını onlara, suç ortaklarına götürmediklerini söylüyorlar" diyor.

35 yıllık kumarhaneci Kılıç, bu dünyanın aktörleri için, "Onlar istedikleri parayı götürüp getirebiliyorlar ülkeye. Suç ve günaha dayalı paralardır bunlar" diyen Kılıç, eski damadı Alaattin Çakıcı'nın hâlâ kendisini tehdit edip etmediğine ise şu cevabı veriyor:

"Vallahi Çin'de olduğunu bilsem de arardım onu, çok büyük günahları var onun. Layık olduğu mertebeye ulaşacaktır inşaallah."

Ama Çakıcı'nın Fransa Cezaevi'ndeki akibeti ne kadar belirsiz ise Amerikan Hastanesi'nde yatan Dündar Kılıç'ın akıbeti de o kadar kritik...