|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
EĞİTİM

Müfredat ‘fen’, icraat ‘askerî meslek’

22 Şubat 2010 / SEDAT GÜLMEZ
‘Askerî liseler meslek lisesi midir?’ sorusunun en öz ve kısa cevabı şöyle: Müfredat fen lisesi ama ‘eğitim’ tam anlamıyla bir ‘meslek’ lisesi. Eski öğretmen subay İskender Pala’ya göreyse bunun da ötesinde...

‘Daha okul binasına adım atar atmaz askerlik havasına giriyorsunuz. Üniformanız her şeyiniz. Benliğinizi, şahsi vasıflarınızı artık o belirliyor. Çünkü siz geleceğin subay adayısınız. Askerlik de mesleğiniz. Sistem ona göre işliyor. Mesela sabah kahvaltıdan önce okul binasının önünde toplanırdık. İçtimanın ardından tekli sırayla yemekhaneye giderdik. Dershanelerde sınıf kıdemlisi kapı ağzında durur, hoca girerken ‘Dikkaaat!’ diye bağırırdı ve hepimiz ‘hazır ol’da beklerdik. ‘Nasılsınız?’ hitabına verilen cevap gür bir ‘Sağ ol’du. Öğle ve akşam yemeklerinden evvel de içtima vardı dışarıda. Yıl bitimlerindeyse askerî kamplara eğitime giderdik…’ Ortaöğrenimini Kuleli Askerî Lisesi’nde tamamlayan Fethi Bey’in o günlere dair hatıraları bu şekilde kelimelere dökülüyor...

Meselenin fitilini geçtiğimiz hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı bir televizyon programında gazeteci yazar Mehmet Barlas ateşledi: “Askerî okullardaki eğitim meslek liselerindeki eğitimle aynı mı; askerî lise mezunlarının üniversiteye girmelerindeki durum nedir?” Sunucu Ali Kırca -ki 1969’da deniz teğmen rütbesindeyken yazdığı darbe yanlısı bildiriyle ordudan atılmıştır- konuya vukufiyetine rağmen tatmin edici cevaplar ver(e)medi. Barlas’ın 14 Şubat tarihli Sabah gazetesindeki köşe yazısında ise bir askerî lise mezununun açıklamaları vardı: “Askerî okullarda verilen dersler fen liselerinde verilen derslerle aynıdır. Millî Eğitim’in müfredatında ne varsa aynı şekilde uygulanmaktadır. Mesleki ders olarak ise sadece bir adet ders verilmektedir.” Bilgiler teknik açıdan yeterli. Fakat konunun sadece ‘öğretim’ yönünü nazara veriyor. Asıl ‘eğitim’ aşaması gözden kaçıyor. Mevzuya Fethi Bey’in anlattıkları üzerinden yaklaşırsak dillendirilenin ötesinde karmaşık bir yapı söz konusu. Askerî liselerin kurulma amacına, ders müfredatına ve bilhassa ‘eğitim’ sürecine odaklanırsak durum daha da netleşecek.

BİR YILDA DEĞİŞEN NEYDİ?

Türkiye’de modern ordunun temelleri II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdığı 1826’daki Vaka-i Hayriye’ye dayanır. O güne kadar lokal kalan Batı tarzı askerlik, artık temellendirilir. Eğitimi sistemleştirme çalışmalarıysa fiilen Tanzimat sürecinde başlar. Mühendishane-i Berr-i Hümâyûn ve Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn zamanla dönüştürülerek bugünkü Kara ve Deniz Harp okullarının ana omurgası oluşturulur. Başta İstanbul sonrasında Edirne ve Manastır gibi Osmanlı coğrafyasının önemli merkezlerinde kurulan askerî idadiler (lise) ise ortaöğretim statüsündedir. Hatta askerî eğitim rüştiyelere (ortaokul) kadar iner. Askerî rüştiye, idadi ve Mühendishane-i Hümâyûnlardan tercih edilen, subaylık yolunda aşılması gereken duraklardır. Cumhuriyet’in ilanından sonra yapı muhafaza edilir. Ama burada bir kırılma var. 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu’yla tüm okullar Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanır ki askerîler dâhil. Fakat 1 yıl bir ay 19 gün sonra, 22 Nisan 1925 tarih ve 637 sayılı yasayla tekrar Millî Savunma Bakanlığı’na bağlanır. Kararın alındığı dönem Türkiye Cumhuriyeti Şeyh Said isyanının etkisini yeni yeni kırmaktadır…

Günümüzde askerî eğitim hiyerarşisinin tepesinde Kara, Deniz ve Hava Harp okulları yer alıyor. Lise düzeyindeyse Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyacını karşılayan Kuleli ve Maltepe askerî liseleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için Heybeliada Deniz Lisesi ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına Işıklar Hava Lisesi bulunuyor. Her yıl Türkiye’nin en zeki öğrencilerinden ortalama 1000’i bu 4 okulda kendilerine biçilen hayata ilk adımı atıyor.

Askerî ortaöğrenim kurumlarını müfredat üzerinden incelediğinizde Mehmet Barlas’ın köşesinde yer alan açıklamada da belirtildiği gibi fen liselerinden pek farkı yok. Mesela Işıklar Hava Lisesi öğrencileri hazırlıkta haftalık 2; 9, 10, 11 ve 12’nci sınıfta 5 saat Matematik görüyor. Fizik, Kimya, Biyoloji, Geometri, Analitik Geometri, Sağlık Bilgisi, Trafik ve İlk yardım, Bilgi ve İletişim Teknolojileri aldıkları diğer fen kategorisi dersleri. Sosyal dersleriyse Türkçe, Dil ve Anlatım, Türk Edebiyatı, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi (genel dinler tarihî formatında), Tarih, Coğrafya, Felsefe, Demokrasi ve İnsan Hakları, T.C İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Millî Güvenlik ve Güzel Konuşma ve Yazma. Söz konusu dersler haftalık 1 ila 3 saat arasında değişiyor. Sadece hazırlıkta alınan Türkçe ise 4 saat. Bunlara bir de yabancı dil İngilizce ekleniyor…

Ancak Işıklar Askerî Hava Lisesi’ndeki süreç bununla sınırlı değil. Okulun sitesinde yer alan tabirle ‘öğrencilere öğretim faaliyetlerinin dışında sorumluluk duygularını geliştirmek, askerliğin temel prensiplerini öğretmek amacıyla temel askerî eğitimler’ de veriliyor. Yine sitedeki ifadeyle öğrencilere ‘Asker Kişi oldukları bilinci aşılanıyor.’ Verilen askerî eğitimle ‘mesleği’ sevdirme programları uygulanıyor. Askerlik ve disiplin eğitimleri, Öğrenci Grup Komutanı sorumluluğunda yürütülüyor. Program ‘İntibak Eğitimi, Yıl İçi Askerî Eğitim ve Yaz Eğitim Kampı’ndan oluşuyor. Eğitim öğretim süresince her hafta çarşambaları derslerden sonra temel askerlik eğitimi yapılıyor. Yine her yıl derslerin bitiminden sonra haziranda, İzmir/Aliağa bölgesindeki Kartal Burnu Yaz Eğitim Kampı’na gidiliyor. 21 günlük kamp evresinde, temel askerlik ve diğer eğitim faaliyetlerinin yanında çeşitli spor faaliyetleriyle özellikle yüzme becerisi kazandırılıyor. Tüm bu akıştan maksat ‘öğrencilerin öz güvenlerinin artırılması.’

Işıklar’daki eğitim sistemi Kuleli ve Maltepe askerî liseleri ile, Heybeliada Deniz Lisesi’nde küçük farklarla aynen tatbik ediliyor. Mezuniyet dönemi geldiğinde öğrencilerin hiçbiri yükseköğrenim kaygısı taşımıyor. Harp okullarının kapısı sonuna kadar açık. Sivil hayata atılmak isteyenler üniversite sınavına giriyor. Tabii Türkiye’de istisnasız tüm ortaöğretim mezunlarını vuran ‘alan engeli’ne takıldıklarından fen bilimleri haricinde tercihe yönelmiyorlar. Ancak ortaöğrenim dönemindeki sağlam öğretim süreçleri sayesinde iyi okulların rağbet gören bölümlerine ‘kolaylıkla’ girebiliyorlar.

Oysa diğer bütün meslek liseleri, bundan mahrum…

 

Askerî lise bir tarz-ı hayattır

 

Prof. Dr. İskender Pala çoğu kimsenin piyasaya yeni çıkan ‘İki Darbe Arasında’ isimli kitabıyla öğrendiği 14 yıl 7 aylık askerlik hayatında ‘öğretmen subay’ unvanıyla Heybeliada Deniz Lisesi’nde edebiyat derslerine girdi. Tecrübeleri sayesinde askerî liselerin formatına ve mantığına aşina…

- Askerî liseler müfredat itibarıyla fen lisesine benziyor ama salt bu pencereden mi bakılmalı?

Askerî liseler meslek lisesinden öte bir eğitim sistemini benimsemiştir. Çünkü ona bir meslek lisesi misyonu yüklersek o zaman herhangi bir mesleğe yönelik insan yetiştirmenin ötesinde beklentisi olmayan okul konumuna getiririz. Bir defa hiç unutmamak gerekir ki buralar 24 saat okuldur. Hiçbir meslekî lise böyle değildir. Hatta mesleği özelleştiren kişiliğin mesleğini kimliği yapan bir lisedir. Şu anki meslek liselerinden daha ötedir, daha öte olmak dolayısıyla meslek lisesi statüsünde kabul edilmesinde hiçbir mâni yoktur. Çünkü öğrenci orada sadece derslerde eğitilmez. Derslerin dışında 24 saat eğitim hâlindedir ve kendisini belirli bir misyona hazırlamak üzere vardır. Askerî lise bir tarz-ı hayattır.

- Bilgi öğretmek mi davranış kalıbı yerleştirmek mi esas bu okullarda?

Askerî liselerin bir iyi tarafı vardır ama bu bazen handikaba dönüşebilir. Şöyle ki, her yıl bir askerî liseye girmek için 10 bin öğrenci müracaat eder. Bunların içinden deniz lisesi için mesela 140-150 kadarını alırsınız. Seçimler çok iyi yapılır. Sonra kendi mantık ve isteğiniz doğrultusunda kimlik mimarlığı yaparsınız. Toplum mimarlığının dışında kimlik mimarlığı. Bu da handikap tarafıdır. Neden? Çünkü Türkiye’nin hakikaten çok zeki öğrencilerinden 140’ını alıyorsunuz, muhtemeldir ki başka alanlarda (mesela mühendislik, sanat) başarılı olma ihtimali varken törpülüyorsunuz ve asker kimliğiyle yetiştiriyorsunuz. Dolayısıyla askerî kimlikle yetiştirme isteğiniz onları sıradanlaştırıyor. Dört yıl sonra mezun ettiğinizde, bir 4 yıl da Harp Okulunda okuyunca herkesi eşit seviyede monoton, fabrikasyon üretim gibi ortaya koyuyorsunuz.

- Ayrıcalıklı kimlik düşüncesi daha askerî lise yıllarında mı veriliyor?

Askerî liseye gelenler 13-14 yaşındadır. O yaşta çocuğa bir şapka giydirirsiniz. Dersiniz ki bu şapka bedeninden bir parça. Yani neredeyse bunu söylersiniz. Ve bu başında durduğu müddetçe ülkenin sahibi sensin. Bu bir ayrıcalık mesajıdır. İki, şapka başında durduğu zaman ileride cumhurbaşkanı olacaksın. Bunlar TSK’da ülke bana emanet edilmiş, sahibi benim refleksini o kadar aşırı bir doza getirir ki, elbette hepimiz ülke için can veririz, hizmet etmek gerektiğinde ederiz asker ya da sivil olmak hiçbir şeyi değiştirmez. Ama asker olduğu zaman bir de o statüyü korumak zorunda hisseder. Ona göre sekiz yıl eğitimden geçer, teğmenliği, üsteğmenliği, yüzbaşılığı, binbaşılığı ilerler. Ve bu duygu şunu beraberinde getirir, ülkenin sahibi olduğun sürece emir alacaksın ve emir vereceksin. Rütben yükseldikçe aldığın emirler azalacak, verdiğin emirler çoğalacak. Bu zincir içinde de monotonlaşma başlar.

Sona geldiğinizde emir veren birisi çıkmayınca durumdan vazife çıkartırsınız. Türkiye’de, genelkurmay başkanının siyasi görüşleri, siyasi görüşler doğrultusunda meselelerin içerisine çekilmesi yahut onun girmesi hep bu 40-45-50 yıllık emir alıp verme sürecinin akabinde birdenbire kendisine emir veren kimse kalmayınca, emir alan konumu birdenbire eksiklik hisseder. Onun için başka ülkelerde genelkurmay başkanları millî savunma bakanlarına bağlıdır ve ondan emir alır. Bizde almaz. Bence bu aksayan ayaklardan birisidir.