|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
BİLİM

AB’nin yolu CERN’den geçiyor

12 Temmuz 2010 / MEHMET ÖZDEMİR
Türkiye, AB’ye tam üyelik başvurusundan tam 22 yıl sonra CERN’e müracaat etti. Bilim adamlarına göre, müzakerelerin halen devam etmesi, bu sıralamanın yanlış olduğunu gösteriyor!

‘Türkiye CERN’e üye oluyor.’ Bu bir haber başlığı ve bir iyi bir de kötü tarafı var. İyi tarafı, kısmen doğru olması; kötü tarafı ise herhangi bir Türk gazetesinde değil, İngiliz Daily Telegraph’ta çıkması. Maalesef, Türkiye siyasi tartışmaların içine o kadar gömüldü ki, bu tür bilimsel konular kendi medyamızda yer bulamıyor. Oysa mesele, en az Avrupa Birliği (AB) üyeliği kadar önemli. Hatta bilim adamlarına göre, AB’ye girmekten hem daha zor hem daha önemli. Zira, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN), dünyanın en önemli bilimsel araştırma kurumlarından biri kabul ediliyor. Yeryüzündeki bütün fizikçilerin kulağı orada. Hatırlanacağı üzere, mart ayında gerçekleştirilen büyük patlama (big bang) deneyi sadece fizikçiler arasında değil, bütün dünyada heyecan dalgası oluşturmuştu. Deneyle ilgili gelişmeler Türk gazetelerinde bile ilk sayfalardan duyurulmuştu!   

Daily Telegraph’ın 23 Haziran tarihli haberi kısmen doğru, çünkü Türkiye, henüz sadece ‘üyelik başvurusu yapan ülke’ konumunda. Şimdilik, CERN’e doğru bir adım daha atmış olacağız. Hatta bu kez ‘adım atan’ taraf CERN! Bu haberi okuduğunuz sıralarda Türkiye, araştırma merkezinden gelen bir çalışma heyetini ağırlıyor olacak. 12-14 Temmuz tarihlerinde ülkemizde kalacak heyet İstanbul ve Ankara’da incelemelerde bulunacak. Bilimsel ifadesiyle ‘Teknik Doğrulama ve Veri Analizi’ çalışmaları yürütülecek. Yani, Türkiye’nin geçen yıl yaptığı üyelik başvurusunda dile getirdiği hususlar (siyasi irade, bilimsel ve akademik potansiyel, sanayi altyapısı vb. konular) ‘çek edilecek’.

Türkiye 1961’den beri ‘Gözlemci Üye’ statüsünde. Hedef, ‘Tam Üyelik’. Gözlemci üyelerin hak ve yetkileri çok sınırlı. Sadece açık toplantılara katılabiliyor, alınan kararlarda oy hakkı yok, proje önerilerinde bulunamıyor. Ayrıca, deneylere katılabilmek için ‘Deney Katkı Payı’ ödemek zorundalar. Ülkemizin ödediği ortalama deney katkı payı yıllık 500 bin TL.

Çalışma Grubu, incelemeleri sonucunda bir rapor hazırlayacak ve CERN Konseyi’ne sunacak. Raporun olumlu bulunması durumunda üyelik süreci yeni başlayacak. Bu süreç 3,5 ila 5 yılı bulabiliyor. Türkiye, bu sürenin sonunda tam üyelik talebini Konsey’e iletecek. Konsey’in oybirliğiyle karar alması sonucunda üyelik resmiyet kazanacak. Anlaşmanın son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanması gerekiyor.

Elbette bu netice, işlerin yolunda gitmesi halinde ortaya çıkacak. Bir de kulislerde dolaşan dedikodular var. Buna göre, Türkiye gibi 2009’da üyelik başvurusunu yapmış ülkelerden Kıbrıs ve İsrail, problem çıkarabilir. Yani bu iki ülke, üyelikleri  daha erken gerçekleşirse Türkiye’yi veto edebilir. Bu yüzden Türkiye’nin elini çabuk tutması gerekiyor. 

Bunun için ne yapmalı? Bir kere, şu ana kadarki hazırlık sürecini iyi değerlendirmiş olması şart. Geleceğe dönük bilimsel-ekonomik planlamasını CERN standartlarında yapması lazım. Tabii ki, katkı paylarını zamanında yatırmayı unutmadan. Aidatlar, ülkelerin nüfus ve gayri safi milli hâsılasını dikkate alan bir formülle hesaplanıyor. Tam üye olunması durumunda Türkiye’nin ödemesi gereken miktar yıllık 37 milyon CHF’yi (İsviçre Frangı) bulacak. Üyelik öncesi süreçte aidatlar daha az.

Peki, üyeliğe hazır mıyız? CERN’de Türkiye’yi temsil eden Birleşmiş Milletler nezdindeki Cenevre Büyükelçimiz Ahmet Üzümcü, bazı eksiklik ve gereklilikleri hatırlatıyor: “En büyük eksiklik parçacık fiziği konusunda çalışan bilim insanımızın az olması. Diğer taraftan, üyeliğin teknik yükümlülükleri ulusal eşgüdümün etkin kılınmasını gerektiriyor. Üniversitelerimiz ve bilimsel kuruluşlarımız arasında irtibat ve yakın eşgüdüm tesisi lazım. Sanayimizin CERN projelerinden pay alabilmesi için ihalelerin yakından takibi ve duyurulması önem taşıyor. Özetle, bilimsel ve sınai alanlarda eşgüdümü sağlayacak ve münhasıran CERN’le ilişkilerden sorumlu olacak birimlerin oluşturulması gerekiyor.”

Ortadoğu Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Zeyrek, hazırlık konusunda daha çok kurumlara görev düştüğünü ifade ediyor. Zeyrek, CERN’ü iyi bilen bir isim. 1987’de TÜBİTAK bursu ile doktora yapmak üzere İsviçre’deki araştırma merkezine giden ilk Türklerden biri ve bu hafta ülkemizde olacak bilim heyetini ağırlayacak isimlerden. Zeyrek, özellikle CERN ile ilişkileri yürüten Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), TÜBİTAK gibi kurumların titiz ve koordinasyon içinde çalışması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca üniversitelerin parçacık fiziği alanında nitelikli öğrenci yetiştirmesinin önemine değiniyor. Mehmet Hoca, siyasi iradenin CERN konusunda kararlı olduğunu belirtirken “Zaten sorumluluk bu yüzden kurumlarda.” diyor.

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Metin Arık’a göre ise hazırlık noktasında ciddi bir problem yok. Arık da CERN projelerinde görev alan bir isim ve Zeyrek’le birlikte yabancı heyeti ağırlayanlar arasında olacak. Türkiye’nin CERN konusunda adım atmakta çok geciktiğini söylemekle birlikte bugün açığın kapatılabileceğini düşünüyor. Bunun için gerekli bilimsel, teknik, ekonomik altyapının mevcut olduğu görüşünde. O da siyasi iradenin hakkını teslim ediyor.

Arık’ın ‘geç kalındı’ vurgusunun bir temeli var aslında. Çünkü Türkiye, daha 1961 yılında CERN’e gözlemci üye olarak kabul edildi. Bu tarih, CERN’ün kuruluşundan sadece 7 yıl sonrasına rastlıyor. Aradan geçen 50 yıl maalesef boşa harcanmış. 90’larda ilgi biraz artsa da asıl hareketlilik 2000’li yıllarda başlıyor. Mart 2006’da somut adımlar atılıyor. Başbakanlık, bu tarihlerde TAEK’i görevlendiriyor. Nisan 2008’de iki kurum arasında bir protokol imzalanıyor. Üyelik başvurusu ise 16 Mart 2009 tarihinde yapılıyor.

Prof. Arık, işin kolayına kaçıp eski siyasilere yüklemiyor sorumluluğu. Ona göre, en az siyasetçiler kadar bilim adamlarının da zaafı var: “Bilim adamlarımız, ‘biz üyelik için hazırız’ deyip siyasileri yönlendirebilirdi. Sürekli ‘henüz hazır değiliz’ derseniz, hiçbir zaman hazır olamazsınız.” Hatta, AB üyeliğinin bu kadar sürüncemede kalmasını CERN konusunda gösterilen zafiyete bağlıyor ve üzerinde düşünülmesi gereken bir soru yöneltiyor: “Avrupa’nın en önemli bilim merkezinden uzak kalmış bir ülkeyi Birliğe niye alsınlar?” Metin Hoca’ya hak vermemek elde değil. Merkezin istediği yükümlülükler, bir anlamda AB standartları için ‘gerek ve yeter şart’ niteliği taşıyan unsurlar barındırıyor. CERN üyeliğinin AB’ye girişte ‘itici güç’ olacağına Zeyrek de vurgu yapıyor. TAEK Başkan Vekili Zafer Alper’in söyledikleri farklı değil: “AB üyeliğimiz sürecinde ülkemizin CERN üyeliğinin de gerçekleşmesinin şüphesiz siyasi bir karşılığı veya mesajı olacaktır.”

Bazı ipuçları verilmesine rağmen asıl soru henüz cevapsız duruyor. CERN üyeliği Türkiye’ye ne kazandıracak? CERN’ün ATLAS Projesi’nde çalışan Doç. Dr. Bilge Demirköz, işin psikolojik yönüne dikkat çekiyor: “Diğer Türk vatandaşları gibi bizim için de büyük moral kaynağı olacak.” Halen Barselona Üniversitesi adına görev yapan Demirköz, üyeliğin ardından Türk bilim adamı ve öğrencilerinin CERN’de daha kolay yer bulabileceğini belirtiyor. Büyükelçi Ahmet Üzümcü “Üyeliğimizin en önemli getirilerinden biri, karar alma mekanizmalarına dâhil olmanın yanı sıra vatandaşlarımızın CERN’de daimi kadroyla görev alabilecek olmalarıdır.” diyor. Meselenin ‘duygusal’ boyutunu unutmamak gerek. Üzümcü’nün ifadelerine bilhassa girişimciler dikkat etmeli: “Türk şirketleri CERN’de açılan ihalelere katılma imkanı elde edecek. CERN yerleşkesinin mal ve hizmet talepleri inşaat, mekanik ve elektrik tesisatı dâhil mühendisliğin tüm dallarını kapsıyor. Yerleşkenin ihtiyaçları ve deneylerde kullanılan malzemenin sağlanması için açılacak ihalelerin kazanılması halinde ülkemize önemli miktarlarda maddi geri dönüş olacak. Ayrıca, CERN’le çalışan ulusal sanayi kuruluşları uluslararası piyasalarda önemli referansa sahip oluyor.”

Üzümcü’nün anlattıklarına bakılırsa, üyelik işi gayet kârlı. Bakalım yarım asırdır CERN’de olup biteni gözlemleyen Türkiye, nimetlerinden ne zaman nasiplenmeye başlayacak? Bunun için heyetin raporunu ve Türkiye’nin hazırlıklarını iyi takip etmemiz gerekiyor.

 

CERN’ün kadrolu Türkleri: Hayallerinizin önüne engel koymayın

 

12 Avrupa ülkesinin, nükleer araştırmalar konusunda ABD ile rekabet edebilmek için 1954’te kurduğu CERN’ün üye sayısı bugün 20. Ve 80 ülkeden yaklaşık 8 bin bilim adamı çalışıyor. Elbette aralarında Türkler de var; fakat üye ülkelerle karşılaştırıldığında sayıca çok az kalıyorlar. TAEK’in verdiği rakamlara göre bugüne kadar (50 yılda) İsviçre’deki labaratuvara gönderdiğimiz bilim adamı sayısı sadece 133. Ancak şimdi ‘neden daha fazla değil?’ sorusunu tartışmak yerine CERN’e gidebilen bilim adamlarını takdir etmek lazım. Tabii ki, hepsinin ismini saymak mümkün değil. Bir sınıflandırma yapmak gerekirse CERN kadrosuna girebilen 4 kişiyi ayırabiliriz. Bu anlamda herkesin bildiği isim Doç. Dr. Bilge Demirköz. Onun adı hâlâ bazı yerlerde “CERN’ün kadrolu tek Türk’ü” diye geçiyor. Kendisi bu bilginin artık hükmünü yitirdiğini söylüyor ve üç yeni isim veriyor: Dr. Can Kozcaz, İlknur Çolak (doktorası devam ediyor) ve Dr. Özgür Çobanoğlu. Demirköz, sözleşme süresi dolduğu için CERN’deki çalışmalarını Barselona Üniversitesi’nin kadrosunda sürdürüyor. Kozcaz, Çolak ve Çobanoğlu da kişisel başarılarıyla CERN ekibine katılan genç bilim insanlarımız. Onlar bir beklenti içinde olmasa da övgüyü hak ediyor. Gelin kendilerini biraz daha yakından tanıyalım.

 

DR. CAN KOZCAZ:

Bir fizikçi daha ne isteyebilir ki!

 

Can Kozcaz, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Lisede bir arkadaşı ile hazırladığı proje, TÜBİTAK Bilimadamı Yetiştirme Grubu’nun düzenlediği yarışmada ödül aldı. Fiziğe ilgisi de aynı dönemde başladı. O zamanlar bir tanıdığından aldığı Alman bilim dergisinde (Bild der Wissenschaft) CERN ismine rastladı. Bu tanışıklıktan sonra CERN’ü uzaktan da olsa takip etmeye çalıştı. Üniversiteyi Bilkent’te Fizik Bölümü’nde okudu. Burada aldığı eğitim için “Akademik hayatta çok güçlü bir başlangıç yapmamı sağladı.” diyor. Doktora için ABD Washigton Üniversitesi’nin Fizik Bölümü’nü tercih etti. Sonrasını kendisinden dinleyelim.

-CERN’e nasıl girdiniz?

Doktoramın son yılında, diğer arkadaşlarım gibi çalışmalarıma devam etmek için birçok yere başvurdum. Geçen yılın ocak ayında cuma sabahı CERN’den bir elektronik posta aldım. Postada, yapılan ilk eleme sonucu teklif verilmesi düşünülen altı kişiden biri olduğumu söylüyor ve kabul etmeyi düşünüp düşünmediğimi soruyorlardı. Kararı ikinci bir toplantıda, sonraki hafta vereceklerdi. İnanılmaz stresli bir hafta sonu geçirdim. Sonunda salı günü uyanıp teklifi gördüğüm zaman yaşadığım o heyecana değmişti.

-CERN’de bulunmanın sizin için ne gibi anlamları var?

Sadece “CERN’de bulunmak” şeklinde düşünmüyorum; aynı zamanda “doğayla ilgili anlamaya çalıştığımız birçok kuramsal modelden hangisinin doğruya en yakın olduğunu bulacağımız, belki de aklımıza hiç gelmemiş ‘yeni fizik’ bulmaya başladığımız bir dönemin başında burada olmak” diye değerlendiriyorum. Önümüzdeki dönemde parçacık fiziği yapan bilim insanları için tartışmasız ve rakipsiz bir yer CERN. Doğayı en temel düzeyde anlamaya yıllarını vermiş binlerce bilim insanı için daha çekici bir yer düşünemiyorum. Her sabah dünyanın her köşesinden sürekli çok başarılı fizikçileri konuk eden bir merkeze gelmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Bir fizikçi olarak daha ne isteyebilirim, bilemiyorum. Burada Teori Grubu’nda doktora sonrası çalışmalarıma devam ediyorum.

-Bilimsel çalışmalar dışında sosyal hayatınız nasıl geçiyor, hobileriniz var mı?

Yaygın görüşün aksine fizikçilerin sosyal hayatları var ve dinlenmek, yeni şeyler düşünmek için olması da gerekiyor. Ben ortaokuldan beri masa tenisi oynuyorum. Onun dışında fırsat buldukça spor yapmaya çalışıyorum. Yazın yelkene devam ediyorum. Biraz geç olsa da bu sene kayak yapmaya başladım, Alplerin yamaçlarında yaşayıp başlamamak olmazdı.

 

 

İLKNUR ÇOLAK (Doktora öğrencisi): TV izlediğiniz için kazanamadığınız sınavı hep hatırlarsınız

 

İlknur Çolak, kariyerini aslında daha lise yıllarında çizmiş bir isim. Bunu Rize Anadolu Lisesi’nde üniversiteye hazırlanırken kendisi için koyduğu bir kuraldan çıkarmak mümkün. Sınavdan önce televizyonda herkesin takip ettiği çok popüler bir program vardır. O akşam kendi kendine şu çarpıcı sözü söyler: “Yıllar sonra, bugün ne izlediğini hatırlamayacaksın, fakat bu programı izlediğin için çalışamadığın sınavı sürekli hatırlayacaksın.” Ve bu cümle ona belki kendisinin de planlamadığı başarılar getirir. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra aynı üniversitede Güç Elektroniği üzerine yüksek lisans yapar. Bu konudaki doktorası halen devam ediyor. Çolak’ın CERN’deki hayatı da bu süreçte başlıyor ve ilginç bir hikâyeye dayanıyor. Hayali daha çok ABD’nin uzay programı çalışmalarının yürütüldüğü NASA’da çalışmaktır. Çocukluğu ‘bir gün uzaya giden sistemleri ben tasarlayacağım’ diyerek geçmiştir. CERN’ü üniversite yıllarında fizikçi kardeşinden duymuştur ve bilgisi, ‘dünyanın en iyi fizikçilerinin bir arada bulunduğu araştırma merkezi’ olduğunu bilmekle sınırlıdır. Devamını İlknur Hanım anlatsın:

“CERN maceram 2005 yılına dayanıyor. TÜBİTAK’ta çalıştığım dönemdi. Bir askerî projenin yürütücülüğü görevi verilmişti bana. O günlerde ‘Melekler ve Şeytanlar’ (Dan Brown’ın bir bölümü CERN’ü anlatan romanı) kitabını okurken, CERN’ün güç elektroniği üzerine yayınladığı makaleleri inceledim. Yaptığım sistemin topolojisi de bu makaleden doğdu. Uzun zaman sonra, geçen yıl Norveç’teki bir araştırma merkezi ile 4 yıllık proje yürütücülüğü üzerine anlaşmak üzereydim. O günlerde Hollanda’dan beni ziyarete gelen bir arkadaşım, yazdığım metni görünce, “Sen neden CERN’de çalışmıyorsun, tam sana göre orası.” dedi. Ertesi sabah internette CERN’ün iş ilanlarını henüz incelemeye başlamıştım ki, çalan telefonu açtığımda, karşımdaki kişi (Bilge Demirköz) ‘CERN’de çalışmak ister misiniz?’ diye soruyordu. Benim için ne kadar hayret verici bir durum olduğunu tahmin edersiniz sanırım.”

CERN’deki güç elektroniği grubu uzun zamandır bu bölüme bir eleman almak istiyordur; ancak bir yıllık arayışın sonunda pozisyon için uygun bir aday bulunamaz. Demirköz’ün de araya girmesiyle, üye olmadığı halde Türkiye’den de mühendis aranmaya başlanır. Ve Çolak’a ulaşılır. O  da bambaşka niyetlerle Norveç’teki araştırma merkezi için hazırladığı özgeçmişini CERN’e gönderir. Kısa süre sonra sınav için İsviçre’ye davet edilir. Sunum yaptığı gün oradaki bilim adamları tarafından ayrı ayrı tebrik edilir. Ancak güç elektroniği bölüm müdürü kendisine şunu söyler: “İlknur, sunuma katılan herkes senin mutlaka buraya alınman gerektiği konusunda çok olumlu görüşler bildirdi; ama bunu insan kaynaklarına kabul ettirmemiz çok zor olacak. Seni ancak tek bir şartla alabiliriz; o da bu işi yapacak senden başka adam bulunmadığında…” Neyse ki, üye 20 ülke arasından kimse bulunamaz ve Çolak, ‘yılların ihmalini’ bir ölçüde başarısıyla kapatmış olur. İlginç öyküsü aslında gençler için birçok mesaj içeriyor; ama o kendi mesajını şöyle özetliyor: “Hayal kurmaktan çekinmeyin. Bazen insanlar sizi ütopik düşünmekle, deli veya çılgın olmakla suçlayabilir, bırakın öyle düşünsünler. Bunun aslında başınıza gelebilecek en güzel şeylerden biri olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Çünkü bu inanılmaz bir düşünme ve hareket özgürlüğü sağlıyor.” Çolak’ın CERN’deki görevi, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) deneyi kapsamında bulunan LINAC (Lineer Hızlandırıcı)-2’deki güç çeviricilerinin revize edilip sisteme yeniden entegre edilmesi ve 2014 yılında devreye girmesi planlanan LINAC-4’teki güç çeviricilerinin tasarım ve üretimi.

 

DR. ÖZGÜR ÇOBANOĞLU: Hobilerim için ve maaş veriyorlar!

 

Özgür Çobanoğlu, Ziya Kalkavan Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi’nde Gemi Elektroniği ve Haberleşme okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi Fizik Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin Nükleer Fizik Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Ardından kendisine ‘doğadan öğrendiği temelleri kullanarak sistem tasarlayabileceği ilk projeyi sunan’ INFN (İtalya’nın atom enerjisi kurumu) ve Torino Üniversitesi’ne (ünlü kimyacı Amedeo Avogadro’nun okulu) devam etti. Doktorasını da burada yaptı. CERN ismini üniversite öğrencisi iken danışmanı Prof. Nizamettin Erduran’dan duydu. Orada çalışma ihtimalini bu dönemde düşündü. 2002’de Erduran, LHC’deki 4 büyük algılayıcıdan biri olan ALICE deneyi proje liderlerini okula davet etti. Artık CERN üyeleriyle birlikte çalışma dönemi gelmişti. İstanbul Üniversitesi (İÜ) adına ALICE deneyinin tetikleme ve veri toplama (DAQ) grubunda çalışmaya başladı. Çobanoğlu, bilimsel çalışmalarını hobi olarak görüyor. Üstelik bunun için imkân ve maaş verildiğini söylüyor! Akşamları ney üflüyor ve düzenli spor yapıyor.  Onun da ilginç fikirleri var.

-CERN gibi bir yerde çalışmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

‘Üzüm üzüme baka baka kararır’ derler ya! Eğer yetenekli insanlarla çalışırsanız yeteneklerinizi arttırarak korursunuz ve aynı şeyi devam ettirmek istersiniz. Aksi durumda başlangıçta ne kadar parlak olursanız olun yavaş yavaş matlaşır ve kazanmak için yıllarınızı verdiğiniz yeteneklerinizi köreltirsiniz.

-Göreviniz tam olarak nedir?

2008’den beri CERN’ün mikroelektronik bölümünde çalışıyorum. Radyasyona dayanıklı mikroçip tasarımcısıyım. Bir benzetme yapmak gerekirse saniyenin trilyonda biri (pikosaniye) zamanlama hassaslığı ile hareket eden bir bandonun şefini tasarlıyorum.

-CERN’de çalışmak isteyen insanlara neler tavsiye edersiniz?

Kendilerini dinlesinler ve istedikleri şeylerin ardından, atılacakları maceranın sonunu düşünmeden gitsinler. Başkalarının tecrübelerini ve fikirlerini dinlesinler, onlardan öğrenmeye çalışsınlar fakat kendi düşüncelerinin gölgelenmesine de izin vermesinler. Sevdiğiniz işte başarılı olursunuz ve o şeyin ne olduğunu başkalarından öğrenemezsiniz. İyi olduğunuz alanda ise, sizi mesleki tatminden başka bir şey beklemez. Gençlere, emeklerine acımamalarını tavsiye edebilirim. Çalışmanın tutumlu olunacak bir yanı olmadığını düşünüyorum. Öğrenmekten keyif aldığınız şey için onu kullanabileceğiniz hiçbir yer göremeseniz dahi çalışın.