| DOSYALAR |
‘Ayşe’nin hastalığı göğsünde başlamıştı. Sonra metastaz yapıp tüm vücuda yayılmıştı kanser. Ayşe ameliyat olmuş, kemoterapiler almıştı; ama son evresine gelmişti hastalık. Biz tanıştığımızda dördüncü düzey ilk evredeydi. Bir çiçekçide tanıştık. Ziyaret edeceğim birisi için karanfiller almış ve üzerine not yazdırmıştım. Ayşe de oradaydı. O da karanfillerin aynısından istedi. Üzerine benim not yazmamı istedi. ‘Kime?’ diye sordum. ‘Doktoruma teşekkür için.’ dedi. ‘Geçmiş olsun.’ dedim. ‘Kanser hastasıyım, artık yapılacak bir şey yokmuş, eve gitmemi istedi. Ben de teşekkür etmek için alıyorum bunları.’ Hastalığını öğrendiğimde bunun tesadüf olmadığını anladım. Bir süredir konuyla ilgili kitaplar okuyor, tezler yönetiyordum. Görüşebileceğimizi söyledim ve bu çalışma başladı.”
Doç. Dr. Öznur Özdoğan, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Anabilim Dalı’nda öğretim görevlisi. Çalışmaları ilk olma özelliğine sahip. 2006’da Ulucanlar Cezaevi’nde kadın mahkûmlara yönelik ‘Psikolojik Motifli Tövbe Çalışması’ ile doçentlik unvanını almış. Şu sıralar kanserli hastalarla ilgili çalışmalar yapıyor. Hatta kanserli hastalarla kemoterapi ve ameliyat öncesi konuşuyor. Çalışma sonrasında tümörleri küçülen hastalar var. Doktorlar beden üzerinde çalışırken o da ruhlar üzerinde çalışıyor. Ona göre zihnimizde, iç dünyamızda yaşadığımız doğru olmayan bakış açıları devam ettiği sürece hastalık yinelenir. Önemli olan zihnimizin arınması, tedavisi, yani özümüze dönmek.
Öznur Özdoğan’ın kanserli hastalarla ilk çalışması bir çiçekçide tanıştığı hasta sayesinde başlıyor. Hastayı üniversitedeki odasına davet eden Özdoğan, önce insana içindeki gücü hatırlatmakla yola çıkıyor. Ve her şey “Allah, insana kaldırmayacağı hiçbir yükü yüklemez.” mealindeki ayetle başlıyor. Şifa bulma sürecini Özdoğan’la konuştuk.
-Nasıl bir yöntem sizinki?
Kanser bireysel bir hastalıktır. Çünkü her bireyde farklı sebep ve sonuçlarla ortaya çıkmakta. Hastanın psikolojisi, yaşama tarzı ve inançları ile şifa süreci arasında birebir ilişki kurmak gerekmekte. Gerçek sebepleri ortadan kaldırmak için iç gözlem yapmak, duygu, düşünce ve davranışlarımızı kontrol etmek şart. Hangi tür hastalık olursa olsun gerçek sebepleri ortadan kaldırdığımızda beden kendi kendisini iyileştirme yeteneğine sahip. Hastalar ruhsal enerjiyi ve gücü yeni duruma yönlendirirlerse bu yöneliş iyileşmeyi destekleyebilir.
-Şifa bulma süreci nasıl başlıyor?
İlk olarak olumsuz düşünce orucuna niyet ederiz. Yani beynimizi herhangi bir olumsuz düşünceye, vesveseye karşı kapatıyoruz. Tıpkı oruçluyken yemek yememek gibi. Örneğin aklımıza ‘iyileşemeyeceğim’ yahut ‘benden sonra çocuğum ne olacak, eşim ne olacak’ gibi düşünceler geldiğinde ‘niyetliyim bu düşünceyi kabul etmiyorum’ diyoruz. Böylece olumsuz düşüncelerin yıpratıcı, umutsuzluk veren bakış açısından arınma süreci başlıyor. Bu konuşmaların sonunda insanlar kendini ifade etme gücü kazanıyor.
-Hastalar bunu başarabiliyor mu?
Peygamber Efendimiz (sas) “Hastalıklar sizin misafiriniz, bir süre misafir edersiniz, eninde sonunda çekip gider.” demiştir. Asıl olan hastalığın bize öğrettikleri. Bana göre hastalıklar kendimize karşı ne kadar sorumsuz olduğumuzu görmek, kendimizi sevme sorumluluğunu kazanmak için gerçek bir uyarı ve harika birer fırsattır. Hastalık ve şifa süreci değişim için fırsat olarak görüldüğünde şifa süreci başlar. Sonra bu süreci şükretmeyle destekleriz. Üçüncü adım kendini sevme ve affetme. Yani keşkelerden arınma.
-Hastalar bu süreci değişime dönüştürebildi mi?
Ayşe, son evresindeydi hastalığın. 9 ay sonra tetkiklerinde kitlelerde küçülme olduğu tespit edildi. Sadece sohbet ediyorduk. Ona ‘hayır’ demeyi, her şeye ‘evet’ dememeyi, affetmeyi, hayata olumlu bakmayı öğretti bu hastalık. Olumlu düşünceler bağışıklık sistemimizi büyük ölçüde güçlendiriyor. Bunu Ayşe Hanım’da gözledik. Sonrasında yaklaşık 30 kişiyle görüşmeler yaptım. Bunların içinden Hakk’a (cc) göçenler de oldu; ama ruh ölmediği için iç dünyamızdaki gelişmeler bizimle aynen öbür âleme geçer. Aslında bizler çalışmamızda hiç kaybetmeyiz.
-Kanser hastalarında ortak özellikler var mı? Ne tarz kişiliklerde görülüyor bu hastalık?
Ülkemizde iki tez yönettim. Şunu fark ettik; kendini ifade edemeyen, tahammül eden, içine atanlar, hayal kırıklıkları yaşayanlarda daha çok oluyor. Öfkeler âdeta vücutta tümörleşiyor. Öfke kırıntıları olan, kendini ifade edemeyen aşırı verici insanlarda ve kendini ihmal edenlerde hemen hemen aynı kişilik motifleri ortaya çıktı.
-Şifa bulma sürecini doktorlar nasıl karşılıyor?
Ameliyat öncesi birlikte olduğum hastalar oluyor, kemoterapiye girerken yanlarında bulunduğum. Yıllardır bu konuda çalışan uzmanlar psikolojik telkine, manevi yaklaşımlara yakın oluyorlar. Bu öbür tarafı reddeden bir yaklaşım değil, bütünleyen bir yaklaşım. Doktorlar bedende çözüyorlar. Ama hastalık zihinde devam ederse o tekrarlıyor. Doktorlar bedene, biz ruha. Mesela bir hasta benim çalışmamı kabartma tozuna benzetiyor ve şöyle diyor: “Sizin çalışmanız kabartma tozu gibi. Onu koymazsak bu kek olmaz. Doktorlar bize kemoterapi, radyo terapi uyguluyor; biri yumurta koyuyor, biri şeker. Ama sizin bakış açınız bizi yükseltiyor, kabartıyor.” Bu beni çok etkilemişti. Bana göre palyatif bakım ünitelerinde din psikolojisi uzmanları da olmalı. Bizim emeklerimiz hiç boşa gitmez, çalışmamız öbür âlemde de işe yarar.
-Kanser hastalarını olumlu düşünmeye nasıl sevk ediyorsunuz?
Peygamberimiz’in (sas) hayatından yardım alıyorum. Mesela Peygamber Efendimiz (sas) yolda bir köpek ölüsü görüyor herkes ‘leş’ derken Peygamberimiz (sas) “Mübareğin ne güzel dişleri va.” diyor. Hem kusur görmüyor hem de en güzelini görüyor. Kusur görmeyeceğim hem de yaşadığım şerlerde en güzeli göreceğim. Peygamber Efendimiz’in (sas) şu hadisi çok anlamlı bence: “Ey insanlar tedavi olun! Allah nerede hastalık yaratmışsa tedavi de yaratmıştır. Öyleyse tedavi arayın. Zira Allahu Teâlâ (cc) bir tanesi hariç tedavisiz hastalık yaratmamıştır. O da ihtiyarlıktır.” Kendimize şunu soralım: “Hastalığım bana ne anlatmak istiyor? Hayatımda neleri değiştirmem gerekiyor?” Durumumuzun sorumluluğunu üstlenirsek, ruhsal, zihinsel ve bedensel anlamda şifa bulma şansına kavuşuruz.
Mahkûm kadınlarla psikolojik motifli tövbe çalışması
Doç. Dr. Özdoğan, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne sunduğu proje ile mahkûmlar üzerinde çalışmalar yaptı. Projesinde mahkûmların kendilerini tanımalarının, sevmelerinin, psikolojik ve manevi açıdan güçlenmelerinin sağlanabileceğini ve aynı hatayı tekrarlamalarının önüne geçilebileceğini belirtti. Proje kabul edildi ve ilk olarak Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde uygulandı. Bir yıl süren çalışmalar sonunda kadın mahkûmlar psikolojik ve manevi destek almanın yanı sıra bu sürede çok sayıda kitap okudular ve genel müdürlüğün izniyle filmler izlediler. Çalışmanın sonunda Özdoğan ‘İsimsiz Hayatlar’ adlı kitabını yayımladı. Bu kitap Adalet Bakanlığı tarafından alınıp arzu eden mahkûmların okuması da sağlandı. Özdoğan’ın yeni çalışması ise üzerine kuma gelen kadınlarla ilgili.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Ahmet Turan Alkan | ![]() |
||
| Başkanlık sistemi tartışmalarının samimiyet testi | |||
| Ahmet Taşgetiren | ![]() |
||
| Anayasa ve din | |||
| Ali Bayramoğlu | ![]() |
||
| Çocuk, terör ve gelecek... | |||
| Selim Savaş Genç | ![]() |
||
| Yanlış hesapların başkenti: Bağdat | |||
| Adem Güneş | ![]() |
||
| Başarılı öğretmen, öğrencisine derste öğretendir | |||
| M. Nedim Hazar | ![]() |
||
| Can Dostum: Bir zenci gülerse dünya aydınlanır | |||