|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
EKONOMI

Avrupa’da ‘kemer sıkma’ günleri

17 Mayıs 2010 / KADİR DİKBAŞ
Açıklanan IMF destekli kurtarma paketlerine rağmen Avrupa’ya dönük endişeler bitmiyor. Avro adeta serbest düşüşte.

‘Küresel kriz yatıştı, toparlanma başlıyor’ yorumları yapılırken Avrupa’dan gelen haberler, dünyayı korkutmaya başladı. Yunanistan’da patlak veren ve ülkeyi kasıp kavuran borç krizine karşı alınan 110 milyar avroluk ilk tedbir netice vermedi. Krizin Avro Bölgesi’ndeki İspanya, Portekiz, İrlanda ve hatta İtalya’ya yayılabileceği yönündeki kanaatler artmaya başladı. Bunun üzerine ABD’nin de araya girmesiyle AB genelini kapsayan 750 milyar avroluk yeni bir destek paketi açıklandı. Bu şok tedbirlerle panik havası yatıştırıldı ama korkular devam ediyor. AB güven kaybediyor, avronun eriyişi sürüyor.

Avrupa bu noktaya yeni gelmedi. Pek çok Avrupa ülkesi uzunca bir süredir yüksek borç stokuna sahipti. Küresel kriz borçla sefa sürme dönemini bitirdi. Borçları çevirmek, açıkları kapatmak zorlaştı. Batık şirketlerin kurtarılması yeni maliyetler yükledi bütçelere. Harcamalar artarken, ekonomik küçülmenin de etkisiyle bütçe gelirleri iyice daraldı. Neticede, bazı ülkeler borç krizi ile burun buruna geldi. AB genelinde bütçe açığının GSYH’ya oranı hızla yükseldi. 2008 yılında yüzde 2,3 olan bütçe açığının GSYH’ya oranı 2009’da bir anda yüzde 6,8’e fırladı. Bazı ülkelerde ortalamanın çok üzerindeki oranlara ulaşıldı. Mesela borç krizi sebebiyle büyük sıkıntı yaşayan Yunanistan’daki açık yüzde 13,6 oldu. Krizin sıçrama ihtimali bulunan İspanya’da yüzde 11,2, Portekiz’de yüzde 9,4 ve İrlanda’da yüzde 14,3’lük oranlar söz konusu. Üstelik AB’nin bütçe açığı kriteri yüzde 3 olmasına rağmen. Yeri gelmişken, Türkiye için açık rakamının geçen yıl yüzde 5,5 seviyesinde kaldığını, bu yılki tahminin de yüzde 4,9 olduğunu belirtelim.

Avrupa Komisyonu’nun bahar dönemi tahminine göre, AB üyesi ülkelerin bütçeleri, bu yıl geçen yılkinden daha kötü olacak. Komisyon’un AB geneli için bütçe açığı tahmini yüzde 7,2. 16 üyeli Avro Bölgesi için tahmin edilen rakamsa yüzde 6,6. Ancak görünen o ki, açıklanan yeni kurtarma paketlerinin maliyeti ve yaşanan kaos havası, bu oranın tutturulmasını zorlaştıracak.

Borç stokuna baktığımızda da geçmişe göre daha yüksek oranlar görüyoruz. AB genelinde kamu borçlarının GSYH’ya oranı 2008’de 61,6 iken geçen yıl yüzde 73,6’ya çıktı. Bu yıl da yüzde 79,6’ya ulaşması bekleniyor. Avro Bölgesi’ne ait rakamlarsa sırasıyla yüzde 69,4, yüzde 78,7 ve yüzde 84,7. Rakamlar oldukça yüksek rakamlar.

Bu olumsuzlukların aşılabilmesi için ihtiyaç duyulan büyüme oranı şu an için söz konusu değil. Bu yılla birlikte gelecek yıl da sıkıntı yaşanacak muhtemelen. Tahminler, geçen yıl yüzde 4,1 oranında küçülen AB ekonomisinin bu yıl ancak yüzde 0,9 büyüyeceği, 2011 yılındaki büyümenin de yüzde 1,5 olacağı yönünde.

Bu şartlar altında işsizlik büyük problem. AB genelindeki işsizlik oranı 2008’de yüzde 7 idi. 2009’da rakam yüzde 8,9’a çıktı. 2010’da da yüzde 9,8 olması bekleniyor. Ülke bazında baktığımızda da, bazı ülkelerdeki işsizliğin oldukça yüksek olduğu görülüyor. Özellikle Avro Bölgesi’nde yer alan ve risk altındaki ülkelerden olan İspanya’daki işsizlik yüzde 20 seviyesinde. Bu da, Yunanistan’da olduğu gibi başka ülkelerde de çeşitli sosyal problemlerin ve sosyal patlamaların çıkmasına zemin hazırlıyor.

Bazı AB ülkelerinin borç krizine girebileceği uzun zamandır konuşulan bir konuydu. Ancak ilk ve ciddi patlama, Yunanistan’da bıçak kemiğe dayanıp istatistik oyunları ortaya çıktıktan sonra oldu. Ortaya çıkan manzara ve görünen yük, Yunanistan’ın tek başına altından kalkamayacağı kadar ağırdı. Kısa zaman aralığında  kredi notları arka arkaya düşürüldü. Yunanistan’ın notlarının yanı sıra riskli diğer avro ülkelerinin notları da kırıldı. Hâlen düşüş için izlemeler devam ediyor.

Pek çok konuda ortak tavır belirlemede geciken AB, Yunanistan’daki riski görmekte de geç kaldı. Fark edildiğinde ise liderler müdahale için yavaş ve isteksiz davrandı. Özellikle de Almanya. Sonradan ortaya atılan iddiaya göre Almanya’yı, Fransa’nın “avrodan çıkma” tehdidi ikna etti. Yunan hükûmeti ise sorunun derinliğini bilse de, önceleri IMF reçetesine razı olmak istemedi, yardımı AB’den bekledi. Neticede, Avro Bölgesi liderleri, Yunanistan için en uygun formülün AB-IMF ortaklığındaki paket olduğuna karar verdi.

5 Mayıs Pazar günü yardım kesinleşti. 30 milyarı IMF’den, 80 milyarı da Avro Bölgesi’nin diğer ülkelerinden sağlanmak üzere 110 milyar avroluk paket açıklandı. Bu ülkeler arasında başı 22,4 milyar avroyla Almanya çekti. İkinci sırada da 16,8 milyarla Fransa yer aldı.

YUNANİSTAN PAKETİ YETMEDİ

Bu gelişmenin ardından, teorik olarak Yunanistan’ın borçlanma maliyetlerinin düşmesi, avrodaki düşüşün durması ve güçlenmeye başlaması beklenirdi. Ancak böyle olmadı. Yunanistan’ın “kemer sıkma” tedbirlerini uygulayıp uygulayamayacağı konusunda tereddütler vardı. Nitekim, Yunan halkının “acı reçete”ye cevabı çok sert, yakıcı ve kanlı oldu. Halk sokaklara döküldü, ortalığı yakıp yıktı; olaylarda üç kişi yanarak can verdi. Bunun dışında İspanya, Portekiz ve İrlanda başta olmak üzere başka ülkelere dönük endişeler giderilemiyordu. Ve borsalar düşmeye, avro değer kaybetmeye devam etti.

ABD’nin de araya girmesiyle, AB, acilen IMF ile birlikte kapsamlı bir plan hazırladı. Yunanistan için açıklanan paketten ayrı olarak 750 milyar avroluk yeni bir paket açıklandı. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası’nın, Avro Bölgesi kamu ve özel sektör borç tahvillerini satın alacağı açıklandı. Uygulanmasında ne gibi sıkıntıların yaşanacağı henüz belli olmayan bu pakete, Avrupa Komisyonu 60 milyar, Avro Bölgesi ülkeleri 440 milyar ve IMF 250 milyar avro katkıda bulunacak. Üç yıllığına geçerli olacak yardım, AB ve IMF tarafından koordine edilecek. Yani IMF bizzat işin içinde olacak. Yardım programından faydalanmak isteyen ülke IMF’nin koyduğu şartlara benzer şartları kabul etmek zorunda olacak.

KEMERLER SIKILIYOR

Yunanistan’da yaşananlar, açıklanan 750 milyar avroluk paket ve AB’nin kendi içinde aldığı kararlar ve yapılan uyarılar, risk altındaki ülkeleri yeni tedbirler almaya sevk etti. Birkaç gün içinde, İspanya, Portekiz, İngiltere gibi ülkeler bazı kemer sıkma tedbirlerini açıkladılar.

İspanya, devlet memurlarının maaşlarını 2010 haziran ayından itibaren ortalama yüzde 5 oranında düşürmeyi kararlaştırdı. 2011 yılında ise maaşlar dondurulacak. Çocuk sahibi olan her aileye verilen 2500 avroluk direkt yardım da 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren kaldırılacak. İşsizlik oranı yüksek, büyüme performansı ise oldukça düşük olan İspanya için alınan tedbirler oldukça ağır görünüyor. Sosyalist Zapatero hükûmetinin kemer sıkma politikasına Uluslararası Para Fonu (IMF), ABD, Avrupa Komisyonu ve piyasalardan destek gelse de, sendikalar ve muhalefet partileri sert tepki gösterdi. Sendikalar bütün çalışanları 2 Haziran’da genel greve çağırmış bulunuyor.

Portekiz’de de, iktidarda olan sosyalist Socrates hükûmeti, kamu açığını düşürmeye dönük tedbirlerini açıkladı. Özellikle vergiler artırılacak, üst düzey memurların ve milletvekillerin maaşlarında yüzde 5 kesintiye gidilecek.

AVRONUN GELECEĞİ

Bu arada AB içinde en yüksek bütçe açığı ve borçlanma oranına sahip ülkeler arasında yer alan İngiltere de, ek kemer sıkma tedbirlerine başvuracağını açıkladı. Yeni İngiliz hükûmetinin ilk icraatlarından biri kabine üyelerinin ve milletvekillerinin maaşlarında yüzde 5’lik kesinti olacak. Hükûmet ayrıca bütün kamu hizmetlerinde tasarrufu düşünüyor. Buna 2012 yılında ev sahipliği yapacağı olimpiyat hazırlıkları da dâhil. Vergi oranlarında da artış bekleniyor.

Alınan tedbirler, yapılan açıklamalar panik havasını büyük ölçüde yatıştırmış olsa da, şüpheler ve endişeler devam ediyor. AB ülkeleri arasındaki tartışmaların ve menfaat çatışmalarının gün yüzüne çıkması da, güvensizlik ve belirsizlik ortamını besliyor. O yüzdendir ki, avronun düşüşü sürüyor. 16 AB ülkesinin para birimi olan avro, son 19 ayın en düşük seviyesine, 1,25 doların altına indi. Bunun yanında, altın fiyatları yeniden 1250 dolar/ons sınırına dayandı. Bu altının değer kazanmasından çok rezerv para konumundaki paraların değer kaybetmesi anlamına geliyor aslında. Avro dolar karşısında eriyor ama dolar da altın karşısında değer kaybediyor.

Dünyada Batı ekonomilerine ve paralarına olan güven her geçen gün azalıyor. Avrupa’daki borç krizi de bu güvensizliği  körüklüyor.

Avrupa’da yaşananların şöyle yada böyle ABD ve dünyayı da sarsması muhtemel. Bu sebeptendir ki, son dönemde petrol fiyatlarındaki yükseliş de durdu. Ekonomik büyümenin umulandan yavaş olabileceğinden hareketle enerji talep tahminleri de düşürüldü.

Görünen o ki Avrupa Birliği’nin önünde çok zorlu bir yol var. Hasta durumdaki üyeler için kafa yormak, tedavi yöntemi geliştirmek mecburiyetinde. Yani gerçekten bir “birlik” olduğunu ispat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde, avronun çöküşü kaçınılmaz. Bu ise AB projesinin ölümcül bir darbe yemesi anlamına geliyor.

Bu noktada açıklanan paketlerin, Yunanistan’daki ve diğer muhtemel ülkelerdeki uygulama sonuçları çok önemli. Özellikle Yunanistan, çok yakından takip ediliyor.

İşin Türkiye’yi ilgilendiren tarafına baktığımızda ise, şu an doğrudan bir etki görülmüyor. Bütçe ve borçlar konusunda Türkiye AB’den ayrışıyor, bu noktada AB ülkelerinden çok daha iyi durumda. Bankacılık sektörü ise ağır bir küresel krizi hiçbir destek almadan atlattı.

Bununla birlikte, Avrupa’da genele yayılan bir bozulma olması halinde elbette biz de bir şekilde etkileniriz. Bu, özellikle ticari boyutta kendini gösterebilir, Avrupa’dan turist akışı zayıflayabilir. Bir diğer önemli konu da, Türkiye’de de faaliyette bulunan bazı Avrupa şirketlerinin problem yaşaması durumunda ortaya çıkabilecek yansımalar olabilir.