|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
 
RAMAZAN

‘Eyüp, sanki Mekke’

6 Eylül 2010 / ESİN KAYA,
Ramazan kültürünün 21. yüzyıl tezahürü meydan şenlikleri, iftar çadırları bir geleneğe dönüşmüş durumda. Festival havasında geçen ramazanlar yabancıların da ilgisini çekmeye başladı. Bu sebeple mübarek ayı yaşamak için 23 ülkeden 30 gazeteci İstanbul’a geldi.

 

Kültür, sağlık, inanç ve doğa turizmi derken İstanbul yeni bir tür daha keşfetti: Ramazan turizmi... 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın yürüttüğü bir proje çerçevesinde yabancı gazeteciler ramazanda İstanbul’a davet edildi. 23 ülkeden 30 gazeteci Sultanahmet senin, Eyüp benim üç gün boyunca şehri dolaşarak bu mübarek ayın nasıl yaşandığına şahit oldu. Müslüman ülke vatandaşlarının yanı sıra Avrupa’dan gazeteciler, iftarın nasıl açılacağı, ramazan geleneği ve orucun şartları konularında bilgilendi.

Güney Afrikalı Shalem Dawood İsmail için ilk kez ziyaret ettiği İstanbul iki kat şaşırtıcı olmuş. Gelmeden önce Türkiye’ye dair algıları daha çok Doğulu bir İslam ülkesi  yönündeyken, sonradan karşılaştığı Batılı kent manzarası fikrini değiştirmiş. Fakat farklı eğilimden insanların bir arada yaşadığı İstanbul’u çok özel bir yere koyuyor. Ona göre bu şehir çeşitliliğin özgürlüğü konusunda balansı koruyor. İsmail, söz konusu dengenin sağlanmasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın etkili olduğu görüşünde.  İsmail’i hayretler içinde bırakan bir başka olay İstanbul’da ramazanın âdeta bir festival havasında geçmesi. Bu manzaraya dünyanın hiçbir yerinde rastlamanın mümkün olmadığını söylüyor. Kendi ülkesinde Müslümanların daha kapalı ve muhafazakâr olduğunu ifade ediyor. İsmail, seneye tüm ailesiyle birlikte İstanbul’da ramazan seyahatinin planlarını ise çoktan yapmış.

Dubai’de yaşayan, Miami (ABD) doğumlu ve Mısır kökenli Sylvia Shohdi bir Hıristiyan. İstanbul uzun zamandır seyahat listesinin başındaymış. Çok sayıda Türk arkadaşı var. Ailesinden ziyarete gelenler İstanbul’u çok anlatmış. Fakat duydukları daha çok şehrin modern yanına dair gözlemler. Ona hep “İstinye Park’ı, Nişantaşı’nı, Bebek’i görmelisin, falanca kulüpte eğlenmelisin” denmiş. Gelenek ve kültürü görme fırsatı buldukları gezi bu sebeple onu şaşırtmanın yanında mutlu etmiş. Sylvia, Fatih’i, Taksim’i gördükten sonra Nişantaşı’na geçince kendini başka bir ülkede, Avrupa’da gibi hissetmiş. Fakat tarihî İstanbul’u daha gerçekçi buluyor. Ona göre burayı bir fenomene dönüştüren aslında geçmişi. Fakat bir dahaki gelişinde modern İstanbul’u keşfe çıkmayı planlıyor. Dubai’deki ramazanı anlatıyor Sylvia. Uhrevi bir hava esmediği gibi oruç tutmayanlar için açık restoran bulunmadığından yakınıyor. Şehrin iftara kadar âdeta öldüğünü ve manevi havanın hissedilmediğini söylüyor. Camilerin çok büyük olduğuna; fakat İstanbul’daki gibi sokak köşelerinde hayatın içinde olmadığına değiniyor. Dubai’de ramazanın daha çok televizyon dizilerinde, reklamlarda yaşadığını düşünüyor. Sylvia İstanbul’da gündüzleri çok sayıda insanın sokakta dolaşmasını yadırgamış. Çünkü aşırı sıcak Dubai’de hayat dış mekâna yansımıyor. Dolayısıyla sokak festivallerini çok sevmiş. Türk halkının birbirinden farklı görüntüleri de onu fazlasıyla şaşırtmış. Sylvia, bir Mısırlı ya da Hintliyi nerede görse tanıyabileceğini; ama aynı durumun Türkiye’de geçerli olmadığını söylüyor.

Eman Tur, projede yabancı gazetecilerin seçilmesi, koordine edilmesi ve gezi planı konusunda görev üstlenmiş. Tur yetkilisi Mustafa Saraç, amaçlarının bu sene daha organize biçimde yapılan ramazan etkinliklerini dünyaya tanıtmak olduğunu söylüyor. Özellikle Avrupa’da yaşayan göçmen kökenli olmayan Müslümanlara ulaşmaya çalışmışlar. Örneğin İngiltere ve İspanya bu potansiyele sahip. Bu ülkelerden davete icabet eden Matios Basso, İspanya Granada’da kendi medya kuruluşunda yapımcılık yapıyor. Ülkesinde sonradan İslamı seçenlerle ilgili bir araştırma yürütüyor. Kendisi de sonradan İslamı seçmiş bir İspanyol. Hâliyle İstanbul ve ramazan konsepti onun için ayrı bir önem taşıyor. Kendine Malik diye hitap edilmesini isterken önceki hayatına dair ipuçları vermekten kaçınıyor. “Türkiyeli Müslümanları tanımaya geldim” diyerek konuşmak yerine gözlem yapıyor.

Kulağında küpeler, burnunda piercing ile İrlanda kökenli İngiliz Donnachha Padria Delong genç bir görüntü veriyor. Gazeteci aynı zamanda, İngiltere ve İrlanda Yazarlar Sendikası’nın başkan yardımcılığını yapıyor. Onu en çok hayrete düşüren, Eminönü’ndeki iftar çadırında yüzlerce kişiyle birlikte oturduğu sofra olmuş. Bunca aç insanının itişip kakışmadan sessizce masalarına geçip ezanı beklemelerini düşünmeye değer görüyor. Delong, ülkesine döndüğünde ramazan geleneği hakkında araştırma yapacağını anlatıyor.

60’larındaki Portekizli J. Alberto Magalhaes, biraz ön yargılarla açmış davet telefonunu. Ramazanda aç bırakılmaktan korkmuş. “Bunun garantisini almadan kabul etmedim.” diyor gülerek. Gazetecinin İstanbul davetine ilgi duymasının bir başka sebebi de Beşiktaş’ın yeni trasferi Portekizli futbolcu Quaresma.  Organizatör Mustafa Saraç, Magalhaes’in telefonda ramazanda kadınların başını örtüp örtmediğini sorduğunu anlatıyor. Başı açık kadınların da oruç tuttuğunu görünce şaşırmış. Portekizli, İstanbul’dan sorularına cevaplar bulmuş olarak ayrılacağını söylüyor.

Mısırlı Mai Al Mamoon, İstanbul’daki ramazan etkinliklerini Kahire’de İmam Hüseyin Camii etrafında düzenlenen şenliklere benzetiyor. Ortadoğu ile ortak geçmişin silinmediğini bir kez daha tescilleyen gazetecilerin çoğu Osmanlı İmparatorluğu etkilerinin hâlâ devam ettiği görüşünde. Suudi Arabistan’dan Naif Ali Mashrahi, ilk kez geldiği İstanbul’da gördükleri karşısında çok şaşırmadığını söylüyor. Camii minareleri arasındaki mahyalardan tutun da yemeklere kadar pek çok geleneğin benzeştiğinden bahsediyor. Naif’in anlamlı bir de tespiti var: Eyüp semti, türbe ve çevresiyle Mekke’ye benziyor. Suudlu gazeteci, turist sıfatıyla İstanbul’a hayran kaldığını söylüyor. Şehrin en sevdiği özelliği ise farklı dünyalardan insanların barış ve güven içerisinde yaşaması. Boğaz, Panaroma 1453 Müzesi, Ayasofya ziyareti gezinin en beğendiği bölümleri arasında.

Mustafa Saraç, gazetecilerin çoğunun İstanbul’u ilk kez ziyaret ettiğini anlatıyor. Hepsinin en heyecan duyduğu konunun bir imparatorluk şehrini görmek olduğunu ifade ediyor. Ramazanla ilgili hayret ettikleri gelenekler arasında ise toplu iftarlar ve akşamları meydana dökülen halk var. Eyüp’te Feshane’den meydana yürüdükleri esnada hayretler içinde kaldıklarını anlatıyor Saraç. Ukraynalı Mikola Makhinchuk bu görüntüyü, Noel akşamlarına, Paskalya yemeklerine benzetiyor. İftar çadırları ilgi duydukları bir diğer konu. Her gün başka bir zenginin hayır olarak bağışladığı yemekleri çok beğenmişler. Azerbaycanlı Taleh Ismayilov, Bakü’de benzer etkinliklerin yapılmasını arzu ediyor. Bosnalı yapımcı Azelea Vilic ise şu sözlerle özetliyor gördüklerini: “Türkler çok iyi organize olmuşlar.”