SÖYLEŞİ

"Bilim adamı gönül terbiyesi almalı"

"Böyle giderse bir kaç nesil içinde Kazakistan'daki gibi Türkçe ortadan kalkar. Tarihten silinip gideriz. Ekonomik durum, iç—dış siyasetmiş hepsi masal, sonuçta herşey düzelir. Ama bu lisan işi bitince herşey biter. Onun için hepimizin, insanlık haysiyeti olan herkesin, sağcısı, solcusu, dindarı, laiki herkesin birinci meselesi bu olmalıdır."

Bu içten sesleniş, bu samimi çağrı ömrünü bilime adamış Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'na ait. Türkiye'de anaokulundan itibaren Türkçe eğitim yapan hiçbir okul bırakılmamaya çalışıldığını ifade eden Sinanoğlu, fizik ve kimya alanında Türkiye'nin yüzakı olan isimlerin başında geliyor. 26 yaşında profesör olarak Amerika'nın bu konudaki 300 yıllık rekorunu hâlâ elinde bulunduran Prof. Dr. Sinanoğlu, kültürel buhran konusunda herkesi göreve çağırıyor.

Prof. Dr. Sinanoğlu, kuramsal kimya, kuantum kimyası ve moleküler biyoloji alanlarında dünyanın önde gelen bilim adamları arasında yer alıyor. Hoca Ahmet Yesevi Kazak—Türk Üniversitesi mütevelli heyetinde de bulunan Prof. Sinanoğlu, "Kazakistan'daki liseleri gezdim. Çok güzel. Pırıl pırıl öğrenciler. Orada çok büyük bir hizmet görüyorlar. Önayak olanların hepsini tebrik ediyorum" diyor.

Çelebi Sultan Mehmed'in damadı, 2. Murad'ın eniştesi, Anadolu Beylerbeyi ve Varna muharebesinde Bulgaristan'ın fethi hengâmında şehid olan Karacabey'in soyundan gelen Sinanoğlu, bir aile geleneği olarak Türkçe'yi hayatının en önemli meselelerinden biri haline getirmiş durumda. Bu konuda gazete ve dergilerde makaleler yazıyor, televizyon programlarına katılıyor, ya da bizzat Anadolu'yu dolaşarak yaptığı konuşmalarla lisan konusuna dikkat çekmeye çalışıyor. Biyokimya ve kuantum fiziği konusunda yaptığı çalışmalar dünya çapında yankı uyandıran ve bugüne kadar uluslararası bir çok ödüle layık görülerek dünya basınında iki kez Nobel'e aday gösterildiği yazılan Sinanoğlu ile Türkiye'nin bilim politikaları ve lisan konusu üzerinde konuştuk. O herşeyin başında matematiğin geldiğine inanıyor ve bu görüşünü her platformda dile getiriyor.

Yaşanan kültürel değişimlerin sancılarına dikkat çeken Sinanoğlu, "Eski yazı ve Osmanlıca bir nesilde kayboldu. Benim annem biliyor ama ben bilmiyorum. Mesela doktora öğrencilerine müstemleke falan diyorum hiç duymamışlar. Ancak sömürge deyince anlayabiliyorlar" diyor.

Oktay Sinanoğlu, Amerika'dan profesör olup döndüğünde Ankara Kalesi'nin altındaki büyük dedesi Karacabey'in türbesini ziyaret eder. Bu ziyaret onun duygu dünyasında dalgalanmalara yol açar: "Büyük dedemin türbesinde yazan yazıyı okuyamadım. Bu bana çok dokundu. O zamana kadar bu işin çok farkında değildim. Bu yazıyı bırakıp gene eskiye dönelim demiyorum. Şimdiki yazımız da Türkçe'ye çok uygun bir yazı. Ama öbür taraftan da en az bin senelik bir yazımız var. Tarihimiz var, edebiyatımız var. Bu yazımız çok iyi ama eski yazımızın da öğretilmesi lazım. Ta ortaokuldan itibaren."

Sinanoğlu, Osmanlıca arşivdeki eserleri okumak için Amerika'dan Ermeni asıllı uzmanların gelip kendi işlerine yarayan şeyler çıkarmaya çalıştıklarını belirtiyor: "Böyle rezillik olmaz. Osmanlı lisanının bitmesi de yetmiyor bazıları için. Çünkü İngilizler bu planı 250 sene önce yapmış. Açıkça diyorlar ki, Endülüsü Müslümanlardan kurtardık, buraları da kurtaracağız, Müslüman—Türk bırakmayacağız!"

Dünyada okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan, matematiksel yapısı terim türetmeye Türkçe kadar müsait başka bir lisan yok. Bilim dili olacak bir lisanın bu gibi özellikleri olması gerekiyor. Prof. Sinanoğlu'na Nicholas Negroponte'nin "Being Digital" kitabında Türkçe'nin bilgisayar dili olmasına yönelik değerlendirmelerini hatırlatıyoruz. "Bunu uzun yıllardır ben söylüyordum, şimdilerde Amerikalı bilim adamları söylüyor. Geçen asır bir Alman dilbilimcisi şöyle diyor; 'Türkçe öyle bir dil ki, sanki oturmuşlar bir dili matematik kurallarına göre planlamışlar." Türkçe'nin dünyanın en eski, en büyük ve en çok kullanılan bir kaç dilinden biri olduğunu belirten Oktay Sinanoğlu, Yahudilerin kendi ölü dillerini dirilttiklerine dikkat çekerek, Türkiye'de yapılanları eleştiriyor.

Oktay Sinanoğlu, sömürgeci devletler tarafından ortadan kaldırılmak yada tesiri kırılmak istenen milletlere tarihte uygulanan asimilasyon örneklerine dikkat çekerken Romalıların Keltlere, Rusların Kazaklara, İngilizlerin de İrlanda, Hindistan, Pakistan ve dünyanın bir çok bölgesinde yaptıklarını hatırlatıyor.

Tarihten silineceğiz!

Türkiye resmen işgal altında olmadığı için aynı şeyin burada "özendirerek" yapıldığını belirten Sinanoğlu, İngilizlerin tarihi planlarının bunu gerektirdiğini ifade ediyor; "Biz diyorlar Ermeni, Rum ve diğer gayrimüslim asıllıları eğitiriz, Müslüman adı takarız, sonra kendi desteğimizdeki basın yayın organlarıyla meşhur ederiz, onlar da ne istersek yaparlar. Bu planın sonucu olarak şimdi öyle bir hava veriliyor ki, İngilizce bilmeyen adam değildir."

Sinanoğlu, kendi öğrencilik döneminde Türkiye'de misyoner okullarının dışında yabancı dille eğitim yapan bir tane bile okul olmadığına dikkat çekiyor. TED Ankara Yenişehir Lisesi'nde parlak bir öğrencilik yaşayan Sinanoğlu, 1953'te mezun olacakları yıl okulun parası olmadığından kapanma durumuna geldiğini anlatıyor. Ama yaz tatili bitip de çekine çekine okula gittiklerinde bir de bakarlar ki her taraf pırıl pırıl boyanmış, 15 kadar da İngiliz ve Amerikan hoca gelmiştir. Başlarında da Oxford Üniversitesinde görevli Mr Browning adlı bir kişi bulunmaktadır. Sinanoğlu, "Sonra duyduk ki, bunların asıl görevi biz mezun olduktan sonra okulu koleje dönüştürmekmiş" diyor. Kolej olarak bir tek Robert Kolej bulunduğunu ve kolejin de "İngiliz tipi misyoner okulu" olduğunu ifade eden Sinanoğlu için Mr. Browning'in yaptıkları Lawrence of Arabia ya da Mr. Hempher'in hikayesi niteliğinde. Oktay Sinanoğlu mezun olduktan seneler sonra okuluna dünyaca tanınan genç bir profesör olarak döndüğünde adına merasim düzenlenir. Okulunu çok sevdiği için tarihçesini yazmak istediğini söyleyen Sinanoğlu, 1953'ten itibaren belgeler üzerinde çalışmak istediğini söyler. Kendisine "Aa, o bölümü sel bastı" denir!

Mr. Browning'in Türkiye'de 20 sene kaldığına ve görevi sonunda İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in onu madalyayla ödüllendirdiğine dikkat çeken Oktay Sinanoğlu soruyor; "Ankara'da bir okulda İngilizce öğretmenliği yapan bir adama İngiltere kraliçesi niye madalya verir ki?" Sinanoğlu, lise son sınıfta sonradan Ermeni olduğu ortaya çıkan ve Hıristiyanlık propagandası yapan Amerikalı bir hocaya karşı protesto eylemi başlatır. Hoca gitmek mecburiyetinde kalır. Okulun son günlerinde okul derneğinin başkanı Mümtaz Tarhan kendisini çağırır ve "Biz seni Amerika'ya göndermeyi düşünüyoruz, sen isyan çıkarıyorsun. Böyle şey olur mu?" diye hesaba çeker. Cevap nettir, "Ben Amerika'ya gitmek istemiyorum". Sonra bir büyüğü ikna eder ve gitmeye karar verir.

Bayrak ve yemin!

Amerika'ya gidecektir ancak kararlıdır. Geleceğin harika profesörü genç Sinanoğlu, okulun içinde asılı bulunan Türk bayrağının önüne gider ve içinden bir yemin eder: "Gideceğim ve onları içinden tanıyacağım. Kısmet olursa orada söz sahibi olacağım. Ondan sonra gelip burada bunlarla mücadele edeceğim" Yenişehir Lisesi'nin parlak öğrencisi Oktay, Amerika'ya gidişinin onuncu yılında müthiş bir rekora imza atarak genç yaşta profesör olur ve bütün dünya basını ondan sitayişle söz etmektedir. Türkiye'ye döndüğünde kendisine bütün kapılar açılır: "Amerika'dan geliyoruz ya, oo cumhurbaşkanı, bakanlar bizi görmek istiyor, herkes konuşmak istiyor. Biz de herşeyi bir tarafa bırakıp ilk söz olarak 'ne oluyor bu liselere?' diyoruz herkes şaşırıyor. Öyle ya bu ne biçim laf!"

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Amerika'dan gelirken telaşlıdır. Giderken bir tane okul koleje dönüşmüştür, acaba o Amerika'da iken sayıları beş—altı tane olmuş mudur? Türkiye'deki yetkililerden yüzlerce Anadolu lisesinin kurulduğunu öğrendiğinde başından adeta kaynar sular dökülür. Daha sonra kendisinin de bir müddet görev yapacağı ODTÜ kurulur. Okulun İngilizce eğitim vermesine kesinlikle karşıdır. Eğitim dilinin İngilizce olmasına gerekçe gösterilen Ortadoğu ülkelerinden öğrenci geleceği iddiasını Prof. Sinanoğlu gayrı ciddi buluyor. Çünkü çok az sayıda öğrenci gelmiştir. Sinanoğlu, "O zamanlar böyle bir kılıf uydurmak icab ediyordu. Çünkü halka tersti bu. Bak bugün nasıl değişti. Şimdi kılıfa falan hacet yok. Neredeyse anaokuluna kadar İngilizce eğitim veriliyor" değerlendirmesinde bulunuyor.

Türkiye'de "İngiliz'e ilelebet bağımlı, adı sanı, dili—dini belli olmayan 65 milyon hammal isteniyor" diyen Sinanoğlu, bu yönde bir çok naylon operasyonların yaşandığını ifade ederek, "Bir sahte sol, bir de sahte sağ icad et, ortalığı karıştırmak için birbirine vuruştur. Gençlik, kendi inançlarından, töresinden, dilinden, dininden koparılınca istenen ortam da hazırlanmış oluyor zaten" diyor.

"Vicdanın ziyası ulum—u diniyedir"

Prof. Dr. Sinanoğlu'na göre "bir bilim adamının ciddi bir gönül terbiyesinden geçmesi gerekiyor". TUBİTAK'ı bu noktada eleştiren Sinanoğlu, bilim adamının gönlünde Allah, millet ve bilim aşkı olması gerektiğini belirtiyor. Son iki yüzyıldır pozitivizmin kıskacında bunalan Türkiyeli aydınlar için bu sözler çok önemli. Sadece akılla elde edilen birtakım bilgilerin eğer insanın gönlünde bir şey yoksa hiçbir işe yaramayacağını belirten Oktay Sinanoğlu, "Onun için Türkiye'de dosdoğru bir bilim gelişemiyor. Avrupa'da böyle konuşunca ilgi oluyor. Ama Türkiye'de kim dinler sizi! Bu sözü de biz icad etmedik, bin sene önce Müslüman Türk bilim adamlarının yazılarında var. Onlar derler ki, bir kişinin alim olabilmesi için hem fen bilimlerinde, hem de manevi ilimlerde eşit düzeyde alim olması lazım. Bu anlayış var ve bunun için de başarılı olmuşlar. Batıda kaç tane bilim adamı tanıyoruz ve kaç tanesini biz yetiştirdik! Maddi olarak herşeyim var, bilimde de şöhretim var ama bir türlü mesud olamıyorum diyen nursuz adamcağızlara bunları söyleyince seviniyorlar, yüzlerine nur geliyor" diyor.

Bir kez Allah demeye gör!

Prof. Dr. Sinanoğlu, Batı'da çoğu bilim adamının neyi niçin yaptığının farkında olmadığını söylüyor. "Neyi niçin yaptığını bilen" bilim adamları arasında Einstein örneğine dikkat çekiyor: "Einstein'ın iki tane çok meşhur kitabı vardır. Bir tanesi meşhur izafiyet teorisi üzerinedir. Bir tane de Yahudi tasavvufu üzerine kitabı vardır. Manevi tarafı çok kuvvetli bir insan. Ama onların maneviyatı sadece kendi kavmi içindir. Yine İngiltere'de meşhur Charles Coulson vardı. Kuantum kimyasının babalarından. Ama bilinmez ki bu adam İngiltere Methodist Kilisesinin 12 yöneticisinden biridir. Ve Afrika'daki İngiliz misyoner faaliyetlerini idare eder!"

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Türkiye'de bilim çevrelerinde hakim olan anlayışın yanlışlığını eleştirirken, dine bakış açısının çarpıklığını nazara veriyor: "Bizde bir bilim adamının ağzından kazara Allah lafı çıksa, "vay yobaz oldu" diye hemen çullanırlar. Türkiye gibi acayip bir memleket daha yok. Amerika'ya gittiğimde iki şeye çok şaşırmıştım. Biri benzin istasyonlarının çokluğu diğeri de her tarafın kilise ile dolu olması. Herkes giyinip kuşanıp kiliseye gidiyor. Bizde kazara bir namaz kıldığını falan görmesin bizim eski aydın takımı.

Misyoner eğitimine son!

Oktay Sinanoğlu, ölümden başka herşeyin çaresinin olduğunu söyleyerek, Türk adı, Müslüman adı dünyada kalacaksa bunu sağlamak için Anayasaya da aykırı olan "ihanet" olarak tanımladığı yabancı dille eğitime son verilmesi gerektiğini belirtiyor: "Eğer gerçekten milli bir eğitim bakanlığı varsa derhal, Robert Kolej dahil hepsinin dili Türkçe olmalıdır. Ama yabancı lisan öğretilmelidir. Yabancı dilleri öğretmenin yolu yabancı dil dersi vermektir. Bütün eğitimi yabancı dilde yapıp Türk okullarını İngiliz Hıristiyan misyoner okullarına benzetmek değildir. Herkesi sokakta tarzanca konuşturmanın alemi yok. 1953'ten beri Türkiye'de milli eğitim olmamıştır. Sömürgeler hariç, dosdoğru ülkelerin hiçbirinde bu tarz bir yabancı dille eğitim yok. Veyahut sömürgelik zihniyetinden bir türlü kurtulamamış ülkeler hariç. Çünkü bu şekilde ne bilim öğrenilir, ne de dil. Ne oluyor, kafalar gayri dini, gayri milli. Birinci davamız bu olmalıdır". Prof. Sinanoğlu böyle konuşuyor ama son bir yıldır Türkiye'de yabancı dille eğitim ilkokulların dördüncü sınıfına kadar indirilmiş durumda. Çoğu kolejin de anasınıflarına kadar...

ÖNERİLEN YAZILAR