SAĞLIK

İlaç endüstrisi yeni çıkış yolları ararken Nebatat şifa kaynıyor

  • Emin Akdağ
İlaç endüstrisi yeni çıkış yolları ararken Nebatat şifa kaynıyor

Binlerce yıllık geçmişe sahip bitkisel tedaviler yaygınlaşıyor. Kanamayı durdurmasıyla çığır açan ilk ve tek patentli Türk ilacı Ankaferd, 5 bitkiden elde ediliyor. Kütahyalı bitki ilaççısı Kadir Alparslan ise basur, ben, bronşit, prostat ve damar tıkanıklığında bir hayli iddialı.

 

‘Bizim buralarda insan taşımacılığı traktörlerin römorklarında yapılır. Kasaba girişinde bir römork devrildi. 28 yaşında bir kadının atar damarı kesilmişti. Böyle bir kanamalı durumda gerekli tıbbi müdahale yapılamazsa hasta 7 dakika gibi kısa sürede kanamadan hayatını kaybeder. Bu kısıtlı imkânlarla yapacak bir şey yoktu. Doktor olarak kendimi çok çaresiz hissettim, çok üzüldüm. ‘Niye buralarda doktor oldum? Keşke üniversite hastanesinde olsaydım.’ diye düşünürken, olay yerine gelen bir asker, orduda kendilerine verilen kan durdurucu ilacı verdi. Hastaya kullandık. Sabah hastaneye gittiğimde hastanın durumu gayet iyiydi ve bebeğini emziriyordu.” O müthiş kanama durdurucunun adı Ankaferd. Az önce okuduğunuza benzer çok sayıda mesaj geliyor sürekli, mücidi Cahit Fırat’a. Türk patentli ilk ve tek ilaç bu. Yüzde yüz bitkisel. 5 bitkinin bileşimlerinden hazırlanan özel formüle sahip. Hiçbir yan etkisi yok. Patent evvelinde Hacettepe Üniversitesi Hematoloji Bölümü’nde yoğun testlerden geçiyor. Burada ve Ankara Üniversitesi’nde domuz ve fareler; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ndeyse tavşan, köpek ve sığırlar üzerinde deneniyor. Herkes kendi alanında, 100’ü aşkın profesör, doçent ve klinisyen bilimsel araştırma yürütüyor hakkında. Fırat’ın icra kurulu başkanlığındaki şirkette 45 kişi çalışıyor. Biri Ankara, ikisi İstanbul’da üç tesiste üretim devam ediyor. Birinci yıllarında daha önce görülmemiş bir başarı yakaladıklarını anlatıyor Fırat. Uluslararası hakemli dergiler, Ankaferd’e ilişkin 73 ilmî makaleden 52’sini yayımlamış. Beynelmilel firmalar ortaklık teklifiyle kapısını aşındırıyormuş şirketin. Tanıtıldığında ‘yüzyılın buluşu’ denilmişti, ardında 30 yıllık Ar-Ge emeği bulunan Ankaferd için. Fırat’a da ‘dünyayı sarsan Türk’… İlaç, doktorların korkulu rüyası kanamayı bıçak gibi kesiyor. Acil ekiplerinin başköşesinde.

Ankaferd gibi gün ışığına çıkmayı bekleyen belki de binlerce bitkisel ilaç var Anadolu’da. Kütahya’nın merkez Yoncalı beldesinde yaşayan Kadir Alparslan 25 yıldır bitkilerde şifa arıyor. Kök, tohum ve yapraklardan elde ettiği nebati ürünlerle basur (hemoroit), ben, bronşit, prostat ve damar tıkanıklıklarını iyileştirdiğini söylüyor. Bitki kaynaklı tedaviler son birkaç yıldır medyanın gündeminde. Kimileri profesörlerce yazılan nice kitaplar sürüldü piyasaya. Kimi zaman tatsızlaşan rekabet ortamı da oluştu. Ancak halkın kafası hâlâ karışık. Acaba hangisininki daha doğru? Tartışmaların bir de ‘şarlatan’ boyutu var. Bu boyut yalnızca bitki kaynaklı mamullere ilişkin değil. Bazı hekimler ilerisi için büyük ümit vadeden ‘kök hücre’ ve ‘kanser aşısı’ sahalarındaki deney ve denemelerini kesin çözüm savıyla hastalara sunabiliyor. Hem de on binlerce liralar karşılığında. Sağlık Bakanlığı 23 Aralık 2008 tarihinde 27089 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Klinik Araştırmalar Hakkındaki Yönetmelik’le olayı kontrolüne almak istedi. Ne ölçüde amacına ulaştı, zamanla görülecek.

Bakanlık diğer sevindirici adımı da, 6 Ekim 2010 tarihli ve 27721 sayılı gazeteyle kamuya duyurulan Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmeliği’yle attı. Birinci maddesinde, “Bu yönetmeliğin amacı, insan sağlığını koruyucu, tedavi edici etkileri olan ve geleneksel kullanıma sahip tıbbi bitkilerden hazırlanan bitkisel tıbbi ürünlerin ve bitkisel preparatların ruhsatlarını vermek, etkililik, güvenlik ve kalitesi ile ilgili uyulması gereken usul ve esasları belirlemektir.” deniyor. Acaba şimdiye kadar, bitki ilacı icat eden kaç kişiye ulaşıldı? Yönetmelikteki bölümler incelendiğinde, yurtdışından ülkeye sokulan bu içerikteki maddelere odaklanıldığı zannı uyanıyor. Takviye edici gıdalar ve bitkisel kozmetikler kapsam dışı. Zayıflatmaya dönük ürünlerin yol açtığı ölümler tepki çekmişti. Hemen hemen hepsi ‘besin takviyesi’ kılıfıyla gümrük duvarlarını aşarak halka satılıyordu. Muhatap Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı idi. Yerel bitki ilaçlarının şimdilik ikinci planda kaldığı açık. Kanser türü amansız hastalıklara çare iddiasıyla binlerce aile hâlen sömürülüyor. Öte yandan da, dürüstçe faaliyet gösterip isabet kaydedenler sahtekârlarla aynı kefeye konuluyor. Her şeyden önemlisi yeni Ankaferd’ler merdiven altına mahkûm ediliyor. Hâlbuki bakanlık onlarla görüşüp, ürünlerini üniversitelere taşıdığında Türkiye ilaç sanayiinde bir hayli güçlenebilir. Yoksa, nebati tedavi edicilerin eczane raflarına dizilmesi, bu sürecin ayrıntısından ibaret.

Yerel bitki ilaççısı Kadir Alparslan’ın hikâyesini dinlemek ve ürünlerini yerinde tanımak için Kütahya’daydık.

-Bu bitkileri nereden buluyorsunuz?

Bunlar senede bir sefer yetişir. Hangisi lazımsa yetecek kadar toplarım ya da toplatırım. Fazlasında gözüm yok. Güneş görmeden kuruturum. Görürse özelliği, vitamini gider. Kendim öğütürüm. Kiminin yaprağından, kiminin kökünden, kiminin de tohumundan faydalanırım. .

-Kaç tane bitki kullanıyorsunuz ürünlerinizde?

Basur (hemoroit) için bir bitki. Aktarlarda satılmaz. Her yerde satılsa buluşumun bir özelliği kalmaz. Cenab-ı Allah’ın bana bir lütfü.  Kütahya’da belirli yerlerim var. Kimseye göstermem. Zamanında gidersen görürsün bu otu. İyi kollamak lazım. Bir iki aylık bir süredir bu. Diyelim ki marul gibidir. Kökü lazım bana. O da toprağın 30 cm altında. Ceviz büyüklüğündedir. Temizleyip kurutuyoruz

 

-Halk arasında bu bitkiyi hasbelkader kullanan var mıdır?

Belki farkındadır ama neye yaradığını bilmez. Binlerce ot çeşidi var. Neyin neye iyi geleceğini kim nereden bilsin? Benim topladığımı kullanan yok. Otlardan bir ottur.

-Babanızdan eski bir kitap kaldığını söylüyorsunuz. Bu bitkiyi elinize geçen kitaptan faydalanarak mı buldunuz?

Bronşit, basur ve ben tedavisini tamamen kendim geliştirdim. Prostat bilgilerinin yarısını kitaptan aldım. Etkiyi yüzde yüze çıkardım. Damar tıkanıklığında da biraz yararlandım kitaptan.

Alparslan’ın ilk buluşu benlerle ilgili. İkincisi basur. Damar tıkanıklığı üçüncü sırada. Bunları bronşit ve prostat takip ediyor. Bütün hikâye vücudunda beliren ve kaşıdıkça büyüyen benin başına açtığı olaylarla başlıyor aslında. Doktora gitmekten korkar, para da sorundur. ‘Sanayiden asit al sür’ der biri. Tehlikeli bir girişimdir bu. Güç bela temin eder. Sürer sürmez öyle bir yakar ki, dayanamaz. Ben artık açık bir yaradır ve iki mislidir. ‘Hiç asit sürülür mü, altıncılardan kezzap alıp sür’ der bir başkası. Yara tamamen açılır, ben kestane ebadındadır.  Dönemin mikrop kırıcı ilaçlarını tatbik eder. Dağa çıkmayı çok sever Alparslan. Hâlâ haftanın iki günü dağlarda yatar. Otların durumunu gözetler. “Her zehirli ve acı otun şifası var. Ama her birinin derecesi ayrı.” diyor. ‘Aspirinin hammaddesi söğüt ağacı’ bilgisini hatırlatıyor bu arada.

-Kitap elinizde miydi o sıraları?

Kitapta binlerce bilgi var. Herkesin bilmediğini bilmek istedim. Şifalı bitkiler dolu. Onları zaten kullanıyorlar. Bana ‘Bu ilacı nereden bulabilirim?’ diyorlar. ‘Bulamazsınız, bizzat benden temin edeceksiniz.” diyorum.

Neyse dağda iken gözüne bir ot ilişir. Yaprağından birazcık koparıp çiğner. Acıdır, dili, dudağı uyuşur. Anlar ki, zehirlidir. Yutmadan tükürür. Bir iki gün sonra dudakları siyahlaşır. 10 gün içinde kabuklaşan deri düşer: “Rüya ve hayal gibi, o ottan yaraya sür diye bir his geldi içimden. Koparıp sürsem olur mu diye düşündüm. Gittiğimde yaprak yok, ufacık bir parçasını buldum. Yaprağı kalmamış, incecik sapı kalmış. Kazdım dibini. Kökünü bulayım derken, 25 cm altında büyük fındık, küçük ceviz büyüklüğünde soğan gibi bir kök buldum.” Sarımsak gibi ucunu kesince yağ misali hafif bir sıvı belirir. Yarasına sürer. Kavrulur âdeta.  Kendine gelemez. Su olsa dökecek: “İyi ki de dökmemişim. Evde sızmışım. Ertesi gün yara sertleşti. İki gün geçti. ‘Su değdirme’ dedi hanım; mikrop kapar değer diye. Bildiğin estetik. Üç dört gün sonra kaşınmaya başladı. Kestane kabuğu gibi koptu. Yeri kırmızıca kaldı. İyi bir bitki bulduğumu gördüm. Aramaya başladım ama yok. Ama yeri biliyorum ya işaret koydum, oraya. Yaprağı tanıyorum. O yaprak nereden çıkacak diye gözledim. Topladık. Suyunu ezerek damla damla çıkardık.”

-Yılda ne kadar toplayabiliyorsunuz?

Parmak kalınlığında iki şişe kadar toplarız. Onu dörde beşe böleriz. Kırılır dökülür diye. Üç sene yeter. Birinden bir damla çıktı mı yetti. İçine başka bir madde katmıyorum. Çevremdekilerde denedim. Baktım bütün benler iyi oluyor. Sürüş tekniğini geliştirdim. Ne kadar sürülmeli, beklenmeli vs. Yara, iz yapıyor mu, oyuyor mu, leke mi kalıyor vs. 5–6 sene denedim. İstanbul’dan iş adamı bir hasta geldi. Burnunda kanserleşmek üzere bir ben varmış. İngiltere’ye gitmiş. Önce kızındaki beni tedavi etmiştim. O da tedavi oldu. İyi paraydı karşılığında verdiği. Telefon almamı tavsiye etti. Davetiyle İstanbul’a gittim. Başkalarına da tatbik ettirdi. Onlar da fayda görünce yayıldı. Kulaktan kulağa şifa bulanlar anlatıyor ilacı. Onlar da bize ulaşıyor.

-Her bene sürülebiliyor mu bu ürününüz?

Akan, kokan, durup dururken büyüyen ben kanser başlangıcıdır. Mercimek ya da nohut gibidir. Büyüyorsa, kızarıyorsa, yanı başından patlıyorsa kanser olabilir. Bu olaylar yeni başlamışsa ilacım etkisini gösterir. Bunun haricinde her türlü ben, görüntü bozukluğu, nerede ve nasıl olursa olsun problem değil. Çok büyükse iki seans gerekebilir. Yüzde 99 tek seferde kesmeden, kanatmadan, acıtmadan tedavi ediyorum. İki gün su değmeyecek. Eliyle kurcalayıp kabuğunu düşürmeyecek. Hemen ertesi gün siyahlayıp kuruyor, bir hafta 10 gün içinde kendiliğinden düşüyor, Allah’ın izniyle.

-Basurdaki tedavi nasıl gerçekleşiyor?

Tek bitki, tedavi yedi günlük. Her sabah bir çay kaşığı ağza alınır, üzerine bir yemek kaşığı süzme bal ile süratle ağızda bekletilmeden yutulur. Toz şeker gibidir ürün. Büyük mikrop öldürücüdür. Üzerine bir saat bir şey içilmeyecek. Açlık ya da tokluk fark etmez. Her basur türü için de geçerli; kanamalı, memeli ve sancılı. 

-Bronşit de tek bitkiyle mi iyileşiyor?

Üç bitkiden elde ediyorum. Tohumlarını kullanıyorum. Kurutuyorum, çekiyorum, baharat hâline getiriyorum. Yarım kilo balın içine atılır. Çocuklara çay kaşığıyla, büyüklere de tatlı kaşığıyla günde üç defa verilir. Ağızda eğlendirilerek, dondurma yermişçesine tüketilir. Özelliği de şudur. Doktora gidince göğsün öksürürken ağrıdığı söylenir. Hırıltılıdır, öksüremez, acır; doktorlar antibiyotik verir, kurutur orayı. İlacım bir hafta kaba kaba öksürtür. Acımaz. Öksürdükçe ceviz gibi balgam söker kişi. Ama balgam yutulmayacak. Herkes kullanabilir. Balın buradaki görevi ilacı içirtmek. İlaçlarım fabrikalardaki gibi kutulara konulmuyor hâliyle. Beni bilen biliyor. 25-30 senedir yapıyorum bu işi. Talep olunca her ay hastalara ulaşıyorum.

-Damar tıkanıklığında ne gibi bir yol izliyorsunuz?

Üç bitkiyle başladım. Azami 6–7 oldu şimdi. Üç ile de tedavi ediyordum. Otların yapraklarını harmanlıyorum. Kurutuyorum. Bunlardan her yerde olabilir ama hangisi hangisiyle ne kadar karışacak, ne yapılır onu kimse bilmiyor. 6 litre suya katılıyor karışım. 3 dakika sonra ateşten indirilir. Sabaha kadar dinlenir. Tülbentle süzülüp otlar sıkılıp atılacak. Suyun içine 10 limonun suyu ilave edilip karıştırılacak. Şeffaflaşıyor böylece. Serin yerde muhafaza edilmeli. Sabah ve akşam aç karna bir çay bardağı miktarı ara vermeden içilir. İlaç kullanıldığı sürece öğlenleri karın tokken yarım çay bardağı suyun içine 2 tane normal aspirin ve iki çay kaşığı şeker atılıp içilir.

-Prostat ilacınızı da öğrenebilir miyiz?

Kanser olmayan prostata uyguluyorum ilacımı. Üç çeşit madde var. Bir tohum, bir kök, bir de karışım. Kökü dört litre suyla karıştırıp içiyorsun. Tohumu da aynen. En sonunda beş bitkinin karışımı içiliyor. Bu da içilince idrarını başka bir kaba yapıyor hasta. Akşamki idrara sabah bakıyor. Rahatlıkla su dökebildiğini görüyor öncelikle. ‘Kanlı oldu, idrarım irin gibi, kurt gibi bir şeyler var’ diyor. Bir hafta sonra cam gibi idrar yapıyor. Prostatı ameliyatsız, lazersiz, kesmeden akıtıp, döktürüyorum. Tohum ile kökü kitaptan aldım. Karışımı ekledim. Prostatın büyüklüğü önemsiz. Yeter ki kanser olmasın. Kanseri de iyi ediyorum diyemem.

Alparslan basur ve ben hariç kitaptan ilham alıyor.  “Kimyasal ilaçlardan önce tıp yok muydu?” diye soruyor. Keza, azami 200 yıllık geçmişten söz edilebilir, sentetik ilaç sanayii için. ‘Patentini alalım, seni dünyaya tanıtalım’ diyormuş kimi ilaç firmaları ve büyük eczacılar. Özel hastaneler ortaklık öneriyormuş: “Ekmek paramı kazandım mı, ele muhtaç olmadım mı çok zenginim ben. Büyük parada gözüm yok.” Hastaları arasında halkın yakinen bildiği sanatçı, iş adamı ve kimisi bakan politikacılar da var Alparslan’ın. Damar tıkanıklığı ilacını dünürü Necmettin Yılmaz yıllardır deniyormuş: “Benim ilacı kullandı. Yüzde 45 idi iyileşme, bir sene sonra yüzde 65 oldu. ‘İlaçları değiştirmeyelim’ demişler ABD’de. Pil var kendisinde.”

-Geleneksel Bitkisel Ürünler Yönetmeliği’nden haberdar mısınız? Belirli standarda ulaştırılmasıyla eczanelerde satılması öngörülüyor…

Hangi biriyle uğraşacaklar? Ben de uğraşamam. Çok ilacım yok öyle benim. O kapasitede değilim. Türkiye’de (bitkisel tedavi uzmanı) Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nu iyi tanırım. Hakikaten değerli, bilgili bir insan. Ama benimkileri o da bilmiyor.

Alparslan, oğlu Özer’e de el vermiş halk tabiriyle. Birlikte uğraşıyorlar bu işle.

Detaylı bilgiler bu adresten elde edilebilir: www.bitkiselbentedavisi.com

ÖNERİLEN YAZILAR