| EĞİTİM |
Bir dünya üniversitesi olma vizyonuyla yola çıkan Fatih Üniversitesi Rektörlüğü'ne, uluslararası çaptaki diyalog faaliyetleri ile tanınan bilim adamı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan atandı. Üniversitenin kuruluş yıllarında mütevelli heyet başkanlığı görevi üstlenen Prof. Tekalan, dünyanın birçok eğitim kurumu ve farklı ülkelerden bilim adamlarıyla sürdürdüğü çalışmalarını artık üniversite bünyesinde devam ettirecek. Fatih Üniversitesi'nin üyesi olduğu Uluslararası Üniversiteler Birliği Başkanlığı'nı da sürdüren Prof. Şerif Ali Tekalan'ın hedefi, Fatih'i akademik, bilimsel, yurt dışı iş birlikleri ve öğrenci yapısı itibariyle tam bir uluslararası eğitim kurumu hâline getirmek. Fatih Üniversitesi, benzer amaçlarla 14 yıl önce yola çıkmış bir eğitim kurumu.
Üniversite, vakıf üniversitelerinin kurulabilmesine imkân veren kanunun çıkmasıyla, 1996 yılında Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı tarafından kurulmuş. Son yıllarda özellikle tıp ve hukuk alanındaki gelişimiyle öne çıkan Fatih Üniversitesi'nin Ankara ve İstanbul'da iki kampüsü var. Bünyesinde 6 fakülte, 4 enstitü, 1 yüksekokul, 3 meslek yüksekokulu, 3 hastane, 1 sürekli eğitim merkezi bulunan Fatih Üniversitesi, 270'i öğretim üyesi toplam 682 öğretim elemanı ve 11.200 öğrencisiyle bugün en çok tercih edilen yükseköğretim kurumlarından. Yurt içindeki popülaritesinin yanı sıra, yabancı öğrenciler ve akademisyenlerin de ilk tercihlerinden. 35 ülkeden 80 öğretim üyesinin yanı sıra, 74 ülkeden 700 yabancı öğrenci, Fatih Üniversitesi'nde öğrenim görüyor.
Prof Tekalan'a göre bu tercihin -birçok etken olmakla birlikte- başlıca sebebi, Fatih Üniversitesi'nin gerçek anlamda bir uluslararası üniversite niteliğini taşıması. Eğitim dili İngilizce; ancak son dönemde bazı programların Türkçe eğitim verenleri de faaliyete geçti. Öğrenciler çift ana dal ile ikinci diplomaya, yan dal ile bir sertifikaya sahip olabiliyor. Tekalan, yabancı öğrenci sayısının yüksekliğinin, üniversitenin çok kültürlü olmasına ve öğrencilerin İngilizce pratiğinin gelişmesine önemli katkılar sağladığına işaret ediyor. Bütün bu gelişmelere rağmen alınan mesafeyi yeterli bulmayan Rektör Tekalan, “Geldiğimiz nokta itibariyle başlangıçtaki hedeflerimize tam ulaşamadık. Kuruluş aşamasından sonra şimdi kurumsallaşma aşamasını da tamamlamak üzereyiz. Bundan sonraki aşama kalite oluyor. Şu anda yükseköğretimde kalite konusuna odaklanmış durumdayız.” diyor.
HEDEF, TERSİNE BEYİN GÖÇÜ
Fatih Üniversitesi'nin çok uluslu bir üniversite hâline gelmesinde, Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı kurucusu iş adamlarının, dış ilişkilerdeki başarısının da önemli payı var. Dış ülkelerde tanınmayan bir üniversitenin yabancı öğrenci çekebilmesinin mümkün olmadığı tespitini yapan Prof. Tekalan, bu noktaya nasıl gelindiğini şöyle anlatıyor: “Kurucu vakfımızdaki iş adamlarının dünyanın her yeri ile ilişkileri var. Üniversitenin yurt dışında tanıtımını yapıyorlar. Öğrenciler üniversitemizi biliyor. Onun için bizi tercih ediyorlar. YÖK'ün bu konudaki yeni yönetmelikleriyle yabancı öğrenci ilgisi daha da artacak.”
Aslında yabancı öğrenciler, bazı ülkeler için âdeta bacasız sanayi konumunda. İngiltere ve Amerika gibi ülkeler her yıl yabancı öğrencilerden ciddi gelir elde ediyor. Şerif Ali Hoca, Türkiye'nin de bu potansiyele sahip olduğuna inanıyor. Yabancı öğrencilerin ülkeler için bir gelir kapısı olduğu kadar ciddi bir tanıtım aracı olduğunu da belirterek, “Yıllarca beyin göçünü tartıştık. Bizden giden ve dönmeyen genç beyinlere yandık. Artık bize yönelik bir beyin göçü yaşanıyor.” diyor. Tekalan'a göre bu aynı zamanda Türkiye'nin tanıtımı adına da çok önemli bir gelişme. Her anlamda ülkeye katkıları çok fazla. Üniversiteyi burada bitirmiş bir kişi, ülkesine gidince yönünü Türkiye'ye dönüyor. İş bağlantılarında ve dış ilişkilerde eğitim aldığı ülkeye öncelik tanıyor. O bakımdan, Türkiye'deki yabancı öğrenci sayısının artırılması, ülkenin geleceği adına çok hayati bir proje.
Fatih Üniversitesi'nin yabancı öğrenci çekme noktasında artık çok daha iddialı olacağı da söylenebilir. Prof. Şerif Ali Tekalan hâlen Uluslararası Üniversiteler Birliği Başkanlığını da yürütüyor. Birlik üyesi üniversitelerle Fatih arasındaki iş birliğinin daha da artacağını belirten Tekalan, “Faaliyetlerimiz ağırlıklı olarak yükseköğretimin kalitesi ile ilgili oluyor. Kısa süre önce ‘Kalite ve Akreditasyon' sempozyumu yaptık. Dışarıdan hocalar Türkiye'ye geliyor, onları başka üniversitelere de götürüyoruz. Bu ileride büyük bir misyon eda edecek bir çalışma.” tespitini yapıyor. Kalite kavramı günümüzde hayatın her alanına girmiş durumda. Artık her kurum kalite kavramına odaklanıyor. Özellikle yükseköğretimde bu kavram büyük önem kazanmış durumda. Gelişmiş ülkeler ‘yükseköğretimde kalite' kavramına büyük önem veriyor. Şerif Ali Hoca, konuyla ilgili yaklaşımını şu sözlerle özetliyor: “En iyi eğitim nasıl verilir? Bu konuda her ülkede bir arayış var. Biz birlik olarak bunun parametrelerini ortaya koymaya çalışıyoruz. Kalitenin üniversitelerde bilinmesi gerekiyor. Buna bağlı olarak akreditasyon ortaya çıkmış. Dünyanın herhangi bir yerinde gelişmiş bir üniversite ile kıyaslandığında, sizin üniversiteniz ne durumda denildiğinde, bunun adı akreditasyon oluyor. Böyle bir kıyaslamaya girmek için kimsenin mecburiyeti yok. Ancak uluslararası düzeyde kurum olmak istiyorsanız bu konu ağırlık kazandı. Fatih Üniversitesi de bu konuya çok önem veriyor.”
ÜNİVERSİTE VE SANAYİ FATİH'TE BULUŞUYOR
Yükseköğretimde kalite ve akreditasyon denince, bazı ana bilim dallarında iddialı olmak önem kazanıyor. Fatih Üniversitesi hemen bütün dallarda eğitim vermesine rağmen, tıp ve hukuk alanlarında öne çıkıyor. Yüksek puanlı öğrencilerin tercihleri de zaten bu iddiayı destekliyor. 2009 - 2010 öğretim döneminde ÖSYM puan sıralamasındaki ilk 1000 öğrenci içinden en çok öğrenci alan vakıf üniversiteleri arasında ikinci olan Fatih Üniversitesi, ulaşılması çok zor bir başarıya imza attı: Hukuk Fakültesi'ne yerleşen 50 öğrencinin tamamı ilk 1000 arasından. Hukuk Fakültesi'ne yerleşen 50. öğrencinin başarı sıralamasındaki yeri Türkiye 525.si. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi de, puanı en yüksek 3. tıp fakültesi konumunda. Türk Dili ve Edebiyatı programında ise ilk 1000'den 12 öğrenci yer alıyor.
Bunların yanı sıra Mühendislik, İktisadi ve İdari Bilimler ile Fen Edebiyat fakülteleri de en başarılı öğrenciler tarafından tercih ediliyor. Bu tercihin sebeplerinden biri eğitim ve öğretim üyesi kalitesiyse, diğeri de üniversitenin sanayi sektörü ile ilişkileri. Kampüs alanı, Beylikdüzü'nde sanayi bölgesinde bulunan Fatih Üniversitesi'nin, sanayi kuruluşları ile ciddi iş birlikleri bulunuyor. Öğrenciler daha ikinci ve üçüncü sınıftan itibaren sanayi kuruluşlarında staja başlarken, işletmeler ellerindeki projeleri üniversiteyle iş birliği yaparak ticarileştiriyor. Özellikle araştırma – geliştirme ve ürün geliştirme noktasında üniversite sanayi kuruluşlarına ciddi destek veriyor. Üniversitedeki bu hareketliliği gören KOSGEB, Fatih bünyesinde bir Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER) açmış. Üniversitenin sanayicilerle iş birliğine artık KOSGEB de doğrudan destek veriyor. Üniversite ile sanayi arasındaki bu ilişki de öğrenciler açısından Fatih'i cazip hâle getiren hususlardan.
Şerif Ali Tekalan, son yıllarda üniversitenin bütün alanlarda mesafe aldığını, Hukuk ve Tıp fakültelerinde de ayrıca iddialı olduğunu belirterek, uluslararası rekabete bu iki alanda başladıklarını vurguluyor. Rektör Tekalan, “Bundan böyle Fatih Üniversitesi'nin adı uluslararası yükseköğretim camiasında çok daha fazla duyulacaktır.” diyor.
Diyalog, okullarda ders olmalı
Prof. Şerif Ali Tekalan, Türkiye'nin önde gelen kulak–burun– boğaz uzmanlarından. Doktorasını İsviçre Cenevre Üniversitesi'nde, dünyaca ünlü cerrah Pierre Montandon'un asistanlığında yapan Tekalan, uzun yıllar Kayseri'de bulundu ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğretim üyeliği yaptı. Toplumun her kesimiyle kurduğu diyaloglarla tanınan Prof. Tekalan, yurt dışında Türk girişimciler tarafından açılan Türk Okulları'nın Türkiye'de farklı kesimler tarafından tanınmasında önemli rolü bulunan isimlerden. Türkiye'de yükseköğretimin gelişmesinde önemli katkıları olan Şerif Ali Hoca, 1993–1997 yılları arasında YÖK üyesi olarak da görev yaptı. O şimdi bu birikimini, Fatih Üniversitesi'ni uluslararası bir eğitim markası hâline getirmek için kullanıyor.
Bu özellikler bir yana onun en fazla öne çıkan yanlarından biri de, toplumun bütün kesimleriyle kurduğu ilişkiler. Günümüzde çok kullanılan kültürler arası diyalog kavramını, kendi hayatında pratiğe dökmüş bir bilim ve gönül insanından bahsediyoruz. Diyalog mevzuunda neden bu kadar ısrarlısınız denildiğinde, “Diyalog yeni değil, insanlık var olduğundan beri devam eden bir konu. Kavga ile bir yere varılmıyor. Hemen her insanla uzlaşılabileceğine inanıyorum. Biz buna diyalog diyoruz.” diyor. Şerif Ali Hoca'nın diyalogdan anladığı, herkesin kendi olarak kalması ama başkalarını da ötekileştirmeden ilişkilerde mesafe alınması. Hangi görüşte olursa olsun, insanların birbirleriyle konuşabilmesi ve en azından selamlaşabilmesinin önünde bir engel bulunmuyor. Aslında bütün kapıları açan da işte o selamlaşabilme faslı. Selamlaşabilme, hayatın getirdiği mekanikleşmenin de en büyük panzehiri aslında. İslamiyet'in selamlaşmaya verdiği önemi bir de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Şerif Ali Hoca, uzun yıllara dayalı diyalog pratiklerini bir kitapta topladı. Doğan Kitap'tan piyasaya çıkan ‘Nasıl Bir Diyalog' isimli çalışma, tamamen yaşanmış hadiseler üzerinden insanlar arası diyaloğun sonuçlarını, güzelliklerini ve önemini ortaya koyuyor. Son yıllarda medeniyetler arası diyalog faaliyetlerindeki artışa dikkati çeken Prof. Tekalan, bunların büyük önemi olmakla birlikte asıl olanın diyalog pratiğini tabana yaymak olduğunun altını çiziyor. Bunun için de ilköğretim okullarında diyalog derslerinin konulmasını öneriyor. Diyalog esasen bireyin kendi hayatında ve ailede başlayan veya başlaması gereken bir konu. Şerif Ali Hoca, kendiyle barışık olmayan bir insanın, insanlarla ilişkilerinde de başarılı olamayacağını düşünüyor. Aile içindeki diyalogları eksik olan bir insanın, toplum içindeki diyaloglarının da eksik kalacağına inanıyor. Kendisiyle ve ailesiyle barışık insanların her problemi çözebileceğini vurguluyor. Ülkemizde gri sahaların atlandığını belirterek “Hep ak ve karadan bahsediyoruz, oysa diyaloğun en önemli alanı gri sahalardır.” diyor.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||