| DOSYALAR |
Adıyaman’da akşam karanlığına bir iki saat kala şehrin caddelerinde bir hareketlenme göze çarpıyor. Memurlar mesai çıkışında, üniversiteli, liseli gençler evlerinin yolunu tutmuş. En işlek sokaklardan birindeki mobilya mağazasında çayımızı yudumlarken, müşteri olarak içeriye bir karı koca giriyor. Yeni anaokulu açmışlar, sınıflar için mobilya bakıyorlar. Ürün çeşitliliği dikkat çekici. Sorunca öğreniyoruz ki pek çok mobilya Çin’den ithal edilmiş. Buhara Caddesi’nde “Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyoruz” yazısı dikkatimizi çekiyor. Şirket sahibi Yasin Akbaş isimli bir genç. Özenle döşenmiş bürosunda bir yandan telefonlara cevap vermeye çalışıyor, diğer yandan lüks Milenyum Park konutlarının maketini gösteriyor ve heyecanla projesini anlatıyor: “99 bin liraya hem ev hem araba sahibi yapıyoruz.” Ekonomik durgunlukta ilgi nasıl? “Biraz önce bir daire daha sattık. Bir yıl içinde konutları teslim ediyoruz. Üye olan herkese arabasını hemen veriyoruz. Yurt dışından bile ilgi var.” diyor. İnşaat sektöründe başarılı işlere imza atan Akbaş’a Ankara ve İstanbul’dan teklifler var; ancak o gözünü Irak’a dikmiş. Özellikle Kuzey Irak’ta konut sektörüne girebilmek için arayış içinde. Benzer manzaralara Diyarbakır, Batman, Mardin, Şanlıurfa ve diğer illerde de rastlamak mümkün. Bu izlenimler ve verdiğim örnekler Batı’dan değil. Ülkenin geri bırakılmış bölgesi Güneydoğu’dan bir ilden, Adıyaman’dan. Benzer manzaralara Diyarbakır’da, Batman’da, Mardin’de, Şanlıurfa’da ve diğer illerde de rastlamak mümkün. Bugün terör haberleri gelse de Güneydoğu büyük bir değişimin eşiğinde bulunuyor. Demokratikleşme adımları umutları artırmış. Suriye ve Irak pazarı ile yeni fırsatlar konuşuluyor. Anneler çocuklarının dağa değil okula gitmesini istiyor. Yasaklar kalkıyor, ezberler bozuluyor.
Güneydoğu’da bir kısmı uygulamaya konan demokratik açılımın etkileri net şekilde görülüyor. 1980’lerde, ‘Kürtçe konuşmak yasaktır’ afişlerinin asılı olduğu bölgede at pazarlığını köprü altında yapmak zorunda kalan insanlar bugün rahatça kendi dilini konuşabiliyor. ‘Ceberut devlet’ gitmiş. Bürokratlar halka daha şefkatli yaklaşıyor. Valiler halkla bütünleşiyor. Dayatma yok, kimlikler kabul ediliyor. Ölü evine taziyeye giden bir komutanın konuşmasını Kürtçe yaptığı dilden dile dolaşıyor. TRT Şeş, en çok izlenen kanallardan. Örgüt propagandası yapan Roj TV’nin etkisi kırılıyor. Bölgeye büyük kaynaklar ve para akıtan Ankara, ilk defa halkın dili ile kendini anlatma fırsatı yakalıyor. Otoyollar, modern hastaneler, okullar, adliye sarayları ve üniversite kampüsleri bölgenin yeni yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Şanlıurfa olimpik stada kavuşuyor. Mardin’de son bir yılda 15 fabrika açılıyor, 20 fabrika için başvuru yapılıyor. Şehir ve yollarda asker varlığı neredeyse hissedilmiyor. Şehirdeki KCK’ya büyük darbe vurulmuş. Faili meçhul cinayetleri işleyenlerin üzerine gidilmesi (Albay Cemal Temizöz Diyarbakır’da yargılanıyor), asit kuyularının açılması ve Ergenekon davası adalete güveni artırmış.
Halk geleceğe umutla bakıyor; fakat terör yorgunu ve huzura, barışa aç. Artık çocuklarının dağa gitmesini istemiyor. Yasa dışı gösterilere katılan çocukları anne-babalar zorla evine götürüyor. Asker ve polisi hedef alan Reşadiye, Samsun olayları ve artan diğer terör saldırıları kuşku ile karşılanıyor, ‘provokasyon’ olarak görülüyor. Sivil toplum örgütleri barış ve huzur için seslerini daha çok yükseltiyor. Anayasa değişikliği ve reform süreçlerinde hep şiddetin tırmandırıldığına dikkat çeken Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, hükûmeti uyarıyor: “Amaç statükoyu korumak. Ne olursa olsun demokratikleşmeden geri adım atmayın.”
Yılların ihmali problemleri bir anda çözmek elbette zor; ama demokratik açılımla birlikte psikolojik bir rahatlama sağlanmış, devlet ilk kez gündemi belirlemiş. Kürt meselesi bütün yönleri ile tartışılıyor. Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Mazhar Bağlı, bölgedeki değişimi anlatırken halkın şiddeti bir yol olarak reddetmesinin önemine vurgu yapıyor. Demokratikleşme adımlarının umudu artırdığını belirtiyor. Terörün açtığı yaralar travmaya sebep olmuş. Halk da bürokrasi de yorgun. Güvenlik güçlerinin dengesiz güç kullanma gibi hatalarının altında bu psikoloji var. Bir bürokrat, “Halk travma geçiriyor, bürokratlar da yaralı. Hastayı hasta ile nasıl tedavi edeceksiniz? Daha çok yeni, yıpranmamış memuru bölgede istihdam etmek lazım.” diye konuşuyor.
Bölgede iki siyasi aktör var: BTP ve AK Parti. Başbakan Tayyip Erdoğan’a verilen destek, partisine verilenden daha yüksek. CHP ve MHP yok gibi. Dış desteği iyice kesilen PKK ise demokratikleşme adımları ile altındaki zeminin iyice kaymasından korkuyor. Aynı korku BDP’de de var. Açılımın başarıya ulaşmasının AK Parti’yi güçlendireceğini hesap eden BDP, süreci çıkmaza sürüklemek için çalışıyor. Ancak halkı da karşısına almak istemiyor. Anayasayı demokratikleştirme çabalarına halkın desteği büyük. 12 Eylül’de yapılacak referandumdan yüksek oranda “evet” oyu çıkması bekleniyor. BDP’li belediyeler tabanı tutabilmek için devletin imkânlarını kullanarak kadınlara, gençlere çeşitli isimler altında kurslar açıyor. KCK, liseler ve üniversitelerde örgütlenmeye çalışıyor.
Ekonomik yatırımlar, teşvik uygulamaları ticari hayatı canlandırmış. Suriye ve Irak pazarlarının açılması umutları artırıyor. İki komşu ülkeye bölgeden âdeta ticari seferler düzenleniyor. İstanbul’a sermaye göçü nispeten durmuş. Diyarbakır’da Ortadoğu’ya yönelik gıda fuarları düzenleniyor. Suriyeli polisler eğitim için Gaziantep’e geliyor. Mardin otellerinde yer yok. Her ile açılan üniversiteler umut olmuş. Fakülteler şehirlere, sosyal, kültürel ve ekonomik açılardan büyük katkı sağlıyor. Adıyaman’da ilk defa caz konseri düzenleniyor. Bölgede görüştüğüm iş adamları, bürokratlar, gönüllü kuruluşların temsilcileri olumlu gelişmelerle birlikte endişelerini ve beklentilerini dile getiriyor. Ulaşım artık kolay ve güvenli. THY’nin İstanbul ve Ankara’dan Adıyaman, Mardin, Batman gibi illere düzenlediği uçak seferlerine ilgi büyük. Hakkâri Yüksekova havaalanı için geri sayım sürüyor. Fiyatların biraz daha düşürülmesi, bazı havaalanlarının yurt dışı ve kargo seferlerine açılması isteniyor. Ayrıca Irak ve Suriye ile aynı ulaşım köprülerinin kurulması bekleniyor. Tren seferlerinin ticari hareketliliğe büyük faydası olacağı belirtiliyor.
Güneydoğu medeniyetlere beşiklik etmiş. Her ilin kültürel ve tarihî zenginlikleri var. Güvenlik sebebiyle yasaklı bölgeler ziyarete açılıyor. Arkeolojik kazılarla tarih gün yüzüne çıkarılabilir. Organizasyon ve tanıtım eksikliği giderilirse turizm patlaması yaşanacak. Tarihî eserlerin daha iyi tanıtımı yeni Mardinleri ortaya çıkarabilir. Eyub el Ensari’den sonra Türkiye’de mezarı tespit edilen ikinci sahabe Safvan bin Muattal, Adıyaman’da medfun. TOKİ’nin desteği ile muhteşem bir türbe yapılmış. Son iki yıldır Adıyaman ve çevre illerden ziyaretçi akını yaşanıyor. Hasankeyf’e her geçen gün yerli-yabancı ziyaretçi sayısı artıyor. Belediye Başkanı Abdulvahap Kuşen tarihî mekânı koruma çalışmalarını anlatıyor, geçmişe sahip çıkarak geleceği kuracaklarını söylüyor. Bölgedeki 9 valinin girişimiyle kurulan GAP Kültür Birliği de Şırnak, Siirt, Diyarbakır, Batman, Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman ve Kilis’teki kültürel zenginliği tanıtan etkinliklere imza atıyor. Bilinen tarihi MÖ 4000 yılına uzanan Cizre, büyük âlimlerin yetiştiği bir yer aynı zamanda. Şırnak’a bağlı İdil, Süryanilerin önemli merkezlerinden. Silopi Ovası’ndaki höyükler 8-10 bin yıllık geçmişe sahip. Mardin Valisi Hasan Duruer, “Bu topraklardan 25 medeniyet geçmiş. Hepsinden bir iz görebiliriz; ama iyi tanıtamıyoruz. Mardin, Avrupa’da olsaydı yılda yüz milyon turist çekerdi.” diyor.
Terörün bitmesi, istikrarın sürmesi bölgede turizm ve eğitimi de öne çıkarıyor. Teşvikler, destek politikaları yatırım yapmayı düşünen iş adamı sayısını artırmış. Batman Valisi Ahmet Turan, “Organize sanayi bölgesinde yer kalmadığı için sıradaki firmalara arsa üretmekte zorlanıyoruz.” diyor. Komşu ülkelerle sınırların açılması iş adamlarına yeni fırsatlar sunuyor. Irak pazarı sınırdan kilometrelerce uzaktaki Elazığ’ı bile heyecanlandırıyor. Elazığ’da görüştüğümüz iş adamı kısa süre önce bir grupla Irak’a yaptığı geziden söz ediyor. Pek çok büyük gıda şirketinin bölge bayiliğini yapan Mustafa Yıldız aynı zamanda deterjan üretiyor. Pazarlamasını yaptığı ürünlerin broşürlerini Türkçe, İngilizce ve Kürtçe hazırlamış: “Türkiye’den Irak pazarına pek çok büyük şirket gitmiş. Bizim onlarla yarışmamız zor; ancak bir alt gruba ve onların giremeyeceği yerlere bakabiliriz. Önce K.Irak’ta sonra Bağdat’ta iş imkânları araştırıyoruz. K.Irak bizim için atlama tahtası olacak.”
Bölgedeki illerin sınır ticareti yapma imkânı gelişiyor. Bürokratik işlemler azaltılır, konuyla ilgili mevzuat yeniden gözden geçirilirse ticaret hacmi beklentilerin ötesine geçebilir. Habur Sınır Kapısı yeterli değil. Akçakale Sınır Kapısı da ihtiyaca cevap veremiyor. Türkiye sınır hattında bulunan Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak’ta Suriye’ye açılan kapılar var. 1980 askerî darbesinden sonra Hatay Cilvegözü ve Kilis Öncüpınar’ın dışındakiler kapatılmış. 2008’de Şanlıurfa Akçakale Sınır Kapısı A sınıfı statüsü verilerek aktif hâle getirilmiş. Bölge halkı vizelerin karşılıklı kaldırılmasından sonra Hatay’da Yayladağı, Gaziantep’te İslahiye, Çobanbey ve Karkamış, Kilis’te Öncüpınar, Şanlıurfa’da Ceylanpınar ve Mürşitpınar, Mardin’de Şenyurt ve Girmeli, Şırnak’ta Cizre kapılarının da eski hareketli günlerine dönmesini bekliyor.
Her ilde organize sanayi bölgeleri var, sayısı artsa da bu bölgeler istenen seviyede değil, güçlendirilerek ekonomik kalkınmanın dinamosu hâline getirilebilir. Gelir ve kurumlar vergisi muafiyeti süresi uzatılarak, özel sektör bölgeye çekilebilir.
Güneydoğu’daki Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak’ı kapsayan GAP Projesi, sanayi, ulaştırma, kentsel ve kırsal altyapı, çevre koruma ve sosyal faktörler gibi alanları kapsayarak genişliyor. ‘Bereketli Hilal’ ya da ‘Yukarı Mezopotamya’ diye bilinen Güneydoğu, insanlık tarihinde önemli bir konuma sahip. Kendine özgü iklimi, bitki zenginliği ve evcilleştirilmeye müsait memeli hayvanların varlığıyla ‘Bereketli Hilal’ tarihte tarımsal hayatın başlamasına kaynaklık etmiş. Çeşitli uygarlıklara beşiklik yapan bölge huzur ve istikrar sağlanır, demokratikleşme adımları sonuca ulaşır, yatırımların devamı getirebilirse yeniden cazibe merkezi olabilir. Provokasyon kokan eylemler bu süreci tersine çevirmemeli.
Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı M. Galip Ensarioğlu:
Değişime direnenler teslim olmuş değil
-Demokratikleşme adımları iş adamlarını nasıl etkiledi?
Hükûmetin kararlılığını sürekli deklare etmesi insanlara umut aşıladı. Ekonomide işin yarısı psikolojiktir. Moraller iyi olunca iş adamları yatırım için karar aşamasına geldi. Ama tam anlamı ile tatmin olmuş değil. Demokratikleşme adımlarından sonra bölgenin ciddi bir ekonomik sıçrama yapacağı kanaatindeyim.
-İş adamları neden tatmin olmuş değil?
Bugüne dair umutlu olmak yetmiyor, büyük, gerçek yatırımların yapılabilmesi için yarını garanti altına almak lazım. Ülkede değişime direnenler henüz teslim olmuş, vazgeçmiş değil, ciddi anlamda direnç gösteriyorlar. Yargı direniyor, provokasyonlar devam ediyor.
-Ne yapmak lazım?
Mücadele etmek, kararlı olmak lazım. Hükûmet 2007’de sivil bir anayasayı uzmanlara hazırlattı ve kararlı olduğunu ifade etti. Başbakan “Bu yeni anayasayı 2007 sonunda Meclis’e götüreceğim.” dedi. Ardından Dağlıca baskını oldu, köy korucuları öldürüldü, Aktütün saldırısı oldu ve hükûmet geri adım attı. Aradan 3 yıl geçti. Provokasyonlar bu iş olmasın diye yapılıyor.
-Şiddetin tırmandırılması nasıl önlenebilir?
Ne olursa olsun reformlardan vazgeçmediğiniz ve provokasyonlara prim vermediğiniz zaman, bir müddet sonra bu oyunu kuranlar işe yaramadığını görüp vazgeçecektir. Kararlılığı ortaya koymak lazım. Sözde değil, fiiliyatta. Anayasa değişiklikleri şimdi 30 maddeye düştü. Yargıya ilişkin direnç eşiğini aşacak maddeler var; ama demokratikleşme ile ilgili önemli, tam oldu diyeceğimiz maddeler yok.
-Provakasyon kokan saldırılardan amaç ne?
Statükoyu korumak. 90 yıldır aynı film oynanıyor ve senaryoyu bile değiştirmiyorlar, biz bunu yutuyoruz. Tehlike devam ediyor. Bu işleri süratli bir şekilde bitirmek lazım. Köklü reformlar, değişimler kolay olmuyor. Siyasi iktidar siyasi geleceğini riske atamazsa başarılı olamaz.
Charles de Gaulle ve Winston Churchill köklü reformlardan sonra seçimi kaybetmiştir. Siz kaybedeceksiniz ama ülke kazanacak. Biz Churchill’den sonra gelen hiçbir devlet adamını tanımayız ama bu adamlar tarihe geçti.
-Süreç geri döndürebilir mi?
Süreçten dönüş yok, isteyen istediği kadar dirensin, dünyayı tersine döndüremezsiniz. Sadece ülkeye kaybettirirsiniz, zaman kaybedersiniz. Ülke enerji ve değerlerini kaybeder ama bir gün gelir bu olur, önünde duramazsınız. Hükûmet, Avrupa Birliği ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar attı; bunları yok saymak mümkün değil. MGK’nın yapısı değişti, devlet güvenlik mahkemeleri kaldırıldı, olağanüstü hâl sona erdi, işkencenin önüne geçildi. Karakollarda hiçbir yerde işkenceyi görmek mümkün değil. Komşularla ilişkilerde ciddi adımlar atıldı. Vizelerin kaldırılması, vergilerin düşürülmesi, GAP eylem planı önemli adımlardı. Ekonomik ve demokratik anlamda iyileşmeler yaşandı. Rahatlama var, geleceğe daha güvenle bakıyorsunuz. Bunlar iş adamlarının önünü açıyor.
-Hükûmetten beklentileriniz neler?
Teşvik iyi uygulanamadı. En önemli problem işsizlik. Huzur ve güvenin kalıcı hâle getirilmesi gerekiyor. GAP eylem planının bitirilmesi, ekonomik altyapının sağlanması, demiryolları, otoban ve sivil bir havaalanı önemli unsurlar.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||