|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

4+4+4 yetmez dört dörtlük olmalı

2 Nisan 2012 / SEDAT GÜLMEZ
Artı dörtler, eksi üçler, kademeli geçişler, kesintisiz engeller… Kamuoyunda 4+4+4 diye bilinen, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun teklifi TBMM’de kabul edildi. Ancak tartışma sona ermişe benzemiyor...

Siyaset eliyle ama dozajı artarak ama azalarak 2 aydır Türkiye gündeminde, eğitim meselesi. Ana tartışma kamuoyunun 4+4+4 diye tanımladığı, zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkarıp kesintili hâle getiren yasa teklifiydi. Önce Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Millî Eğitim, Kültür ve Spor Komisyonu’nda başladı kavga gürültü. Sonra genel kurulda devam etti. Nihayet geçen hafta 91 red, 1 çekimser oya karşın, 295 oyla kabul edildi, kanun teklifi. Böylece zorunlu ilköğretim çağı, 6-14 yaş yerine 6-13 şeklinde düzenlendi. Yani çocuk 5 yaşını bitirdiği yılın eylül ayı ila, 13’ünü doldurup  14’üne girdiği  senenin öğretim yılı arasında mutlaka okulda olacak. Ancak yine de kimileri ideal eğitim sisteminin bulunabildiği kanaatinde değil. Kimileriyse değişimin işleyip işlemeyeceğini uygulamanın göstereceğini söylüyor. Bu aşamada da “Nasıl bir eğitim?” sorusu hâlâ nihaî cevabını bekliyor.

Kaldı ki şu gerçeği de göz ardı etmemek lazım; eğitim sisteminin sıkıntıları kesintili-kesintisiz ayrımı, giriş sınavları ve dershanelerin varlığından ibaret değil! Vaktiyle alınan lokal tedbirlerin kısa vadede problemleri halledip sonrasında başka aksaklıklara yol açması da bunun göstergesi. Tıpkı, ortaöğretime geçiş imtihanı uygulamalarındaki gibi. Çare? En başta eğitime kafa yoranlara kulak vermekten geçiyor… Biz de bunu yaptık ve 4+4+4 tartışmalarına takılmadan sendikalara, derneklere, uzmanlara “Nasıl bir okul öncesi? Nasıl bir ilk kademe? Nasıl bir ortaokul? Nasıl bir lise? Nasıl bir meslekî eğitim? Nasıl bir ana ve yabancı dil öğretimi? Nihayet nasıl bir din eğitimi?” suallerini yönelttik. “İdeal teklifler” birbirinden farklı. Peki, bunların ‘ideoloji’ ve ‘pedagoji’ oranı ne?

 Aslında mevzunun özü eğitime bakışta yatıyor. Bu minvaldeki tartışmalar Cumhuriyet devrine değil, Osmanlı’ya uzanıyor. Askerî teşkilattaki ‘Batı tarzı’ ve ‘geleneksel’ talim çekişmesi, sonrasında toplumun sivil kanadına aksedip ‘medrese’- ‘okul’ ihtilafını doğurdu. Münakaşa, II. Meşrutiyet’le daha da alevlendi. Emrullah Efendi, Sâtı Bey, Ziya Gökalp ve M. Sabahattin Bey (Prens Sabahattin) ‘eğitimin amacı’na yönelik devrin öne çıkan mütefekkirleriydi. Maarifin ıslahına ilişkin Emrullah Efendi yukarıdan aşağıya bir uygulamayı esas alıyordu. Gelişme öğretmenden öğrenciye, üniversiteden liseye seyretmeliydi. Sâtı Bey ise, “Çürük bir tahsil-i ibtidaiye istinad edecek bir tahsil hiçbir zaman âlileşemez.” diyor ve ıslahatların ilköğretimden başlaması lüzumuna değiniyordu. Ziya Gökalp’ın bakışı biraz daha farklıydı; eğitimde kültürümüzü modernleştirmek ve kültürel Türkçülük olarak bütün halka yaymak; öğretim kısmında Avrupa’daki fen ve teknolojiyi aynen almak. Prens Sabahattin’in çıkış noktası liberal düşüncelerdi. Anglosakson model örnek alınmalıydı. Çünkü hiç kimsenin yardımı olmadan hayatlarını kazanabilecek girişken gençler yetiştiriyordu. Türkiye’deyse, eskiden beri herkes sırtını devlete dayama eğilimindeydi. Oysa tarım, ticaret ve sanayide başarılı olabilecek bireyler yetiştirilmeliydi. Görüldüğü üzere yıllar geçse de temelde bir değişiklik yok.

Eğitime yüklenen ‘toplumu değiştirme, belli bir standarda getirme’ misyonu Cumhuriyet devrinde daha da belirginleşti. Yeni devlet, yeni sistem aynı zamanda yeni fertler demekti. Bu kapsamda atılan en önemli adım Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ydu. Böylelikle bütün eğitim kurumları tek çatı altında toplandı. Tek parti ‘çağdaş yurttaş’ istiyordu. Ama öncelik rejime sadakatti. Referans Batı’ydı. Öyle ki, bilimsellik adına cemiyetin yaşayan, kendine ait ruh yapısı dikkate alınmadı. ‘Üretilen çözümler ne oranda bize uygundur?’ sorusu tartışılmadan ‘Onlara başarı getirmiş bize de getirir’ sığlığında yürürlüğe konuldu. Millî Eğitim’in yasama organı sayılabilecek Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na (TTKB) biçilen bu misyon az çok değişse bile aslî argümanlarını günümüze kadar korudu. Nihayet, tarihî arka planı geçip bugünkü anlaşmazlığa gelirsek…

Türkiye’de problem tespitinde çoğu zaman sıkıntı yaşanmaz. Ama onu doğuran ve besleyen evreler farklı yorumlanır, tabiatıyla çözümler başkalaşır. Söz konusu durum eğitim için de geçerli. Mesela sistem aksaklığında herkes hemfikir. Lakin iş ‘önce nereye el atmalı?’ konusuna gelince her kafadan bir ses çıkıyor. Kimi ‘öğretmen yetiştirme’ diyor, kimi ‘kesintili- kesintisiz ayrımı’. Kimi ‘imam hatip’ kimi de ‘meslekî eğitim’. Son 4+4+4 adımında çok gürültü kopmasının sebebi bu; az zamanda çok ve büyük işler yapma isteği.  Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemil Öztürk, “Yasa çalışması ani gündeme geldi. Hazırlık sürecinin yeterince uzun olduğunu zannetmiyorum. Gündemde öğretmen yetiştirme vardı. Kesintisiz eğitime geçildiği zamanki gibi ani bir refleks yaşanıyor.” derken aynı hususa işaret ediyor. Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’i göreve geldiği Temmuz 2011’den itibaren izleyen Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Koordinatörü Batuhan Aydagül de Öztürk’e yakın düşünüyor. “Ömer Bey  gelince önce öğretmen problemine el attı ki çok doğruydu. Bayağı da mesafe alındı. Ama sonra yeni projeler çıktı. Artık öğretmen, FATİH projesi, bakanlıkta yapılandırma, meslek eğitimi ve 4+4+4 var. Hepsi niye kısa süreye sıkışıyor anlamıyorum.”

Aydagül’ün sözleri, “Bakan gelişmelerden haberizdi.” iddialarını akla getiriyor. Sadece bu mu? Kimilerine göre amaç imam hatip orta kısmını açmaktan ibaretti ve bu gerçekleşti. Buna da İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) temsilcilerinin Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ziyaretinde karar verildi. Önder Genel Başkanı Dr. Hüseyin Korkut ise “Evet, gittik ve sıkıntılarımızı anlattık. Ancak teklif sunmadık.” diyor. Kaldı ki 4+4+4’ün de eleştirdiği noktaları var, “Kılık kıyafetle ilgili bir şey yok. Hâlâ birçok insan inancı gereği kız çocuğunun mükellefiyet sonrası karma ortamda okumasını istemiyor. Yine tek tip eğitim dayatılmasına da, zorunlu  eğitime de şerh düşüyoruz. Sertifika zorunlu tutabilir.” Kesintisiz uygulamasına ise 15 yıldır tepkili. Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim Sen, Özgür Eğitim Sen, Marmara Eğitimciler Derneği temsilcileri ve Prof. Dr. Öztürk, kesintisiz meselesinde Hüseyin Korkut’la hemfikir. Eğitim Sen ise kesintili karşıtı. ERG Koordinatörü Aydagül’ün odaklandığı yer de 15 sene ama farklı bir açıdan, “Deneyim söz konusu öyle veya böyle. Mevcut sistemde çözüm bulunabilir.” Burada bir parantez açıp değişimin kaidesini oluşturacak unsurlara bakalım.

Öğretmen, müfredat ve okul

Peki, nedir bunlar? Batuhan Aydagül, ‘öğretmen, müfredat ve eğitim ortamı’ şeklinde sıralıyor: “Bir sistemin işlemesi için bunların tamamı önemli ama öğretmen birinci sırada yer alıyor. Yani öğretmeni çözebildiğin zaman tamamdır.” Aydagül’ün öğretmen vurgusu önemli. Çünkü Hüseyin Çelik bakanlık koltuğundayken ilköğretim müfredatı değiştirilmiş; ancak arzu edilen düzeyde başarı sağlanamamıştı. Birçok öğretmen buna hem zihniyet itibarıyla hem de fiziken hazır değildi. Kısacası MEB’in özenle üzerinde durması gereken bir husus öğretmenler. “Önce onların inanması ve motive olması lazım.” tespitini yapıyor Cemil Öztürk, “Yaklaşık 700 bin insan. Motiveleri, eğitilmeleri çok zor ama imkânsız değil.” Salt eğitmek de yetmiyor. Hazırlanan reform paketi neleri içerirse içersin öğretmen konusunda ‘denetim’in bir an önce işlerlik kazanması gerekiyor.

4+4+4 mevzuundaki muğlâklıklar öğretmenle sınırlı değil. Okula başlama yaşı, her ne kadar bakan ‘alt sınır 60 ay, üst sınır 72’ diye ilan etse de hâlâ tatmin edici neticeye ulaşamadı. Bakan Dinçer anne babaya 60 ila 72 arasında seçenek bırakıp ikisine de farklı müfredat tatbik edileceğini söylüyor. Bu durumda akla, çocuklar aynı sınıfta farklı müfredat mı alacak yoksa sınıflar da ayrılacak mı? Ayrılmayacaksa öğretmen gruplarla eşit oranda nasıl ilgilenecek? Ayrılacaksa birinden birine talebin fazla olduğu yerlerde nasıl bir çözüm bulunacak, soruları geliyor.

Günah keçisi dershane

Tabii bir de dershaneler var… MEB’in 2010/ 2011 eğitim öğretim istatistiklerine göre Türkiye genelindeki dershane sayısı 4099. Öğrenci sayısı 1 milyon 234 bin 738, öğretmen 50 bin 209. Tablo böyleyken yıllardır dönem dönem toplum önüne taşınan, “Sınavlar kalkacak, dershaneler kapanacak.” söylemi tekrar dillendiriliyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla güç kazanan iddialı çıkış yine de ülke gerçekleri dikkate alındığında “planlı hareketi” zorunlu kılıyor. Güven Dershane Sahipleri Derneği (Güven- Der) Başkan Yardımcısı Eyüp Kılcı’nın, “Dershanenin fakir aileler aleyhine yük getirdiği söyleniyor. Hâlbuki buralar daha çok orta ve alt gelir düzey aile çocuklarının alternatifi. Fırsat eşitliğini daha geniş tabana yayıyor. Birçok ülkede destek eğitim sistemi olarak varlar. Sistem oluşturulurken bunlar gözden kaçmamalı.” beyanı da aynı noktaya vurgu yapıyor.  Yine ‘özel okula dönsünler’ teklifi de Türkiye realitesiyle örtüşmüyor. Özel Dershaneler Birliği Derneği (ÖZ- DE- BİR) Başkanı Faruk Köprülü, daha önce benzer bir girişimde bulunulduğunu hatırlatarak, “Yaklaşık bir yıl hangi dershanelerin özel okula dönüşebileceğiyle ilgili çalışma yaptık. 4 bin 100 dershaneden yalnız 20- 30’u özel okul binası standartlarına uygun.” diyor. Ayrıntıları da ihmal etmiyor Köprülü,  “‘Dershanelerin büyük bölümü mevcut hâlleriyle özel okulluğa müsait değil. Zaten dershaneler ile okulun işlevi farklı. YGS kaldırılabilir, ancak öğrenciler üniversiteye nasıl seçilecek? Ülkede arz ve talep arasında hayli fark var. Mutlaka seçim yapılacaktır. Bunun yöntemi ne olacak? Bunların açıklığa kavuşması lazım. Sonuçta adı ne olursa olsun, bir sınav yapacaklar. Dershaneler de zaten bu noktada görev yapıyor.”

Ve nihayet din eğitimi... Kanuna göre Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in hayatı ortaokul ve liselerde isteğe bağlı seçmeli ders statüsünde. Ya hafızlık meselesi? 1997 öncesi 5 yıllık ilkokul akabinde başlıyordu. Kesintisizle akamete uğradı. Ergenlik evresi o yıllarda çoğu çocuk ya kendi isteğiyle veya ailenin, ‘ilerde önü kesilmesin’ “tedbiriyle” hafızlıktan uzak kaldı. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 2000’de 2734’ü erkek 4292 kişi hafızlık belgesi aldı. Bir yıl sonra 2920’ye düştü. 2003’teyse 1417’ye. 2009 itibarıyla ulaşabildiği sayı 2985. DİB, MEB’den çözüm bekliyor. MEB ise DİB’den, “Lise çağında okula dışarıdan kaydolma şartıyla bu imkâna kavuşabilecek.  Burada esas Diyanet’in hafızlık eğitimi metodolojisini değiştirmesi, yaş ve pedagojiye uygun yapılacağını duyurmasıydı.” diyor, Bakan Dinçer. Birilerinin erken yaşta hafızlığı ‘sakıncalı’ gördüğü ortamda bu yaklaşım çözüme ne kadar kapı aralar zaman gösterecek!


Marmara Eğitimciler Derneği: önce anayasa olsaydı…

“Yeni anayasa yapılmadan eğitimle ilgili çalışma makul değil.” diye başlıyor sözlerine Marmara Eğitimciler Derneği (MED) Başkanı Malik Türedi. Sonra da şunları vurguluyor: “Fatih Projesi kapsamındaki ihaleler Kamu İhale Kanunu dışına çıkarılmamalı. Değerler eğitimi her kademe için ders olarak verilmeli. Yeni eğitim sisteminin hazırlanma ve uygulanma süreçlerinde öğretmenlerin fikri alınmalı, aktif rolleri sağlanmalı. Kesintili seçeneği 1 + 4 + 4 + 3.” Ve MED’in diğer önerileri...

Anasınıfı: 60 ila 72 ay arası olmalı. Devlet isteyen her vatandaşa bu imkânı sağlamalı ama zorunlu olmamalı. Eğitim müstakil binalarda verilmeli. İlkokula zorunlu hâlde katılabilir.

İlk 4 (İlkokul): Bilgiden çok okuma-yazma, kavrama ve oyuna dayanmalı. Sosyalleşme artırılarak yetenekler öne çıkarılmalı. Müfredat değişmeli ve her kademeden görüş alınmalı, özellikle sınıf öğretmenlerinden. Öğretmenler buna göre hizmet içi eğitime alınmalı. Muhtemel sınıf öğretmeni fazlalığını için; branş dışı sınıf öğretmenlerine isteğe bağlı alan değişikliği fırsatı verilmeli, derslik sayısı artırılmalı, sınıf mevcudu düşürülmeli, yan branş sahibi sınıf öğretmenine geçiş izni verilmeli. Fizikî ve sosyal alanlar yaş grubuna göre düzenlenmeli, mümkünse müstakil olmalı. Başlangıç seviyesinde dil eğitimi verilmeli.

İkinci 4 (Ortaokul): Eğitim- öğretim müstakil binalar esas. Ama geçiş evresinde ilk 4’le olabilir. Fakat kesinlikle liseyle olmaz. Seçmeli dersler imkâna değil ilgi ve isteğe göre sunulmalı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi zorunluluğu sürmeli ama muhteva herkesi ilgilendiren biçimde düzenlenebilir. Seçmeli dersler öğrencinin tercih edeceği lise eğitimine uygun verilmeli. (İmam hatibe gitmek isteyen Kur’an-ı Kerim ve temel dinî bilgiler öğrenebilmeli.) Öğrenci ortaokulda seçtiği dersler sebebiyle lise tercihinde zorunlu yönlendirmeye tabi tutulmamalı. Devlet şartlar oluştuğunda isteyene (yeterli sayıda öğrenci, öğretmen) yerel dillerden birini seçmeli okuma fırsatı sunmalı. Türkiye’de ortaokullar arası kalite farkı yüzünden mutlaka ortaöğretime yerleştirme sınavı yapılmalı. Bu da şöyle yürütülebilir, sekizinci sınıfta tüm öğrencilerle OKS yapılır. Yerleştirmeye etkisi de yüzde 60 olur. Öğrencinin okul başarısı beş, altı, yedi ve sekizinci sınıfının her biri için yüzde 5, toplamda 20 olur. Genel okul başarısı da yüzde 20 etkilemeli. Bunun da yüzde 10’u öğrencinin okul geneli OKS puan ortalamasına göre başarısı, diğeri de okul geneli mezuniyet notu ortalamasına göre not ortalaması.

Son 3 (Lise): Öğrenim süresi 3 yıl olmalı hatta daha erken mezuniyete imkân sağlanmalı. Müstakil binalar yine tercih sebebi. Pedagojik ve bölgesel tercihlerden karma eğitim yerine kız ve erkek liseleri açılmalı, devlet isteyen herkese bu imkânı sağlamalı ötesinde aynı durum ortaokul için de düşünülebilir.

Eğitim Bir Sen: Din ve dil eğitimi her kademede

Genel Sekreter Ahmet Özer formüllerini 1+4+4+4 ve anaokulu ile son 4’ün isteğe bağlı kalması şeklinde açıklıyor. Ona göre ilk ve ikinci dört de kesintili ve zorunlu olmalı. Birinci 4’te, eğitim hafif ve yetenek keşfine dönük olmalı. İkinci 4’ün ilk sınıfı ortak olmalı, sonrasında yeteneğe göre yönlendirme yapılmalı. Üçüncü 4’te ise eğitim zorunlu değil isteğe bağlı olmalı ama eğitimin sürmesi teşvik edilmeli. İhtisaslaşmaya ağırlık verilmeli. Uzaktan eğitim teknolojilerinin alt yapısı güçlendirilerek açık lise yaygınlaştırılmalı. Lisede yatay ve dikey geçişler kolaylaştırılmalı. İsteyen öğrencilere ekstra akademik ders imkânı sunulmalı. Başarılı öğrenciye erken mezuniyet fırsatı tanınmalı.

Karma eğitime alternatif okullar açılmasının önündeki yasal engeller kaldırılmalı. Karma eğitimden vazgeçilmesi Doğu ve Güneydoğu’da kız lisesi oranlarını artıracaktır.

Din eğitimi her kademede verilmeli. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi müfredatı oldukça yetersiz. Vatandaşa ya alternatif sunulmalı yahut devlet bu eğitimi vermeli. Mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi yanında ilkokul birinci sınıftan itibaren seçmeli ‘din eğitimi’ dersleri verilmeli. Daha akademik din eğitimi isteyenler içinse imam hatip liselerinin orta kısmı açılmalı. Seçmeli din eğitimi dersi, sadece İslam’ı değil, bütün dinleri kapsamalı, herkes istediğini seçebilmeli.

Anadili eğitimi seçmeli dersler kapsamında ele alınabilir. İkinci kademe veya lise buna uygun olabilir. Din gibi yabancı dil eğitimi de her kademede yer almalı. Öğretimde görsel ve işitsel araçlara yer verilmeli.

Eğitim Sen: Bütünlüklü 9 yıl ilköğretim

‘Okul öncesi zorunlu olmalı’ fikrindeki Sendika Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik’e göre ilköğretim de bütünlüklü 9 yıl sürmeli. Ortaöğretim ise 4 yıl olarak çok programlı liseler hâlinde yürütülmeli. Özellikle 9 ve 10’uncu sınıflarda mesleğe yönlendirme programları uygulanmalı ve sınavsız yükseköğretime geçiş sağlanmalı.

Eğitim içeriği, müfredat ve eğitim materyalleri hazırlığı noktasında bilimsel çalışmalar yürütülmeli. Müdahil tüm kesimler tartışma süreçlerine dâhil edilmeli. Ayrıca öğretmen yetiştirme politikalarında da gözden geçirme yapılmalı.

Din eğitimi tartışmasına Türkiye’deki bütün inanç gruplarının temsilcileri dâhil edilmiyor. Münakaşa üstten yürütülüyor. Din eğitimi zorunlu olmamalı. Devlet bu noktada nötr olmalı. Bütçeden kaynak ayırmamalı.

Seçmeli dersler öğrencinin isteği doğrultusunda düzenlenmeli. Okul yönetimi seçimde baskı ve inisiyatif kullanmamalı. Psikolojik danışmanların görüş ve düşünceleri önemsenmeli. Çocuğun kendi anadili dışındaki yabancı dil eğitimi de seçmeli geliştirilmeli.

Özgür Eğitim Sen: İdeolojik kuşatma kalkmalı

İlk kademenin ideolojik kuşatma altında bulunduğunu söylüyor, Genel Başkan Yusuf Tanrıverdi. Ona göre, bu kısım ideolojik kuşatmadan çıkarılmalı. Müfredat olabildiğince azaltılmalı. Öğrencinin aktif katılımı esaslı cezaevi görünümünden sıyrılmış mekân düzenlemesi eşliğinde okuma, yazma, temel matematik becerisi, sosyal etkinlik oluşturulmalı. İkinci kademe programı hafifletilmeli. Zorunlu ders sayısı azaltılmalı. Gerçek anlamda seçmeli dersler konulmalı. Lise eğitimi ise çok daha esnek olmalı. Toplumdaki  tüm kesimlerin özel okul açmasına imkân sağlanmalı. Devlet sadece iş hayatı ve yükseköğretime ilişkin bir takım yeterlilikleri tespit etmeli.

Meslek liseleri sadece meslekî değil akademik bilginin de verildiği okullar olmalı. Alanlarıyla ilgili iyi düzeyde yabancı dil öğretilmeli. Sanayi kuruluşları ve ticarî kuruluşlarla işbirliği içinde yeniden inşa edilmeli. Düz lise mantığı yerine çeşitli alanlarda yoğunlaştırılmış okullar olmalı. Hatta bunların orta kısmı da olmalı. Öğrencilere sınıflar arası geçiş hakkı tanınmalı.

Devlet artık dini kontrolden vazgeçmeli. Talep doğrultusunda kamu okullarında din dersi verilmeli. Kuran, tefsir gibi dersler seçmeli tüm ortaokul ve liselerde yer almalı. Cemaatler, müfredatı kendileri belirleyerek dinî eğitim veren okullar açabilmeli.

Öğretmen yetiştiren okul ve bunların müfredatları yenilenmeli. Demokrasi, özgürlük ve insan hakları konusunda etkin programa tabi tutulmalı.

Anadilinde eğitim hakkı tüm yurttaşlara tanınmalı. Yine yabancı dilde öncelikle pratik konuşma becerisine yoğunlaşılmalı.

Türk Eğitim Sen: Formül, 1+5+3+4

Kesintiliye ‘evet’, ‘4+4+4’e hayır’ diyen Genel Başkan İsmail Koncuk zorunlu süresinin uzatılmasından yana. Alternatif sistem de 1+5+3+4 şeklinde kademeli, kesintili ve zorunlu.

Devlet din eğitimi için gerekli altyapıyı hazırlamalı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders içeriği toplumun gerçekleri dikkate alınarak zenginleştirilmeli ve devam etmeli. Ayrıca her kademede seçmeli din eğitim dersi okutulmalı. Vatandaş çocuğunun devlet gözetiminde dinini ve Kur’an-ı Kerim’i öğrenmesini isterse okullar bu ihtiyaca cevap vermeli.

Meslekî eğitim kurumları, bir sonraki öğrenim düzeyine öğrenci hazırlamanın yanı sıra, iş hayatına kalifiye ara eleman yetiştiren bir müessese hâline getirilmeli, bununla ilgili altyapı oluşturulmalı. Çıraklık örgün eğitim içinde değerlendirilmeli. Zorunlu eğitim bir ve ikinci kademeden sonra çıraklığa girenlerin ders programları, üç gün işyeri, iki gün okul şeklinde oluşturulmalı.

Okulların tip projeleri; çağın gerektirdiği donanımlarla hazırlanan bilim laboratuarlarını, sosyal etkinlik alanlarını, spor salonlarını, sanat ve müzik becerilerinin geliştirileceği mekânları kapsayacak şekilde hazırlanmalı.

Sağlıklı yabancı dil öğretimi için ders saatleri artırılmalı. Ayrıca bunlar seçmeli yabancı dille takviye edilmeli. Materyaller, çağdaş yabancı dil öğretimi metod ve tekniklerine uygun düzenlenmeli. Öğretmenler de bu noktada hizmet içi eğitime tabi tutulmalı.

Özel okullar ne yapacak?

Her ne kadar sistem içindeki yerleri dünya ölçeğinde değilse de özel okulların da “Nasıl bir eğitim?” sorusuna verecek cevapları var. Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Cem Gülan bunları şöyle ifade ediyor: “4+4+4 veya başka sistemlerin özel okullar açısından çok farkı yok. Önemli olan birinci sınıftan on ikiye kadar planlı ve bütünlük içeren bir program hazırlanması.” Gülan’a göre en büyük artı zorunlu eğitim 12 yıla çıkarsa elde edilir. Yine bire 72 ayı dolduran çocuklar alınır ve okul öncesi hazırlık zorunlu hâle gelirse sistem daha da güçlenir. 7 ve 8’inci sınıfların 1, 2 ve 3 ile bir arada olmaması da pedagojik açıdan yararlı. Ortaokul ile lise ise daha uygun. Ancak ilk 4 yıl ile ikinci 4 arasında program bütünlüğü olmaz ve meslekî yöneltmeye ağırlık verilirse temel eğitim kalitesi düşer. Eğer ilk 4 yılın ardından eskisi gibi hazırlık sınıfı açılmasına izin verilirse son derece etkili İngilizce yabancı dil eğitimi verilir.

Meslekî eğitime lise 10 veya 11’inci sınıfta başlanması, ortaokulda meslek tanıtılması ve yetenek tespiti doğru olur. Yükseköğrenime geçişte kolaylık sağlanmalı. Meslek yüksek okullarına imkân ve teşvik verilmeli.

Her çocuğun ana dilini öğrenme hakkı var. Resmî dilde eğitim esas olmalı, anadilinde  seçmeli ders imkânı ile dil gelişimi fırsatı verilmeli.