|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SİYASET

Komplonun hedefi Baykalsız CHP

17 Mayıs 2010 / İDRİS GÜRSOY
Deniz Baykal’a yönelik komplonun arkasında kim var? Türkiye bu soruyu tartışıyor. Çeşitli iddialar ortaya atılsa da kimse ‘şudur’ diyemiyor. Baykal’ın istifa açıklamasını genel merkezde izlerken en çok dikkat çeken cümlesi; “CHP’yi dizayn etmek isteyenlere fırsat veriyorum.” oldu.

Bu sözler üzerinde bir iki yorumcunun dışında nedense kimse durmadı. Muhalefet lideri, aslında komplonun amacını ortaya koyuyordu. Kasetle, Baykal tasfiye edilirken, CHP yeniden biçimlendirilmek isteniyordu. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek de bazı çevrelerde “Baykal’ın solun önünü tıkadığına” dair eleştirileri hatırlattı. Kasetin CHP kongresine iki hafta kala servis edilmesi bu cümlelere daha fazla değer vermemiz gerektiğini gösteriyor. Kaset, parti içinden iş birlikçilerin olduğu daha önce değişik şekillerde örneklerini gördüğümüz siyasete müdahale planlarından biriydi.

Tayyip Erdoğan’ın siyasete müdahale planlarının hep hedefinde olması, kasetin kongreye giderken ortaya çıkması, iktidarın bu komployu yaptığı tezini çürütüyor. Baykal, hükûmete yüklenerek aslında “Bu şantaj şebekesinin üzerine gidin” diyor. Fethullah Gülen cemaati ile ilgili iddiaları da bizzat kendisi elinin tersi ile itiyor. “15 günlük bir komplo” sözü ile kasetin varlığından haberi olduğunu söylüyor. İstifadan bir gün önce de Milliyet’e yaptığı açıklamada ‘derin devlet’i işaret ediyor. Muhtemelen Baykal-Baytok ilişkisini başından beri bilen bir odak, hoşlanmadığı bazı siyasi gelişmeler üzerine harekete geçti. Görüntüleri elde edip kaseti piyasaya sürdü. Baykal, Ergenekon’un avukatı idi. İstifası ile bu anlaşma bozuldu.

Peki derin odağı rahatsız eden gelişmeler ne olabilir? Bazılarını sayalım. Anayasa değişiklik paketi Meclis’te kabul edildi. Islak imzalı belgenin sahibi tutuklandı. Erzincan’daki dava İstanbul’la birleştirildi. Kutlu Doğum Haftası’ndaki konuşma ile kırmızı çizgiler çiğnendi. Baykal’lı CHP iktidar alternatifi olamadı.

Baykal gibi önemli bir lidere hangi güç böyle bir tuzak kurabilir? Dünyadaki bazı örnekler ve Ergenekon davasında ortaya dökülen gerçekler bu konuda yeterince fikir veriyor. Tutuklu Levent Ersöz’de 2 bin 500’e yakın gizli dinleme kaydı bulunmuştu. Yine asker ve yargı mensuplarına ait olduğu ileri sürülen özel hayata ait görüntüler ele geçirilmişti. Ergenekon yapılanması, siyaseti, bürokrasiyi, yargıyı, orduyu, basını, iş adamlarını şantajla kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışıyordu.

‘Ergenekon analiz’ raporunda (İstanbul, 29 Ekim 99) fahişelerden istihbaratta yararlanılması isteniyor. Ergenekon sanığı Levent Göktaş’tan elde edilen 51 nolu DVD’de “Özellikle askeri ve yargı organlarında önemli görevlerde bulunan üst düzey personel ve yakınları hakkında değişik bayanlarla uygunsuz görüntülerinin bulunduğu ve bunların düzenli bir şekilde arşivlendiği tesbit edimiştir” cümlesi yer alıyor. Tuzağa düşürülerek şantaj arvişine alınan yargı mensuplarının sayısının 91 olduğu başsavcılık tarafından açıklandı. Komutanların aileleri ile ilgili fişlemeler ve fotoğraflar da dosyalarda yer alıyor. Savcılık; “Vahim içerikli DVD’lerdeki yer alan suç niteliğindeki görüntülerin iddia edilen ETÖ tarafından nerelerde ve nasıl kullanıldığı merak ediliyor.” değerlendirmesi yapıyor. Hâlâ şu soruların cevabı verilebilmiş değil: “Yüksek yargı mensupları ve askerlere ait olduğu söylenen CD’ler hangi amaçla kullanıldı? Bu kişiler neden ve nasıl seçildi? Ergenekon, fişlediği kişileri hangi amaçlar için kullandı? Emniyet mensubu ve asker iseler hangi operasyonları yaptılar? Medya mensubu ise hangi yalan haber ve maksatlı yorumlara imza attılar? Yargı mensubu iseler hangi davalara baktılar? Bu davalar nasıl sonuçlandı? Örgütün şantaj dosyaları ile hâlâ tehdit ettiği kişiler var mı?

Şantaj yöntemi dünyada da sık sık karşımıza çıkıyor. Politikacılar ve bürokratlar haklarında tutulan ‘gizli dosyalar’ kullanılarak yönlendiriliyor. Politikacıların adının karıştığı seks skandalları denince akla hep Monica Lewinsky-Bill Clinton gelir. Ancak Amerikan tarihinde bir de üzeri örtülen, yıllar sonra tarafların anılarından, biyografilerden ve araştırma kitaplarından öğrenebildiğimiz ilişkiler var. Sık sık seks skandallarına sahne olmuş bir başkent Washington. 1963 yılında Senato Araştırma Komisyonu, Doğu Alman göçmeni bir fahişe olan Ellen Rometcsh adı etrafında ABD Başkanı John F. Kennedy’nin sonunu getirebilecek bir soruşturma başlatıyor. Konu bazı gazetelere sızdırılıyor. Başkan Kennedy ile kardeşi Adalet Bakanı Robert F. Kennedy skandalın kamuoyuna bütün boyutları ile yansımasını önlemesi ve komisyonun soruşturmayı durdurması için FBI Başkanı J. Edgar Hoover’a gidiyor. Oysa Hoover başından beri olayı biliyordur ve gazeteye de skandalı kendisi sızdırmıştır, bu anı bekliyordur. Kennedy’lere bir anlaşma teklif eder. Başkan, görevden alınmasını gündeme getirmeyecektir. Adalet Bakanı, Martin Luther King’in teknik takibe alınmasına karışmayacaktır. Kennedyler çaresiz bu teklifi kabul eder. Hoover, hemen harekete geçer, senatodan iki parti lideri ile görüşerek, onlarca senatör hakkında elinde tuttuğu seks dosyalarını masaya sürer; “Senatonun Başkan Kennedy’nin seks hayatı ile ilgili soruşturma kararı alması hâlinde Washington’da herkesin sırlarının ortaya döküleceği” tehdidini savurur. Üçlü toplantıdan hemen sonra senato araştırma komisyonu Rometsch skandalı konusunda soruşturmaya gerek olmadığını açıklar. Zenci lider Martin Luther King, FBI tarafından teknik takibe alınır.

Bakalım CHP yoluna nasıl devam edecek? Deniz Baykal dönse de dönmese de ana muhalefet partisinde değişim kaçınılmaz görünüyor. (İDRİS GÜRSOY)