|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SİYASET

CHP’nin Kürt açmazı

15 Mart 2010 / MUHSİN ÖZTÜRK
Tek parti döneminde Güneydoğu’da örgütlenmeye bile gitmeyen CHP, çok partili hayata geçişin 60. yılında yine Güneydoğu’yu feda etmiş görünüyor.

CHP İzmir Bornova İlçe Kongresi’nde Ankara’dan gelen parti merkez yürütme kurulu (MYK) üyesi kürsüde konuşmaktadır. Kürt kökenli Savcı Sayan partinin doğudaki durumunu anlatır. Arka taraflardan bir kişi, “İzmir’de yüzde 56 oy alındı. Ağrı niye böyle, sen onu anlat.” diye laf atar. Ağrı, konuşmacının seçim bölgesidir ve cevabı sert olur. “Senin gibi faşistler yüzünden CHP oralarda oy alamıyor. Seni gidi ırkçı, Ağrı’ya gel de çalış, göreyim yüreğini.” der. Tartışma alevlenir, taraflar birbirini suçlamaya devam eder.

İzmir’deki olay bir istisna değil; CHP’nin kendi iç krizinin dışa yansıması sadece. Nitekim iktidar partisinin ortaya attığı ‘demokratik açılım’ CHP taşra örgütlerinde fikir karmaşasına yol açmıştı. Parti merkezinin iki ayrı, hatta zıt tavrı vardı ve bu halka nasıl anlatılacaktı? Her şey 90’lı yıllarda sonradan CHP’de siyasete devam edecek olan SHP kadrolarının Kürtleri sahiplenmesiyle başladı. Erdal İnönü liderliğindeki SHP sonradan HEP’i kuracak milletvekillerini Meclis’e taşımış, dahası 91 seçiminde onlarla seçim ittifakı yapmıştı. Kürt raporları yazılmıştı. Bugün ‘açılım’da dile getirilenlerin çok fazlası vardı bu raporlarda.

Tek parti döneminde güneydoğuda örgütlenmeye bile gerek görmeyen CHP, çok partili hayata geçişin 60. yılında yine o bölgeyi feda etmiş izlenimi veriyor. Üstelik bunu, Kürt meselesinde en ileri lafları ederek yapıyor. Söylenebilecek en marjinal sözü söylüyor, en devletçi politikalara arka çıkıyor. Bütün bunlara, ‘zaten iktidara gelmek gibi bir derdi olmayan muhalefet partisinin olağan hâli’ denilip geçilebilir mi?

CHP, 70’li yıllarda ‘ortanın solu’ ve ‘Halkçı Ecevit’ imajıyla halktan destek görmüş, en büyük teveccühü de doğudan almıştı. 80 öncesi Diyarbakır’a ‘solun kalesi’ denirdi. Öte yandan 70’li yıllarda radikal sol hareketleri için silah bir hak arama aracıydı. PKK bu iklimde doğdu. Hem silaha hem de Marksist bir ideolojiye dayanıyordu, hâlen bu karakteri değişmiş değil. 80’lerin sonlarına doğru örgüt gölgesinde güneydoğuda etkinliğini arttıran Kürt siyasetinin diğer ‘sol’ siyasetlerle böylesine ortak bir zemini vardı. Bu akrabalık meşru zeminde siyasete dönüşmüş, SHP ile politik süreç başlamıştı. Cumhuriyet’in kurucu partisinin yeniden siyasi hayata dönüşü ve SHP’nin CHP çatısı altına girmesi ile bu ‘demokratikleşme’ atılımı çoktan tavsamaya başlamıştı. Ülkede siyasi atmosfer de değişmiş, o Kürt milletvekilleri Meclis’ten tardedilerek hapse gönderilmiş, ‘devlet’ duruma el koymuştu. 90’ların ikinci yarısından itibaren CHP’nin Kürtlere yönelik önerileri giderek geri çekildi. CHP’nin doğu ile ilişkisi hiçbir zaman sahih bir düzleme oturmadı. Son iki yerel seçimde CHP’nin Diyarbakır’da aldığı oy oranı yüzde 0,87 ve yüzde 0,45. 2007 genel seçiminde ise aynı şehirde yüzde 1,92’lik bir oya sahip. Bu, şu demek: Kürt kökenli CHP milletvekilleri sadece listeye girebildikleri batı illerinden seçilerek Meclis’e gidebilecek bundan sonra, eğer hâlâ onlardan bahsediyor olursak!

Kürt raporu, 1989’da Deniz Baykal’ın parti genel sekreteri olduğu bir dönemde yazıldı. 90’lı yılların ortasından itibaren CHP politikaları bu raporların çok uzağında bir yerde kuruldu. Kürt raporları yönetimdeki sosyal demokrat isimlerce yazıldı. Partinin ana siyasi çizgisi ise sadık ve etkin Kemalist seçmenin doğrultusunda oluştu. Sosyal demokrasi raporlarda kalırken, onları yazanlar zamanla partideki etkilerini kaybetti. Bunun en sıcak örneği, yerel seçimlerde yıldızı parlayan, iyi kötü bir kamuoyu desteği olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sosyal demokrat çıkışının Dersim tartışmasında buharlaşmasıydı. Partinin birkaç günlük çok sesliliği ‘müesses nizam’a tercüman olan Onur Öymen’e teslim olmuştu. Aynı olay Kılıçdaroğlu’nun ‘genel af’ çıkışında tekrarlandı, geri adım atıldı. Gerçi burada farklı fikirler de var. Sosyal Demokratlar isimli bir kitabı bulunan gazeteci Fatin Dağıstanlı’ya göre eğer CHP’li bir yönetici ‘genel af’tan söz etmişse bu devlet katında konuşuluyor demektir. Yani devlet, CHP üzerinden Kürt meselesinde gidilecek noktaları sınamaktadır. Yani o bütün çelişki gibi gözüken şeyler aslında çoğu zaman bir planın parçasıdır. Planın sahibi de devlettir!

Son 15 yılda, Anadolu solu ve Edebali çıkışı, Çarşaf açılımı, Kürt ve Dersim raporları CHP’nin eseriydi; ancak bu yalancı bir flörtten öteye geçemedi. Türk filmlerinde varoş güzelinin duygularıyla oynayan zengin şehirli jön rolü düştü CHP’ye. Sadece “Kürtler için ne yaptınız?” dendiğinde “İşte bunu yaptık” demek için, tozlu arşivlerlerde saklanan raporlar hatırlandı. Bunun bir izahı var, onu da partinin önde gelen isimlerinden Atilla Ateş, gazeteci Sevilay Yükselir’e yapıyor: “Biz 90’lı yıllarda her şeyi söyledik, rapor yazdık, hatta bundan dolayı bizi mahkemelerde yargılamaya kalktılar. Biz bu raporu hazırladık ve ortaya koyduk. Ne oldu sonunda? Karadenizli bizi oyları ile linç etti. Trakya’da, Ege’de, İç Anadolu’da çöktük. Ama doğuda çöktü oğlu çöktü olduk! Hadi bu rapor üzerine batı bize oy vermedi! Peki Kürtler niye oy vermedi? Şimdi bizden ne istiyorlar? Kim onları o dağa çıkardıysa, kim onların eline silahı verdiyse hesabı ondan sorsunlar. Kürtler eğer iki yakalarının bir araya gelmesini istiyorsa CHP’ye yapmış oldukları ihanetten dolayı özür dilemeli!”

Aslında CHP tam anlamıyla Kürtlere sırt çevirmedi. 2006’da içinde partinin genel başkan yardımcısı Algan Hacaloğlu’nun da bulunduğu heyet Tunceli Raporu hazırladı. Ancak bu rapor ‘geliştirilmekte olan’ internet sitesinden kaldırıldı. BDP Milletvekili Sırrı Sakık’ın Meclis kürsüsünden ‘20 militan’ olarak duyurduğu, 1999 genel seçiminden önce Deniz Baykal’ın ismi duyulmamış Kürt olmak şartıyla 20 kişi istediğini söylemesi önemliydi. Zira, CHP’nin çekirdek Kemalist tabanını ürkütmeyecek; ama partinin siyasi varlığının devamını sağlayacak bir diyalog ve temas olabilirdi. Meşhur Kürt raporu da bu dönemde yazıldı. Eski SHP Tunceli Milletvekili Mehmet Ali Eren, “CHP’de Kürt sorununu konuşmak, Genelkurmay’da konuşmaktan daha zordu.” diyor. 1989’da SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal başkanlığında hazırlanan Kürt Raporu’nun da hızla partiden ayrılan Kürtleri geri getirmek amaçlı olduğunu belirtiyor. Bir zamanlar, CHP’de genel başkanlık dışında her görevi yapan Tarhan Erdem’in bu raporla ilgili görüşü farklı: “Baykal, 1989’da hazırlanan Kürt raporunu benimsediğini söylüyor. Hatta kendisinin de bu raporu yazanlardan biri olduğu manasına gelen sözler ediyor. Oysa o rapor, İnönü’nün çalışmasının bir parçasıydı. Baykal ise o dönemde Erdal Bey’e karşıydı.”

    2000’li yıllarda, sonradan Ergenekon dosyalarına girecek olan Jandarma istihbaratının hazırladığı ‘CHP ve Kürt Sorunu’ başlıklı rapor sebebiyle dönemin CHP Genel Başkanı Altan Öymen, aynı kulvarda siyaset yaptığı rakibi Başbakan Bülent Ecevit’in ağır eleştirilerine muhatap oldu.  Zira rapor, HADEP’le CHP’nin temaslarını içeriyor ve bu devletin en üst organlarında itibar görüyordu. Bir yoruma göre, rapor Baykal’ın tekrar siyasete dönüşünün yolunu açtı.

Bu dilemma çok su götürür. Kemalist ve batılı seçmenine ‘diğerini’ itecek kadar sadakatle bağlı bir CHP’nin yakın bir zamanda doğuda söyleyeceği bir sözü yok gibi...