TARİH

Sadrazamlardan valide sultanlara Osmanlı Gürcüleri

  • Mesut Çevikalp
Sadrazamlardan valide sultanlara Osmanlı Gürcüleri

Osmanlı’nın necip kavmiydiler. İmparatorluğa 7 asır boyunca sadakatle hizmet ettiler.  Sadrazamlık, şeyhülislamlık ve nazırlığa kadar devletin her kademesinde bulundular. İşte sıra dışı 1200 Osmanlı Gürcü’sünün hayat hikâyesi…

 

Osmanlı sadrazamlarından 17’sinin Gürcü olduğunu biliyor musunuz? İmparatorlukta görev almış onlarca Gürcü vezirden, yüzlerce Gürcü paşadan haberiniz var mı? Şehzade II. Mahmud’u sarayı basıp III. Selim’i öldüren isyancıların elinden kurtaran Cevri Kalfa ile Kırım Savaşı’nda Rus ordusunu bozguna uğratan milis kuvvetlerinden Dindine Hanım’ın adını duydunuz mu hiç? Osmanlı’da ‘Kavm-i Necib’ (soyu temiz kavim) olarak anılan, cengâverlikleri ve vatan sevgileriyle bilinen, 7 asır boyunca devletin önemli makamlarında görevler üstlenen Osmanlı Gürcülerinin tarihi âdeta yeniden yazılıyor bugünlerde. Sadrazam Mehmet Sait Paşa, Şeyhülislam Mirza Mustafa Efendi, Prens Sabahattin, âlim Ali Haydar Efendi gibi, yaşadığı döneme damgasını vuran Osmanlı Gürcülerinin kapsamlı biyografileri, tarihî fotoğraflar eşliğinde sunuldu okurlara. Tarihçi Murat Kasap tarafından kaleme alınan ‘Osmanlı Gürcüleri’ adlı eser, Osmanlı’da farklı tarihlerde yaşamış; sadrazamlık, vezirlik, şeyhülislamlık ve paşalık gibi önemli makamlara yükselmiş 1200 Gürcü’nün hayatını, eserlerini ve imparatorluğa katkılarını günümüze taşıyor. Kitapta yer verilen isimler arasında Mihrişah Valide Sultan gibi padişah yetiştiren Gürcü valide sultanlar da var, kültür- sanat dünyasında çığır açan şair-yazar Ahmet Hamdi Tanpınar ile musikişinas Hüseyin Sadettin Arel de var. Gürcistan Dostluk Derneği’nce basılan 480 sayfalık kitap, saklı kalmış Osmanlı Gürcülerini bugüne taşıyor bir bakıma. Kitabın ilk bin adetlik baskısı çoktan tükenmiş. İkinci baskısı ile Gürcüce nüshası da çok yakında piyasaya çıkacak.

Tarihçi Murat Kasap (34), kitaba üç yılını adamış. Başta Başbakanlık Osmanlı Arşivleri olmak üzere İstanbul Müftülüğü Şer’iye Sicilleri Arşivi’nde titiz bir çalışma yürütmüş. Kronikler ve biyografilerin neredeyse tümünü taramış. Büyük kısmı Osmanlıca olmak üzere elinden 50 bin civarında belge geçmiş. Prestij kitapta biyografilerin yanında, yine Kasap tarafından kaleme alınan Gürcü tarihi, Gürcülerin İslamiyet’e geçiş süreci ve Türk-Gürcü ilişkileriyle ilgili kapsamlı makaleler de bulunuyor.

Murat Kasap’a, onu bu özverili çalışmaya iten gerekçeyi soruyoruz. Cevabı bir kelimelik: Merak. 2001’de İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olan Kasap, tarihçi dürtüsüyle önce ailesinin, ardından yakın çevresinin tarihini araştırmaya başlamış. Muhacir ailesinin izini sürmek üzere girdiği arşivler Kasap’ı Osmanlı Gürcülerine götürmüş: “Köken araştırması benim için bir hobi olarak başladı. Ancak araştırmalar ilerledikçe merakım arttı. Ailemle ilgili çalışmalar bitince Osmanlı döneminde yaşamış Gürcülerin hayatına merak saldım. Osmanlı medeniyetinin oluşmasında atalarımın katkısını ortaya çıkarmak istedim. Gelinen noktada hobi olarak başladığım uğraşı asıl işime döndü. ‘Osmanlı Gürcüleri’ işte bu sürecin meyvesi.”

Annesi Türk babası Gürcü Murat Kasap’ı bu kitabı yazmaya iten bir diğer etken de unutulan Türk-Gürcü dostluğunu hatırlatmakmış. İki millet arasındaki ilişkilerin Selçuklu dönemine kadar indiği düşünüldüğünde Murat Kasap’ın ne denli önemli bir esere imza attığı daha net anlaşılıyor: “Ben kadim Türk-Gürcü dostluğuna katkı sağlamak, iki millet arasında unutulan tarihî ilişkileri hatırlatmak üzere yola çıktım. Zira Gürcüler 16. yüzyıldan bu yana devletin önemli makamlarına getirilmiş. Sadrazam olmuşlar, şeyhülislam olmuşlar. Osmanlı farklı kimliklerle birlikte yaşamayı savunduğu için Gürcüler de bu imparatorluğa canları pahasına sahip çıkmışlar.”

Kasap, Osmanlı’da Gürcülere neden ‘Kavm-i Necib’ dendiğini, Gürcülerin neden istisnasız vatansever sayıldığını şu sözlerle anlatıyor: “Ahmet Cevdet Paşa ‘Tarih-i Cevdet’ adlı eserinde bir Gürcü komutandan bahsederken ‘Gürcü olması vatanseverliğine delil sayılarak paşa rütbesi aldı’ der. Gürcü olmak vatansever olmakla eş tutulmuş Osmanlı’da. Bunun yanında Gürcülere ‘Kavm-i Necib’ deniyor. Temiz kalpli insanlar olarak görülüyorlar. Evliya Çelebi, Gürcistan’ı baştan aşağı gezmiş ve gördüklerini kaleme almış. Yazısında bu millet için ‘Kavm-i Necib’ ifadesini kullanıyor. Daha sonra bu tabir Osmanlı’ya yerleşiyor. Hatta Gürcüler de kendi aralarında kullanmışlar.”

Kitap incelendiğinde Gürcülerin hayır hasenatta cömert oldukları anlaşılıyor. Özellikle Gürcü padişah anneleri (Mihrişah ve Bezm-i Âlem Valide Sultan gibi) kurdukları hayır hasenat vakıflarıyla öne çıkıyor. Kitapta dört valide sultanın biyografilerinden ve geride bıraktıkları hayır kurumlarından genişçe bahsediliyor. Murat Kasap, Gürcülerin Osmanlı coğrafyasında yaptırdığı kütüphane, köprü, medrese, cami, okul, çeşme, hastane gibi kurumların envanterini de veriyor eserde: “Osmanlı Gürcüleri, devlete hizmet etme düşüncesiyle yaşamış. Siyasi planlara alet olmamış, entrikalara karışmamışlar. Siyasetin içinde olsalar da siyaset yapmamışlar. Daha çok hizmet etmeye kilitlenmişler. Mesela 15. yüzyıldan kalan Sivas’taki Gürcü Hüseyin Köprüsü benim tespit ettiğim en eski eserlerden biri. Yine Eyüp Sultan’da bulunan Büyük İskele Camii, Gürcü Hacı Mahmut Ağa tarafından 1567’de yaptırılmış. Hayır hasenatıyla tanınmış Bezm-i Âlem Valide Sultan’ın kurdurduğu Vakıf Gureba Hastanesi bugün hâlâ ayakta.”

Osmanlı, Gürcülerin karakteristik özelliklerini iyi okumuş, onlardan en etkin şekilde istifade etmiş. Cengâverlikleri, gözü peklikleri ve sadakatlerinden ötürü özellikle askerlik mesleğine yönlendirilmişler, kaptan-ı deryalıktan ordu komutanlıklarına kadar kritik görevlere getirilmişler. Yazar Murat Kasap, Gürcülerin hususi olarak Kafkasya cephesinde Ruslara karşı ciddi başarılar elde ettiklerini aktarıyor: “Kafkasya halkları yaradılış itibarıyla silahşorluk ve cenkteki ustalıklarıyla bilinir. Birçok Gürcü paşanın silahşorluğu, cengâverliği ve gözü pekliğinden bahsedilir. 16. ve 17. yüzyılda Gürcüler ağırlıklı olarak asker ve devlet adamı yönleriyle öne çıkmış. Ancak 19. yüzyıla gelindiğinde Gürcüler ağırlıklı olarak âlim sıfatıyla çıkıyor karşımıza. Bunda, Gürcülerin o yıllarda Rusların Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine karşı koyabilmek için çocuklarını dinî eğitim için İstanbul’a göndermeleri etkili olmuş.”

Kitapta yer verilen büyük Gürcü âlimlerden biri de Ali Haydar Efendi. 1870’te Batum’a bağlı Ahıska kasabasında doğan Ali Haydar Efendi, devrin önemli âlimlerinden. İlk tahsilini Ahıska’da alan Ali Haydar Efendi daha sonra Erzurum’a gelerek Bakırcılar Medresesi’nde eğitim görmüş. 1902’de İstanbul Fatih Camii’nde ders okutmaya başlayan Ali Haydar Efendi, 1960’ta vefat edene kadar ilim irfan hizmetlerini sürdürmüş, binlerce talebe yetiştirmiş. Ali Haydar Bey’in biyografisini yazarken torunlarıyla görüşme imkânı bulan Murat Kasap, aileden Gürcü kökenleri hakkında bilgiler almış: “Ahıska’dan geldiklerini biliyor ve kendilerini Gürcü olarak görüyorlar. Ali Haydar Efendi’nin hanımının Gürcüce bildiğini de öğrendim. Talebesi Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi de ‘Ben Gürcüleri severim, hocam da Gürcü’ydü.’ der.”

Bu noktada Murat Kasap, kitaptaki makale ve biyografilerin, ‘Türkler Gürcüleri zorla Müslüman yaptı’ Rus propagandasını çürüttüğünü iddia ediyor: “Ruslar kasıtlı olarak ‘Osmanlı’nın Gürcüleri zorla Müslümanlaştırdığını’ yaymış. Ancak bu doğru değil. Zira Gürcüler İslamiyet’i çok kolayca benimsiyor. Bunda iki kültürün benzeşmesi etkili oluyor. Kısa zamanda diğer milletlere tebliğe başlıyorlar. Hatırı sayılır sayıda âlim yetiştiriyor; cami, medrese inşa ediyorlar. İçlerinden şeyhülislamlar çıkıyor. Gürcülerin zorla Müslüman edildiği doğru değil. Kitabın Gürcüce basımı tamamlandığında, etkisi süren Rus propagandasına darbe inecek.”

Hâlihazırda ‘Batum Muhacirleri’ ile ilgili yeni bir kitap çalışmasını sürdüren Murat Kasap, kitaplarının Türk- Gürcü dostluğuna katkı sağladığını düşünüyor. Özellikle son dönemde iki ülke arasındaki yakınlaşmanın, açılan sınırların Türk-Gürcü dostluğunu kuvvetlendirdiğini belirtiyor: “Ben Gürcistan’ın tamamını gezdim. Gürcü köylerinde hâlâ Türk gelenekleri ve kültür dokusuyla karşılaşmak mümkün. Son dönemde iki ülke arasında artan ilişkiler, açılan sınırlar, yakınlaşma ve Türkiye’deki Gürcülerin ata topraklarını, oradakilerin burayı ziyaretleri bölgedeki Rus etkisini kırıyor.” 

Tarihî fotoğraflar ve haritalarla zenginleştirilen kitapta birbirinden ilginç anekdotlar da mevcut. İşte onlardan ikisi:

HANEDANI KURTARAN GÜRCÜ KALFA

1808’de sarayı basarak III. Selim’i şehit eden isyancılar, yaşayan tek şehzade II. Mahmut’u da öldürmek ister. Şehzadeyi isyancıların elinden saray kadınlarından Gürcü Cevri Kalfa kurtarır. II. Mahmud’u önce kendi odasına kaçırır, ardından kendini siper ederek isyancıların ona ulaşmalarını önler. Eline geçirdiği mangalın küllerini isyancıların üzerine atarak onları odadan uzak tutmaya çalışır. Bu arada Cevri Kalfa’nın imdadına yetişen Anber ve İsa Ağa adındaki iki lala şehzadeyi saraydan kaçırır. II. Mahmut, koluna aldığı bıçak darbesiyle yaralansa da kurtulur. Tahta çıkmasıyla Cevri Kalfa’yı hazinedarbaşı (vezirle eşdeğer makam) yapan II. Mahmud ölümüne dek onu saraydan ayırmaz. Cevri Hanım, II. Mahmud’un hayatını kurtararak Osmanlı hanedanlığının da devamını sağlamıştır bir bakıma. II. Mahmud, 1819’da ölen Cevri Hanım’ı, validesinin kabristanına gömdürür, adına ilkokul ve çeşme yaptırır.

RUSLARI PÜSKÜRTEN DİNDİNE HANIM

Rusların geleneksel güneye inme siyasetinin bir göstergesi olarak 1853’te patlak veren ve üç yıl süren Kırım Savaşı’nda Gürcüler Osmanlı’nın ön cephesinde savaşıyordu. Bu savaş sırasında yaşanan bir olay Gürcülerin Osmanlı’yı canı pahasına savunduklarını gösteriyor: Savaş sırasında Ruslara karşı at üstünde savaşan milislerden birisi de Tavdgiridze ailesinden Dindine Hanım’dı. Üvey oğlu Hasan Bey ile öz oğlu Sefer Bey’i aynı cephede şehit veren Fatma Dindine Hanım, artan Rus ateşine rağmen geri durmamış, savaşı ön saflarda sürdürmüş. Hatta bir ara Gürcü milislerin çekildiğini gören Dindine Hanım kılıcını çekip atını düşman safına sürmüş, onu gören milisler cepheye geri dönmüş. Bu savaşta Gürcü milis kuvvetleri Ruslara geçit vermemiş, Osmanlının sınırlarını korumuştu. Dindine Hanım’ın cengâverce savaştığı bilgisi İstanbul’a ulaşır, Padişah kahramanca savaşan bu kadını bizzat ödüllendirir. Dindine Hanım’ın diğer iki oğlu Osman Bey ile Ali Bey Osmanlı’da paşalığa kadar yükselir.

Kitapta kimler var?

 17 sadrazam,  9 yeniçeri ağası,  6 kaptan-ı derya, 13 nazır, 173 vezir, ordu komutanı, beylerbeyi, vali, sancakbeyi,  13 mebus,  6 şeyhülislam, 344 ulema,  34 şair, yazar ve ressam,  488 saray ve devlet görevlisi,  23 padişah annesi ve şehzade eşi.

 

ÖNERİLEN YAZILAR