|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
SAĞLIK

Dağ başında bile şah damarına girebilirim…

14 Haziran 2010 / EMİN AKDAĞ
Damar cerrahisinin neredeyse unutulmaya yüz tuttuğunu vurgulayan Doç. Dr. Yusuf Kalko, risk grubunda yer aldıkları için ameliyat edilmelerinden kaçınılan orta yaş üstü hastaları küçük kesi ve lokal anesteziyle yeniden sağlıklarına kavuşturduklarını söylüyor.

 

Doç. Dr. Yusuf Kalko, damar cerrahisinde Türkiye’nin dünya çapında isim yapmış hekimlerinden. Uğraştığı branşın kalp cerrahisinin gölgesinde kalarak unutulmaya yüz tuttuğuna dikkati çekiyor. Aralık 2009’da New Yok’ta düzenlen bir sempozyumda hocalardan biri şöyle konuşmuş: “Sizler de emekliye ayrılınca, 10 yıl sonra aramızda açık ameliyat yapacak cerrah kalmayacak. Kişinin atar damarı tıkalı. Damarı balonla açıp stent takıyoruz. Patlarsa buna kim müdahale edecek? Şu anda asistanlarımızı yetiştiremiyoruz. Açık ameliyat oranları çok düştü.”

Minimal invaziv tekniğinde kendini geliştiren Kalko, küçük kesi ve lokal anesteziyle felç, kalp yetmezliği, şeker koması ya da ayağı kesilme sınırındaki riskli hasta grubunu yüzde 80-90’lık bir başarı oranıyla yeniden sağlığına kavuşturuyor. Alanında bir hayli de iddialı: “Savaş çıktığında Allah korusun ama ilk gidecek doktor benim. Sadece lokal anesteziyle bacak kesme dâhil aklına gelebilecek her türlü ameliyatı yapabilirim. Dağın başında damar dikebilirim, by-pass yapabilirim. Parmak kesebilirim, bacak kesebilirim, şah damarı tamir edebilirim.”

“Dünyanın en iyi ameliyatını da yapsanız, damarını da taksanız, en iyi tekniğini de uygulasanız damar sertliği kalıcıdır.” diye uyaran Doçent Kalko’nun bir de müjdesi var: “Nabız muayenesiyle bile damar hastalığı olup olmadığı anlaşılabilir. Ya da kalp grafiği nasıl çekiliyorsa, damar hastası olup olmadığınızı söyleyecek alet yakında geliyor.” Kalko’nun en büyük hedefi, Türkiye’ye Avrupa’nın en büyük damar cerrahisi hastanesi kurulması. Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nde çalışan Kalp-Damar Cerrahisi uzmanı Kalko’yla, damar cerrahisini ve tekniğini konuştuk.

-Minimal invaziv cerrahinin diğer operasyon türlerinden ne farkı var?

Mümkün olduğunca küçük, en az zarar veren, en az yoran ve hastayı bir an önce ayağa kaldıran kesiler. Genelde yüksek riskli; genel anestezi almaları sakıncalı, uzun ameliyatları ve ağrıyı kaldıramayacak hastalarda kullanıyoruz.

-Hangi hastalıklar ya da hastalar yüksek risk grubuna giriyor?

Çoğu şeker hastası. Kalp açısından yüksek riskteki hastalar, örneğin kalp damarları tıkalı ama by-pass şansı yok. Daha önce by-pass geçirmiş ama önemli iki damarı tıkalı. Yüzde 60 gerekirken, kalp kasılması yüzde 20’lerde seyreden; tık nefes, ya da çok ciddi kronik bronşitli nefes alamayan hastalarda; hasta çok şişman ve 80-100 gibi çok ileri yaşta. Birileri bu ızdırabı gidermeli. Anestezi riskinden dolayı bu kişilerin ameliyat edilmesinden kaçınılıyor. Minimal invaziv, cerrahi tekniklerle birlikte anestezi teknikleri de kapsadığı için biz yapıyoruz. Perdenin önündeki cerrah kadar, perdenin arkası da önemli.

-Biz yapıyoruz’ derken, bu artı ya da özel bir eğitim mi gerektiriyor?

Tabii ki normal ameliyatlara öncesinde çok fazla girmek zorundasınız. Karnı açıp damar genişlemesi ameliyatı yapacaksınız. En az 150-200’lük bir seriniz olmalı ki, küçük keside bu ameliyatı gerçekleştirebilesiniz. Örneğin 10-15 yıl önce başlayan Fransa’daki laparoskopik damar ameliyatlarında iki tane delik açıyor ama halen cerrahi işlem 5-6 saat sürüyor. Çünkü çok ciddi deneyim gerektiriyor. Yaptığımız laparoskopik değil ama kesilerimiz o kadar küçük ki… Bu sabah bir damar genişlemesi ameliyatına girdim. Karnı yandan yaklaşık altı santim açtık. Hastayı yoğun bakıma değil, direkt yatağına çıkardık. Gülücükler dağıtıyor etrafına, ağrı ve sıkıntısı yok. Yarın yürüteceğiz.

-Bu teknik daha ziyade hangi tür damar ameliyatlarında kullanılıyor?

Her organın bir damarı var. Buna göre yaklaşımlar değişebiliyor. Şah damarı boyunda tıkalı bir hasta. Bu kişileri felç geçirmesinler diye ameliyat ederiz. İçinde bataklık var, sürekli pıhtı atıyor. Sadece lokal anestezi ve 5 santimlik küçük bir kesiyle damar içindeki pıhtıları temizleyebiliyoruz. Kalp haricindeki bütün damarlara müdahale ediyoruz. Damar tıkanıklığı ve genişlemeleri (anevrizma), varis ameliyatları, kılcal ve şeker hastalığına bağlı damar tıkanıklıkları, bağırsak ve böbrek damarı tıkanıklıkları…  

-Bunlardan hangileri çok riskli ameliyat grubuna giriyor?

Genelde atar damar hastalarının hepsi risklidir. Bunlar genelde belirli yaşın üzerindeki amiyane tabirle kaportaları eskimiş 60 yaşından sonra gelen hasta grubu. Şah damarı hastaları 70’ini aşınca uğruyor. Hasta yakınlarının en büyük endişeleri, bu yaştaki ameliyatın zorlukları. Bundan 7 yıl önce bir hemşire hanımın 88 yaşındaki dedesine, şah damarı ameliyatı yaptım. En yaşlı hastamdır. Sağ, 95 yaşında. Hedefimiz kalan ömrün felç ve yatalak geçirilmemesi. Basit bir ameliyat tekniğiyle felci engelleyebiliyoruz.

-Sanırım bir de kesilecek bacakları kurtarıyorsunuz?

Ana alanımız, atar damar hastalıkları. Yüzde 60-70’i bacak atar damarlarıyla ilgili. Karın içerisinde böbreğin altından itibaren her segmentte damarlar tıkanabilir. Ona göre ameliyat tekniklerimiz var. Bacaktaki tıkanıklık diz üstü, kasık ya da karın içinden itibaren olabiliyor.

-Peki, ameliyatlardaki başarı oranı nedir?

Tam da onu söyleyecektim. Yanlış bilgilendirmemeliyiz insanları. 10 hastanın 8’inde çok başarılıyız. Ölmüş, tamamen kurumuş, kangren olmuş bir bacağı kurtarma şansımız yok. Can çekişen, ağrılı, ızdıraplı bacakları kurtarabiliyoruz. Kuru bir tarla. Öncesinde pek çok metot, oksijen ve ilaç tedavileri denenmiş ama fayda alınamamış. Kuru tarlada açık bir kanal bulup by-pass uyguluyoruz. Bu kişiler genellikle kronik diyaliz hastası, koroner akciğer hastası, ciddi bir şeker hastası, kronik bronşitli hastalar ve ileri yaştalar. Haklı olarak hekim arkadaşlarımız dokunmak istemiyorlar riskinden dolayı. Biz riske rağmen lokal anesteziyle ameliyata evet diyoruz.

-Neden?

İki sebeple? Sıfırlayamıyoruz ama riski minimize ediyoruz. İkincisi lokal anestezi sayesinde ameliyatın sonucunu anında görebiliyoruz. Çünkü hasta uyanık, canlı. Zaman içinde ilaç veriyoruz. Hasta faydalanacaksa bacağını kesmiyoruz. Diyoruz ki yapacağımız işlem doğru işlem. Uyutarak ameliyat sırasında anjiyo ve sonrasında çok yakın takip şart. Tekniğimiz, yoğun bakım ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Hastayı erkenden mobilize edebiliyoruz, ayağa kaldırabiliyoruz, yürütebiliyoruz. Yatış süresi de çok kısa. Hastalar bize, gittikleri yerlerde olumlu sonuçlar almadıkları için, umutla geliyor. Onlara yüzde yüz başarı diye bir şey yok, diyoruz. Bu hastanede son iki ayda 150 hastadan 2 ya da 3 tanesine maalesef hiç faydamız dokunamadı.  Genelde yüzde 80-90 başarılıyız. Bunlar damar tıkanıklığı hastası değildi. Her an bacağı kesilme riski altındaki, damarı genişlemiş hastalardı. Anestezide, genel ve lokalin risk farkı ortada. Cerrahi anlamda da başarılıyız. Uzuv kayıp oranı çok düşük. Geç başvurmuş ve bacağı erimişlerde yapacak çok bir şey kalmıyor.

Ayak ya da parmak kesme, genç kişilerde görülen sigara kaynaklı buerger hastalığında var. İlaç tedavisi, karından sinir alma bu rutin tedavileri biz de yapıyoruz. İlaveten atar damar içine damar açıcı ilaç veriyoruz. İki ayda 8 hastaya yaptık hepsinin ağrıları geçti ve yaraları iyileşmeye doğru gitti. 8’de 8 başarı.

-Bu yaklaşımı dünyada niçin az sayıda hekim benimsiyor, Türkiye’de kaç kişisiniz?                                                                                                                                                              

Dünyada minimal invaziv damar cerrahisiyle uğraşan bildiğim Almanya’da bir hekim var. ABD’de birkaç kişi. Bir de Sırbistan’da bir hekim. Bir elin parmaklarını geçmiyor sayımız. Damar cerrahisiyle herkes uğraşıyor. Minimal invaziv türüyle 5 kişi. Bazı şeyleri Türkiye’de ilk defa ben yaptım. Kalp-damar cerrahisi yaygın. Her büyük merkezde damar cerrahisi yapılıyor ama sadece damar cerrahisiyle uğraşan bir avuç insanız. Çok değerli hocalarımız var. Tercihim biraz da, 10 yıl çalıştığım eski hastanenin şartlarından kaynaklandı. Yoğun bakım, alet edevat, teknik ekipman yok. İster istemez kendimi bukalemun gibi olaya adapte ettim. Geçenlerde bir arkadaşa söyledim, savaş çıktığında Allah korusun ama ilk gidecek doktor benim. Sadece lokal anesteziyle bacak kesme dâhil aklına gelebilecek her türlü ameliyatı yapabilirim. Dağın başında damar dikebilirim, by-pass yapabilirim. Parmak kesebilirim, bacak kesebilirim, şah damarı tamir edebilirim.

-Tıpta branşlar da giderek ayrışıyor. Belki ileride damar cerrahisi de ayrışacak…  

Damar cerrahisi bakir, kalp cerrahisinin gölgesinde kalmış. Kalp cerrahları damar da yapıyoruz demişler. Çok bakir, önü açık bir dal. Ama bu cerrahi dalı ABD ve Avrupa’daki tıbbi cihaz firmalarının yönlendirilmesiyle tamamen unutulmak üzere. Stent takma revaçta şimdi. Marketin zorluyor artık. En son Aralık 2009’da New Yok’taki bir sempozyumdaydım. Eğitim alanında tartışmalar vardı. Hocalardan biri en büyük endişesini şöyle dile getirdi. “Sizler de emekliye ayrılınca, 10 yıl sonra aramızda açık ameliyat yapacak cerrah kalmayacak. Kişinin atar damarı tıkalı. Damarı balonla açıp stent takıyoruz. Patlarsa buna kim müdahale edecek? Şu anda asistanlarımızı yetiştiremiyoruz. Açık ameliyat oranları çok düştü.” Tüm dünyada olduğu gibi cerrahi Türkiye’de de ikinci plana itildi. Stentlerin uzun dönem sonuçları halen muallâk.

-Yeni branş açma zor. Çocuk kardiyologu çok az örneğin…

Çocuk kalp cerrahı da öyle. Türkiye’de 10 kişiyi geçmezler. 70-80’li yıllara kadar damar cerrahisi çok iyi yapılmış bu ülkede. O zamanlar daha büyük merkezlerde bile kalp cerrahisi yok. Herkes damara yönelmiş kendine göre bir şeyler geliştiriyor. Ne zaman ki kalp cerrahisi devreye giriyor ve yaygınlaşıyor, damar cerrahisi sadece asistanların eğitim aldığı bir branş olarak kalıyor. 10 yıl önce Çapa’da batını hâlâ hocamızın hocasından öğrendiği teknikle kapatıyorduk. Niye genel cerrahi hocalarıyla gitmiş yıllarca. Kalp cerrahları zaman bulup damar cerrahisiyle ilgilenemedi.

-Sizin yaptığınız rutine inmiş bir cerrahi türü değil mi?

Tabii ki. 150- tane bildirim, bilimsel yayınım var. Yurt dışında beni yayınlarımdan tanıyorlar. Vakıf Gureba’da 10 yıl çalıştım. Ameliyat yaptığım hastalar ilaç yazdıramıyorlar, perişan durumdalar. Kapımız açık.

-Demek ki bazı ilaçlar mecburen kullanılıyor operasyon sonrası…

Kolesterol ve damar sulandırıcı ilaçlar. Tipik bir damar sertliği hastaları bunlar. Damar sertliği başlı başına bir olay. Kalp, bacak, şah ya da karındaki ana atar damarı tıkayabilir. Bunlar ayrılmaz bir üçlü aynı zamanda. Şah damarı tıkalı bir hastada koroner arter hastalığı da olabilir. Bacak damarı tıkalı bir hastadaysa, kalp damarı tıkanabilir. Hastaları o yüzden tam incelemeden geçiriyoruz. Hasta ayağım tıkalı diye geliyor, ama kalp damarından acil by-pass’lık çıkabiliyor. Hastalarımızla akraba gibiyiz, sürekli gidip gelmek zorundalar. Belirli periyotlarla servise götürülen araba gibi. Dünyanın en iyi ameliyatını da yapsanız, damarını da taksanız, en iyi tekniğini de uygulasanız damar sertliği kalıcıdır. Damarı dikeriz gerisi hastaya kalmış, sigara içerse, şekerine, diyetine dikkat etmez, ömür boyu kullanacağı ilaçları almazsa, o damar tekrar tıkanır. Bu defa daha kötü bir sonuçla bize başvurabilir. Bir haberde demiştim, 10 kere de tıkansa gene açarız, yeter ki kanal bulalım. Yeter ki bize erken müracaat edilsin.

-Damar tıkanıklığı nasıl belirti veriyor?

Damarına göre değişiyor. Şah damarı tıkanırsa, hastada şuur kaybı, ani görme kaybı, geçici felç durumları ortaya çıkar. Bacak damarı tıkalıysa tıkalı olan seviyeye göre, mesela yukarı karın içerisindeki seviyelerde tıkanıklık varsa uyrukta yürürken topallama olur, diz bölgesindeyse baldırda topallama olur, yüz metre yürür, dinlenir tekrar yürür. Kalp damarı tıkanıklığında yürürken ya da oturduğu yerde göğüs ağrır. O da enfarktüs öncesi bulgu zaten. Tutulan bölgeye göre semptomlar farklı. Belirli bir yaştan, örneğin 40’tan sonra, check-up’tan geçmeliyiz. En önemli önerim bu. Niye? Ülkemizde sigara içiciliği çok fazla. Şeker hastalığı artık çok yüksek oranda görülüyor. Üçüncüsü, Türk mutfağı. Üç bela dikkate alınmadıkça kalp-damar cerrahları ve kardiyologların inanılmaz iş yükü devam edecek.

 

Damar sertliği, 5 yaşında başlıyor…

 

-Damarı hangi maddeler tıkıyor? En etkini kolesterol mü?

Hepsi bir birikim ama ortak payda şeker hastalığı. Damar sertliği bu hastalarda maalesef 5 ile çarpılacak. Diyaliz eklendiğinde 10 ile çarpılmalı. Diyalizde kalsiyum metabolizması da bozuluyor. Damarlar semsert kireç gibi oluyor. Bataklık düşünün, buraya besin ortamı sağladığınızda bütün mikroplar oraya geliyor, onun gibi. Şeker hastalarında damar cidarı çok hızlı bir şekilde bozuluyor. Bazı faktör eksiklikleri var. Erken yaşlarda damar tıkanıklığıyla gelen hastalar oluyor. 25’li yaşlara indi enfarktüs. Çünkü damar sertliği 5 yaşından itibaren başlıyor. Çocukları hamburgere götürüyoruz ya, o kadar zararlı ki aslında onlar düşünüldüğünde. Farkında değiliz. Aman çocuk yesin de kilo alsın denir.

-Damar tıkanıklığında kolesterol masal diyenler de var…

10 binlerce vakası olan hekim olarak söylüyorum. Yüzde 90 hastanın kolesterolü yüksek. Hastalarımın yüzde 70-80’i şeker hastası. Ortak payda yüzde 98’i sigara içiyor. Sigara, şeker ve diyet. Sadece Akdeniz mutfağıyla beslenen Yunanistan’da koroner arter hastalığı daha düşük. Orada çok fazla by-pass olmaz. Bizde sebil gibi. Ege’de bile. Deli gibi kırmızı et yeniyor. Halbuki zeytinyağının merkezi.

-Stres etkili mi bu damar sertliğinde?

Tabii ki, stres öncelikle tansiyonu tetikliyor. Gergin bir adam, hep tansiyonu yüksektir hasta farkına varmaz. Damar sertliğinin büyük düşmanlarından biri de tansiyon. Ondan bahsetmedik. Damar genişlemelerinin hepsinin arka planında yüksek tansiyon vardır. Ameliyat sebebimiz hayatlarını kurtarmaya yönelik, patladığında bu hastalar ölürler. Patlamada dünyanın en iyi merkezinde bile kurtulma şansı yüzde 30 ya da 40’tır.

-Damar cerrahisi biraz daha önemsenmeli mi diyorsunuz?

Hedefim Avrupa’nın en büyük damar cerrahisi hastanesi oluşturmak Türkiye’de. 2 sene önce Antalya’da ulusal kongreye ABD’li bir cerrah gelmişti. Yılların profesörüydü. Lokal anesteziyle, şah damarı ameliyatlarını sundular. 350 vaka. O dönemdeki vaka sayım, 450-500’e yakındı.  

-Dünyadaki üç- beş kişiden biri o muydu?

Şah damarı ameliyatı yapanlar fazla. Lokal anesteziyle yapan belki 10 kişilik grup var. Türkiye’de yapanlar da var. Onlardan farkım küçük kesiyle yapmam. Küçük kesi ve lokal anesteziyle çok az hekim gerçekleştiriyor. Kalp damar cerrahisi olan her yerde damar cerrahisi yapılıyor demiştim zaten. Bizimkisi, küçük kesi, lokal anestezi, en kısa sürede hastayı ayağa kaldırma. Karnını açmayacağımız tüm hastaları lokalle ameliyat edebiliriz. Ama karnı açacağımız hastaları belden iğne ile de yapabiliyoruz. 

 

 

 
 
Haberin Yorumları
Hocam allah size sağlıklı ve hayırlı uzun ömürler nasip etsin.
burhan kınat
Merhaba,ben doc.dr.Yusuf Kalko beye babam´a yapmis oldugu basarili ameliyattan dolayi cok tesekkur ediyorum.Hollanda´da kalp ve damar cerrahlari ameliyatin cok riskli oldugunu ve bu riski almak istemediklerini belirterek ameliyattan vazgecmislerdi.Kendisi ayni zamanda seker hastasi ve iki sah damari...
Alp Yalcin Apaydin
Merhabalar Emin Bey; Kalp Damar Cerrahisinde pratik ve uygulama alanında, Türk Cerrahisinin muhteşem olduğunu söyleyerek, eleştirilerime başlamak istiyorum ve sanıyorum ne söyleyeceğimi tahmin ediyorsunuz. Fakat biri bizi fena kandırıyor. Sayın Profesörümüz hastalarımın % 90 kolesterolünün yüksek ol...
Biyolog Mevlüt Durmuş
Tüm Yorumlar