|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

52 yıldır dinmeyen sızı

16 Eylül 2013 / İDRİS GÜRSOY
16 Eylül 1961’de idam edilen Hasan Polatkan’ın eşi Mutahhare Hanım ile küçük kızı Nilgün Hanım’ın gözyaşları yıllardır hiç dinmedi. Büyük kızı Sema ise psikolojik baskılara dayanamayıp hastalandı ve hayatını kaybetti. 27 Mayıs’tan hesap sorulması için suç duyurusunda bulunan aile, hayatta kalan sorumluların yargılanmasını istiyor.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan 25 Mayıs 1960’ta Eskişehir’e giderken Mutahhare Hanım eşini uyardı: “Darbe söylentileri var, Ankara’da kalsanız daha iyi olmaz mı?” Polatkan, “Hanım, bu nasıl söz? Türk askeri böyle bir şey yapar mı?” diye cevap verdi. Mutahhare Hanım’ın eşi ile son konuşması bu oldu. 26 Mayıs’ta Eskişehir Şeker Fabrikası, Başbakan Adnan Menderes tarafından coşkuyla hizmete açıldı. Bir gün sonra (27 Mayıs) Mutahhare Hanım iki çocuğuyla evde yalnızdı. Gece silah sesleriyle uyandı. Pencereden baktığında askerleri gördü. Korktuğu başına gelmişti.

27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti (DP) iktidarını bir gece baskınıyla düşüren ordu içindeki cunta, 16 ay sonra da millete on yıl hizmet etmiş Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu idam etti. 16-17 Eylül 1961, Türk demokrasi tarihine kara harflerle geçti. Türkiye’ye ateş düştü; ancak en büyük yangın, Menderes’le birlikte Polatkan ve Zorlu’nun evlerindeydi. Kabinenin en genç ve başarılı bakanlarından Polatkan’ın eşi Mutahhare Hanım’ın başına dünyalar yıkıldı. Büyük kızları Sema yaşadıklarını kaldıramadı, yakalandığı hastalıktan sonra hayatını yitirdi. 6 yaşındayken babasını kaybeden Nilgün Polatkan, 27 Mayıs 1960 ve 16-17 Eylül 1961 tarihlerini hiç unutamadı. İdamların 52. yıldönümünde Nilgün Polatkan’ın en büyük üzüntüsü, hâlâ 27 Mayıs darbesi ve Yassıada’da işlenen cinayetlerden hesap sorulamamış olması. Nilgün hanım, o günleri sanki dün yaşanmış gibi anlatıyor. “İdama önceden karar verilmişti.” diyor.

12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin yargı karşısına çıkarılmasından sonra Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Serdar Bilir, 27 Mayıs darbesiyle ilgili suç duyurusunda bulundu. Darbenin hayatta kalan sorumlularının yargılanmasını ve hepsinin mal varlıklarının araştırılmasını istedi. Polatkanlar, açık kalan bir hesabın kapatılması ümidiyle yaşıyor. Peki, kimdi Hasan Polatkan? Nasıl idam edilmişti? 27 Mayıs ve idam günü Polatkan’ın evinde neler olmuştu?

Kabinenin en genç bakanı

Hasan Polatkan, 1915’te Eskişehir’de doğdu. Dedeleri Kırım’dan gelmişti. Babası, küçük bir bakkal dükkânını çalıştıran Abdulbahri Bey, annesi yine Kırım Türklerinden, Eskişehir’in tanınmış ailelerinden Seyyid Gazi’nin kızı Gülsüm Hanım’dı. Beş çocuklarından Hasan, ilk, orta ve liseyi pekiyi ile bitirdi. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü’nü kazandı (1933). Ziraat Bankası’nda müfettişken 1946 seçimlerinde DP’den Eskişehir milletvekili seçildi. Menderes hükümetinde Çalışma Bakanlığı yaptı. Daha sonra Maliye Bakanlığı’na getirildi.

Hasan Polatkan’la Mutahhare Hanım 1949’da evlendi. Sema ve Nilgün adlı iki kız çocukları oldu. Polatkan, kabinenin en genç ve en zeki bakanlarından biriydi. Gece geç saatlere kadar çalışıyordu. Muhalifleri bile onu takdir ediyordu. İsmet İnönü, Polatkan’ı görünce, “Bu genci neden CHP’ye getirmediniz?” diye çevresine sitem etmişti. 10 yıllık DP iktidarında ülke baştan başa bir şantiyeye dönmüştü. Özel sektör güçlenmiş, devlet yatırımları hızlanmıştı. Ekonominin başındaki Polatkan’ın bunda katkısı büyüktü. 9 buçuk yıl bakanlık yapan Polatkan, önce çalışma hayatını, sonra da maliyeyi düzene sokmuş, 93 milyarlık yatırıma imza atmıştı. Askerle sivil arasındaki maaş farkını korumak için gösterdiği çaba cuntacıları rahatsız etmişti. Ezanın Arapça aslına döndürülmesi için Menderes’e telkinlerde bulunan da Polatkan’dı.

1957’deki seçimlerden sonra darbenin ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Kadın hassasiyetiyle Mutahhare Hanım bazı şeyleri hissetmiş ve eşini uyarmıştı. Ancak Menderes gibi Polatkan da orduya güveniyordu. Nitekim Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun demokrat biriydi ve ordunun siyasete müdahalesine karşıydı; ancak 1950’den itibaren cuntalar faaliyetteydi ve epeyce mesafe almışlardı.

27 Mayıs sabahı Polatkan’ın evi askerlerce sarıldığında artık yapacak bir şey kalmamıştı. Ev didik didik aranırken Mutahhare Hanım, gözyaşları içinde, eşini ve hiçbir şeyden habersiz Nilgün (5) ve Sema’yı (10) düşünüyordu. Eskişehir’de Menderes’le birlikte tutuklanan Polatkan, bir gün sonra Ankara Harbiye’ye getirilmişti. 11 gün sonra da İmralı’ya nakledildi.  Mutahhare hanım tüm çabalarına rağmen eşine ulaşamadı.

Kızı Nilgün Polatkan, “Darbe gibi idamlara da önceden karar verildi.” diyor. İşte 20 Haziran 1960 tarihli Demokrat İzmir gazetesinin manşeti: “Sabıkların cezası ölüm olacaktır”... Nitekim 16-17 Eylül’de Menderes, Polatkan ve Zorlu idam edildi.

Yassıada Mahkemesi, tam bir çadır tiyatrosuydu. Polatkan, gidişatı görmüştü, ilk günden ‘Bizi asacaklar’ diyordu. Türk adalet tarihinde unutulmaz yaralar bırakan yargılamada, bütün evrensel hukuk kuralları çiğnendi. Polatkan’ın savunma yapmasına izin verilmedi. Susturuldu. “Neden bu kadar fazla şeker fabrikası yaptınız?” diye sorular soruldu. 175 sayfalık savunma metinleri elinde kaldı. Yassıada belgeleri arasında, Polatkan’ın iddianameden aldığı notlar da bulunuyordu:  “Ben bir gün evinde ziyafet vermiş, davet yapmış, çay tertiplemiş insan değilim. Tek eğlencem sinema ve tiyatro. Türk milletinin büyük kısmı okuma yazma bilmiyordu amma ilme karşı büyük arzusu vardı. Türk köylüsü gerici de değildi.” diyordu.

Polatkanlar yaklaşık 15 ay boyunca sadece iki defa çok kısa ve askerlerin gözetimi altında görüşebildi. İlk buluşma darbeden 11 ay sonra gerçekleşti. Kocasını bitkin hâlde gören Mutahhare Hanım oldukça üzüldü. 83 kiloluk eşi 38 kiloya düşmüştü. Görüşme sırasında öğrendiği bir gerçek ise onda derin izler bıraktı. Polatkan’a işkence ediliyordu.

Yassıada’dan 15 idam kararı çıktı. İmralı’ya elleri arkadan kelepçeli, yüksek güvenlik tedbirleri altında botlarla sevk edildiler.

Millî Birlik Komitesi idamlardan üçünü onayladı. Bayar’la birlikte 12’sinin cezası müebbete çevrildi. İlk idam edilen, 16 Eylül’de Hasan Polatkan oldu. Onu Fatin Rüştü Zorlu izledi. Bir gün sonra da Menderes’in boynuna ip geçirildi. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre; infazlar sırasında Polatkan çok üzgündü. İnfaz heyeti saat 04.30’a doğru Polatkan’ı bulunduğu odadan idam hazırlığı için alt kata indirdi. Başsavcı Altay Ömer Egesel, “Söylemek istediğiniz bir husus veya yazmak istediğiniz bir şey var mı?” diye sordu. “Karıma ve çocuklarıma söyleyin, suçsuzum. Allah’a ve vicdanıma güveniyorum. Aynı sözleri anneme ve kardeşlerime de söyleyin.” son sözleri oldu. Gardiyanlar kravatını söküp aldı, üzerine beyaz gömlek giydirdi, ellerini arkadan kelepçeledi ve cellatlara teslim etti. Sehpaya çıkarıldı. Direnemedi. İşkence görmüş vücudu bir sağa bir sola sallandı. Ruhu Rahmet-i Rahman’a uçup gitti.

Savunma yapsa da idam değişmezdi

16 Eylül 1961’de Türkiye, Yassıada’dan gelen idam haberleriyle sarsılmıştı. Polatkan’ın İstanbul’daki evindeki akrabaları, eşine nasıl söyleyeceklerini bilemiyordu. Nihayet acı haber, Mutahhare Polatkan’a verildi. Teskin iğneleri bile onu sakinleştirememişti. O gün sadece 6 yaşında olan Nilgün Polatkan, annesinin eşinin öldüğüne inanmadığını söylüyor.

-Anneniz darbe olacağını nereden biliyordu?

Evimiz, İsmet İnönü’nün evinin hemen yanındaydı. Son zamanlarda İnönü’nün evine girip çıkanların sayısı artmıştı. Ev dolup dolup boşalıyordu. Sabahlara kadar lambalar yanıyordu. Annemin kulağına darbe yapılacağı söylentileri de gelmişti.

-Babanıza savunma yaptırılmıyor. Neden?

Babam, duruşmalarda savunmalarını hazırlamış ancak konuşturulmuyor. Nazik bir insandı. Konuşmak istediğinde hâkim, ‘Kes, kısa kes, kısa kes!’ diyor. Babam kibar bir insandı. ‘Hayatımı ilgilendiren bir konuda savunma yapmayayım mı?’ diyor, o kadar. Darbe gibi idamlara da önceden karar verilmiş. Savunma yaptırsalar bile kerhen dinleyeceklerdi. Sonuç değişmezdi.

-Polatkan için devlet radyosunda, bazı gazetecilerin katkısı ve sunumuyla karalayıcı yayınlar yapılıyor?

Devletin üç önemli kişisi; Başbakan, Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanı. ‘Bu üç kişiyi bitirmeye muvaffak olursak, DP’yi bitirmiş oluruz’ diye düşündüler. Karalayıcı yayınlar yaptılar.  O gün bunları araştıracak ne bir merci ne de sizin gibi gazeteciler vardı.

-Babanız, “Allah şahit olsun ki benim evime yemek masası muşambasından başka bir şey girmemiştir.” diyor. Nasıl bir yaşamınız vardı?

Gayet mütevazı, gece geç saatlere kadar çalışan bir insandı babam, arada bir sinemaya ve tiyatroya giderlermiş. Annem anlatıyor, babamla yolda yürürken ‘Sağa sola bakma, sen devletin bakanının eşisin’ diye uyarırmış. Böylesine değerlerine, ailesine bağlı birisiydi.

-Dönemin DP vekili ve bakanlarından Samet Ağaoğlu, babanız için “Yassıada’nın en hazin yüzü.” diyor. Kısa sürede zayıflamış, ama mahkemede boyun eğmiyor.

Tabii de eğdirtiyorlar… Bakar mısınız, savunması bile yaptırılmıyor. Çok işkence ediyorlar.

-İdam haberini nasıl aldınız?

Çocuktum, beni uzak tuttular evden. Anneme iğneler, sakinleştirici haplar veriyorlar. Hatta biraz fazla vermişler ancak yine de teskin edemiyorlar. Yavaşça söylüyorlar ama inanmıyor, inanmak istemiyor. Kabullenemiyor. Yaşadığımız bir travmaydı. Annem uzun süre etkisinden kurtulamadı. Kabul edemedi. Gazetede yayımlanan idam fotoğraflarına rağmen bir gün çıkıp gelecek diye bekledi (ağlıyor). Ablam sınavları kazandığı hâlde soy isminden dolayı okullara kabul edilmedi. Ben okula geç başladım, içime kapanık bir öğrenciydim. Teyzem okula götürdü. Sınıf öğretmenim yardımcı oldu. Kim olduğumu biliyordu, beni korudu. Yardımcı bir öğretmen vardı, bir gün sınıfa girdi ve bana sorular sordu. Rencide etti, hiç unutamam o anları.

-Son mektubunda size de selamı var. ‘Hasretle kucaklarım’ diyor.

Yıllardır dokunmadım. Ben de ona mektuplar yazdım çocuk kalbimle. Unutmak istediğim şeyleri şimdi bana hatırlattınız (sesi titriyor).

-Acınızı hissediyoruz. Ama gerçekleri, sizlerin neler yaşadığını bu millet sizden öğrenmeli.

Doğru diyorsunuz. Darbe 1960’ta yapılmış bir şey değil, daha önce planlanmış ve 27 Mayıs’ta gerçekleştirmişler. Menderes’e duyumlar geliyor. Ancak gaflet, inanmıyor. Etrafındaki insanlar mı yanlış yönlendiriyorlar, bilgi mi tam gelmiyor? Gerçekleri az kişi biliyor.


DARBEYE KARIŞAN HERKESTEN HESAP SORULSUN

Hasan Serdar Bilir (55), dayısı Hasan Polatkan idam sehpasına yürürken 3 yaşındaydı. Babası DP Bolu Milletvekili Prof. Servet Bilir de idamla yargılanmıştı ve hapisteydi. Bilir, geçen mayısta, darbeye karışanlarla ilgili suç duyurusunda bulundu. Ankara Savcılığı başvuruyu kabul etti ve soruşturma başlattı. Ankara’da mimar olan Bilir, bu işe her kim bulaştıysa hesap sorulması için sonuna kadar mücadele edeceklerini söylüyor.

-27 Mayıs sizi nasıl etkiledi?

Biz bir şehit verdik, babam hapishanelerde yattı. Benden iki yaş küçük kardeşim var, şubatta doğmuş. Babam, kardeşim ve benim fotoğrafımız var. Mayısta darbe olmuş. Babamı içeri almışlar. Kardeşim iki buçuk yıl bana ‘baba’ dedi. 2 yıl hapis cezasından sonra babam eve geldiğinde babamı tanımıyordu, ‘Benim babam Hasan’ diyordu. Babamla annemin aynı odada kalmalarını yadırgıyordu. Şimdi kardeşim Amerika’da ve yüz önemli tıp profesörü arasında gösteriliyor. DP’lilere bunları yaşatanlardan hiç hesap sorulmadı.

-Bazı 27 Mayısçılar özür diledi.

İnsanla dalga geçer gibi. Türlü türlü işkenceler yapmışsınız, dayım Hasan Polatkan’ı çıplak, yarı beline kadar havuza sokmuşlar, üzerinde sigara söndürmüşler. Bunların hepsi insanlık suçu. Babam anlattı, tuvalet yaparken kapı açık, başında asker bekliyor. İnsanlık dışı şeyler bunlar. Yargı önüne çıkarılmalı.

-Türkiye’deki hukuki süreç beklediğiniz gibi sonuçlanmazsa…

O zaman konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götüreceğiz. 27 Mayısçılar darbe yapıyorlar, kendilerini anayasayla koruma zırhı içine alıyorlar, yüksek maaşlı görevlere atıyorlar, bazıları ömür boyu senatör oluyor. Yaptıkları yanlarına kâr kalmamalı. 12 Eylül referandumuyla darbelere yargı yolu açıldı, bu zırhlar kalktı. Demokrasi ve hukukun gerekleri neyse 27 Mayısçılara da uygulansın.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın yeğeni Hasan Serdar Bilir ve kız kardeşinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda 27 Mayıs darbesinin hayatta kalan sorumlularının yargılanması talep ediliyor. 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada’da yapılan yargılamalarda, bütün Demokrat Partililerin ağır işkence ve haksızlığa maruz kaldığı anlatılıyor. Polatkan’ın hâlâ hayatta olan eşi Mutahhare Polatkan ve kızı Nilgün Polatkan da mağdur olarak yer alıyor. Dilekçede, Mutahhare Polatkan’ın 27 Mayıs’ta yaşadıkları sebebiyle kronik bir rahatsızlık geçirdiğinin altı çiziliyor. Hayatta olan ve hayatını kaybeden 27 Mayıs darbecilerinin mal varlıklarının araştırılması için Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) rapor hazırlaması talep ediliyor. Başsavcılık, söz konusu suç duyurusu dilekçesini işleme koyarak inceleme başlattı. 12 Eylül ve 28 Şubat darbesini soruşturan Kemal Çetin görevlendirildi. Savcılık, darbeleri gerçekleştirenlerin yargılanmasını engelleyen geçici 15. maddenin 12 Eylül referandumunda kaldırılması üzerine, darbeleri “insanlık suçu” kapsamında değerlendirdi. 27 Mayıs darbesiyle ilgili zaman aşımının uygulanmayacağı görüşünde birleşen savcılık şu an delilleri topluyor.


EŞİNE MEKTUBU

Çok sevgili karıcığım, bugün karar günü. Allah nasıl takdir etmişse öyle olacak. Allah’a ve vicdanıma karşı fevkalade müsterihim. Sakin ve mütevekkilim. Biz buradan nakil edileceğiz. Gittiğimiz yerden yazarım. Yanımıza yolda ağır olmaması için ancak yedek bir gömlek, çamaşır alıyoruz. Diğer eşyalarımızı gönderdik. Ben hangi eşyaları bana göndereceğinizi yazarım. Annemin ellerinden öperim. Seni, Sema’yı, Nilgün’ü hasretle kucaklar, pek çok öperim. Ablalarımıza, kardeşlerimize çok selamlar. Nebiha ve Ayşe’ye selamlar. Kardeşine de söyle bir mektup yollamıştı.

H. Polatkan (15.09.1961)


POLATKAN’DAN KIZLARINA MEKTUP

Sevgili çocuklarım Sema ve Nilgün…

Semacığım, imtihanların yaklaşıyor. Allah kolaylık versin. Fakat sen merak etme.

Allah’ın yardımı ile muvaffak olursun.

İmtihanlarınız sözlü olduğuna göre,

çekingen olma. Cıvıl cıvıl konuş.

Nilgüncüğüm, ben burada her gün ‘Fatoş ile Güngörmüş’ü okuyor, hem gülüyor hem de seni hatırlıyorum. İnşaallah, seni bir gün dizlerime oturtarak o hikâyeleri sana ben okurum.

İkinizi de hasretle kucaklar, gözlerinizden, yanaklarınızdan öperim sevgili çocuklarım.

H. Polatkan (15.09.1961)