| SİYASET |
Atatürk’ün partisi CHP, kurulduğu 1923’ten bu yana belki de en büyük iç çatışmayı yaşıyor. Eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın ismi üzerinden yürütülen kaset skandalı sonrası yaşananlar, ana muhalefet partisindeki hizipçi damarı yeniden kabarttı. Üstelik söz konusu hareketlenmeyi başlatan ne genel başkan ne de partinin ağır topları... Özellikle 29 Mart 2009 yerel seçimleriyle ismini duyuran eski İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin…
Başörtüsü ve çarşaf açılımlarıyla muhafazakâr kesime, darbeci kuvvet komutanları için “belli ki sabit suç var, sokacaksın cezaevine” söylemiyle parti içi statükoya ve onun temsilcisi isimlere meydan okuyan Tekin, bu tavrıyla “aykırı” il başkanı sıfatını halk nazarında kazandı. Ancak gelişmeler gösterdi ki onun CHP ile milleti buluşturmayı hedefleyen sözleri ve fiilleri “eski tüfekler”ce hep tepkiyle karşılandı ve ötesinde parti kimliğine zarar veren çabalar kategorisine dâhil edildi. Bu sebeple de zihinlerde bu fikirlerin ve onların sahibinin tasfiyesi vardı. “Atatürk’ün partisinin” şimdiki “sahipleri”, Baykal’ın genel başkanlıktan istifasıyla başlayan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk adamlığa yükselmesiyle neticelenen süreci kendileri lehine zafere dönüştürmek için Tekin’in de elini zayıflatma yoluna gitti. Evvela ümitle beklediği 20 kişilik Merkez Yönetim Kurulu’na (MYK) alınmadı. Sonra da nihaî darbe İstanbul İl Başkanlığı’nın elinden alınmasıyla vuruldu. Yerine MYK üyesi Berhan Şimşek atanarak son nokta konuldu. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun tüm yaşananlara dönük tavrıysa çoklarınca “pasif” addedildi. Hatta daha ileri gidip “Tekin’i yarı yolda bıraktığını, ona ihanet ettiğini” söyleyenler dahi çıktı.
Önümüzdeki dönem Tekin’e biçilen rol, Şimşek’ten boşalan MYK üyeliği. Her ne kadar kulislerde genel başkan yardımcılığı koltuklarından birinin de verileceği dillendirilse de partinin “asıl hâkimi” Genel Sekreter Önder Sav’ın buna sıcak bakmadığı herkesçe biliniyor. Benzetme ne kadar doğru bilinmez ama Gürsel Tekin şu sıralar Phonex kuşuna benzetiliyor. Gelişmeler onu yaktı ve kül etti. Peki, o, benzetildiği Phonex gibi küllerinden yeniden doğabilecek mi?
Tekin’in siyaset sahnesine girişi 20 yılı aştı. Ancak altın yıllarını 2007’den sonra yaşadı. Görevinden ayrılan Şinasi Öktem’in yerine 14 Ağustos 2007’de Merkez Yönetim Kurulu tarafından CHP İstanbul İl Başkanı olarak atandı. Ancak bu, yönetim kurulundan öte bir Baykal atamasıydı. Atanarak geldiği göreve, 26 Ocak 2008’de yapılan 32. CHP İstanbul Olağan İl Kongresi’nde geçerli oyların tamamını alarak yeniden seçildi. Baykal’ın amacı, halka, halk adamıyla ulaşmaktı. Bunda da başarılı olmuştu. CHP’nin mevcut yapısına aykırı söylemler kullanan Tekin’in şu cümleleri hafızalarda yer ediyordu: “Birçok insan bilirim, kapalı insanlardan daha gerici. Annemden gerici olan üniversite mezunu kadın bilirim.” “Ben CHP İstanbul İl Başkanı olarak üniversitelerde türbanın özgür olmasını istiyorum.” “Bu insanlar (kapalılar), Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı değil mi? Bu ülkede, kendisini CHP’li olarak gören herkese kapımız açıktır.” “Herkese saygı duyacağız. Benim annemin 85 yıllık yaşam biçimini değiştirmeye kimin hakkı vardır?” “Belli ki kuvvet komutanlarıyla ilgili sabit suç var, cezaevine sokacaksın!”…
Tekin, demokratik açılımla ilgili de partisinden farklı söylemler geliştirmiş, “Artık bir Türkiye sorunu olan bu meseleyi kim çözerse tarihe geçer, gerçek budur.” demişti. Evet… Yerel seçim sürecinde âdeta partisini ülkesinin küskün halkıyla barıştırmıştı. Kılıçdaroğlu’nu köy köy dolaştırdı, en sıkıntılı anlarında başkan adayına kalkan oldu. Zorlu maratondaki keskin kılıçların önünde kendisi durdu. Tekin’in olağanüstü çabası CHP’ye İstanbul’u kazandıramasa da bu şehirdeki oy oranlarını patlatmıştı. 4 olan ilçe belediye sayısını 12’ye yükseltmişti. Bu iki isim artık birlikte anılıyor ve geleceğin CHP’sinde lider adayları arasında gösteriliyordu. Baykal’la ilgili kaset skandalı, kurultayda ikinci adamlığa oynamayı hedefleyen Tekin’in kafasını karıştırmıştı. Tekin biraz daha büyümüş, gördüğü sevgi ve ilgi ile genel başkanlık için hayaller kurmaya bile başlamıştı.
Ancak önce yapması gereken, Baykal’a biraz daha yaklaşmaktı. Bu yüzden geçtiğimiz mayısta yapılan 33. Olağan Kurultay’ı heyecanla bekliyordu. Baykal’ın parti örgütünün önemli bir bölümüne hâkim olan Önder Sav’ı tasfiye edeceğini bilen Tekin’in hesapları, kurultayın gündemine gelecek tüzük değişikliğiyle örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olmak üstüneydi. Ama olmadı! Kurultaya 15 gün kala bir el, Baykal’ın eski özel kalemi ve Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’la ilgili özel görüntüleri bir internet sitesi aracılığıyla bütün Türkiye’ye servis etti. Parti içinde kurultayla ilgili kimin bir hesabı varsa, artık altüst olmuştu. Bu flaş gelişmeden sonra parti içinde âdeta söz birliği edilerek Baykal’a destek mesajları verildi ve yapılanın komplo olduğu parti sözcüleri tarafından beyan edildi. Ancak Baykal kamuoyunun beklediği hamleyi yaptı ve genel başkanlıktan istifa ettiğini, birkaç günlük düşünce sürecinden sonra açıkladı. Ancak asıl hesaplar ve hesaplaşma bundan sonra başladı. Parti içinde hemen herkes Baykal’ın geri dönmesi gerektiğini ve kurultayda yeniden aday olması için ellerinden geleni yapacağını söylüyordu. Ancak en ilginç tepki Tekin’den geldi. Baykal’ın istifa açıklamasını bir televizyon kanalında izleyen Tekin, gözyaşlarına hâkim olamamış ve kimileri tarafından da ‘timsah gözyaşları’ suçlamasına maruz kalmıştı. Baykal’ın görüntülerinin üzerine hesabını ilk değiştirenler arasında Tekin de bulunuyordu. Partinin başına Kılıçdaroğlu’nun geleceğini bilen Tekin, Baykal için canlı yayında ‘bize ağabeylik yapsın’ diyecekti. Yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu ile omuz omuza mücadele eden Tekin’in düşüncesi yine aynıydı aslında. Tüzük değişikliği ile birlikte örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcılığı…
Kılıçdaroğlu’nun bu konuda kendisini kırmayacağını düşünüyordu. Unuttuğu tek şey, Ankara siyasetinin gücüydü. Başta Sav olmak üzere CHP’nin ileri gelen siyasetçileri, Tekin’in varoş ve muhafazakâr açılımlarından, Ergenekon davasına bakışından çok da hoşnut değildi. Ancak Baykal’dan dolayı eli kolu bağlı olan CHP’nin statükocu ekibi, bu aykırı düşünceli Tekin’e kaymak yedirmeyecek gibi gözüküyordu. Kılıçdaroğlu’nun listesinde Parti Meclisi (PM) koltuğuna oturan Tekin’in ilk hayal kırıklığı burada yaşandı. Örgüt gücünü elinde bulunduran Önder Sav’a karşı kendi listesini hazırlayan Tekin, bu maçı kaybediyordu. Tekin, birkaç cılız isim dışında PM’ye isim sokamıyordu.
Kurultayın ikinci gününün bir başka maçı tüzük konusunda yaşanıyordu. PM’ye hâkim olan Sav, yeni tüzüğü iptal ettiriyor ve eski tüzükle birlikte gücünü koruyordu. Tekin’in belki de parti içindeki aykırı, yenilikçi ve özgürlükçü düşüncelerini taşıyabileceği koltuk yavaş yavaş sallanıyordu. Tüzükten de mağlup ayrılan Tekin, “Değişim askıya alındı.” diyecekti. Kurultaydan bu havayla ayrılan Tekin, pes etmemişti. MYK beklentisi ve umudu üst düzeydeydi. Ancak hesap sadece Tekin’in hesabı değildi. Önder Sav, Hakkı Süha Okay ve Haluk Koç gibi isimlerin hesabı daha geçerli ve yetkin gibi gözüküyordu.
Nitekim Tekin, MYK koltuğunda kendine yer bulamamıştı. Büyük bir şok yaşayan Tekin, arkasına baktığında yıldızının parladığı İstanbul İl Başkanlığı’nı da göremiyordu. PM üyesi olduğu için il başkanlığı da düşmüştü. Hesaplar yeniden yapılmaya başlamıştı. Tekin’in boşalmış İstanbul İl Başkanlığı’nı bırakmaya niyeti yoktu. Âdeta oyun üstüne oyun oynanıyordu il başkanlığı üzerine. Tekin, Kılıçdaroğlu’na açıkça il başkanlığına dönmek istediğini söylemesine rağmen bir türlü ataması yapılmıyordu. Tekin, ümitleri yavaş yavaş tükeniyor ve darbe üstüne darbe yiyordu. Önce ilçe başkanlarının büyük bölümü, Tekin’e karşı bayrak açarak dönmemesi için Ankara’da Kılıçdaroğlu ve Sav ile görüştü, ardından karşı hamle yaparak Tekin’in geri dönmesi için Kılıçdaroğlu ile görüşen il yönetiminde de istifa çatlağı meydana geldi. Genel merkezden yapılan baskılar sonucu 8 kişi istifa etti. Böylece genel merkez, il yönetimini düşürerek atamayı kendi inisiyatifine almak istemişti. İstifalar sonrası genel merkez ‘il yönetimi düştü’ derken; il yönetimi, 11 kişiyle göstermelik bir toplantı yaparak düşmedik mesajı veriyordu. Ancak bu direnç de MYK’nın son toplantısında kırıldı. Gürsel Tekin tüm hayalleriyle birlikte İstanbul’u da kaybetmişti. CHP’nin İstanbul’daki yeni temsilcisi artık sanatçı Berhan Şimşek olmuştu. Tekin ise Kılıçdaroğlu tarafından MYK üyeliğine önerilecekti. Tekin’in MYK’ya seçilmesi durumunda, eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın istifasından sonra yaptığı hamlelerle partinin gölge lideri olarak nitelendirilen Sav, Ankara ve İzmir’den sonra İstanbul il örgütünü de elinde tutmak adına kurultay sonrası aldırmadığı MYK’daki bir koltuktan da feragat etmiş olacak.
Şimşek’in il başkanlığına getirilme süreci kurultaydan hemen sonra başlatılmıştı. Ancak son beş gün içerisinde gelişen olaylarla ayyuka çıktı. İstifa operasyonuyla eş zamanlı toplanan 9 CHP’li belediye başkanı, Şimşek’in il başkanlığını konuştu. İki olay da Sav’ın talimatıyla gerçekleşti. İddialara göre Sav tarafından görevlendirilen üç belediye başkanı Ortaköy’deki Feriye Restoran’da Şimşek’in ismi üzerinden diğer belediye başkanlarının nabzını yokladı. Aynı anda ise il yönetiminden 8 kişi istifa ettirilerek il yönetimi işlevsiz kılınmaya çalışıldı. İl yöneticilerinin iddiası, bu istifaların Önder Sav merkezinde milletvekilleri, belediye ve ilçe başkanları tarafından bazı il yöneticilerine yönelik gerçekleştirilen baskılardan kaynaklandığı yönündeydi. İl yöneticilerinden İlay Aksoy’un, istifa etmesi yönünde genel merkezden baskı yapıldığını söylemesi de bu iddiaları doğrular nitelikteydi.
İl başkanlığının böyle bir süreçten sonra Berhan Şimşek’e verilmesi, Tekin’i ağır yaraladı. İstanbul’a Sav’a yakınlığıyla bilinen Şimşek’in atanması ve tüzüğün değişmemesiyle birlikte genel sekreterlik makamından dolayı Sav’ın 81 il örgütündeki gücünü koruması, Tekin’i MYK üyesi olması durumunda bile tatmin etmeyecek. Kaldı ki MYK üyeliği, Tekin’in hayallerinde yer almıyordu.
Kısacası, İstanbul’dan başlatılan ve tüm Türkiye’de CHP’nin oylarının artmasına vesile olan Tekin’in yolu bir anlamda kesilmiş ve muhafazakâr kesime yönelik açılımlar cezalandırılmış oldu.
Tekin ne yapmalı? Özgürlük ve demokrasi söylemleriyle parti içindeki statükocu yapı tarafından âdeta alaşağı edilen Gürsel Tekin için birçok siyaset bilimci ve yazar, geleceğin CHP genel başkanı yorumu yapıyor. Ancak en fazla merak edilen, sindirilen Tekin’in özgürlük ve demokrasi söylemlerini geleceğe taşıyıp taşıyamayacağı. Eğer parti içindeki statükoya boyun eğip kendi çizgisinden uzaklaşırsa, kendine has, halkçı, özgülükçü ve demokratik yapısıyla CHP’nin tabanı dâhil birçok parti seçmeninden gördüğü teveccüh yok olacak. Böylelikle, genel başkanlık ve belki de başbakanlık hayalleri de sıkıştırılmış CHP politikaları arasında eriyip gidecek. Çünkü CHP’nin şu anki yapısında görev alan ağır toplara bir yenisinin eklenmesi, halkın dikkatini çekmeyecektir. Ancak Tekin, küllerinden doğacağının ve bir gün partisinin lideri olarak genel başkanlık koltuğuna oturacağının sinyallerini, koltuğunu Berhan Şimşek’e devretmeden bir gün önce vermek istiyor gibiydi: “Siyaset dik adamların işidir”…
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||