|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SPOR

Mutluluğun yeşil-beyaz fotoğrafı

24 Mayıs 2010 / GÜRHAN SAVGI
16 Mayıs 2010 Pazar günü Bursa Ulucami’de başlayan şampiyonluk yürüyüşü, aynı gün saat 21.45’te tarifsiz bir sevince dönüştü. Yeşil-beyaz sel gibi akan cadde, sokak ve meydanlar, âdeta mutluluğun resmiydi.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ adlı eserindeki Bursa, Süper Lig’in de beş şampiyonundan biri oldu. 75 puan toplayan ve bir puan farkla Fenerbahçe’yi geride bırakan Timsahlar, bu şampiyonlukla Anadolu’nun futboldaki makûs talihini yendi.

Bursa’da özellikle pazar sabahları, İstanbul’daki Eyüpsultan Camii’ne nazire yapan kalabalık bir cemaat, Ulucami’de Allah’a (cc) yönelir. Mekke, Medine ve Kudüs’ün yanı sıra Şam’daki Emevi Camii’nden sonra İslam’ın beşinci kutsal mekânı olarak isimlendirilen Ulucami’nin önündeki geniş caddede ancak bir şerit trafiğe açık kalır. Ligin son maçının oynanacağı 16 Mayıs 2010 sabahı da benzer görüntüler âdet olduğu üzere tekrarlanıyordu. Ancak bir farkla; cemaat arasında çok sayıda yeşil-beyaz formalı taraftar vardı. Heyecanlı saatler, onlar için gün doğmadan başlamıştı. Cemaatten bazıları, ‘Timsahlar secdede’ diyerek espri yapıyordu. Tabii söylemeye bile gerek yok; namaz sonunda eller açıldığında taraftarın  duası belliydi: “Allah’ım (cc), bugün bize Bursaspor’un şampiyonluğunu nasip eyle!”

Sabah namazı vakti başlayan hareketlilik, ilerleyen saatlerde daha da arttı ve gün boyu şehrin sokakları yeşil-beyaz aktı. ‘Bursaspor bayrağı boğazda sallanacak / Şampiyonluk bizim olacak’ tezahüratı Uludağ eteklerinde yankılandı. Beşiktaş ile oynanacak maça iki saat kala Atatürk Stadı’nda yer yerinden oynuyordu.

Hakemin başlangıç düdüğüyle tüm stat inlemeye başladı: Yeşiiil… Beyaaaz… Şampiyooon… Bursaaa… Bir taraftan maç izleniyor, diğer yandan takım destekleniyor, bu arada da cep telefonlarından Fenerbahçe-Trabzonspor maçı dinleniyordu. Bursa’da durum 0-0 iken gelen Fenerbahçe’nin golü (Guiza), yeşil-beyazlı tribünleri derin bir sessizliğe itiyor, ama yine de umutlar korunuyordu. Ne de olsa maç 90 dakikaydı. Nitekim birkaç dakika sonra İstanbul’dan bir gol haberi daha geliyor ve bu kez tribünler Bursaspor gol atmış gibi seviniyordu. Trabzonspor, Burak Yılmaz ile beraberliği sağlamıştı. Şimdi sıra Bursaspor’daydı. 32. dakikada Batalla’nın golü geliyor, tribünler âdeta yıkılıyordu. Maçlar bu şekilde bittiği takdirde şampiyon, Bursaspor olacaktı.

Fenerbahçe’nin Trabzonspor karşısında alacağı muhtemel galibiyete hazırlıklı olan Bursa’nın moral üstünlüğü vardı. Maç öncesinde Ertuğrul Sağlam ve Başkan İbrahim Yazıcı, takım ikinci olsa da kutlama yapılacağını açıklamıştı. En ateşli taraftar grubu Teksas’ın bulunduğu yerde açılan “Seni şampiyon olucan diye sevmedim” pankartı da her şeyi özetliyordu.

Zaten ikinciliği de şampiyonluk gibi gören Bursaspor, İbrahim Toraman’ın kendi kalesine attığı golle 2-0 öne geçince, iyice rahatlamıştı. Rahatlamıştı rahatlamasına ama ikinci yarıda bu rahatlık yerini strese bıraktı. Çünkü maç öncesinde avantaj, Fenerbahçe’den yanaydı. Şimdi ise Bursaspor daha avantajlıydı. Artık dikkatler, gözlerden ziyade kulaklara çevrilmiş, İstanbul’dan gelecek ‘hayırlı’ haber bekleniyordu. Şükrü Saracoğlu Stadı’nda durum 1-1 iken Beşiktaş’ın Uğur İnceman ile bulduğu gol, stresi arttırıyordu. Son dakikalar geçmek bilmiyor, saniyeler seneye benziyordu. Yenecek bir gol ya da Fenerbahçe’nin atacağı bir gol, uzun lig maratonunun son saniyelerine kadar kovalanan şampiyonluğu alıp götürecekti. Bir Anadolu takımına yıllar sonra bu kadar yaklaşan şampiyonluk, bir daha zor elde edilebilir, hatta ‘Bir Anadolu takımı kesinlikle şampiyon olamaz’ yargısını iyice güçlendirebilirdi.

Nihayet Bursa’daki maç 2-1 bitti ve hakemin 4 dakika uzattığı Fenerbahçe-Trabzonspor karşılaşmasının sonucu beklenmeye başladı. Sarı-lacivertli takım âdeta tek kale oynuyor ve gol üstüne gol kaçırıyordu. Daha doğrusu Trabzonspor kalecisi Onur’u geçemiyordu. Saniyeler yine seneler gibiydi. Bir taraftan dualar ediliyor, bir taraftan 30 saniye kala geri sayım başlıyordu. Belki de bazılarının saçlarını ağartan bu yarım dakika, geçmek bilmiyordu. Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam da saha içinde aynı, hatta daha fazla heyecan taşıyordu. İstanbul cephesinde 1-1’den sonra yeni bir gol haberi yoktu. Maçın hakemi Cüneyt Çakır, seyircinin zamanlamasına uyuyor ve tribünler ‘0’ dediğinde son düdüğü çalıyordu. Bursa âdeta bayram yerine dönüyor, tribünlerdeki herkes birbirine sarılıyordu. Sevinçten ağlayanlar, şampiyon olduklarına inanamayanlar, kendini rüyada sananlar…

1963’te kurulduktan 47 sene sonra yakalanan şampiyonluk öyle bir basınç oluşturmuştu ki tribünlerle sahayı ayıran demir kapılar buna fazla dayanamıyordu. Atatürk Stadı’nın kapıları da ardı ardına patlıyor ve binlerce taraftar sahaya iniyordu. Artık futbolcuların çiğnedikleri çim zemin üzerinde timsah yürüyüşü yapılıyor, hatıra fotoğrafları çektiriliyordu.

Bursasporlu futbolcular, saha tıka basa dolduğu için, şampiyonluk turu atamadan soyunma odalarına gitmişti. Bazı taraftarlar gibi kimi oyuncular da sanki şampiyon olduklarına inanamıyordu. Ya da şöyle diyelim: Daha önce bu duyguyu hiç yaşamadıkları için şampiyonluğun nasıl kutlanacağını bilemiyorlardı. Bu arada Ertuğrul Sağlam, Başkan İbrahim Yazıcı ve futbolcular, çeşitli televizyonlara açıklamalarda bulunuyordu. Kanserin ‘çakı gibi’ görüntüsüne darbe vurduğu Bursaspor’un ‘imparator’ olarak anılan eski futbolcusu ve teknik direktörü Nejat Biyediç de mutluluğunu paylaşıyordu. Eski ve yeni yöneticiler ile futbolcuların da gözleri ağlamaktan dolayı kızarmıştı.

Sahanın biraz da olsa boşaltılmasından sonra Bursa Valisi Şehabettin Harput ve Belediye Başkanı Recep Altepe soyunma odası çıkışına geliyor, Başkan Yazıcı’nın ‘Futbolculara haber verin, sahaya çıkıyoruz’ demesiyle de takım, koridorda tıpkı maça çıkar gibi diziliyordu. Futbolcular ‘Şampiyon Bursaspor!’ tezahüratlarıyla sahaya çıkarken, Atatürk Stadı’nda bir kere daha yer yerinden oynuyordu. Futbolcular ve teknik heyet şampiyonluk pozu verdikten sonra kutlamalar tüm şehre yayılıyor ve sabaha kadar sürüyordu. Unutulmaz gecenin karanlığında Uludağ’ın eteklerinden şehre bakarken, şampiyonluk nidaları ile korna ve klakson sesleri, Bursa’nın ayrılmaz parçası olan kubbe ve minarelerde yankılanıyordu.