EĞİTİM

Kur’an öğrenmek hiç de zor değil, 3 gün yetiyor

Kur’an öğrenmek   hiç de zor değil, 3 gün yetiyor

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Tüm İlahiyat Fakülteleri Mezunları Derneği’nin birlikte gerçekleştirdiği seminerlerde 3 günde Kur’an öğretiliyor. Bu yılki seminer geride kalsa da Kur’an öğrenmek isteyenler dört gözle seneyi bekliyor.

 

 

2010, nüzulünün 1400. senesi olması vesilesiyle Kur’an Yılı ilan edildi. Henüz dikkat çekici faaliyetler gerçekleştirilmese de toplumun Kur’an-ı Kerim’e ilgisi her geçen gün artıyor. İçinde bulunduğumuz  zaman diliminin Kur’an’ın indirildiği ay olması ve hemen her yerde mukabele programları başlatılması da bu ilgiyi zirveye taşıyor. Ancak Kur’an okumayı bilmeyenler için bu dönemler biraz buruk geçiyor. Çünkü Kur’an öğrenmenin zor olduğuna dair bilinçaltına yerleşen önyargılar, insanların önünde anlamsız setler oluşturuyor. Dolayısıyla “Kur’an öğrenmek zor. Arap alfabesini öğrenemem.” gibi cümleler dökülüyor ağızlardan. Oysa bu son derece yersiz bir endişe. Marmara Üniversitesi (MÜ) İlahiyat Fakültesi ve Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği’nin (TİYEMDER) her sene 1-31 Temmuz tarihleri arasında düzenledikleri  ‘3 Günde Kur’an Eğitim Seminerleri’ bunu net biçimde gösteriyor. Zira 5 yıldır MÜ İlahiyat Fakültesi Vakfı’nda düzenlenen seminerler artık yüzlerce mezun veriyor. 600 öğrenciyle başlayan kurslar 2 bin 750 kişilik katılımcı kapasitesine ulaştı.

Ütopik bir fikirmiş gibi görünse de aslında Kur’an öğrenmenin sanıldığından çok kolay olduğunu söylüyor MÜ İlahiyat Fakültesi Kur’an-ı Kerim Okuma ve Kıraat Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihat Temel. Çünkü ilahi kelam, insanın fıtratına uygun olarak gönderilmiş. Kendisinin bu fikre sahip olmasının sebebi ise Kur’an alfabesi üzerinde yaptığı incelemeler. Temel’e göre, Arap alfabesini diğer alfabelerden ayıran birkaç unsur var: Öncelikle bütün harfler sesli ve sadece üç işaretle harekelendirilebiliyor. Ayrıca çoğu harf, şekil itibariyle aynı olup nokta sayısıyla birbirinden farklılık arz ediyor. Böylelikle 29 harf, 9 harfe indirgeniyor. Harflerin kendine has fonetiği (sin-şın, sat-dat, ayın-ğayın, dal-zel gibi) de öğrenimi kolaylaştırıyor.

Temel’in dikkat çektiği bir başka husus, Kur’an-ı Kerim’in bizzat harflerin okunuşunu öğretmesi. Zira Temel’e göre Huruf-u Mukattaa denen ve bazı surelerin başında yer alan harfler bize doğru okunuşu gösteriyor. Temel, harflerin kendine has çıkarılış biçimlerinin, yani mahrecin de dünyada başka hiçbir alfabede olmadığına dikkat çekiyor. Nihat Temel, uzun yıllar “Kur’an alfabesi çok zordur, bunu öğrenmek mümkün değil” düşüncesinin insanların bilinçaltına işlendiğinin altını çiziyor: “Hâlbuki bizim seminerlerimizde 80 yaşındaki adam da 8 yaşındaki çocuk da bir ayda Yasin’i ezberledi.”

Temel’in değindiği bir diğer husus Arap harflerini Türkçe harflerle ifade etmek için kullanılan transkripsiyon yönteminin öğreniminin de en az bir buçuk ay sürmesi. Bu süreden daha az bir sürede Kur’an orijinal hâliyle öğrenilebiliyor.

İşte tüm bu izlenimlerin sonucunda Kanal 7’de katıldığı bir programda canlı yayında bir kişiye bir haftada Kur’an öğretebileceğini söylüyor Prof. Dr. Nihat Temel ve etrafındaki ilahiyatçıların yadırgamasına rağmen TİYEMDER ile bir araya gelip 3 Günde Kur’an Eğitim Seminerleri’nin tohumunu atıyor.

Peki, Kur’an-ı Kerim gerçekten 3 günde öğrenilebiliyor mu ve bu nasıl gerçekleştirilebiliyor? TİYEMDER Başkanı Selahattin Yazıcı’nın cevabı, “Üç günü bırakın, bir günde bile Kur’an’a geçen insanlar var.” şeklinde. Ama Yazıcı ve Temel, 3 günde sadece Kur’an’ın temellerinin atıldığının, geri kalan 27 günlük süreçte de bunun geliştirildiğinin altını çiziyor.

Seminerlerde 1. gün harfler, 2. gün harekeler, 3. gün harfleri birbirine katma öğretiliyor. Harfler, onları çağrıştıracak resimler sayesinde zihinlerde daha kolay kalıyor. Ardından her 10-15 kişiye bir eğitmen tahsis edilerek birebir derslere geçiliyor. Bir ay boyunca kursiyerler sadece Kur’an okumayı öğrenmekle kalmayıp aynı zamanda sure ezberliyor ve ilahiyatçı hocaların derslerine katılıp sorular yöneltiyor. Bu seminerler TİYEMDER aracılığıyla hiçbir ücret alınmadan yapılıyor. Ayrıca katılımcılara ücretsiz ikram ve Kur’an-ı Kerim takdim ediliyor.

Selahattin Yazıcı, başlarda her kesimden farklı tepkiler alan ve yadırganan bu seminerlerin, insanların adeta son çare gibi koşup yapıştıkları bir ihtiyaç olarak görüldüğünü ifade ediyor: “Dördüncü günde insanlar Kur’an okumaya başladıkları zaman onların nasıl gülüştüklerini, nasıl ağlaştıklarını, nasıl heyecandan bağırdıklarını görmek lazım.”

Bu sebeple oldukça fazla dua alan eğitmenleri ve katılımcı kursiyerleri motive eden en önemli şey ise hiç şüphesiz Peygamberimiz’in “Sizin en hayırlınız Kur’an öğrenen ve öğreteninizdir” hadisi. 

Semirlerde kursiyerler hallerinden oldukça memnun görünüyor. Dede, nine, oğul, gelin, torun kısacası aile boyu gelenler, hatta aralarında tatlı bir rekabete tutuşanlar bile var. İçlerinden biri olan Hikmet Dümür, geçtiğimiz senelerde seminerler vasıtasıyla Kur’an öğrenenlerden. Başlarda kendisinin de Kur’an öğrenmenin zor olduğuna dair endişeleri olmasına rağmen seminere geldiğinin daha birinci gününde cesaretlendiğini ve istekle başlayınca başarının da kendiliğinden geldiğini düşünüyor. Zaten hem Temel hem de Yazıcı, Kur’an’ın bizzat kendisini öğrettiği konusunda hemfikir. Temel, “Kur’an-ı Kerim muciz, okuyan aciz. Kur’an eşittir insan, insan eşittir Kur’an. Hadislerde ‘Kur’an canlıdır’ denir. Sana kendisini öğretir.” derken; Yazıcı da “Kur’an kendi yolunu kendisi açıyor. Siz sadece anahtar vazifesi görüyorsunuz.” diyor.

Seminerlerin en büyük hedefi hem Kur’an’ı çok kolay öğretmek hem de Kur’an’ın çok kolay öğrenildiği psikolojisini yaymak. Zira her yıl yaz kurslarında bir hocaya çok sayıda talebe düşmesi ve kursa gidenlerin Kur’an’ı tam öğrenmeden ayrılması dolayısıyla çocuklarda bu iş öğrenilemez psikolojisi oluşuyor. Bu sebeple TİYEMDER’in bundan sonraki beklentisi, bu projeyi artık Diyanet’in ele alması. Selahattin Yazıcı, projeyi başlatırken Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’na “Biz eğer başaramazsak başarısızlık bize ait; ama başarırsak bunu yürütmek artık sizin işiniz.” dediklerini ifade ediyor.

Yazıcı’ya göre Diyanet, zaten Kur’an öğretmekle görevli 100-150 bin personelin olduğu bir kuruluş. İmam hatip ve ilahiyat öğrencileri ile emekli hocaların desteği de eklenirse sayı oldukça artabilir. Hatta yurt dışındaki din görevlileri aracılığıyla proje sınır ötesine bile taşınabilir.

Yazıcı, aslında klasik Kur’an öğretme sisteminde bile en fazla bir ayda insanların Kur’an’a geçtiklerini ifade ediyor. Fakat Kur’an öğrenenlerin işi okumaya başlamalarıyla bitmiyor. Aksine asıl mesele devam ettirmekte. Bu anlamda Prof. Dr. Nihat Temel, Kur’an okumayı şoförlüğe benzetiyor: “Ara bile verseniz yeniden direksiyon başına geçtiğinizde az bir süre sonra melekeler yerine gelir. O bakımdan süreklilik önemli. Kur’an’ı öğrendikten sonra insanlar zevkine varıyor zaten. ‘Akşam Kur’an okumadan yattığımda eksiklik hissediyorum. Evde sesli okuyunca beni alıp götürüyor.’ diyenler var.”

Zaten Selahattin Yazıcı da her yıl seminer sonunda gerçekleştirdikleri sertifika töreninde kursiyerlere her gün bir ayet okumaları kaydıyla haklarını helal edeceklerini söylediğini ifade ediyor.

2010’un Kur’an Yılı olması hasebiyle bu tarz çalışmalar sayesinde daha fazla insanın Kur’an öğrenmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Ama Yazıcı’ya göre Müslüman için her yıl Kur’an yılı ve mesele sadece 3 bin insana Kur’an öğretmek değil: “Eskiden Kur’an bilenler yüzde 3’ken şimdi yüzde 10 oldu demek karamsarlığı gidermez. Bu dışarıda ulaşılamayan en az yüzde 80-90 insan var demektir. Herkesin kendini işin dışında bırakmadan bir mum yakması lazım.”

Kur’an öğrenme ve öğretme adına daha yapılacak çok şey var gibi gözüküyor. Günümüzde teknolojik imkanlar ve kurs sayısı düşünülünce, bilmeyenlerin öğrenmemek ve bilenlerin ise öğretmemek için aslında çok da fazla bahanesi kalmıyor.

 

ÖNERİLEN YAZILAR