|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
EKONOMI

Tüketici et, üretici can derdinde

3 Mayıs 2010 / ZAFER ÖZCAN
Et İthalatı için düğmeye basılması fiyatları düşürecek. Tüketiciyi koruyan bu kararın, üretici için bir kâbusa dönmemesi gerekiyor.

Kırmızı etteki fahiş fiyat artışları, yıllardır tartışılan ‘ithal et’ konusunu tekrar gündeme getirdi. Meseleye el koyan Başbakan Erdoğan, vatandaşın daha ucuza et yiyebilmesi için Tarım Bakanı’na talimat verirken, bakanlık et ithalatı noktasında Et ve Balık Kurumu’nu yetkilendirdi. Kırmızı et hususundaki bu yeni gelişme, sektörde devam eden tartışmaları daha da alevlendirdi. İthalat bazı kesimlerce fiyatların ucuzlaması için tek çare görülürken, sektörün önemli oyuncuları ise ipin ucu kaçarsa bu sürecin Türkiye’deki hayvancılığı tamamen bitirebileceği dillendiriyor.

Eskiden sadece kurban bayramlarında konuşulan et fiyatları, son 3 yıldır sürekli gündemde. Sıkıntının başlangıcı 2007’deki kuraklığa dayanıyor. Kuraklık sonucu yem fiyatlarının artması, buna karşılık süt fiyatlarının düşmesi üreticiyi zor durumda bıraktı. Hayvancılığın en büyük girdisi yem olduğundan, binlerce küçük üretici sektörden çıkmayı tercih etti. Bu da hayvanları mezbahaya göndermek anlamına geliyor. Son iki-üç yılda yaklaşık bir milyon damızlık büyükbaş hayvan kesildi.

Damızlıkların kesilmesi sadece süt değil, et üretimini de hızla düşürdü. Piyasaya arz daralmaya başladığı tarihten bu yana et fiyatları yükselmeye devam ediyor. Uluslararası fiyat endeksinden bakıldığında, kırmızı etin perakende fiyatı Türkiye’de 16 dolara çıkarken, bu fiyat Brezilya ve Arjantin  gibi ülkelerde 2, Avustralya’da 2,5 ve Amerika’da 4 dolar düzeyinde. Fiyatların bu seviyeye kadar çıkması, hükûmetin piyasaya müdahalesine yol açtı. Erdoğan’ın açıklamaları, daha ithalat bile başlamadan fiyatların düşmesine yol açtı. Piyasanın, ithalatın başlamasıyla birlikte tekrar dengeye oturması bekleniyor. Sektörün oyuncularına göre kırmızı etin perakende fiyatının ortalama 14-15 liraya, yani 10 dolara kadar gerilemesi beklenebilir. 10 dolarlık fiyatın aslında hem üretici hem de tüketici açısından ideal seviye olduğu vurgulanıyor.

Peki, hükûmetin müdahalesi piyasadaki dengeyi sağlayabilecek mi, yoksa bu sefer de üreticiler mi isyan edecek? Bu konuda farklı görüşler dillendiriliyor. Et ithalatını, devletin piyasa düzenleyici rolünü oynaması adına önemli ve gerekli bulanlar kadar, sürecin sakıncalarına işaret edenler de var. Süt ve Et Üreticileri Birliği (SETBİR) Genel Başkanı Erdal Bahçıvan, ithalatın sadece Et-Balık Kurumu tarafından belirli bir süre içinde yapılmasının faydalı olabileceği ancak kantarın topuzunun kaçması hâlinde bunun sektöre ciddi zarar vereceği uyarısını yapıyor. Bahçıvan’a göre aşırı artan et fiyatlarına karşılık piyasayı regüle etmeye ihtiyaç vardı ve hükûmetin aldığı tedbir bu açıdan yerinde. Bahçıvan, et fiyatlarının ortalama 14-15 lirada dengelenmesinin hem üreticiyi hem de tüketiciyi tatmin edeceğine işaret ediyor.

Et ve süt sığırcılığı, son yıllarda Türkiye’deki en cazip yatırım alanlarından. Farklı sektörlerden pek çok büyük şirket bu alana yatırım yaptı. Koç Grubu’nun Şanlıurfa’da, Saray Halıları’nın sahibi Necati Kurmel’in Kayseri’de, Sancak Grubu’nun patronu Ethem Sancak ile Ata Grubu’nun Denizli Acıpayam’da ve Banvit şirketinin Bandırma’da yaptıkları organize hayvancılık yatırımları bunlara birkaç örnek. Büyük şirketlerin yatırımlarına rağmen Türkiye’de hayvancılığın büyük bölümü hâlen geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Hükûmet, organize hayvancılığın yaygınlaşması için sektördeki yatırımlara ciddi teşvikler veriyor. Erdal Bahçıvan da bu gelişmelere işaret ederek “İnsanlar uzun yıllardan sonra, 2 yıldır hayvancılığa yatırım yapıyorlar ve bu iş bir cazibe merkezi oldu. Et ve sütte organize hayvancılık gelişiyor. İşin bu noktaya gelmesi heyecan verici. Bunların gerçek anlamda netice vermesi kolay olmayacak. Biraz zaman istiyor. Tüketici nezdindeki fiyatlar kabul edilemez boyutlarda ama onun hassasiyetini gözetirken orta ve uzun vadede üreticiyi rahatsız edecek, dengeyi bozacak ve kantarın topuzunu kaçıracak uygulamalardan kaçınmak lazım.” uyarısını yapıyor. Türkiye’nin bırakın ithalatı, orta ve uzun vadede, bölgenin en önemli et ve süt üretim merkezi ve ihracatçısı olabileceğinin altını çizen Bahçıvan, “İthalatı bir çözüm değil sadece bir piyasa düzenleyici ve geçici bir tedbir olarak görmek lazım.” diyor. 

Hayvancılık sektörüne yatırım yapanlar sadece Türkiye’nin önde gelen grupları değil elbette. Sektörde 50–200 baş arası hayvanla besicilik yapan pek çok orta büyüklükte yatırımcı da bulunuyor. Bu girişimcilerin temel özelliği, hayvancılıkla uğraşan köylüyle daha sıkı bir ilişkide bulunmaları ve onları organize hayvancılık için teşvik etmeleri. İş hayatında uzun süre profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra hayvancılık sektörüne yatırım yapan Dursun Akdağ, bu işi bilimsel yöntemlerle yapmak kadar, sektöre girmek veya işini geliştirmek isteyenlere danışmanlık hizmeti de veriyor. Büyük oyuncuların sektöre ilgi göstermesi elbette önemli ancak Akdağ, bunların bazen yaptıkları spekülasyonlarla küçük ve orta büyüklükteki üreticilere ciddi zarar verebildiklerini savunuyor. Hükûmetin spekülasyon yapanların üzerine gitmesinin doğru olduğunu ancak bunun yolunun ithalat olmadığını vurgulayan Akdağ, “İthalat küçük üreticiyi korkutur. Zaten sütten darbe yiyen üretici etten de darbe yemiş olur. Bunlar sektörden çıkmaya başlar. Sektörün önemli bölümünü elinde 3-5 besisi olan insanların oluşturduğu unutulmamalı. Bu süreçte asıl zararı küçük üretici görür.” diyor.

Et ithalatının kısa dönemli olarak fiyatları dengeleyebileceği ancak bu durumun sektörün problemlerini çözmeyeceğinin de altını çizen Akdağ, bugün yaşanan ana problemin süt fiyatları ve süte yönelik politikalar olduğunu belirtiyor. Devletin mutlaka sütte fiyat belirleyici olması veya bunun için gerekli mekanizmaları oluşturması gerektiğini vurguluyor: “Çünkü süt demek et demektir. Süt hayvancılığı ölürse, inekler kesilirse, anaçlar kesilir. İneğin kesilmesi demek, besinin kökünün kuruması demektir. Damızlık hayvancılığını çok ciddi manada teşvik etmek gerekiyor. O zaman ürün çoğalacak, arz talep doğal dengeye kavuşacak.” Dursun Akdağ’ın diğer bir önerisi de meralara yönelik. Hayvancılığın yüzde 65 girdisinin (maliyet) yem olduğunu hatırlatarak buna rağmen ülkede mera hayvancılığı yapılamadığını ve bunun da işin maliyetini ciddi şekilde artırdığını vurguluyor. Akdağ, köydeki besicinin bile yemi fabrikadan almasının, sektördeki sıkıntıyı ortaya koymaya yettiğini düşünüyor.

Üreticiler kadar perakende tarafı da et fiyatlarının 14-15 lira seviyesine oturması noktasında hemfikir. Dan – Et Yönetim Kurulu Üyesi Sait Uluçay, “Bu seviyenin üstüne çıkması nasıl sorun oluşturuyorsa, bunun altına düşmesi de ilerisi için sorun teşkil edecektir.” diyor. Türkiye’de önceki yıllarda ithalat yapıldığını hatırlatan Uluçay, her ithalat döneminde ülkedeki hayvan varlığının ciddi şekilde azaldığını hatırlatıyor. Türkiye’de hayvancılığın en temel sorunlarından biri, hayvan varlığının azalması. 2007’deki kuraklık sonucu hayvanların kesilmesi, hayvan varlığının ciddi şekilde düşmesine sebep olmuş, arzın azalması da fiyatları  tetiklemişti. Uluçay, ithalatın bir yandan fiyatları düzeltirken, diğer yandan damızlıkların yine kesime gitmesine sebep olabileceğini söylüyor. Bu sebeple ithalatın sadece devlet eliyle ve canlı hayvan ithalatı olarak gerçekleştirilmesini öneriyor. Aslında bu öneri sektörün geneli tarafından da seslendiriliyor. Karkas et yerine canlı hayvan ithal edilip kesimin içeride yapılması öneriliyor. Bu durumun, gelecek etlerin güvenirliği açısından da önemli olduğunun altı çiziliyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker ise karkas et ithali yapılacağını ancak tüketicilerin gelen eti güvenle yiyebilmeleri için, ithal edilecek etlerde helal sertifikası aranacağını belirtiyor.

Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) tarım – gıda sektör kurulu da et ithali değil, damızlık dana ithali yapılması gerektiğini vurguluyor. Kurul başkanı Dr. Halim Aydın, Et ve Balık Kurumu’nun bundan sonra sektör düzenleyici bir fonksiyona sahip olması gerektiğini vurgulayarak, sektörün düze çıkması adına sütçü damızlıkların kesilmesinin önlenmesi, mera alanlarının genişletilmesi, Mera Islah Kanunu’nun etkin şekilde uygulanması ve yerli ırklara yönelik ıslah çalışmalarının hızlandırılması gibi konuların da önemli olduğunun altını çiziyor. Sonuçta et ithalatı öyle veya böyle başlayacak ve görünen o ki, vatandaş artık daha ucuza kırmızı et yiyecek. Önemli olan, bu sürecin yeni gelişen organize hayvancılığa zarar vermemesi ve damızlık ineklerin tekrar kesime gitmesinin önlenmesi!