| DOSYALAR |
Uşak Adliyesi’ndeyiz. Mahkeme salonlarından birine giriyoruz. İçerisi sanki çocuk oyun odası. Küçüklü büyüklü 15 çocuktan kimisi sandalyede uslu uslu oturuyor, kimisi yüzünde muzip bir gülümsemeyle arkadaşıyla güreşiyor, kimisi de sanık avukatının cübbesini çekiştiriyor. Bir de utangaç şekilde ifade kürsüsünde konuşan... Hâkim arada bir sessizlik için uyarıyor. İkide bir salona girip çıkanlar ise cabası. Tüm bu curcunanın sebebi 2009’u 20010’a bağlayan yılbaşı gecesinde ve devamında Manisa’nın Selendi ilçesinde yaşanan, Roman halkın şehirden göçüyle sonuçlanan olaylar hakkında açılan kamu davası. Neden mi çocuklar? Bu sefer söz onlarda. 5 Ocak 2010’da Selendi’de halkın evlerini nasıl bastığını, araçları ateşe verdiğini, jandarmanın onları kurtardığını anlatıyorlar dilleri döndüğünce. Davada 76 mağdur, 80 sanık var. Mağdurların 70’i, sanıklarınsa yalnızca ikisi orada. Haklarında ‘Mala zarar vermek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve aşağılamak, izinsiz gösteri yapmak’tan 3 ila 150 yıl arasında değişen hapis cezaları isteniyor. Dava, güvenlik gerekçesiyle artık Uşak’ta. Bir sonraki celse (4’üncü) 18 Nisan’da.

Davanın sonucu ne olur bilinmez ama memleketlerini, evlerini, işlerini ardında bırakıp bilmedikleri bir yerde hayat mücadelesi veren Roman vatandaşlar zorda. Selendi’den sonra devlet eliyle Salihli’ye yerleştirildiler. Evler verildi ve birkaç ay kiraları ödendi. Ama ekmeklerini kazanamadılar, evin giderlerini karşılayamadılar. Üç ayın sonunda ayrılmak zorunda kaldılar. Yaklaşık 12 aile komşu ilçe Kula’ya taşındı. 4 aylık bir çadır macerasından sonra, şimdi tek odalı ve kira da olsa evleri var. Kula’ya gittik, evlerinden sürülen Romanlar ne durumda diye soruşturduk. Tabii “Ne düşünüyorsunuz, pişman mısınız?” diye sormak için Selendiye de uğradık.
Hava soğuk, eksi 7 derece. Kula’nın kenar mahallerinin birine 78 model bir minibüs önde, biz arkada karlar içinde ilerliyoruz. Mihmandarımız Hüseyin ve Yaşar Koca. Önünde kasa kasa mandalina kabuklarının olduğu bir evin önünde duruyoruz. Kapıda karşılanıp iki odanın geniş olanına buyur ediliyoruz. Ev sahibi Yaşar Koca ve eşi. İçeride biraz dumanla beraber is kokusu var. Baba, hala, enişte çay içiyor; çocuklar uykuda. Hoş beşten sonra, asıl mesele açılıyor. Ailenin büyüğü Süleyman Koca, “Ben kızgın değilim Selendililere, birkaç kişinin dolduruşuna geldiler.” dese de özellikle genç erkekler öfkeli. İlk şikâyetleri Kula’ya alışamamaları. Her şeye rağmen Selendi’yi özlüyorlar. Süleyman Amca, ‘kapı kilitlemek, pencere kapatmak, birinden yardım almak, belediyeden kömür beklemek’ gibi bilmedikleri şeyleri öğrendiklerini anlatıyor. Ona göre Selendi’nin tapusu ne Yörüklere ne de Romanlara ait. Birkaç hafta önce gelininin doğum parasını kendisinden isteyen komşusunun, olaylar çıkınca arabasını yakan kişi olduğunu görmek onu hayal kırıklığına uğratmış. Biz çayları yudumlarken çocuklar geliyor okuldan. Büyük torun Nevrigül 4. sınıfa gidiyor. Derslerinde çok başarılı, en sevdiği de matematik. “Selendi’yi özlüyor musun?” diye sorduğumuzda “Hayır, burası daha güzel.” diye cevap veriyor. Nevrigül’ü okula ilk başladığında Yörük çocukları arasında esmer olduğu için dışlamışlar. Ama çalışkanlığı sayesinde işler tersine dönmüş. Koca ailesinin fertleri Kula’ya ilk geldiğinde kimse evini kiralamak istememiş. Hatta komşular, Yaşar Koca’ya evini verdiği için ev sahibiyle bozuşmuş. Süleyman Amca her zamanki iyi niyetliliğiyle yaklaşıyor meseleye. Kahve arkadaşlarına Roman olduğundan bahsetmiş ama muhabbetlerinde değişen bir şey olmamış. “Birbirimize çay ısmarlamaya devam ediyoruz.” diyor gülümseyerek.

Selendi’yi özlemek bir yana işlerini kaybettikleri için maddi olarak sıkıntıda Kula’daki Romanlar. Önceden tütün yetiştirip minibüse doldurdukları mutfak eşyalarıyla pazarcılık yaparken şimdi kapı kapı, çöp çöp dolaşıp hurdacılık yapıyor, mandalina soyuyorlar. “Nedir bu mandalina soymak?” diye sorarsanız... Anlattıklarına göre iki günde bir İzmir’den yüzlerce kasa mandalina geliyor. Bunlar mahalleye dağıtılıyor. Soyulan her bir kasa için 6 TL ödeniyor. Az da olsa gelir kapısı. Hiçbirinin evinde buzdolabı ve çamaşır makinesi yok. Günü geçirebilirlerse şükrediyorlar. Ortak duaları çocukların okuyup meslek edinmesi. Üniversiteye gideceklerini hayal ediyorlar. Ama istikrarlı bir gelirleri olmazsa bu hayalin gerçekleşmeyeceğinin farkındalar. Salihli Kaymakamlığı erkeklere ağaç dikmek, inşaat işçiliği ve tuvalet temizliği gibi bazı işler vermiş. Ama çoğu yeni işinde dikiş tutturamamış. Bir Alman şirketinde işe girip günde 15 saat çalıştırıldıkları, Yaşar Koca gibi konukların terlikle dolaştığı termal bir otelde ayakkabı boyacılığı yapıp para kazanamadığı için işini bırakanlar olmuş. Ama Salihli Kaymakamı İsmail Hakkı Develi ve Salihli Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü İpek Mercan’a müteşekkirler. Çocukların sütüne dek temin etmiş, her ihtiyaçlarını 3 ay süreyle karşılamışlar.
Gülhanım Sepetçi ev sahibinin halası. O da dört yetişkin çocuğuyla gelmiş Selendi’den. Yakacak odun bulmakta zorlanıyorlar. Torunlarını ısıtamadığı için dertli. Bir taraftan da aklı henüz yenilediği salon takımı ve tavuklarında. Daha sonra evine gittiğinde hiçbirini yerinde bulamaması onun için başka bir şok. Anlatırken kocası Seyfettin Bey araya girip “Demek başkalarının ihtiyacı varmış, bizim değil!” deyip gülüyor. Evden kaçarken telaştan ayakkabısını giymeyi unuttuğunu, terlikle çıktığını söylüyor. Kardeşi Hüseyin Sepetçi de bir işi gereği, protesto ve yağma olaylarının olduğu gün Selendi’deymiş. Gördes’te yaşıyor ve Selendililerin Romanlara çok haksızlık ettiğini düşünüyor. Roman olmasının kendi hayatında olumsuz etkilerini açıklamak için bir olay anlatıyor. 18 yaşındaki oğlu liseden terk etmiş eğitim hayatını. Sebebi ise öğretmenlerinden birinin Romanları aşağılamasıymış.

Koca ailesinin evinden ayrılıp karın yolları kapattığı bir tepeye doğru çıkıyoruz. Öğreniyoruz ki ‘aptal’ diye seslendikleri Kulalı Romanların yaşadığı mahalledeyiz. Hava sıcaklığı bir iki derece daha düşüyor. Yolda zorlukla ilerleyen arabayı görünce oynamaya başlayan çocuklar, Roman mahallesinde olduğumuzun bir başka kanıtı. Uçkan ailesinin tek odalı evinin kapısını çalıyoruz. Giyim kuşamlarına, 97 model arabalarına bakılırsa diğer hemşehrilerine göre daha varlıklılar. Ama ev şartları sağlıklı bir insanın yaşaması için uygun değil. 60’lı yaşlardaki anne Gülizar Uçkan, kahve hazırlamak için mutfağa gidiyor. Ona eşlik ediyoruz. Dış kapıdan dışarı çıkıyor, yan tarafta kapısız bir bölmeye giriyoruz. Kırık dökük bir dolap, birkaç parça tabak, kararmış ocak ve paslanmış, çalışmayan çamaşır makinesinin yer aldığı bu bölmenin adı mutfak. Tüm bu olumsuz manzaraya rağmen tek göz oda evlerinde konaklamamız için ısrar ediyorlar. Gülizar Teyze “Bizim Selendi halkının yaptığını gavur yapmaz.” diyor. Ailenin bütün çocukları orada doğup büyümüş. Haşarı oğulları Aşkın onlardan biri. Selendililerin husumetli olduğu isimlerden. Uçkanların okul çağında üç torunu var. Onların da en çok istediği, torunlarının meslek sahibi olabilmesi…
Oradan ayrılıp kereste ve naylondan yapılmış bir eve gidiyoruz. İçi boş. Komşular kar yağana dek burada kalanların olduğunu ifade ediyor. Hemen yan taraftaki barakada kalanları merak ediyoruz. Selendili Özer ailesi yaşıyormuş. İçeride 15’inde Nazlı, 2 yaşındaki Suna ve 6 aylık Kemal bebek var. Anne babaları, hurda toplamada. İçerideki manzara iç acıtıcı. Odanın yarısında halı serili. Çıplak betonun bir kısmı ıslak. İki kardeşin ayakları da çıplak. Ortada bir soba yanıyor. Üzerindeki tencerede patates kaynıyor. Dört köşeli odanın bir köşesinde yatak, bir köşesinde mutfak eşyaları, bir tarafında da banyo araç gereçleri var. Gerisini siz düşünün. Selendi’de gelir seviyesi düşük olan göçten sonra daha da perişan. Etkilendiğimiz bu manzarayı bırakıp ayrılıyoruz Kula’dan. Selendi’deki son durumdan haber almaya gidiyoruz.
Selendi’de ilk durağımız olayları kışkırttığı iddia edilen belediye başkanı. İzinli olduğu için vekili Ahmet Akşehirlioğlu muhatabımız. İlk söylediği, iki sene evvel Selendi’de yaşananların medyada abartıldığı, manipüle edildiği. Ona göre, Selendili Romanlar iki gruba ayrılıyor. Tefecilik yapanlar ve işinde gücünde olanlar. Bugüne dek problemler yaşandı, ama yılbaşı gecesi patlak verenler bardağı taşıran son damlaydı. Bir pazarcı ruhsatının Romanlarca çalınıp karşılığında para istenmesi, hırsızlık olaylarının artması, Romanlara işletilen bahçelerden ürün alınamaması halkın şikâyetlerinden birkaçı. Başkan vekiliyle konuşurken söz dönüp dolaşıp olayların yaşandığı güne geliyor. Roman vatandaşlar arasında halkı belediye reisinin galeyana getirdiği iddiasının tamamen yanlış anlaşılma olduğunu ifade ediyor. Manisa valisinin olayları yatıştırmak için Selendi’ye geleceği, belediye önünde halka hitap edeceği anonsu yapılmış. Ama toplanan vatandaş galeyana gelmiş ve hep birlikte Romanların yaşadığı evlere saldırmış. Gazetelerde ‘belediyenin kepçesinin ezdiği araba’ şeklinde yayımlanan fotoğrafın da hikâyesi farklı. Valinin olayları yatıştırmak için geleceği esnada Yörük Selendililerin hasar verip ters çevirdiği minibüs yolu tıkayınca kenara çekmek için kepçe kullanmışlar.
Şehrin ileri gelen ticaret erbaplarından Yaşar Kaya ise Romanlarla iyi veya kötü hiçbir iletişiminin olmadığını söylüyor. Ona göre, kamuoyu Selendi’yi ırkçılıkla mesnetsiz yere suçluyor. Bunun yanında Romanların şehirden ayrılmasıyla hırsızlık oranlarında büyük düşüş yaşandığını ileri sürüyor. Selendililer Romanların gitmesinden memnun gözüküyor.
Yörük-Roman çatışmasının patlak verdiği “Çavuş’un yeri” adlı kahvehanenin mülk sahibi süreci yakından takip eden bir isim. Ona göre, olayların ırkçılıkla ilgisi yok. Selendi’nin insanı kimseyi dışlamaz. Tefecilik yapan bir grup Roman ile kahveyi işleten kişi arasında bir husumet yaşanmış. Kimilerine göre, Romanlar ‘racon kesmeye’ çalışmış. Öncesinde de mahallede soyulmadık bakkal kalmamış, camilerde ayakkabı çalınma vakaları artmıştı. Oğlu dayak yiyen, daha önce Selendili bir adamı öldürüp hapis yatan adamın şehir meydanında Selendililere ağır küfürler etmesi halkı çileden çıkaran sebeplerden biri. Kahvehanenin sahibi anlattıklarının halkın genel kanaati olduğunu ifade ediyor. Kendisi, çatışmayı engellemek için öfkeli kalabalığın arasına girenlerden. Roman vatandaşları jandarmaya yönlendiren de o ve birkaç arkadaşı. Çocukları ve kadınları kurtarmak için emniyet güçlerine yardım etmişler.
Sohbet ettiğimiz Selendililerin iki ortak görüşü var. Biri iki sene evvel yaşanan çatışmaların ırkçı duygulardan kaynaklanmadığı ve Romanlardan sonra şehirde suç oranının azaldığı. Ama kurunun yanında yaşın da yandığını kabul ediyorlar. Romanlar da içlerinde suça karışanlar olduğu konusunda diğerleriyle hemfikir. Hatta karşı taraftan kimsenin hapse girmesini arzu etmiyorlar. Tek talepleri maddi hasarlarının karşılanması.
Selendi’de ne olmuştu?
31 Aralık 2009. Bir Roman vatandaş, meydandaki kahveci ve bazı vatandaşlar arasında tartışma yaşandı. Romanlara göre kahvehane sahibi onlara çay vermedi. Kahvehane sahibine göre Romanlar sigara yasağını deliyordu. Arbede çıktı. Kahvehanedekilere göre Romanlar onlara ellerinde gösterdikleri sopayla saldırdı. Kahvehanede yaşanan tartışma birkaç gün sonra çatışmaya dönüştü. 5 Ocak 2010 akşamı yaklaşık 1000 kişilik bir kalabalık, Romanların yaşadığı bölgeyi bastı. İçlerinde çocukların da bulunduğu evler taşlandı, molotofkokteyli atıldı. Linç girişiminde bulundular. Romanlar ‘koruma amaçlı olarak’ jandarma merkezine götürüldü. 6 Ocak 2010 sabahı Romanların yaşadığı mahallede zaten kırık dökük olan evler iyice harabe hâline gelmiş, Romanlara ait araçlar tahrip edilmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte çoğu 37 yıldan bu yana Selendi’de yaşayan, tütün işçiliği, pazarcılık ve hurdacılıkla geçinen 21 Roman aile otobüslerle Manisa’nın bir başka ilçesi Gördes’e yollandı. 21 aile Gördes’te Şen Romanlar Derneği’nin derme çatma dernek binasına yerleşti. İlk üç gece erkekler dernek binasında yatarken kadınlar Gördes’teki diğer Roman ailelerin yanında kaldı. Aileler 9 Ocak’tan itibaren üç grup hâlinde peş peşe Salihli’ye yerleştirildiler. Altı ay sonra Salihli’de de tutunamadılar ve dağılmaya başladılar. Kimisi Gördes’e, kimisi Kula’ya gitti. Bir kısmı da Salihli’de devam etti.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||
| Ahmet Turan Alkan | ![]() |
||
| Başkanlık sistemi tartışmalarının samimiyet testi | |||
| Ahmet Taşgetiren | ![]() |
||
| Anayasa ve din | |||
| Ali Bayramoğlu | ![]() |
||
| Çocuk, terör ve gelecek... | |||
| Selim Savaş Genç | ![]() |
||
| Yanlış hesapların başkenti: Bağdat | |||
| Adem Güneş | ![]() |
||
| Başarılı öğretmen, öğrencisine derste öğretendir | |||
| M. Nedim Hazar | ![]() |
||
| Can Dostum: Bir zenci gülerse dünya aydınlanır | |||