| EKONOMI |
Türk ekonomisi, global krizlere rağmen eriştiği büyüme oranlarıyla dünyayı şaşırtsa da, objektif gözle bakıldığında, cari açık riskinin tehdidi altında. Hem de çok ciddi. Kırılan ihracat rekorlarına sevinmek elbette hakkımız. Ama başta hammadde, stratejik girdilere ilişkin ithalat mecburiyetiyle dertlenmeliyiz öte yandan. Derhal odaklanılması gereken problemin çözüm yollarından biri de mobilya sektöründen geçiyor. MODOKO Yönetim Kurulu Başkanı Etem Özçelik’e göre Türkiye, bu sahada dünyanın merkez noktalarından biri hâline gelebilir, ‘başkentliğine’ yükselebilir. Hafta içi CNR’de başlayacak 8. İstanbul Mobilya Fuarı (İMOB) büyük önem taşıyor o yüzden. Uluslararası çaptakiler arasında üçüncü sırada yer alıyor fuar. Almanya’nın Köln şehrindekiyse 4’üncü... Türk firmaları bizdeki varken oraya rağbet göstermiyor, neredeyse hiçbiri gitmiyor artık. Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER) Başkanı Ramazan Davulcuoğlu, “İstanbul Mobilya Fuarı’nı merkez yapmak istiyoruz.” diyor. Bu yılki İMOB’a 100’ü aşkın ülkeden 300’den fazla şirketin katılacağı belirtiliyor. Sektördeki iç pazar hacmi 9 milyar dolar. 2012’de 10 milyara ulaşılması hedefleniyor. İhracatımız ise 1,4 milyar dolar civarında. Fuar öyle kritik ki 500 milyon dolarlık dış satım bağlantısı burada kuruluyor. İç satışa da 900 milyon dolarlık katkısı var.
Peki, iletişim teknolojisi sayesinde küçük bir köy hüviyetine bürünen yeryüzünde rekabet hangi kriterlerin cenderesinde oluşuyor? Bunun cevabı çok kısa ve net: Tasarım, yüksek kalite ve uygun fiyat. Şüphesiz hepsi de ön planda; ancak Özçelik’in “Mobilyanın yüzde 90’ı tasarımdır.” sözleriyle vurguladığı üzere, ilki bambaşka. Önceleri ülke dışındaki fuarlardan katalog araklar vaziyetteyken; tasarımcılarımız yabancı meslektaşlarıyla boy ölçüşebiliyor bugün. Eylül 2011’de Antalya’da düzenlenen ‘Mobilya Trend ve Stratejik Yol Haritası’ başlıklı programda dünyaca tanınan İtalyan tasarımcı Denis Santachiaro, “Gelecekte organik, neobarok ve minimalist tasarım kavramlarının ön plana çıkacağına inanıyorum.” diyordu. İç Mimarlar Odası Başkanı Adil Öngel de “Düşük fiyat odaklı üretim yerine özgün tasarıma öncelik veren mobilya şirketleri tüketicinin takdirini kazanarak markalaşma yolunda daha hızlı yol alacaktır.” görüşünü dile getiriyordu. Sektörün sorunlarını, hedeflerini ve duyurmaya çalıştıklarını MODOKO’nun yöneticisi Özçelik’le konuştuk.
-MASKO kendini ‘Dünyanın en büyük mobilya kenti’, MODOKO ise ‘Mobilyanın başkenti’ ibaresiyle niteliyor. Bu kavrama neyi yüklüyorsunuz?
1969’da kurulduk. 1982’de de faaliyete geçtik. Başlangıçta hakikaten mobilyanın başkentiydik. Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en büyük mobilya alışveriş yeriydik. Gördüğünüz mağazaların tümü imalattı. Özel sipariş çalışan sanatkâr (zanaatkâr) arkadaşlarla kurduk. Başta 20 kişiydik. Ortaklarla sayı 350’ye çıktı. Arz talep neticesinde burası mağazalaştı. Kısa zamanda üretim kalktı, sitemizin dışında oluştu. 5 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. 25 bin kişi de atölye ve yan firmalarda. O günün şartlarında mobilyanın en büyüğü idik.
-MASKO sizden sonra mı?
MASKO’yu biz kurduk. Bizim ortaklarla oluştu. Oradakilerin yüzde 70’i burada da mülk sahibidir. Buradan orası doğmuştur. İnegöl vesaire hep sonra. Bir Ankara Siteler vardı o zaman. O da imalatçıydı. Örnek site ilan edilmiştik bakanlıklarca. Her geçen gün üstüne koyarak geliştik. Şimdi de başkentiz. Bütün modeller buradan yayılır. Buradaki sanatkârların araştırıp geliştirdikleri ürünlerdir. Sürekli yenilerler ürettiklerini. Tasarımlarıyla dünya çapında ödül alan, çok yönlü çalışan arkadaşlarımız var burada. İmalatımızın yüzde 20’si fabrikasyondur sadece, yüzde 80’i özel imalattır. Çoğu kendi markasını üretiyor. Otel, restoran, köşk ve villalar için mimari siparişler alıyorlar.
-Hangi pazar ön planda sizin için? İç mi, dış mı?
İhracatımız da var ama iç talep daha fazla tabii ki. Gelişmeler her geçen gün ihracata dönük.
-İhracat nerelere yoğunlaşıyor?
Geçen seneki fuarda 5. holdeydik. En fazla ihracat bağlantısını üyelerimiz yaptı. Ürünler hem çok kaliteli hem de kendi imalatları… Arap, Afrika ülkeleri; İran ve Irak ağırlıklıydı. Hiç aklımızda olmayan Tunus ve Fas’la bile bağlantılar kuruldu. Libya’ylaki fazlacaydı. Kargaşa çıkınca çoğu siparişler bekletildi yahut iptal edildi. İnşallah bu sene bunu aşacağız.
-Batılı ülkelerden talep yok mu?
Var. Almanya ağırlıklı.
-Kamuoyuna yönelik en öne çıkarttığınız mesaj nedir?
Rumların yanında çekirdekten yetişen sanatkârım. 44 senelik de mağazacıyım. İmalattan iki sene sonra mağazaya başladım. Hedefim, Türkiye’nin dünyada mobilyanın başkenti olmasıdır.
-Bu mümkün mü?
Tabii ki. Ama devletin büyük katkısı gerekiyor. Çin’de fabrika kurmak istiyorum dediğinde sana bir günde ruhsat veriyorlar. Bir odada her şeyi hallediyorsun. Hem yabancısı hem de yerlisi için söylüyorum bunu. İstanbul, Kayseri, Adana, Ankara, Konya değil, Türkiye’nin geneline yayılmalı sektör. O zaman ihracata dönük o kadar güzel insanlar çıkar ki… Hedefli insanlarla mobilyanın başkenti oluruz.
-Arzı geliştirdik, peki bunları satabilecek miyiz?
Bu inançla konuşuyorum. Pazar bulabiliriz. Üretimde geçmişe nazaran çok yol alındı ama kâfi değil.
-Hedeflerinizi gözünüzün önüne getirdiğinizde gıptayla baktığınız ülkeler var mı?
Çin’e gıptayla bakıyorum. ABD dâhil Avrupa’daki mobilya sektörü, markalarını Çin’de üretiyor. Bugün Alman sanayisi Çin’de. Alman sanayisi Yahudi kökenlidir. Doğu Bloku ülkeleri dağıldığında, hepsi Çin’e gidip ağır sanayiyi kurdular. Zannediyoruz ki Çinliler yaptı. Hâlbuki Yahudiler rolü üstlendi. İşgücü çok. Bizde de şu anda işgücü var. Türkiye dünyadaki gelişmeleri çok iyi takip ediyor. Makineleşmede en son teknolojiyi artık getiriyoruz. İkinci nesil mobilyacı iyi yetişiyor. Şu anda hiçbir fak yok. Yeter ki bilinçli yönetilsin.
-Orta Asya ülkelerini ve bize yakın bütün coğrafyaları ihracata yakın görüyorsunuz anladığım kadarıyla…
Başka ülkelere yatırım gereksiz. Yatırımlar Türkiye geneline özellikle deniz, kara ve tren yolu avantajlı yerlere yayılmalı. Sınır vilayetlere öncelik verilmeli. Diyelim ki en popüler pazar Irak. Ülke harpten çıkmış. Neresi yakın buraya? Antep, İskenderun, Urfa vs…
-Mobilya sektörü ülke ekonomisini sürükleyen iş kolları sıralamasında kaçıncıdır acaba? Krizlerden kolay etkilenir mi bu arada?
Krizden pek etkilenmez. Daha önceki beyanatlarda da söyledim, başbakanımız de destek verdi. Cari açık ve işsizlik var diyoruz. Her şeyden önce herkes şunu şöyle bilsin; yalnız mobilya değil, bütün sektörler yerli malı kullanmalı. Çünkü yerli malını artık dünyanın her yanına pazarlayabiliyoruz. Yerli malı kullandığında işsizliği önlüyorsun.
-Yerli malını milliyetçi duygularla mı yoksa dünya standartlarını yakaladığı için mi tavsiye ediyorsunuz?
İran diyor ki ‘İtalyan, Fransız istemiyorum, Türk mobilyasını tercih ediyorum.’ Irak da aynı şekilde. Mobilyanın lokomotifi inşaat sektörüdür. Beş sene önce dedim ki Türkiye yüzyılın altın çağını yaşayacak. Bugünler için söylemiştim. Ancak büyük site yapan firmalar mobilyayı ithal ediyorlar. Bu durdurulmalı. Hiçbir meslekte de ileri gidemeyiz, aksi takdirde. Getirsinler ama kalitelisini.
-Empati yaparsak, niçin dışarıdan alıyorlar çaplı inşaat firmaları? Sırf ucuzluğu sebebiyle mi? Tüketici kandırılıyor mu?
Bunun çok yönleri var.
-Bu şartlarda yerlerine geçseniz sizde mi ithal ederdiniz? Hakikat ile temenni örtüşmeyebilir çünkü…
Temenni dediğinizde, resmî kurumdan işi alan taşeron müteahhide ürünler için ‘şu şu şartları haiz olacak’ deniyor. O şartlar öyle yazılıyor ki seni Avrupa’ya götürüyor. Bunu hiç kimse görmüyor ama.
-Bu şartları kim yazıyor?
İşte onu bilemem. Buradaki nüans çok önemli. ‘Şu kâğıdı istiyorum ama gramajı şu olacak.’ deniyor.
-Bunu ithalatçı distribütör firmalar istiyorlar demek ki…
Maalesef. Başbakanımız, Allah razı olsun, buna kulak verdi. Belediyelerde yerli kullanılmasını emretti.
-Perçinlemek adına yineliyorum: Yerli imalatın teknik ve kalite açısından dışarıdakilerden kesinlikle farkı olmadığını mı söylüyorsunuz?
Hatta daha da kaliteli. Eskiden mahalle müteahhitleri yüzde 35–50 ile işi alırdı. Diğer sakinler bunu görür, benimkini de al yap derdi. Katma değeri halka dağılırdı. Doğramayı mahalledeki biri yapardı. Mobilya da o semtten alınırdı. Büyük firmalar tekelleşince halka, esnafa para gitmiyor.
-Her kalemi ayrı yerden temin etmek zor değil midir?
Ona göre firmalar oluştu artık. Yerli üretim o noktaya geldi. Makine parkını artırdı, teknolojisini geliştirdi, seri üretime geçti.
-Söz girdiden açılmışken, bu bakımdan ne hâldeyiz?
Girdilerde tekelleşmiş fabrikalar var. Bir MDF mesela. 5 aydır karaborsadan alınıyor. Dolar yükseldi. Hammaddesi dışarıdan geliyor. Ağacı, yapıştırıcısı vs… Bizde ağaç yok eskisi gibi.
-Girdi boyutunda mobilyada dışa bağımlı mıyız?
Bağlıyız. Mesela gemilerle tonlarla talaş geliyor. Gidin görün MDF fabrikalarına. Dağ gibi yığılmış. Nereden diyeceksiniz? Afrika’nın ormanlarından, Amerika’dan veya Rusya’dan. Hükümet kotası var. 8 cm üzerinde ağaç getirilemez diye. Kabuğun tamamen soyulması şart. Kabuksuzluk maliyeti artırıyor. Hem de o çapta ağacı nerede bulacaksınız? Gerekçesi doğru aslında. Zarar verecek böceklerin gelmesi engelleniyor. Afrika’nın bir yerinde talaş yapılıp öyle geliyor bize.
-MDF bunlarla imal ediliyor sanırım?
Evet, ağaç makineden geçirilerek un hâline getirilir. Kalıplara döküm yapılır. Sunta da öyledir. Türkiye’deki ağaçlar yetmiyor. Açığımız çok. Ormancılık şimdi şimdi denetim altında. Eskiden köylü kesip istediği gibi satıyordu.
-Ağaçta böyle, peki aksesuarda nasıl?
Eğe fabrikası vardı Türkiye’de. Eğenin tanesi 10 liraya satılırdı. Sanatkâr 6 ay çalışır onunla. Ama Çin’den albenili bir ürün kiloyla geliyor. Adedi bir lira. Beş 10 sefer kullanıp atarsın. O yerli fabrika kapandı. Kullanıcıdan aynı para çıkıyor ama…
-Yerli üretime rağmen mi dışarıdan ithal ediliyor bu tür araç gereç ve malzemeler?
Çin’den metresi 3 liraya kumaş getiriliyor. Yerlisi 17 lira. Bir sürü fabrikamız var, o fiyata satamıyorlar. Fabrika 15’e veriyor. İthalatçı daha fazla kâr ettiği için getiriyor onu Çin’den. Hem yüzde yüz pamuk değil. Kalitelisini o fiyata getiremiyor zaten. Çin’den hangi ürün olursa olsun kalitesizi Türkiye’ye geliyor. Hepsi bizde mevcut ama maliyeti pahalı. Yerli kalitesindekini burada o fiyatlara satamazlar.
-Bu sektörün en önemli sıkıntısı nedir desem?
Yüzde 18’lik KDV’dir. Yıllardır devletimizin üst düzey yöneticilerine anlatıyorum. Kumaşta yüzde 8 sadece. İlk krizde yüzde 12’e düşürüldü, 2008’de. Kayıt dışı ekonomi azalacak, daha çok vergi toplanacak demiştim. Dediğim çıktı o zaman. Yüzde 8’e, tekstile indirilene razıyım. Karşıdaki adam fatura almazsam neye verir diye düşünüyor. Bu kalkar aradan, adam namusuyla vergi öder. Diğer sıkıntı da konuştuğumuz gibi hammaddeyle ilgili.
-Yeni bir global krizden bahsediliyor. Türkiye’yi etkileyecek negatiflikler bekliyor musunuz?
2012’de Türkiye’nin yükseleceğini görüyorum. Eskisi gibi değiliz. Kabuğumuza çekilip oturan millet değiliz. Gençlerimiz dünyanın her bir yanını ihracat yapmak için dolaşıyor. Yatırım politikalarımız güçlü. Arap sermayesi buraya çekiliyor. Burada kalması önemli.
-Osmanlı nakışlı mobilya satışlarında artış yaşandığını da dillendiriyorsunuz son zamanlarda…
Geçmişimizi, Osmanlı’yı geriye dönüp araştırmıyoruz. Osmanlı’nın nerelere kadar açıldığını tarih okuduğumuzda görüyoruz. Bugün Fas, Tunus, Libya, Irak, İran, Balkanlar vesaire Osmanlı kültürüyle yaşamıyor. Bazı yerlerde binalarda Osmanlı görülüyor. Kudüs’teki Osmanlı eserlerini iftiharla inceledim. Neticede akrabalığımız var, kan çekiyor. O topraklardan ayrılalı henüz 80-90 sene oldu. O günlerin özlemi içindeler. Dizileri izlediklerinde tarihlerini görüyorlar. ‘Atalarım bunları kullanmış.’ diyorlar. Arz ve talep oluşuyor. Türkiye’de de şark köşesi gibi bölümleri istiyor mimarından artık. Osmanlı’da hayat süren kültürün hasreti var bugün.
-Siparişlerde dişe dokunur artış söz konusu mu?
Elbette ki. İnanıyorum ki bu fuarda konu daha fazla rol oynayacak. Geçen sene İnegöl’ün reyonlarını dolaşmıştım. MODOKO’nunkinden zayıf, ‘Bu arkadaş bu ürünüyle niye buraya gelmiş, sipariş alamaz’ demiştim. Kanepeler, koltuklar, capcanlı kumaşlar… Sonradan öğrendim ki onlar siparişe yetişemiyorlarmış. Kuş konduramadığın kaliteli ürün onlar kadar sipariş alamıyordu. Araplar, akrabalarımız. Anadolu özlem içindeyse, o coğrafyalar da eski topraklarımız. Hem daha hesaplı bizdekiler.
-Hedef pazarlarımızı kaydettiniz. Başka nerelere ürün satabiliriz?
Hedefte eskisi gibi durma yok. İmalattaki sanatkârlarımız daima arayış içinde. Arap yarımadasına gidip imalatı orada yapma düşüncesi var. Bir dönem Azerbaycan’a hayli yatırım yaptık. Arzulanan seviyeye ulaşamadı. Gidenler tam kapasiteli değildi herhâlde. Romanya’da bir ara üs kurulmuştu. Avrupa’ya açılmak kolay denildi. Ama eldeki bulgurdan da olundu. Aynı durum Mısır’da cereyan ediyor. Sen toprağında yatırım yapmalısın.
-Tasarım mobilyanın nesi ve ne kadarı? Kültürel ortaklığımız bulunan halkların eskiye özentisi haricinde; tasarımda güçlü müyüz?
Mobilyada tasarım işin yüzde 90’ı. Her zaman kendini yenilemelisin. Bir dakika bile yenilenmediğinde geri kalırsın. Takıldığında öndeki yarışı sürdüremezsin. Dünya da böyle bir rekabetin içinde. Eskiden tasarım denildiğinde ben dâhil yurtdışına fuara gittiğimizde; Almanya, Fransa, İtalya’da en büyük hedefimiz oradaki firmanın kataloğunu almaktı. Üstelik yüzsüz olacaktın. Birimiz adamla konuşurken gidip çalardık. Kataloğu getirip burada o modellerden üretiyorduk.
-Japonların otomotivdeki teknoloji hırsızlığı gibi mi?
Aynen. Türkleri gördüklerinde katalogları saklarlardı, pazarımızı alacaklar diye. Şu anda Türkiye’de tasarım bir hayli yol aldı. Artık çalma yok, tasarımlar bizim.
-Türk tasarımı diyebileceğimiz bir noktaya ilerleyebildik mi?
Türk tasarımı diyebileceğimiz, parmakla gösterileceğimiz seviyeye ulaşamadık. Ama olması lazım.
-Mobilya tasarımlarımızda bize has kültürün ve kimliğin yansıtılması gerekir mi size göre?
Türkiye’nin dünyanın mobilya başkenti olması arzulanıyorsa bu şart. Nasıl diyorsun ki İtalyan, Fransız bir markadır. Mesela Osmanlı’nın geçtiği yerlerde bizi nasıl tanırlar, kemerlerimizle, kubbelerimizle, camilerimizle. Dersin ki burada Osmanlı yaşamış. Mobilyada da bu hayata geçmeli. Tasarımda kendi kimliğimizi oluşturma yolundayız. Nasıl yıllarca araştırma geliştirme yapar dünya markaları. Bir tane model çıkartır, 40 seneki zararını ondan çıkarır. Kâra geçirir fabrikasını. Bir model tasarlarsın, büyük para kazandırır sana. Biz de onu yapmalıyız.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Ahmet Turan Alkan | ![]() |
||
| Başkanlık sistemi tartışmalarının samimiyet testi | |||
| Ahmet Taşgetiren | ![]() |
||
| Anayasa ve din | |||
| Ali Bayramoğlu | ![]() |
||
| Çocuk, terör ve gelecek... | |||
| Selim Savaş Genç | ![]() |
||
| Yanlış hesapların başkenti: Bağdat | |||
| Adem Güneş | ![]() |
||
| Başarılı öğretmen, öğrencisine derste öğretendir | |||
| M. Nedim Hazar | ![]() |
||
| Can Dostum: Bir zenci gülerse dünya aydınlanır | |||