|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SİYASET

Kılıçdaroğlu kuşatma altında!

31 Mayıs 2010 / İBRAHİM DOĞAN
CHP Genel Başkanlığı’na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ‘lider’ olabilecek mi? Kulislere bakılırsa biraz zor. Hatta kimilerine göre, “Yönetimi oluştururken dengeli davrandık.” sözü ile etrafının kuşatıldığını baştan itiraf etmiş oldu.

CHP, son kurultayda yeni genel başkanını Kemal Kılıçdaroğlu olarak belirledi. ‘Parti yönetimini ulusalcılarla doldurdu’ eleştirisi daha ilk günden yükseldi. İddiaya göre, ‘Gandi Kemal’i CHP’nin başına taşıyanlar, partinin üst yönetimini Kılıçdaroğlu’nu kuşatacak biçimde şekillendirdi. ‘Halkçı Kemal’ sloganıyla gelen Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi özgürlükçü bir sol partiye dönüştürübeleceğine dair kuşkular var. Kılıçdaroğlu’nun yoksulluk ve yolsuzluk üzerinden yürüteceği mücadelede demokrasi vurgusu, partinin rengini de belli edecek.

Kılıçdaroğlu, bu noktaya nasıl geldi? “Ergenekon’un avukatıyım” diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kaset skandalı vasıtasıyla bir kaç gün içinde koltuğundan alaşağı edildi. İkinci Ergenekon İddianamesi’nde “Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı yürütülen faaliyetler” bölümünde savcılar şu tespiti yapıyor: “Örgütün CHP ile ilgilenmekten vazgeçmediği, bir taraftan CHP’yi kontrol altına alıp yönlendirmek için faaliyetlerde bulunurken diğer taraftan CHP yönetimini ele geçirmeye çalıştığı, bu kapsamda şüpheli Tuncay Özkan’ı CHP Genel Başkanlığı’na getirmek için girişimlerde bulundukları, bunların yanı sıra CHP içerisindeki milletvekillerine yönelik istihbari çalışmalar yaptıkları ve elde ettikleri kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydedip arşivledikleri belirlenmiş olup, konu ile ilgili tespit edilen deliller sırası ile belirtilecektir.” Baykal’la ilgili kasetin bu kapsamda olup olmadığına hukuk karar verecek.

CHP’nin 2008’de yeniden dizaynından söz eden Ergenekon zanlılarının başında Birol Başaran geliyor. Başaran, partinin muhalefette yetersiz kaldığı fikrini savunuyor. 2008’deki CHP kurultayına ilişkin Ergenekon zanlısı Tuncay Özkan ise teknik takipte elde edilen ses kaydında “Kim Brütüs olmak istiyorsa ona bıçağı vereceğiz.” diyor, Baykal sonrası için. Baykal ise bu iddialara inanmadığını açıklamıştı aynı günlerde. Ancak Baykal’ın sonu gösterdi ki planlar gerçek ve başarıya ulaştı.

Ulusal Kriminal Bürosu ile Baykal’ın avukatının toplantısının ardından Nesrin Baytok’a ait olduğu öne sürülen ses kayıtlarının ortaya çıkmasının da “Baykal daha fazla adım atma!” mesajı taşıdığı söyleniyor. Baykal’ın 340 bin dolarlık yat aldığı iddiası ise “Baykal’ı canlı bırakmayacaklar” anlamına geliyor.  

Baykal bu süreçte koltuğunu koruyamadı, partinin gölge liderleri tarafından ise hemen yeni bir isim ortaya çıkarıldı: Kemal Kılıçdaroğlu. Aslında birçok kişi Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt olmasından dolayı devletin partisi konumundaki CHP’nin başına geçeceğine ihtimal vermiyordu. Çünkü Aleviler ve Kürtler, devlet nezdinde ‘öteki’ konumundaydı. Hiçbir zaman bu tip merkezlerin başına getirilmeyecek, sadece Alevilerin desteğini almak için vitrinde tutulacak diye bekleniyordu. Ancak kulislerde dolaşan bilgiler, AK Parti’ye karşı bir iktidar alternatifi geliştirmenin tek yolu olarak görüldüğü yönünde.

Baykal’lı CHP’nin oy oranını artırarak MHP ile bir koalisyon şansının olmadığı anlaşıldığından, Kılıçdaroğlu tek alternatif kaldı. ‘Gandi Kemal’in ismini 2009’daki yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olarak aldığı sonuçlar öne çıkardı. Başkanlığı kazanamamasına rağmen bir önceki seçimde yüzde 25 olan CHP’nin oyunu yüzde 37’ye taşımıştı. Türkiye genelinde de buna yakın bir sonuç alırsa iktidar yolu açılabilir, diye düşünülüyor.

Kılıçdaroğlu’na ‘sakin güç’ yakıştırması Dengir Mir Mehmet Fırat ve Melih Gökçek ile girdiği düellolardan sonra yapıldı. Kılıçdaroğlu sert mizaçlı politikacıların aksine yumuşak bir üslupla karşı tarafı dinliyor görünüyordu. Kılıçdaroğlu, Gökçek’in Ankara’da sayaç yolsuzluğu yaptığını, İstanbul Belediyesi’nin 23 avroya aldığı sayacı 168 avroya getirdiğini iddia ediyordu. Ancak otomatik sayaçlar 63 avroya alınmıştı, İstanbul’daki sayaçlar ise mekanikti. Ankara mekanik sayaçları 18 buçuk avroya almıştı.

Kılıçdaroğlu, Dengir Mir Fırat’a ‘baron’ diyor, bir TIR’ında uyuşturucu yakalandığını iddia ediyordu. Uyuşturucunun yakalandığı tarihte Fırat, iddia edilen şirketin ortağı değildi.

Hem bu isimlerle düellolarının medya tarafından cilalanması hem de belediye başkanlığı adaylığındaki sonuçlar önünü açtı. Üstelik Kılıçdaroğlu, seçimlerden sonra CHP genel başkanlığı hayali olmadığını söylemesine, Baykal istifa ettikten sonra iki defa “Aday olmayacağım!” demesine rağmen CHP’nin genel başkanlık koltuğunda buldu kendini. Onu bu koltuğa uygun gören isim CHP’nin gölge adamı Önder Sav’dı şüphesiz.

Kılıçdaroğlu CHP’yi özgürlükçü bir sol partiye mi dönüştürecek, yoksa partinin otoriter çizgisini yeniden mi yapılandıracak; belirsiz. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SODEP’in kurucularından Prof. Kemal İnan, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi dönüştüremeyeceğini söylüyor; partinin daha ulusalcı bir çizgiye kayacağını düşünüyor: “Parti ulusalcı yapıya doğru gidiyor, kesinlikle bir sosyal demokrasi yok. Kılıçdaroğlu ne deneyimi ne karizması olan bir insan. Medyanın marifetiyle geldi. Dersim meselesinde tükürdüğünü nasıl yaladığını biliyoruz. Yolsuzluk yakalamaya çalışan tipik bir küçük bürokrat. Onu yönlendirmeye çalışacaklar. Ama taşıma suyla değirmen dönmez. Halk Partisi’nin içi dalaverelerle dolu. Önemli olan asker meselesinin üzerine gitmek, Ecevit bunu yapmıştı.”

Kemal İnan’ın bahsettiği Ecevit hadisesi, 12 Mart muhtırasından sonra yaşanmıştı. Bülent Ecevit, İsmet İnönü’ye rağmen askerin siyasete müdahalesine karşı çıkmış, nihayetinde partisini yüzde 40’ların üzerinde oy ile iki defa iktidara taşımıştı. Tipiyle Ecevit’e benzetilen, Ecevit ile özdeşleşen kasket giydirilen Kılıçdaroğlu, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbelere şimdi karşı çıkıyor; ancak günümüzdeki girişimlere karşı henüz sesini yükseltmiyor.

Ecevit, İnönü’ye rağmen askerî müdahaleye karşı koyarken Kılıçdaroğlu parti içindeki elitistlerle hareket etmeyi seçti. Dersim bunlardan biriydi; Onur Öymen’e önce karşı çıktı, parti yönetiminden veto yiyince hemen geri adım attı. Batman’da genel aftan söz edip Baykal’ın tepkisiyle karşılaşınca “Yanlış anlaşıldım.” diye sözünden döndü. Benzer bir durum Kılıçdaroğlu’nun kurultaydaki konuşmasında yaşandı. Kürt meselesini kimlik sorunu olarak değil, ekonomik temelli değerlendirdi. Halbuki kendisi de Kürt kökenli olan Kılıçdaroğlu’nun bu meseleye yaklaşımı yakın çevresi arasında ‘özgürlükçü’ diye biliniyor. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını da mantıklı bulmuyor. Aksiyon’a geçen yıl verdiği röportajda bu sorunu CHP’nin çözeceğini söylemişti ancak kurultay konuşmasında başörtüsünü de bir sorun olarak değerlendirmedi. Sadece ‘türban’ yerine ‘başörtüsü’ demeyi tercih etti. “Herkesin bir şekliyle sorunu var. O sorunların tümüne eğileceğiz. Çünkü biz o sorunları çözmeye talibiz, çözmek istiyoruz. Siyaseti bunun üzerine yapacağız. Kesinlikle hiçbir ayrım yapmayacağız.” demekle yetindi.

Kılıçdaroğlu’nun siyaset yapacağı alan, etrafındaki isimler yüzünden iyiden iyiye daraltılmış görünüyor. Kurultaydaki konuşması da sonraki günlerde yaptığı ziyaretler ve açıklamalar da bu dar alanda nasıl bir yol izleyeceğinin işaretlerini veriyor. Kurultayda yoksulluk ve yolsuzluk üzerinde durdu. Ailelere sahip çıkılacağını, işsizlere iş bulacağını anlattı. ‘Havuzlu villa’ söylemiyle AK Parti döneminde birçok ismin yolsuzluk yaparak zenginleştiğini öne sürdü, kendilerinin zenginleşmeyeceğini anlattı; ancak CHP bugün oylarının büyük bölümünü havuzlu villalarla dolu olan sahil bölgelerinden, yani ‘Beyaz Türkler’den alıyor. Bu kesimin yanı sıra tarlalara gideceğini, herkesle görüşeceğini söylemesi yoksul ve sağ muhafazakâr kesimin CHP’nin yeni hedefi olduğunu gösteriyor. 

Kılıçdaroğlu mazbatasını aldıktan sonra ilk ziyaretini yoksulluk politikasının parçası olarak ‘emekçilerin diyarı’ Zonguldak’a yaptı. Büyük bir basın ordusuyla hareket eden Kılıçdaroğlu’nun ziyareti, son maden patlamasında hayatını yitirenlerden birinin ailesi tarafından “Bu kadar kalabalık niye geldiniz?” diye eleştirildi. Ancak Kılıçdaroğlu, ziyaretleri esnasında halktan biri gibi davrandı. Yumuşak üslubunu burada da sürdürdü. Madende şehit olanlar için partiye yeni katılan eski müftü İhsan Özkes’in Kur’an okumasını istedi.

CHP’nin yeni genel başkanının başörtüsü, laiklik, Kürt meselesi, Avrupa Birliği gibi dikenli yollarda yürümemesi, parti üst yönetiminin bir koalisyonla oluşturulmasından kaynaklanıyor. Kılıçdaroğlu’nun listeye ilişkin değerlendirmesinde “Listeyi hazırlarken ayrım yapmamaya özen gösterdik. Dengeli davranmaya çalıştık.” demesi de parti içindeki koalisyon ortaklarını işaret ediyor. Önder Sav’ın belirleyici olmasının yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu-Gürsel Tekin ekibi de yönetimde söz sahibi olmayı istiyor; fakat yeni yapıya göre bu pek mümkün görünmüyor. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nu o koltuğa taşıyan isim Önder Sav’ın sözü hepsinden önce geliyor. Kurultayda Kılıçdaroğlu’nun konuşma metni Gürsel Tekin tarafından özgürlükçü bir çerçevede hazırlanmıştı. Ancak gece yarısı operasyonuyla ‘Sav kliği’ tarafından bu metin kuşa çevrildi.

Kılıçdaroğlu’nu kuşatacak, onu özellikle Ergenekon sürecinde şahinleştirmeye çalışacak isimlerin başında Süheyl Batum geliyor. Zaten Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşması esnasında salondaki büyük ekranlarda Ergenekon zanlılarının görüntüleri gösterildi. Kılıçdaroğlu bu görüntülerin döndüğü esnada özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağı, operasyonlara karşı tavır alınacağı mesajını veriyordu. Aksiyon’a verdiği röportajda Ergenekon soruşturmasını ‘siyasi dava’ diye nitelemişti; ama her türlü askerî müdahaleye karşı olduğunu eklemişti. “Darbe dönemleri kapandı. Tanklar yürüse tepkim şiddetli olur.” deyip bir darbe olması durumunda tankların önüne çıkacağını aktarmıştı; söyleşinin bir yerinde ise “Biz orduyu kışlasında severiz, peygamber ocağıdır.” demişti.

Önder Aytaç, Kılıçdaroğlu’nun bir cambaz gibi bu ipte nasıl yürüyeceği hususunda şunları söylüyor: “Ya askerî vesayete, uluslararası operasyonlara ve statükoya teslim olan bir ‘sünepe’, ya da derin devlet tarafından kendisi gibi ‘öteki’ görülüp düşman algılanan garipleri de kucaklayan bir ‘Gandi’ olacak... Yakın çalışma arkadaşlarını kimlerden seçeceği önemli. Parti Meclisi’ne aldığı hiçbir işe yaramayacak ulusalcılardan ve İlker Başbuğ’u bile halkın gözünde küçük düşüren çakma danışmanlardan ve akademisyenlerden yararlanacak olursa, hem kendisinin umut olma özelliğini hem de CHP’nin iktidara yürüyüşünün kapısını kapamış olacak. O zaman da geçici bir dönem duran Yıldırım Akbulut formülündeki gibi bir tavır sergileyecek ve gidecek.”

CHP’de parti yönetiminin dörtte üçü değişti, yeni isimler geldi. Baykal’ın yakınında yer alan isimler tamamen silindi. Eşref Erdem’in ifadesiyle ulusalcılar partiye doluştu. Önder Sav’ın tırpanlanan genel sekreterlik yetkileri yeniden güçlendirildi. Fakat Prof. Kemal İnan, bu değişimin Ergenekon soruşturmasının önünü kesmeye dönük olduğunu düşünüyor; Kılıçdaroğlu’nun da bu koalisyon ile hazırlanan yönetimden bir süre sonra silineceğini ileri sürüyor.

İnan’a göre Kılıçdaroğlu’ndan daha güçlü bir isim var parti yönetiminde: Süheyl Batum. Bu isim daha önceden de Demokrat Parti’nin başına geçirilmek istenmiş ancak heyecan oluşturmamasından dolayı vazgeçilmişti. “Kılıçdaroğlu geçici süre kullanılacak, çünkü komplo büyük. Yeni gelenlerden biri partinin başında olacak. Süheyl Batum’dan bahsediyorum, daha iyi ulusalcı. Ulusalcı kesim tabansız değil. Eğitimle işlenmiş bir kesim var. Aslında bunları olumlu ve pozitif dönüştürme görevi Halk Partisi’nin olması lazım. İyi bir lider olsa çok büyük imkân var. Mustafa Sarıgül dâhil lider yok.”

Gürsel Tekin Zonguldak gezisinin bir bölümüne katıldı; ancak Kılıçdaroğlu’nun yanında yer bulamamasından dolayı çok kısa sürdü. Tekin’in ismi dışında parti yönetiminde çok gücü de yok. Partinin eski yöneticilerinden birisi şunları söylüyor: “Gürsel Tekin bir kişi, ne kadar mücadele edebilirse o kadar eder. Önder Bey orayı ablukaya almış. Parti Meclisi’nde öyleleri var ki tamamen Sav’ı dinleyecek isimler. Mesela Ankara’da koyduğu isimler partiyle ilgisi olmayan kişiler. İlkokul mezunu biri var, mahallede kontör satıyordu. Özellikle Batum’u iyi izlemek lazım. Geçmişi ile şimdi arasında bağ kurup iyi bakmak lazım. CHP’de çok önemli şeyler olacak.”

Kılıçdaroğlu, iç içe halkalanmış kuşatmaları yarıp çıkabilirse, gerçek liderlik koltuğuna oturabilir. Partideki birden fazla güç odağı Kemal Bey’in handikapı. Ancak iyi yönetebilirse avantaja çevirebilir. Çatışan ve birbirini kollamak zorunda olan hiziplerin arasından sıyrılma şansı yok değil. Zaten kurultayda yaşanan da tam buydu. Kılıçdaroğlu, Önder Sav ve ekibinin gölgesinden kurtulmaya çalışırken, Deniz Baykal’ın intikam salvolarını da savuşturmak zorunda. Asıl Brütüs olarak Sav’ın görülüyor olması işini kolaylaştırıyor. Baykal intikam dışında iade-i itibar peşinde de koşarsa Kemal Bey ve koltuğu da hedef tahtasına oturur. Kılıçdaroğlu, asıl sınavı ise Ergenekon hassasiyeti yüksek ulusalcılara karşı verecek. ‘Ergenekon partiyi ele geçirdi, Gandi sadece bir paravandı’ tezlerine haklılık kazandıracak gelişmeler, rüzgârı tersine çevirir.