|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KAPAK

Malatya’da canlıların valisi

19 Temmuz 2010 / GÜRHAN SAVGI
Malatya Valisi Ulvi Saran, derelerde kurulacak hidroelektrik santrallere izin için önce canlıların hayat hakkını şart koşuyor. Böylece ne çevreden ne de enerjiden vazgeçilmiş oluyor.

Hani sözden öte bir söz vardır: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa kuzuyu, gider adli ilahi Ömer’den sorar onu.”  Malatya Valisi Ulvi Saran ile bu ildeki akarsular üzerine kurulacak hidroelektrik santralleri (HES) hakkında röportaj yaparken, birden asırlardır manasından bir şey yitirmeyen bu sözü hatırladım. Neden mi? Çünkü; HES’lere akarsu yatağındaki hiçbir canlının ölümüne sebep olmayacak kadar su bırakma garantisi aldıktan sonra izin veren Saran, bu tutumunun dayandığı düşünce temelini şu sözlerle açıklamıştı:  “Ben derdini, sıkıntısını ifade edemeyen canlıların da valisiyim.”

HES enflasyonundan Malatya’nın payına da 30 proje düştü. EPDK’dan lisansını, Devlet Su İşleri (DSİ)’nden su kullanma iznini alan yatırımcı, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu için Malatya Valiliği’nin kapısına dayandı. Vali Saran, bu aşamada şu değerlendirmeyi yapmış: “Enerji hiçbir zaman ihmal edilemeyecek bir kaynak. Her şeyden önce enerjide dışa bağımlılığımız söz konusu. Bu sarmalı kırmak için imkânlarımızı en iyi şekilde kullanmak mecburiyetindeyiz. Enerji ihtiyacını karşılamak gibi bir yükümlülükle karşı karşıyayız. Diğer taraftan da su kaynaklarımızı ve dayandığı doğal sistemi korumak zorundayız.”

Bütüncül bir yaklaşımla tabiata bakan Saran, hassas bir dengenin varlığına dikkat çektikten sonra su ile oynamanın getireceği zararların sistemin bütününün uyumunu bozacağını düşünüyor. Sonuçta zararın bir bumerang gibi bize döneceği tespitinde bulunuyor. Gelecek kuşakların bu dengenin bozulmasından ortaya çıkan sonuçlarla karşılaşacağı uyarısında bulunuyor.

‘Sudan sebeplerle’, ‘havadan sudan’ gibi suyun önemini görmezden gelen kalıpların dilimize geçmiş olması, bu hayat kaynağı madde konusunda gereken hassasiyeti göstermediğimizin bir nişanesi. Vali Saran da bu noktaya parmak basıyor. Su kaynaklarına müdahale etmenin çok fazla dikkat çeken bir husus olarak gözükmediğini vurgulayarak şunları söylüyor: “Neticede bir suyun güzergâhını değiştirmek, bir yerden bir yere almak ne olur, ne değiştirir, bundan bir şey çıkmaz gibi bir anlayışla hareket ediliyor. Belki de su, müdahale edilmesi en kritik kaynaklardan bir tanesidir. Suya bağlı bir denge çok uzun bir zamanda oluşuyor. İnsanoğlunun bunu bir anda gelip müdahale ile değiştirmesini uygun bulmuyorum.”

Vali  Saran, Türkiye’deki akarsuların, yüksek miktarda suya sahip olmadığını, genellikle derin vadilerde akan suların çevresinde mutlaka bir bitki ve canlı topluluğu oluştuğu tespitinde bulunuyor. Ve can alıcı bir cümle sarf ediyor: “Orada akan suyu, canlı hayatını dikkate almadan kullanmaya kalkarsanız mutlak anlamda o hayatı öldürüyorsunuz. Bu, açık bir gerçek.” Saran, bir akarsudan akan su miktarının kendiliğinden oluşan bir rakam olmadığına belirtiyor.

Saran, dere kenarında yaşayan tüm canlılardan sorumlu olduğunu şu sözlerle vurguluyor: “İdare; sadece sesi çıkan, konuşmasını becerebilen, haklarını savunabilenlerin değil, aynı zamanda sessiz, derdini, sıkıntısını ifade edemeyen canlıların da haklarını korumakla yükümlüdür. Biz onların da valisiyiz. Buradaki suya dayalı olarak hayatını sürdüren canlıların da haklarını korumak zorundayız.”

Dereye bağımlı olarak yaşayan canlıları, insana bağlayan zinciri göz ardı etmeyen Saran, dikkat edilmesi gereken bir ilişki kuruyor. Saran, derelerde canlıların yaşamasını sağlayacak su bırakmanın ileride tabiatın dengesinin bozulmasını engelleyeceğini, bunun da insanları büyük bir zarardan kurtaracağı tespitinde bulunuyor. Bu düşüncelerle yola çıkan Saran, dünyanın önem verdiği uluslararası normlara Türkiye’nin riayet etmesi gerektiğini, ayrıca iç mevzuatın da bunun paralelinde olduğunu dile getiriyor: “Su kullanımıyla ilgili bir yerde tabii düzene müdahale ediyorsanız önce oradaki canlıların hayat haklarını güvence altına almanız lazım.”

Vali, icraatlarını bu yönde yapmış. Her yaşama bölgesinin kendisine ait özellikleri olduğu gerçeğiyle HES’lerin kurulacağı yerler için mahalli değerlendirmenin şart olduğu sonucuna varılmış. Malatya’da İl Mahalli Çevre Kurulu uzmanlarından oluşan bir heyet ile iç sulardaki canlı hayatın devamı için ne kadar su bırakılması gerektiği belirlenmiş. Uluslararası çapta kabul gören Tennant Metodu esas alınarak yapılan çalışmada kış aylarında akarsu debisinin yüzde 30’u, yaz aylarında yüzde 40’ının can suyu olarak mansaba bırakılmasına karar verilmiş. Valiye de bunu uygulamak düşmüş.

Cebri icraat yapmaktan kaçınan Saran, ikna yolunu seçmiş. Santral yatırımcılarını çağırarak başlamış anlatmaya: “Çevreyi korumak, çevrecilerin, halkın ya da mülki idare amirinin sorumluluğunda değildir. Aynı zamanda sizlerin sorumluluğundadır. Toplumun geleceğine ve çevreye karşı borcunuz var…” Sonuçta yatırımcılar, belirlenen oranlara uyacakları yönünde noterden taahhüt getirmişler.

HES’lerin Türkiye’nin toplam elektrik üretiminde yüzde 5-8 gibi bir katkısının bulunacağına dikkat çeken Saran, bu santralleri yaparken oradaki su kaynaklarının, floranın, faunanın bozulmaması yönünde önlemler alınmaması halinde yaşanacak zararın çok büyük olacağına dikkat çekiyor. Bu konudaki çözümü şu şekilde özetliyor: “Tamahkâr olmadan ne kadar su bırakılacağı bilimsel olarak tespit edilmeli. Genel olarak baktığımızda bunu yaparsak ne olur? Tahminen toplam üreteceğimiz enerjinin üç birinden çevre hakkı olarak vazgeçilebilir.”

Malatya’da uygulanan yöntemin tüm Türkiye’ye örnek olması gerekiyor. Çünkü, özellikle Karadeniz Bölgesi’ndeki HES yatırımlarında İdare Mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararları vermesinde bırakılacak can suyunun bilimsel esaslara göre tespit edilmemesi etkili oldu. Mahkeme yürütmeyi durdurdu durmasına ama olan hem yatırımcıya hem de çevreye oldu.

Vali Saran, “Bir akarsudaki suyun orada olan canlılar topluluğuna yetecek miktarı nedir?” sorusuna Tennant Metodu’na atıf yaparak cevap veriyor. Buna göre; akmakta olan suyun yüzde 60’ı oradaki canlılar için ayrılırsa yüzde 40’ı kullanılırsa bu mükemmel bir koruma olarak değerlendiriliyor. Yüzde 40-60 bırakılırsa iyi, 30-40 oranında bırakılırsa orta derecede koruma kabul ediliyor. Yüzde 20-25’i bırakırsanız zayıf bir koruma, yüzde 10 oranı çok kötü bir durum olarak nitelendiriliyor. Yüzde 10-15 bu metoda göre vahamet.

Konunun uzmanları, su ürünleri mühendisi ve hidrobiyologlara görev verdiklerini belirten Vali Saran, güzergâhlardaki canlı hayatın korunması için bırakılması gereken su miktarının belirlendiğini söylüyor. Malatya’da Tennant Metodu’ndaki orta dereceli koruma yüzdesi yeterli görülmüş. Kış debisinde yüzde 30, yaz aylarında yüzde 40 bırakılması kararlaştırılmış.

‘Hiç HES yapılmaması gereken yerler olabilir mi?’ sorusuna Saran, “Tabii ki olabilir. Kültürel ve tabii varlıklar vazgeçilmeyecek kadar değerliyse buralarda     santral kurulmaz.” şeklinde cevap veriyor. Ve bunu şöyle açıyor: “O kadar değerli yerler var ki hem HES yapılmasına uygun hem de kendi varlığı itibarıyla milli değer. Mesela dar ve dik yamaçların olduğu yerler kanyon niteliğini kazanıyor. Bu kanyonlar, çok muazzam doğal güzelliğe sahip, birçok ülkede bulunmayan bizim için şans niteliğinde yerler. Bunlar gelecekte doğa turizmi için elverişli yerler. Bizde böyle yerler var. Bizim hassasiyet gösterdiğimiz böyle yerler. Bunların ince ince ayrılması gerekiyor. Burada EPDK’nın verdiği lisans, DSİ’nin su kullanımıyla ilgili yaptığı sözleşme aslında çerçeve izin imkânıdır. Bunun mahalline yönelik ince ayarlar ÇED Raporu ile belirlenecektir.”

Bir de somut teklifi var Saran’ın: “ÇED Raporları, lisans ve kullanım hakkı verilmeden önce hazırlansın.”

Saran, mevzuat değişikliği sebebiyle ÇED’den kaçmak isteyen HES yatırımlarından bahsediyor. Bir süre önce 8 megavatın altındaki projelerden ÇED istenmediğini, vahim sonuçlar görülünce bu rakamın önce 0,9’a, sonra da 0,5’e düşürüldüğünü anlatıyor. Tabii bu arada izin alanlar ise daha sonra ÇED istenen kurulu güç düşürülünce ÇED yapmak istememiş. Bunu bir kazanılmış hak olarak değerlendirme eğilimine girmişler. Vali Saran’a göre çevre ile ilgili uygulamalarda zaman aşımı söz konusu olmaz.