|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
DOSYALAR

Arap Baharı El Fetih ve Hamas’ı da dönüştürdü

6 Şubat 2012 / MESUT ÇEVİKALP
‘Kanlı bıçaklı’ Filistinli kardeşler El Fetih ile Hamas aniden barıştı. Hamas, düşman bellediği FKÖ çatısı altına girdi, müttefiki Esad’a yüz çevirdi. Filistin’deki dönüşümü ve Türkiye’nin rolünü Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Ma’ruf’tan dinledik.

‘Arap Baharı’, ‘Arap İsyanı’ veya  ‘Arap Hazanı’… Adını ne koyarsak koyalım, yaşanmakta olan süreç Ortadoğu’daki tüm ülkeleri yerinden oynattı, oynatmaya da devam ediyor. Tunus, Mısır ve Libya’nın ardından Suriye’yi etkisi altına alan ‘isyan ateşi’, sıçradığı ülkelerde rejim dönüşümlerine kapı aralıyor. Bunun yanında isyan dalgasının henüz sınırlarına ulaşmadığı bazı bölge ülkelerinde de kısmi değişimler yaşanıyor. Arap Baharı’na karşı ön alıp kısmi tavizlerle iktidarı korumak isteyen ülkelerin başında Suudi Arabistan, Ürdün ve Bahreyn geliyor. Son günlerdeki gelişmelerin ardından Filistin de bu listeye eklenebilir. Zira Batı Şeria’daki El Fetih hükümeti ile Gazze’deki Hamas yönetiminde hayati dönüşümler yaşanıyor. Hamas, mayısta Kahire’de imzaladığı anlaşmayla El Fetih ile barışmakla kalmayıp aralıkta da ‘Filistin’de birlik sağlanması adına Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) şemsiyesi altına girmeyi’ kabul etti. Hamas, son olarak da halkına kurşun sıkan sıkı dostu Suriye lideri Beşar Esad’a tavır alarak Şam’daki ofisini yeni bir ülkeye taşıma kararı aldı. ‘Kanlı-bıçaklı’ Filistinli kardeşlerin barışıp tek çatı altında siyaset yapma arzusunda Arap Baharı ile bölgede değişen dengelerin önemli bir rol oynadığı görülüyor. Arap Baharı’nın Filistin cephesine yansımasını, Filistin ve İsrail’e dönük muhtemel sonuçlarını Filistin’in Ankara Büyükelçisi Nebil Ma’ruf ile konuştuk.

-El Fetih ile Hamas’ın birleşmesinin anlamı ne?

Filistin’in geleceği için çok önemli. Filistin tek bir devlet olmalı. Birleşmiş Milletler’e (BM) yaptığımız devlet olarak tanınma başvurusunda başarısız oluşumuzun ana sebeplerinden biri Filistin’deki iki başlı görünümdü. BM bize ‘Tamam, sizi tanıdık diyelim; ama Gazze ne olacak? Devletin bir parçası olacak mı, olmayacak mı?’ diye sordu. Bu yüzden birleşme çok önemli. Ayrıca bir halkız, bir ülkemiz var, işgalden kurtulmak gibi ortak bir amacımız var. Birleşme gerekliydi zaten. İkincisi, İsrail ayrılıktan faydalanıyor. Görüşme çağrısı yaptığımızda İsrail tıpkı BM gibi ‘Abbas anlaşma imzalarsa Gazze’ye ne olacak? Siz böyle ayrıyken sizinle anlaşma imzalayamayız.’ bahanesini öne sürüyor. İsrail, birleşmenin ardından da ‘Hamas ile barış arasında seçim yapmalısınız’ demeye başladı. Aslında ayrılığı İsrail çıkarmıştı, şimdi de ayrılmamızı istiyor. BM’ye başvurduğumuzda da Abbas’ı tehdit ettiler. Hatta Amerikalılar da para yardımını keseceklerini söylediler. Birleşmemizi istemiyorlardı.

-İsrail’in çekincesi neden?

Düşmanınızı yenmek için onun cephelerini ve gücünü bölmek zorundasınız. Ayrıca düşmanla sadece silahlarla savaşılmaz; fikir, kültür, din üzerinden de savaşılır. Mahatma Gandhi ve Nelson Mandela’ya bakın. Mandela askerî açıdan kazanamayacağını anladı, barışçıl bir çözüme gitti. Sonunda düşmanları onu Güney Afrika’nın başkanlığına taşıdı. Bütün bu yaşananlar bize fikir veriyor.

-Taraflar hangi değerler üzerinde anlaştı?

El Fetih silahlı direnişe 1965’te başladı. 40 yıl boyunca askerî olarak başarısız olduk. Çünkü uluslararası toplum İsrail’e destek verdi. Sonunda silahlı mücadelenin bizi hiçbir sonuca götürmeyeceğini anladık; özellikle de dünya bize ‘terörist’ derken. Bu yüzden diğer yolu, halk ve gösteriler üzerinden barışçıl direnişi tercih ettik. Hamas ile El Fetih arasındaki en önemli fark buydu. Gelinen noktada El Fetih lideri Mahmud Abbas ile Hamas lideri Halid Meşal’in İsrail işgaline karşı barışçıl direniş konusunda anlaştığı noktaya vardık. Arap Baharı hem Fetih’i hem de Hamas’ı etkiledi.

-Süreçte Türkiye nasıl bir rol üstlendi?

Türkiye rol oynadı elbette. İki partiyle de yakın ilişkilere sahip Ankara. Geçmişten bugüne taraflara birleşme çağrısı yapıyor. Son dört yılda da bunu başarmak için taraflara baskı uyguladı. Sonuçta Türkiye bugünlere ulaşılmasında iyi bir rol oynadı.

-Aynı tavır İsrail’le Gilad Şalit üzerinden yapılan takas anlaşmasında da sergilendi.

Türkiye, Gazze kuşatmasının sona erdirilmesinde olduğu gibi Şalit meselesinde de rol aldı. Ancak anlaşmaya son nokta Mısır’da kondu. Çünkü o dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde sorun yaşanıyordu. Anlaşmanın sağlanmasında Mısır başarılı olsa da sürecin başında Türkiye’nin inisiyatifleri önemliydi.

-İsrail’in anlaşma gereği serbest bıraktığı 1027 Filistinliden 11’i Ankara’ya getirildi. Onlarla görüşüyor musunuz?

Elbette temas hâlindeyiz. Hatta geçen günlerde birini evlendirdik. Aslında onlarla bizden daha çok Türkiye ilgileniyor.

-Türkiye’den ne tür beklentileri var?

18-20 yılı hapiste geçen bu insanlar Türkiye’de kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Türkiye onlara bu konuda yardımcı oluyor. Biz de Türkçe öğrenmelerine yardım ediyoruz. Bazıları okula başladı, bazıları da kendi işlerini kuruyor.

-Aralarında Filistin’e dönmek isteyenler var mı?

Bütün Filistinliler bir gün Filistin’e dönmek ister. Bu bir umuttur. Gerçekleşmesi de siyasi gelişmelere bağlı. Ankara’ya getirilen bu insanlar sınır dışı edildi. Filistin’e gitmeye izinleri yok. Durum ne zaman değişirse o zaman onlar da Filistin’e döner.

-1027 Filistinlinin özgürlüğüne kavuşması, Hamas ile El Fetih’in barışması ve BM’ye yapılan başvuru… 2011 Filistin yönetimi açısından tarihî bir yıldı.  

Geçen yıl birçok gelişme yaşandı Ortadoğu’da. Filistin, Arap Baharı sürecini yakından izliyor. Filistin-İsrail barış sürecinin de Arap Baharı’ndan etkilendiğini söyleyebiliriz. 2012’de de bu etkileşim sürecektir.

-Filistin barış için artık daha mı istekli?

İsrail ile Filistinliler arasındaki barış görüşmeleri geçen yıl durmuştu. 2011’de hiç görüşme olmadı. Çünkü uluslararası kamuoyuna ‘Filistinlilerin barış için istenen tüm adımları attığını, uluslararası camiaya verdiği taahhütleri yerine getirdiğini, artık İsrail’in taahhütlerini yerine getirmesini beklediğini’ söyledik. Ancak İsrail taahhütlerine uymadı. İsrail’i taahhütlerini gerçekleştirmeye zorlamaları için uluslararası kamuoyundan baskı yapmalarını istedik. Olmadı. Biz de İsrail üzerine baskı oluşturmak için BM’ye tam üyelik talebinde bulunduk.

-BM, Filistin’i devlet olarak tanısaydı ne değişecekti?

Filistin ile İsrail’in sınırları belirlenmiş olacak. Birinin diğerini işgal ettiği iki ülke olacak ve işgalci devleti durdurmak BM’nin sorumluluğuna girecek. Dünya kamuoyuna Filistin devletinin sınırlarını 1967’deki sınırlara göre çizilmesini kabul ettirmeye çalışıyoruz.

-Mümkün mü?  

Dürüst olmak gerekirse, BM Güvenlik Konseyi’nde kendilerinden İsrail’e baskı yapmalarını beklediğimiz Amerikalılar bizi veto ile tehdit etti. Görüşmelerde cümlelerini kullanmamıza, Obama’nın vaatlerini dillendirmemize rağmen Amerikalılar bizi veto etti. Sonuçta İsrail de iki devletli çözümü, yerleşimleri durdurmayı ve 1967 sınırlarına geri dönmeyi reddetti. İsrail işgal ettiği toprakların Filistinlilerin olduğunu kabul etmiyor. Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze’yi ‘tartışmalı bölgeler’ olarak gösterip üzerinde görüşmeye çağırıyor. Biz buna karşı duruyoruz. Çünkü İsrail 1967 sınırlarına çekilmezse Filistin devlet olamaz.

-BM’deki tanınma sürecini 2012’de nasıl ilerleteceksiniz?

Amerikalılar veto konusunda kararlı olsalar da durmayacağız, BM seçeneği üzerinde çalışmayı sürdüreceğiz. Güvenlik Konseyi’ne yeniden gideceğiz. Mesela, ısrarımız UNESCO’da karşılık buldu. Dünya çapında 130 ülke Filistin’i devlet olarak tanıyor artık. Bu önemli bir çoğunluk.

-130 ülkenin kaçında büyükelçiniz var?

Bazı büyükelçilerimiz iki ülkeye birden bakıyor. Bazı ülkelerde de yerleşik olmayan elçilerimiz var. Yaklaşık 100 ülkede büyükelçimiz var. Elçilik sayımız büyükelçi sayımızdan daha fazla.

-Tanınma yönünde Türkiye’nin çabaları Filistin’i tatmin ediyor mu?

BM sürecini İstanbul’dan başlattık. Tüm Filistin büyükelçileri Mahmud Abbas, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu katılımıyla İstanbul’da toplandı. İzleyeceğimiz yolu birlikte kararlaştırdık. Türkiye sadece bugün değil, geçmişte de Filistinlilerin her girişimlerini destekledi. Filistin sorununu ulusal mesele olarak değerlendiriyor. Büyük ekonomik ve siyasi destek veriyor, şükranla yâd ediyoruz. Türk halkının Filistinliler için hissettikleri hepsinden daha değerli.