|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

Akaryakıt sadece bizde mi pahalı?

20 Şubat 2012 / ALPAY SEVİM
Petrol fiyatlarına yapılan her zam sonrası dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandığımıza dair haber ve yorumlar yapılır ve sonra unutulur. Gerçekten en pahalı akaryakıtı biz mi kullanıyoruz?

Medyada sıkça, dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandığımıza dair yayınlar yapılır. Çeşitli internet sitelerinde ve radyo programlarında sürekli olarak insanlara protesto etmeleri yönünde telkinlerde bulunulur. İnternette, akaryakıt firmalarını protesto etmek ve dize getirmek adına bir sürü asılsız mail dolaşır. Peki, aslında akaryakıt fiyatlarında gerçek durum nedir? Avrupa Birliği’nin resmî istatistiklerini kullanarak bu konuda küçük bir çalışma yaptık.

Yazımızın temelini oluşturan ve tümü Türk Lirası değerleri üzerinden hazırlanan tabloda, ülkemizdeki akaryakıt fiyatları, her ne kadar AB ülkeleri arasında Danimarka, İtalya, İsveç ve Birleşik Krallık ile birlikte en yüksek düzeyde olsa da diğer AB ülkelerinin büyük bir çoğunluğu ile de hemen hemen aynı.  

Sadece akaryakıt fiyatlarına bakarak sağlıklı bir karşılaştırma yapmak mümkün değil. Karşılaştırmanın daha mantıklı olması için, bu ülkelerdeki kişi başına düşen millî geliri ve satın alma gücünü hesaba katmak gerekiyor. Kişi başına düşen millî gelir hesaplamalarında IMF, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler ve OECD verileri daha uygun düşecekken; karşılaştırma yapılan ülkeler Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğu için AB verilerini tercih ettik. AB üyesi ülkelerin ve Türkiye’nin kişi başına düşen millî gelirleri, ham ve satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış hâlleriyle tabloda görülebilir.   

Kişi başına 12.920 TL millî gelire sahip Türkiye, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte en altta yer alıyor. Aynı sıralama satın alma gücüne göre bakıldığında da değişmiyor. Yılda bin litre akaryakıt tüketimi olan benzinli bir araçla 12 bin, dizel bir araçla 17 bin km yol kateden bir kişinin her ülkedeki harcama tutarını ve bu tutarın kişi başı millî gelire oranını hesapladık. Bu hesabı, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan millî gelir verilerine göre yaptık. Çünkü bu rakam, gerçek refah durumunu göstermesi açısından daha mantıklı. Hesaplarımıza göre, aynı yakıt miktarını tüketen bir kişi, Avustralya, Hollanda, İrlanda, Almanya gibi ülkelerde gelirinin sadece yüzde 7’sini akaryakıta harcarken Türkiye’de bu oran yaklaşık yüzde 20. Türkiye’ye en yakın ülkeler ise 16-17 bandında bulunan Bulgaristan, Romanya ve Letonya.   

Zamlar mecburi mi?  

Peki, bu durum ülkemiz açısından bir mecburiyet midir? Cevap, iki taraflı: Hem evet hem de hayır... Evet; çünkü ülkemiz son 9 yıldaki ekonomik başarısını hep sıkı bütçe politikası sayesinde elde etti. Bu politikanın en önemli gelir kalemleri ise akaryakıt, iletişim, otomotiv ve benzeri alanlardan alınan yüksek vergiler. Bu vergilerin en önemli özelliği, mal satıldıkça tahsil edilebilmesi ve beyan gerektirmemeleri. Bu kadar kolay ve hızlı tahsil edilebilmeleri, sıkı bütçe politikaları açısından bu vergileri alternatifsiz kılıyor.

‘Hayır’ cevabı ise aslında olması gereken durumu gösteriyor. Gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi beyana dayanan vergiler daha fazla tahsil edilebilse; faiz ödemeleri, sosyal güvenlik açıkları azaltılsa bu kadar yüksek akaryakıt vergisi ödemek durumunda kalmayacağız. Ancak bunların yapılabilmesi için popülist olmayan çok ciddi bir siyasi irade, iyi bir planlama ve uzun zaman gerekiyor.

Fiyat nasıl hesaplanıyor?

Son olarak, aldığınız her litre akaryakıtın fiyatının dağılımını biliyor musunuz? Gelin ufak bir misalle durumu açıklayalım. Rafineriden benzin 1,55 liradan çıkıyor. Bu fiyata, rafineriden çıkar çıkmaz, 1,805 lira ÖTV rakamı ekleniyor. Böylece bayiye benzinin litresi 3,355 liradan geliyor. Bayi bunun üzerine 0,335 (yüzde 10) kâr koyuyor. Ulaşılan rakam ise akaryakıtın KDV’siz tutarı olan 3,69 lira oluyor. Bu tutar üzerinden 0,655 (yüzde 18) lira da KDV alınınca, 4,36 liralık benzin fiyatına ulaşıyoruz. Buradaki ÖTV tutarı Bakanlar Kurulu kararınca belirleniyor. Bazı yıllar hiç değişmeden sabit kalmış, bazı yıllarda ise üç-dört defa değişikliğe uğramış. Bu tutar, benzinin rafineri çıkış fiyatı ne olursa olsun değişmiyor.

Zamların sorumlusu kim?

Şimdi gelelim zamların sorumlusuna. Kamuoyu fark etmese de aslında iki türlü zam var. Birincisi, hemen her gün gördüğümüz zamlar. Bu zamlar rafineri çıkış fiyatları ya da bayi kârlarının artırılması sonucunda yapılıyor. Diğer zam türü ise ancak Bakanlar Kurulu kararınca ÖTV tutarının artırılmasına karar verildiğinde ortaya çıkıyor. Mesela, 2011’de 20 civarındaki zammın iki tanesi Bakanlar Kurulu kararı ile devlet tarafından, diğerleri ise Tüpraş ve akaryakıt şirketleri tarafından yapıldı.

Akaryakıt fiyatları her sektörü doğrudan etkiliyor. Bizi en çok etkileyen ve önüne geçebileceğimiz ise araçlarımızın akaryakıtı. Bu vergileri ödemek istemeyen bir kişi olabildiğince vergiden kaçınmaya çalışacak. Bu kaçış otomobil kullanmayıp toplu taşımayı tercih etmek olabileceği gibi, otomobili ve dolayısıyla akaryakıtı daha az ve daha bilinçli kullanmak şeklinde de olabilir. LPG’li veya dizel araç kullanmak bu yüksek vergilerden birazda olsa kurtarabilir. Ülke olarak ne kadar fakir olduğumuz ve akaryakıta gelirimizin ne kadar büyük bir kısmını harcadığımız göz önüne alındığında tasarruf etmek hem bütçemiz hem ülkemiz hem de gelecekte sağlıklı bir ekonomik yapıya kavuşup dolaylı vergilerin azaltılması adına mantıklı adımlar olacaktır.