| EKONOMI |
Fatih Özer, İzmir’de faaliyet gösteren Rena yataklarının sahibi. Uyku sistemleri üzerine üretim yapan Rena ürünlerinin temel özelliği yüksek konforlu, ayarlanabilir elektrik motorlu olması ve üst gelir gruplarına hitap etmesi. Henüz küçük ve genç bir işletme olmasına rağmen Rena, üretiminin yüzde 92’sini Hollanda, Belçika, Almanya, İngiltere ve Fransa’ya ihraç ediyor. Şirketin genç patronu Fatih Özer, Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Türkiye - Dünya Ticaret Zirvesi’ne katılarak ürünlerini sergiledi. İki günlük fuar süresince pek çok iş görüşmesi gerçekleştiren genç girişimciyi en fazla heyecanlandıransa, Amerikalı misafirlerin ziyaretiydi. TUSKON’un davetiyle zirveye katılan Mississippi Eyalet Sekreteri Delbert Hosemann ve beraberindeki milletvekilleri, Rena yataklarının kendi eyaletlerinde büyük ilgi göreceğini söyleyerek, genç patronu ülkelerine ihracat yapmaya, hatta yatırıma davet etti. Eyalette Vali’den sonra ikinci adam konumundaki Hosemann ve beraberindeki parlamenterler, Türkiye ile Mississipi arasındaki ticari işbirliğini artırmayı hedefliyor. “24 saat ekonomi ve ticareti düşünüyoruz.” diyen Hosemann’ın en önemli görevi eyaletinin diğer ülkelerle ticari işbirliğini artırmak, Amerikan şirketlerine müşteri bulmak ve uluslararası yatırımcıları Mississpi’ye getirmek.
Dört yıldır gerçekleştirilen ticaret zirveleri her geçen gün kurumsal bir yapıya dönüşüyor. İlk dönemlerde bu zirveleri daha çok firmalarını ve ürünlerini tanıtma ve yabancı girişimcilerle tanışma fırsatı olarak gören KOBİ’ler, artık doğrudan iş bağlantıları gerçekleştiriyor ve anlaşmalar imzalıyor. Hatta öyle ki, yurt dışına açılmak isteyen şirketlerin müşterilerini bile TUSKON buluyor. Bu durum, uzun süren ve yüksek maliyet gerektiren saha araştırmaları ile güvenilir müşteri ve ortak bulmak isteyen Türk şirketlerinin ihtiyaçlarını büyük oranda gideriyor. Ticaret zirvelerinin bir özelliği de, dışa açılma sürecindeki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler kadar, kurumsallaşmasını tamamlamış ve yurt dışına açılmış büyük şirketlere de ciddi katkılar sağlaması. Bunun en güzel örneklerinden biri, CNR fuar merkezinde düzenlenen Türkiye - Dünya ticaret köprüsünde yaşandı. Türkiye’nin en büyük mobilya markalarından Alfemo, Lübnan yatırımlarına yönelik sözleşmeyi fuardaki standında imzaladı. Alfemo Yönetim Kurulu üyesi Ramazan Davulcuoğlu ile Beyrut merkezli Dream Land şirketinin direktörü Hüseyin Ahmed Kasım arasında imzalanan anlaşmaya göre, Lübnan’da 7 adet Alfemo mağazası açılacak.
Alfemo, sektörel fuarlara sürekli katılan bir firma. Ramazan Davulcuoğlu buna rağmen hiçbir fuarda bu kadar farklı ülkeden müşterilerle karşılaşmadıklarını söylüyor. Mobilya sektörünün en büyük organizasyonu olmasına rağmen, İstanbul Mobilya Fuarı’nda Nijerya, Meksika, Kolombiya hatta Amerika gibi ülkelerden bile katılımcı gelmediğini vurgulayan Davulcuoğlu, “TUSKON’un katılımcı profili çok renkli. Her ülkeden geliyorlar. Sadece Çin’deki fuarda gördüğüm ülkeleri burada buluyorum. Türk firmalarının en büyük ihtiyacı olan pazar çeşitlenmesi noktasında TUSKON zirveleri çok büyük hizmet veriyor. TUSKON bizi bilmediğimiz ve giremediğimiz pazarlara taşıyor, müşterilerimizi bile buluyor.” diyor. Alfemo’nun Suriye’de 14 mağazası bulunuyor. Hükûmetin açılımları sayesinde, Ortadoğu’da Türk şirketlerinin, son yıllarda Amerikan şirketlerinden bile daha itibarlı hâle geldiğini belirten Davulcuoğlu, bu yıl yurt dışından toplam 40 mağaza açmayı planladıklarını belirtiyor. Alfemo’nun Lübnan distribütörlüğünü üstlenen iş adamı Ahmed Kasım, TUSKON toplantılarına ilk kez katılmış. Neden bir Türk firmasını tercih ettiğini sorduğumuzda, şirketin modern tarzından, tasarım gücünden ve yüksek kalitesinden etkilendiğini söylüyor.
Türkiye’nin yanı başındaki Lübnan’dan gelen girişimci Ahmet Kasım gibi, okyanus ötesinden katılan Bakan Delbert Hosemann da, Türkiye’deki üretim kalitesini TUSKON toplantısında fark ediyor. Türkiye’deki sektörel ölçeğe kıyasla küçük üretici konumundaki Rena’nın ürünleri, ABD gibi küresel şirketlere ev sahipliği yapan, dünyanın en büyük ekonomisinde ilgi görmeyi başarıyor. Bakan Hosemann, “Türkiye’de bu tip ürünler bulmayı beklemiyordum.” derken, fiyatların da kendi ülkesine göre son derece uygun olduğunu söylüyor. Fatih Özer, “Bizim aslında kendileriyle randevumuz bile yoktu ama standımızı görünce çok ilgilendiler.” diyor. Fark edilmelerinin temel gerekçesini ise ARGE ve innovasyona verdikleri önemle açıklıyor. Özer’e göre innovasyon becerisi ve ARGE’ye yapılan yatırım, küçük işletmelerin geleceği adına çok önemli. Mississipili bakan Hosemann, bir hafta içinde işbirliği ve yatırım görüşmeleri için Fatih Özer’i ülkesine davet edeceğini, bu süre zarfında ortaklık yapılabilecek firmaların da listesini hazırlayacağını söyleyerek Rena standından ayrılıyor. Genç girişimci ise bu görüşmeyi, “Hayatımın fırsatı olabilir. Bugüne kadar bir fuarda karşılaştığımız en büyük ve en ciddi müşteriydi.” sözleriyle değerlendiriyor.
Aslında Rena örneği, işini iyi ve farklı yapan küçük bir işletmenin, ‘küresel esnaf’ olma sürecinin nasıl başladığına somut bir örnek oluşturuyor.
TÜRK İŞ ADAMLARI MEKSİKA’YI FARK ETSİN
TUSKON’un en önemli özelliklerinden biri, Ramazan Davulcuoğlu’nun da vurguladığı gibi, Türkiye’deki iş dünyasının hemen hiç ticaret yapmadığı ve bir pazar olarak görmediği ülkeleri şirketlerin gündemine getirmesi. Türk girişimcilerin ilgisini çekmeyen bazı ülkelerinse çok büyük iş potansiyeli olabiliyor. Aynen Meksika örneğinde olduğu gibi… İkinci Türkiye - Dünya Ticaret Zzirvesi’ne sadece 6 kişilik bir ekiple katılmasına rağmen, Meksika heyeti toplantıların en fazla ilgi gören katılımcılarından biriydi. 40 bin üyesiyle Latin Amerika’nın en büyük işveren kuruluşlarından Meksika Ticaret Odası’nın Başkanı Arturo Mendicuti Narro, ilk kez geldiği Türkiye’de ülkesini tanıtarak, Türk girişimcilerin artık Meksika’yı fark etmesini istedi. İş bağlantıları kadar Narro’nun ilgisini çeken başka konular da vardı TUSKON zirvesinde. Böyle bir organizasyonun Meksika tarihinde olmadığını belirterek, “İş bağlantıları kadar, böyle bir toplantı nasıl yapılabilir onu anlamak istiyorum. Gerçekten buradaki ortam büyüleyici.” tespitini yapıyor.
Meksika’yı sadece tek bir ülke olarak düşündüğünüzde, uzak ve fakir bir ülke akla gelebilir. Bu yaklaşım ise girişimciler için yanıltıcı bir tablo. Çünkü Meksika’nın ABD ve Kanada ile olduğu gibi Avrupa Birliği ile de serbest ticaret anlaşmaları var. Bu ülkede yapılan üretimin pazar potansiyeli, dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkelerine gümrüksüz mal satabilme şansı veriyor. Buna ilaveten Meksika bir petrol ülkesi ve enerji maliyetleri çok düşük. Başkan Narro, ayrıca yatırımcılar için çok önemli bir konu olan işçilik maliyetlerinin de ülkesinde çok düşük olduğunu, dünyanın en cazip yatırım alanlarından birine sahip olduklarını ifade ediyor. Ülkesine gelmek isteyen Türk yatırımcılara her aşamada yardımcı olmak istediklerini de belirterek hukuki danışmanlık bile verebileceklerini söylüyor.
AMERİKAN MARKALARINDAN BIKTIK!
TUSKON’un Meksikalı misafirlerinden, iş kadını ve yatırım danışmanı Maria Del Pilar Buenfil Banos ise toplantılara katılma amacını, “Türkiye’nin ürettiği her sektördeki malları ülkeme ithal etmek istiyorum.” sözleriyle açıklıyor. Eşi Türk olan ve Türkleri çok seven Banos, Mexico City’deki Türk Kültür Merkezi’nin de müdavimlerinden. Türkiye ile iş yapmak istemesinin bir sebebi bu olsa da, asıl gerekçesi Türk mallarına karşı duyduğu güven. Sık sık ülkemizi ziyaret eden Banos, sadece tekstil değil, Türkiye’de her alanda çok kaliteli üretim yapıldığını söylüyor. Aslında Meksika’ya tekstil ihracatı yapabilmek bugüne kadar mümkün değildi. Ülkede 2010 yılı başına kadar tekstilde kota uygulaması vardı ve ABD ile Kanada hariç hiçbir ülkenin Meksika’ya tekstil ve hazır giyim ürünleri göndermesi mümkün değildi. Bayan Banos bu kotaların süresinin yılbaşında sona erdiğini ve ülkesine yönelik ithalatın önünün açıldığını belirtiyor. 15 yıl devam eden kotalar boyunca Amerikan ve Kanada menşeli konfeksiyon ürünlerinden ve benzer tasarımlardan çok sıkıldıklarını belirten Banos, “Kotalardan dolayı Meksikalı kadınlar olarak 15 yıl aynı tasarımları kullanmaktan bıktık. Türkiye hazır giyimde hem çok kaliteli üretim yapıyor hem de çok iyi tasarımlara sahip. Türk firmaları kendilerini iyi anlatabilirse Türk malları Meksika pazarında büyük iş yapar.” diyor.
Türkiye’de son zamanların en fazla gündeme gelen ülkesi konumundaki Brezilya ise zirveye en büyük heyetle gelen ülkelerden biriydi. 56 kişilik Brezilya heyetinde, yüksek cirolu işletmeleri temsil eden girişimciler vardı. Brezilya aynı zamanda 16 kadın girişimciyle zirvede temsil edildi. Onlardan biri de, Parana Eyaleti Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Edda Peiss de Mello Silva’ydı. Aynı zamanda ticaret odasının kadın girişimciler komisyonu başkanlığını da sürdüren Silva, söze toplantıdaki ortamdan ne kadar etkilendiğini belirterek giriyor. İki günlük görüşme maratonunda 15 Türk firması ile irtibata geçtiklerini ve hedeflerinin bu irtibatları ticari işbirlikleriyle pekiştirmek olduğunu söylüyor. Edda Silva, ilk kez geldiği Türkiye hakkında, gelmeden önce ciddi bir bilgisinin olmadığını belirterek, “İtiraf etmeliyim ki ülkenize gelirken biraz korkuyordum. Burasının çok kapalı bir ülke olduğunu düşünüyordum. Sıkıntı yaşar mıyım diye endişelerim vardı. Oysa gelince öyle bir ülke buldum ki, yanı başımızdaki Arjantin’e gittiğimizde bile bu düzeyde ne ilişki kurabiliyoruz ne de toplantı yapabiliyoruz.” diyor. Bayan Silva’yı en fazla etkileyense, Türk iş adamlarının kendilerini havaalanında karşılayıp otellerine bırakmaları, akşamları da yemek için otelden alıp evlerine götürmeleri ve sonra yine araçlarıyla bırakmaları olmuş. Bu yaşadıklarını ülkesinde anlatacağını söyleyerek, “TUSKON’u ilk duyduğumda biraz küçümsemiştim ama burada yaşadıklarım beni büyüledi. Gittiğimde ülkemde çevreme Türkiye’yi anlatacağım.” değerlendirmesini yapıyor.
Brezilyalı iş kadını Edda Silva’nın bu anlattıkları aslında organizasyonun sadece iş ve ticaretten ibaret olmadığını, sürecin çok önemli bir kültür ve tanıtım boyutu olduğunu da ortaya koyuyor. İstanbul’da gündüzleri iş görüşmesi yapan, akşamları evlerde ağırlanan, daha sonra gerçekleşen Anadolu ziyaretlerinde de, Türkiye’yi ve Türkleri daha yakından tanıyan bu insanlar ülkelerine âdeta gönüllü kültür elçileri olarak dönüyor. Ticaret zirveleri bu yönüyle, sadece Türkiye’nin dış ticaretine değil, dış tanıtımına da önemli katkılar sağlıyor. Bu tanıtımın ticaret ayağında ise ‘Türk Malı’ imajında yaşanan değişim var. Yıllardır uluslararası ticarette çok kötü bir imaja sahip olan ‘Made in Turkey’ kavramı artık kaliteyle anılmaya başlıyor. Türkiye’nin pek çok sektörde gerçekleştirdiği kaliteli üretimin fark edilmesinde de TUSKON zirvelerinin katkısı inkâr edilemez. Misafir heyetlerden kiminle konuşsanız, Türk mallarının kalitesinden ve bu malları ülkesinde görmek istediğinden bahsediyor. Sadece bize göre geri kalmış ülkeler değil, Amerika ve Brezilya gibi büyük ekonomilerden gelenler için de aynı durum geçerli. TUSKON bu yönüyle, Türk Malı’nın dünyada hak ettiği imajı kazanmasında, küresel bir tanıtım aracı görevi de üstleniyor.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||