|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SPOR

Hızlı koştuk, çabuk yorulmayalım

9 Ağustos 2010 / NURULLAH KAYA
Atletizmde 3 altın ve 1 gümüş madalyayla Avrupa’nın en iyi 5. ülkesi olup otoriteleri şaşkına çevirdik. Ancak dikkat! Esas zorluk bundan sonra başlıyor.

Binlerce insanın nefesini tutarak beklediği derin sükûneti, tabanca sesi bozuyor. Ok gibi yerlerinden fırlayan atletler, avına koşan bir aslan gibi süratleniyor. Nizami kol ve bacak hareketleri izleyicilere âdeta görsel bir şölen sunuyor. Biraz önce çıt çıkmayan stadyumdan yükselen tezahürat, atletlere ayrı bir güç katıyor. Ve yarışın galibi, ülkesinin bayrağını terli omuzlarına sararak gururla turunu atıyor.

Hemen her atletin hayallerini süsleyen bu tabloya, İspanya’da gerçekleştirilen 20. Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda defalarca şahit olduk. Ancak Barcelona’da gördüğümüz tablonun içinde bayrağımız da vardı. Tarihinin en iyi sonuçlarını elde eden millî sporcularımız, 50 Avrupa ülkesine nazire yaparcasına defalarca bayrağımızı dalgalandırdı. Bazı sporcularla Avrupa’da dönem dönem kürsü gördüğümüz atletizmde bu seferki neticeler hayli dikkat çekiciydi. Daha düne kadar Balkan ülkelerini geride bırakmakta zorlandığımız bu spor dalında Avrupa’nın en iyi 5. ülkesi olduk. Kazandığımız 3 altın ve 1 gümüş madalya ile otoriteleri şaşkına çevirdik.

31:10.24’lük derecesiyle 10 bin metrede ilk kez altın madalya kazanan Elvan Abeylegesse, rakiplerini açık ara geride bırakarak şampiyon oldu. Bununla yetinmeyen 27 yaşındaki atlet, 5 bin metrede de gümüş madalya kazandı. Ama bu ikinciliğe üzülmedik; zira altın madalyayı bir başka sporcumuz, Alemitu Bekele, kazanmıştı. Bekele, 14:52.20’lik dereceyle birinci olup şampiyona rekoru kırdı. Böylece rüya gibi bir fotoğraf ortaya çıktı. Yükselen bayraklardan ikisinde ay-yıldız vardı. 5 bin metreye âdeta Türkiye damgası vuruldu. Diğer atletimiz Meryem Erdoğan da mücadeleyi 7. tamamladı.

Mesafelerde elde edilen başarılar, yüksek atlamadan gelen dereceyle taçlandı. 20 yaşındaki sporcumuz Burcu Ayhan, seçmelerde kırdığı 1.92 metrelik Türkiye rekoruyla finale kalma başarısı gösterdi.

Gelelim, organizasyonda elde ettiğimiz en muhteşem dereceye. Nevin Yanıt, 100 metre engellide 12.63’lük zamanıyla Avrupa şampiyonu oldu. 100 metre engelli gibi zor bir yarışta kazanılan bu başarı, kamuoyunda hak ettiği değeri görmedi. Biraz da başarının büyüklüğü anlaşılamadı. Öyle her ülkenin ve sporcunun mücadele etmeye cesaret edemeyeceği 100 metre engellide sporcumuz altın madalya kazandı. Atletizmde son derece özel bir çalışma disiplinine sahip olan bu kategoride sporcunun fizyolojisi ve anatomik gelişimi yanında biyomekaniğinin de yakından takip edilmesi gerekiyor. Bu koşu, bilimsel anlamda hayli emek istiyor. 24 yaşındaki Nevin Yanıt ve hocası Cüneyt Yüksel, gerçekten büyük bir iş başardı. Yanıt, bu dereceyle gelecek vadediyor. 2012 Londra Olimpiyatları’nda madalya şansı olabilir (2000’de Kazak Olga Shishigina 12.65, 2004’te Amerikalı Dawn Harper 12.54 ile olimpiyat şampiyonu oldu).

Övgülerin daha fazlasını hak ediyor sporcularımız. Ancak Türk sporcular başarı ve sevinç sonrası karşılaştığı ışıltılı hayatı yönetmekte hayli zorlanıyor. Binbir sıkıntıyı aşarak elde edilen tarihî başarılar, saman alevi gibi bir anda sönüyor. 

Yıllar önce yine bir yaz ayında Süreyya Ayhan’la başlayan atletizmdeki yükselişimiz Eşref Apak ve Halil Akkaş’la devam etti. Bu ivme diğer branşlara da yansıdı. Boksta Atagün Yalçınkaya, halterde Taner Sağır ve Nurcan Taylan... Aradan birkaç yıl geçmedi ki olanlar oldu. Kimi dopingden kimi sakatlıktan kimi de şöhretin pençesinde erimeye başladı. Eğer gerekli tedbirler alınsaydı bugün Süreyya Ayhan en az 4 Avrupa, 2 dünya, 1 olimpiyat madalyası elde etmiş olacaktı. Yıllarca çalışıp zorlu antrenman koşullarına alışan, doğru düzgün aile ve sosyal yaşamı bulunmayan, kamptan kampa koşturup duran sporcularımız birden gelen servet değerindeki ödüllerin, kısa süre de olsa şöhretin, son model arabaların cazibesine kendisini kaptırdı. Bu hamur çok su götürür. Biz analizimizi atletizme odaklayalım.

Siyah tenli insanlar, atletizmin şüphesiz en iyileri. Amerika, Kanada, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler siyahları yıllar önce tarlalardan pistlere sürerek atletizmde bir çığır açmayı başardı. Türkiye ise Elvan ve Alemitu gibi sporcularla bu örnek modeli oluşturmayı denedi ve kısmen bir yola girdi. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, devşirme sporculara gösterilen yaklaşım. Tüm atletizm politikamızı onların üzerine kurar, yurt dışı kamplarından Türkiye’ye gelme fırsatı vermez, Türkçeyi öğretmez, üniversite eğitimi sunmaz, altyapıdan gelen sporcularla kaynaştırıp tecrübelerinden faydalanmazsak bunlardan uzun vadede verim alamayız.

Yetenekli çocuklara sahip Türkiye’de daha yeni özerkliğine kavuşan birçok federasyon gibi Atletizm Federasyonu da zamanla bir spor politikasına sahip olacak. Şu an birçok eksik var. Hepsini bir çırpıda saymamız mümkün değil. İspanya’da kazanılan 5’incilik ilk olduğu için küçümsenemeyecek bir başarı. Fakat önümüzdeki 4 ülkeye baktığımızda daha maratonun başında olduğumuzu görürüz.

Yapılması gerekenleri özetlersek: Yetenek seçimi çok iyi yapılmalı. Tespit edilen çocukların kaslarıyla birlikte zekâ düzeylerinin de iyi olmasına dikkat edilmeli. Bu çocuklar, sadece altyapıya bakan hocaların eşliğinde ağır antrenmanlar uygulamadan ve kamp kamp gezdirilmeden düzenli bir program eşliğinde hatasız bir teknikle eğitilmeli. Kesinlikle ailelerinden uzaklaştırılmamalı. Büyükler kategorisine gelen bir atlet, hâlâ yere basmasını ve kol çekmesini bilmiyorsa saliselerle mücadele etmesi çok zordur. 50 yaşında olmasına rağmen İspanya’da pistin tozunu alan Merlene Ottey gibi uzun vadede yıldızlar yetiştirmek istiyorsak, çocuklarımıza atletizmi sevdirmeliyiz. Minik bedenleri bayıltırcasına koşturan zihniyetle hiçbir yere varamayız. Ödüller, belirli koşullar ve zamana yayılmalı. Kişinin yaşına göre ödülün niteliği de farklılık göstermeli. 15 yaşındaki çocuğa hesabına bir servet yatırmakdan ziyade, iyi bir eğitim alması için yurt içinde ve dışında üniversite imkânları sunulmalı. 30 yaşında çoluk çocuk sahibi bir başka sporcuya ise gelecek adına uzun vadede iş ve düzenli maddi gelir, ev ve araba gibi ödüller verilmeli. Derece elde etmiş sporcular yılın belirli dönemlerinde sosyal projelerde yer almalı...

 

2010 Avrupa Atletizm Şampiyonası madalya sıralaması

Ülke                Altın    Gümüş            Bronz  Toplam

1. Rusya          10        6          8          24

2. Fransa         8          6          4          18

3. İngiltere      6          7          6          19

4. Almanya     4          6          6          16

5. Türkiye       3          1          -           4