| SPOR |
Gelişi de gidişi de olay oldu. G.Saray tarihinin en pahalı dış transferiydi. 4 yıl için 13,5 milyon avroya mal olacaktı. Ancak bu süreyi tamamlayamayacak, 2 yıl dolmadan, 20 bavulla ülkesine uçacaktı. Hâliyle Sarı-Kırmızılı kulüple mahkemelik oldu. Yeni takımı ülkesinin köklü kulüplerinden Palmerias’tı. Ülkemizde kaldığı süre zarfında hiçbir gazete ve televizyona röportaj vermedi. Bırakın röportaj vermeyi, özel fotoğraf dahi çektirmedi. Türkiye deneyimi ona ne kazandırmış, ne kaybettirmişti? Onu omuzlarda karşılayan G.Saray taraftarları hakkında ne düşünüyordu? Ona sorulacak pek çok soru vardı. Kısa zamanda 3 teknik direktörle çalışması, yöneticilerle ilişkisi, kadroya alınmaması bunlardan sadece birkaçıydı. Söyleyeceği her söz önemliydi, zira hiç konuşmamıştı.
Evet, 2007-2009 yılları arasında G.Saray taraftarının gönlünde taht kuran yıldız oyuncu Casio Lincoln, ülkesi Brezilya’da Aksiyon’a konuştu. Peki bu röportaj nasıl gerçekleşti? Kısaca onu da sizlerle paylaştıktan sonra sözü Lincoln’a bırakalım. Hâlen futbol oynadığı Palmerias’ın teknik direktörlüğünü Beşiktaş’ın eski oyuncusu Antonio Zago yapıyordu. Yaklaşık 15 gün önce Zago ile sözleştik. Hem kendisi ile görüşecektik, hem de o bize Lincoln ile randevu ayarlayacaktı. 18 Mayıs salı sabahı Zago ile bir araya gelmek için anlaştık. O gün, Zago’nun Brezilya’daki Türk dostlarından Bayram Dağdeviren ve Mustafa Göktepe’yle Palmerias kulübüne doğru yola çıkmak üzere buluştuk. Ancak Bayram Bey kötü haberi verdi. Zago, görevinden ayrılacaktı. Resmî açıklama gün içinde yapılacaktı. Bu durum bizi bir hayli üzdü. Zago, önceki akşam Rio deplasmanından dönerken disiplinsiz davranan bir oyuncusunu sert bir dille uyarmış, hatta oyuncusu ile itiş kakış yaşamıştı. Bayram ve Mustafa beylerle biz yine de Palmerias kulübüne gittik. Zago’yla ilgili resmî açıklama yapıldığında kulüpteydik. Zago yoktu. Kendisine de ulaşamıyorduk. Öğleden sonraki antrenmanda kulübün basın sözcüsüne durumu anlattık. Mevcut şartlar itibariyle Lincoln ile görüşmek istediğimizi söyledik. Kendisi, Türkiye’den geldiğimizi Lincoln’a iletti. Lincoln’un hafif sakatlığı vardı. Antrenman sahasında 3-4 tur düz koşu yaptıktan sonra yanımıza geldi. Üzerinde 34 yazılı bir eşofman vardı. İstanbul’un plakasının 34 olduğunu hatırlattığımızda güldü. Zago, Lincoln’u röportaj yapma isteğimizden haberdar etmemişti. Hâliyle, Lincoln başlangıçta bizden çekindi. G.Saray’la mahkemesi sürüyordu ve söyleyecekleri aleyhine olabilir endişesiyle konuşmak istemiyordu. Ancak ayak üstü sohbetimiz onu ikna etmiş olacak ki, birkaç dakika sonra görüşmeyi kabul etti. Yalnız bir şartı vardı: Sorulara yazılı cevap verecekti. Avukatının da röportajdan haberdar olmasını istiyordu. Çünkü söyleyeceklerinin G.Saray’la arasında başka problemler doğurmasını istemiyordu. Özel basın danışmanının adres ve telefonlarını, 19 Mayıs Çarşamba’ya da özel fotoğraf çektirmek için randevu verdi.
Çarşamba günü bir kez daha bir araya geldik. Fotoğrafları çektikten sonra kendisine Türkiye’den getirdiğimiz lokumları hediye ettik. Hediyemiz onu çok memnun etti. Sorulara mail yoluyla en kısa zamanda cevap vereceğini söyledi. Öyle de yaptı. 3 günde bir maç oynamasına rağmen 10 gün içinde sorularımıza cevap geldi. Kendisine buradan teşekkür ediyoruz.
-Eski G.Saray Başkanı Özhan Canaydın’ın vefat haberini duydunuz mu? Canaydın hakkında neler söylemek istersiniz?
Evet, Türkiye’deki arkadaşlarımdan Arda Kabaklı vesilesi ile öğrendim. Duyunca çok üzüldüm. Çünkü kendisi benim için çok özel bir insandı. Kulübe geldiğimde beni çok iyi karşıladı ve bana her zaman oğluymuşum gibi davrandı. Ben de onu babam gibi görürdüm. Mekânı cennet olsun.
-Galatasaray’a geldiğinde havaalanında taraftarlar seni bağrına bastı. O an neler hissettin?
Çok etkileyiciydi. Hayatımın en güzel anlarından biriydi. Gelir gelmez o şekilde karşılanmak gerçekten unutulmazdı.
-Daha sen gelmeden üzerinde Lincoln yazan formalar kapış kapış satıldı. Ve bazı yerlerde hâlâ Lincoln formaları satılıyor…
Galatasaray’a imza atmadan önce formalarımın satıldığını duydum. Bu beni çok etkiledi. Motive de etti. Neticede taraftar bana duyabileceği en büyük sevgiyi gösteriyordu. İtiraf etmeliyim ki taraftarların hâlâ formamı satın alıyor olmasına da çok şaşırdım. Bu benim için büyük bir memnuniyet.
-Karl Heinz Feldkamp ile sezona çok iyi başladın. Her şey çok güzel gidiyordu. Ancak Beşiktaş maçı öncesi sen ve Hakan Şükür’ü kadro dışı bıraktı. O olay seni nasıl etkiledi?
Evet, dediğiniz gibi her şey -neredeyse Galatasaray’daki bütün zamanımda olduğu gibi- yolunda gidiyordu. Bu olay teknik direktörün anlayışsızlığından kaynaklandı. Ben ve Hakan (Şükür) her zaman profesyonelce davrandık. Bizi kadro dışı bırakması için hiçbir neden yoktu.
-İmza atarken ‘Galatasaray’a kanımı vermeye geldim’ dedin. Galatasaray’a verebileceklerini verdin mi?
Ben Galatasaray’a hayatımı verdim. Galatasaray’a gitmeden önce Adnan Sezgin benim kulübün formasını giymek için ne kadar çalıştığımı biliyordu. O zamanlar beni satmak istemeyen Schalke 04 başkanı ile yaptığım kavgaya şahit olmuştu. Orada ben Schalke başkanına istese de istemese de her hâlükârda Galatasaray’a gideceğimi söyledim.
-İlk sezonunda ligin bitmesine 5 hafta kala Feldkamp görevinden ayrıldı. Ancak siz son 5 maçta şampiyonluğu yakaladınız. O şampiyonlukta en büyük pay kimindi?
Tabii ki futbolcuların. Feldkamp’ın katkıları vardı ama saha içinde bizim güçlü, kaliteli bir grubumuz vardı. Ki esas işi yapan da buydu.
-İkinci sezonunda Michael Skibbe ile harika bir Lincoln görüyoruz. Baros, Kevel, Lincoln, Arda’nın zevk veren futboluna şahit oluyoruz. O dönemdeki başarıyı getiren faktörler nelerdi?
Evet dediğiniz gibi harika bir dönem geçirdim. Ama bu arkadaşlarımın yardımları ile oldu. En önemli etkeni daha önce de belirttim. Mücadeleci bir takımımız vardı. Servet’in yönettiği iyi bir defans, Mehmet Topal’lı bir orta saha ve hücumda ben, Arda, Kewel ve Baros iyi bir takım oluşturuyorduk.
-Sonrasında Skibbe’nin işine son verildi. Sende de düşüş başladı. Değişen neydi?
Skibbe’nin takımdan gönderilme tarzını hiç beğenmedim. Elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Adaletsizliği sevmiyorum.
-Skibbe gittikten sonra Bülent Korkmaz’ın seni kadroya almaması, nasıl etkiledi?
Hiç etkilemedi. O teknik direktördü ve karar onundu. Galatasaray’ın içinde ne isterse yapıyordu. Ben sadece bir çalışandım.
-Galatasaray’a gelirken beklentin neydi?
İyi oynamak ve kupalar almak. Ve bu da oldu.
-Geldiğin için pişman oldun mu?
Tabii ki hayır. Türkiye’de kariyerimin en iyi zamanlarını geçirdim.
-Sence Lincoln disiplinsiz bir oyuncu muydu?
Neden disiplinsiz kelimesi? Tatilden bir gün geç döndüğüm için mi? Bence bu bir insanı yargılamak için iyi bir tarz değil. Galatasaray’a verdiğim sözleri her zaman tuttum ve tecrübelerimi paylaşmaya çalıştım. Kulüpte çalışan birçok insana da yardımcı oldum, bu benim için önemliydi. Kulüpte birçok arkadaşım oldu.
-Türkiye’deki kulüp yöneticilerinin futbolculara davranışlarını değerlendir misin?
Biraz karmaşık. Çünkü çoğu Avrupa’da hiç çalışmamış. Ama şahsen Adnan Sezgin’i çok kabiliyetli buluyorum. Gerçekten futboldan anlıyor. Bununla birlikte Haldun (Üstünel)’un Almanya’da Hamburg’a karşı oynadığımız maçtan sonra alkollü bir hâlde soyunma odasına girip tartışması beni negatif etkileyen bir olaydır. Bu kabul edilemez bir şeydi. Hele hele Galatasaray gibi dünyanın büyük kulüplerinden birinde hiç kabul edilemez bir olaydı.
-G.Saray’a bu saatten sonra benim verebileceğim bir şey kalmadı düşüncesi sende ne zaman oluştu?
Bazı şeyler oldu. Bazılarını biraz önce belirttim. Ama anlatamayacağım şeyler de var. Bu soruya bu kadar cevap yeterli sanırım.
-İstanbul’dan 20 bavulla ayrıldın. Bavullarda ne vardı?
Özel bir şey yoktu.
-Türkiye deneyimi sana neler öğretti?
Çok şey öğrendim. Türkiye tecrübem çok iyi oldu. Hayatın ve profesyonelliğin bir başka yanını daha gördüm. Hayatımın sonuna kadar taşıyacağım bir kazanım oldu.
-İstanbul’a dair bizimle neler paylaşmak istersin?
İstanbul çok muhteşem bir şehir ve insanlar çok sıcakkanlı. Tuttukları takımdan bağımsız olarak Beşiktaşlı olsun, Fenerbahçeli olsun, Galatasaraylı olsun bana çok iyi davrandılar.
-Galatasaray’ı takip edebiliyor musun?
Bazen, her zaman değil.
-Takımda en iyi anlaştığın oyuncu kimdi?
Birçok arkadaşım oldu. Servet Çetin bunlardan birisidir. Tabii yemeğimizi yapan, sahayı temizleyen çalışanlar da vardı. Benim için mütevazı ve çok özel insanlardır. Gerçek arkadaşlıklardır.
-Bizim aracılığımızla Sarı-Kırmızılı taraftarlara neler söylemek istersin?
Galatasaray taraftarını tarif edecek kelimelerim yok. Mükemmeller. Oynadığım her kulüpte taraftarın bana sevgisi vardı. Ama Galatasaray’daki farklıydı. Daha önce böylesini yaşamamıştım. İnanılmazdı. Atletico Mineiro ve Schalke 04 gibi, taraftarının gücü ile tanınan kulüplerde oynadım. Ama, bu zamana kadar gördüğüm en fanatik taraftar diyebilirim. Galatasaray taraftarını seviyorum ve onlara saygı duyuyorum. Hâlâ onları çok seviyorum.
-Brezilya’da mutlu musun?
Evet. Çok mutluyum. Burası benim ülkem; aileme ve arkadaşlarıma yakınım. Bir de oğlumun doğumundan dolayı da çok mutluyum, adı Lincoln.
-Fenerbahçe ile oynadığınız derbi maçlar için neler söylemek istersin?
Dünyanın en etkileyici ve duygu yoğunluğu yüksek maçlarından biri. Belki teknik olarak değil ama rekabet açısından böyle diyebiliriz. Oynayanlar neden bahsettiğimi çok iyi bilir.
-Arda Turan, Hakan Şükür ve Hasan Şaş ile ilgili düşüncelerini öğrenebilir miyiz?
Hakan Şükür ve Hasan Şaş iki farklı kişi ama ikisinin de hedefi aynı: Her zaman kazanmak isterler. Galatasaray’ın en çok maç kazanan isimleriydiler. Arda, bambaşka bir insan. Çok yetenekli; kendisinden beklenenler ile yıldız olmanın zorluklarını öğreniyordu. Çok iyi bir çocuk. Her üçü de çok iyi insanlar ve çok iyi futbolculardı.
-Türkiye’yi özlüyor musun?
Biraz. Orada bıraktığım arkadaşlarım ve Galatasaray taraftarı var. Hâlâ beni tribünlere çağırırken yaptıkları tezahüratı unutamıyorum.
-Yolun tekrar Türkiye’ye düşer mi?
Fırsatım vardı ama ben istemedim. Çünkü Galatasaray’ın dışında bir kulüptü. Taraftarı ve orada yaşadığım güzel zamanlar hatırına hâlâ Galatasaray’la çok kuvvetli bir bağım var. Bununla beraber biraz nefes almak için bu zamana ihtiyacım vardı. Şimdi yeni bir davet gelirse seve seve düşünürüm ve kim bilir belki bir gün Türkiye’ye dönebilirim.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||