| DOSYALAR |
‘Türkiye’de her yaz çok sıcak geçer.’ Sadece meteorolojik bir değerlendirme değil bu. 30 yıldır ağızlara pelesenk edilmiş durumda. Çünkü hiçbir şey yokken gündem birden altüst olur, doğudan şehit haberleri gelmeye başlar. Batıda da bu haberlere karşı bir öfke baş gösterir. Bildik bir senaryo olmasına rağmen bu sene yaz her zamankinden daha sıcak ve daha kavurucu geçecek gibi. Çünkü gelen haberlerle istihbarat birimleri teyakkuza geçmiş durumda.
Terörün 30 yıldır yapamadığını karanlık güçler devreye girerek ülkede bir iç çatışma ortamı oluşturma gayretinde. Ana argüman ise Kürt-Türk çatışması. İnegöl’de başlayan, Hatay Dörtyol’da devam eden ve etnik bir çatışmaya dönüştürülmek istenen gerilimin tüm Türkiye’yi sarma riski var. Bu konuda Emniyet, MİT ve Jandarma İstihbarat birimleri hazırlık yapmış durumda. Muhtemel olayların ve etkin çatışmaların çıkacağı yerler şimdiden tespit edildi.
İddialara göre, İnegöl ve Dörtyol’da bir çatışmanın çıkartılacağı günler öncesinden istihbarat birimlerinin kayıtlarına yansımıştı. Ancak olayların zamanlaması adına bir tespit yapılamamıştı. Yaşanan gelişmeler ışığında üç birimin hazırladığı ve muhtemelen ilgili mercilere sunacakları benzeri raporlarda Türkiye’nin bazı yerleri için ‘kırmızı alarm’ verilmiş durumda. Bazı yerler için ise ikinci derecede tehlikeli manasına gelen ‘sarı alarm’ tespiti yapılmış. Bu yerlerde az sayıda Kürt yaşarken, çoğunluğu ise milliyetçiliği ağır basan vatandaşlar oluşturuyor.
‘Kırmızı alarm’ verilen yerler şu şekilde sıralanıyor: Bayramiç, Gebze, Bozüyük, Bandırma, Karacabey, Susurluk, Ayvalık, Mustafakemalpaşa, Ödemiş, Tire, Bergama, Edremit, Ezine, Edirne, Nazilli, Söke, Marmaris, Muğla, Fethiye, Bafra, Samsun, Dilovası, Gemlik, Bayındır, Akyazı, Adapazarı, Söğüt, Susurluk, Şile, Ümraniye, Halkalı, Çatalca, Bağcılar, Kadıköy, Ümraniye, Sarıgazi, Hayrabolu, Keşan, Manavgat, Serik, Isparta, Dinar, Aydın, Bilecik, Kırıkkale, Sincan, Etimesgut, Trabzon, Giresun, Bulancak, Konya Cihanbeyli, Yozgat, Sivas, Zara, Tokat, Manisa, Akhisar, Çarşamba, Erzurum, Van, Yüksekova, Hakkâri, Diyarbakır, Adana, Mersin, Silifke, Osmaniye, Düziçi, Kadirli, Batman, Mardin’in bazı ilçeleri.
İkinci derecede potansiyel tehlike olarak görülen yerleşim yerleri ise raporlara şöyle yansımış: Sinop, Bursa’nın bazı bölgeleri, Amasya, Muş, Elazığ, Tunceli, Malatya, Kayseri, Yalova, Gaziantep, Şanlıurfa, Bolu, Eskişehir, Edirne, Tekirdağ, Çanakkale, İzmir, Afyon...
Raporlara göre bu yerler, provokasyon mühendislerinin son aylarda çok yoğun saha araştırması yaptığı, olaylara zemin hazırlamaya çalıştığı ve uygun bir olay veya zaman beklediği yerler. Çünkü bu yerleşim yerlerinde hem milliyetçilik (yerlilik) hem de ulusal milliyetçilik akımları çok güçlü. Aynı zamanda yoğun göç alan yerler. Provokatörlerin sadece Kürt-Türk değil, aynı zamanda Roman, Çerkez, Ermeni ve Alevi kimlikler üzerinde de programlar geliştirdiklerine dikkat çekiliyor. Ancak istihbarat uzmanlarına göre referandum öncesi ve sonrasında devam etmesi muhtemel iç çatışmalarda asıl maksadın Kürtleri batıda azınlık durumuna düşürüp zor durumda bırakmak, hatta geldikleri bölgelerine geri göçe zorlamak olduğu ileri sürülüyor. Hükümeti güç durumda bırakmak istendiği vurgusu da yapılıyor. Tabii bu sonuç daha çok terör örgütü PKK’ya yarıyor.
İlgili birimlerin tespitlerine göre, olayları çıkaran ve devam ettirenler, PKK’nın gençlik örgütlenmeleri ile ülkücü camianın kontrolü dışında hareket edenler. Bir başka tespit ise Kürt-Türk çatışmasından sonra Yüksekova’da PKK’nın organize edeceği geniş bir halk ayaklanmasının başlatılabileceği. Ayrıca, bireysel silahlanmanın hem bölgede hem de sakıncalı olduğu tespit edilen yerleşim yerlerinde giderek arttığına dikkat çekiliyor.
Şu bir gerçek ki Türkiye’de her zamankinden daha çok bir iç çatışma riski var. Potansiyel patlama noktaları bir yana, etnik kavganın isminin bile zikredilmediği bir ortamda çatışmaların hafiften başlaması bile ülkeyi sonu hüsranla bitecek bir yola sokabilir. Çünkü PKK, başından beri istediği ve 30 yıldır yapamadığı Kürt-Türk çatışmasını şimdi başka güçlerle birlikte kolayca devreye sokabiliyor. Geçmiş dönemlerde PKK’nın aldığı kararlar arasında bir iç çatışma ortamı oluşturma talimatının, Ergenekon iddianamesine yansıyan kaos planlarıyla örtüşmesi oldukça düşündürücü.
Bölme senaryoları Türkler üzerinden uygulanıyor
Prof. Dr. Aytekin Sır (Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Türk toplumu 12 Eylül öncesi darbe hazırlığında düşürüldüğü sağ-sol çatışmasına bir kez daha düşürülmeyeceğini, aklıselimle davranacağını göstererek gerek yeni darbe heveslilerinin, gerekse de Ergenekon’dan aldığı emirler doğrultusunda siyaset yapanların heveslerini kursaklarında bırakmıştır. İnsanlar sokağa dökülmeyince bunca vatan evladının şehit verilmesi için inceden inceye hesaplar yapılmıştır. Heron’ları yakacak Neron’lar işbaşına geçmiştir. Şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapılarak öfkeli insanlar topluluğu oluşturulmaya çalışılmıştır. Ama yine olmamış her nasılsa bu acılı insanlar öfkelerini, acılarını içlerine gömerek toplum mühendislerinin çabalarını boşa çıkarmışlardır. Ne yaptılarsa olmadı, et-tırnak olan iki toplum birbirine düşürülemedi. “Türkiye’yi Kürtler bölemez, bölerse Türkler böler” denilerek senaryo hep Türkler üzerinden yürütülüyor. Sabır taşını çatlatma üzerine üretilen senaryoların sonu gelmiyor. Toplumsal mutabakat, referandum öncesinde bir kez daha yerle bir edilmeye çalışılıyor. Referandumdan önce halkın üzerinde baskı kurulması planlanıyor.
Provokasyon mühendisliği Tuncer Günay (Terör Uzmanı)
İnegöl ve Dörtyol’daki olaylar elbette ki birdenbire ve kendiliğinden ortaya çıkmadı. Olayların başlayıp hızla tırmanması ve neredeyse bütün bir yerleşim yerini kaplaması müthiş bir provokasyon mühendisliği başarısıdır. Buradaki başarı, olayların başlamasına yol açan sıradan ve adi bir sokak kavgasına karışan kişilerin iki farklı etnik kesime ait olduklarının görüldüğü andan itibaren, provokatör unsurların derhal ve çok hazırlıklı bir şekilde harekete geçerek provokasyonun ilk aşaması olan fısıltı gazetesini çalıştırmaya başlamaları, ardından da kitlesel öfkenin doruk noktasına çıktığı bir sırada öncü 2 veya bilemediniz en fazla 4 kişi ile ilk eylemi yapmalarındadır. Tüm bu süreç kolayca ve çok başarılı bir şekilde uygulanmış ve bütün bir şehir halkı, ilk önce yılların ekonomik sıkıntılarının, rant kavgalarının ve son zamanlarda ardı ardına gelen şehit cenazelerinin getirdiği öfke birikimiyle çığrından çıkarılmıştır. Çığrından çıkan bu kızgın ve şuursuz kitle, önce hasımlaştığı diğer etnik tarafın temsili adreslerine yüklenmiş ancak buradan örgütlü ve sert bir direniş görünce bu kez cinnet aşamasına geçmişler ve hiçbir şekilde kontrol edilemez hale geldikleri için de kendilerine müdahalede sert ve kayırmacı davrandıklarını düşündükleri polise, yani devlete odaklanmışlardır. Kitlesel cinnetin ve çatışmaların hem sivil hem de resmî bloklara yönlendirilmesi ve cinnet enerjisinin ancak tahribatlar tamamlanıp doğal yollarla boşalması provokasyon mühendislerinin en önemli başarısıdır. Bir ayaklanma ölçüsünde gerçekleşen bu olayların Kahramanmaraş tipi bir kitlesel katliamlar boyutuna dönüşmemesinin en önemli nedeni, kontrolsüz grupların kilitlendikleri asıl hedefi bırakıp polise odaklanmaları ve tüm enerjilerini dar bir sahada, güçlü bir muhataba boşaltmalarıdır. Bu İnegöl’ün şansı, polisin ağır bedel ödemek pahasına kazandığı bir başarıdır. Ama Dörtyol’da 4 polisin şehit olması farklı bir boyuta taşıdı olayları.
Referandum öncesinde ülke çapında siyasi havayı ağırlaştırmak ve tansiyonu yükseltmek suretiyle bir sosyal ve siyasi buhran ve umutsuzluk oluşturarak hükümete güvenilemeyeceği zehabı uyandırmak isteyen karanlık bir yapı yeni İnegöl’ler, Dağlıca’lar ve Reşadiye’ler sahnelemek için iş başındadır. Valiler, kaymakamlar emniyet ve istihbarat sorumluları bugünlerde gözlerini dört açmalı.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||