| EĞİTİM |
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 17 Aralık 2009’da aldığı bir kararla, meslek liselerine 10 yıldır uygulanan adaletsizliği ortadan kaldırdı, daha doğrusu minimum seviyeye indirdi. Bu karar, üniversite imtihanında ortaöğretim başarı puanının, alan dışı tercihlerde 0,13; alan içi tercihlerde ise 0,15 ile çarpılmasını getiriyor. Öncesinde bu rakamlar, 0,3 ila 0,8 idi. Daha anlaşılır bir dille izah edersek; meslek liseli bir öğrenci alan dışı tercih yapması durumunda 30 puan kaybederken, YÖK’ün düzenlemesi ile fark 10 puana düştü. Hatta ilk bine giren öğrencilere bu fark da uygulanmayacak…
Bu gelişme, meslek liseli gençleri bir nebze olsun sevindirmişti ki sahneye yine İstanbul Barosu çıktı ve YÖK kararının iptali için Danıştay’a dava açtı. ‘Yine’ diyoruz zira YÖK’ün Temmuz 2009’da aldığı katsayı farkını sıfırlama kararı da İstanbul Barosu’nun itirazı üzerine iptal edilmişti. Baro, katsayı farkının düşürülmesini ‘yargı kararını etkisiz kılacak şekilde orantısız ve sembolik bir düzenleme’ olarak nitelendiriyor. Hatta YÖK’ün kararının, ‘uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğuracağını’ iddia ediyor.
İstanbul Barosu’nun ‘telafisi imkânsız’ dediği zararlar aslında 10 yıldır binlerce meslek liseli gencin hayatını perişan etti. Üniversite sınavında bir sorunun, bir puanın bile gençlerin hayatına ne kadar etki ettiği düşünüldüğünde peşinen kesilen 30 puanın verdiği zararı varın siz kestirin. 1999’da uygulanmaya başlanan katsayı sisteminde meslek lisesi öğrencileri (okul birincisi değilse) ÖSS’deki bütün soruları doğru cevaplasa bile herhangi bir tıp fakültesini kazanamıyordu. Bu mağduriyeti yaşayanlardan biri Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nden 2000 yılında mezun olan Seda Atasayar. O, üniversite eğitimine üç sene sonra Avustralya’daki University of New South Wales’de devam edebildi. Sebebini kendisinden dinleyelim: “En büyük hayalim tıp okumaktı. Cerrah olmak istiyordum. Hatta lisede geçirdiğim ameliyatı kendi arzum doğrultusunda lokal anestezi ile olmuştum. Amacım doktorumun ne yaptığını görmek, sorular sormaktı. Sürekli bu alanda belgeseller izlerdim. İmam-hatip lisesini seçme maksadım imam olmak değildi. Zaten bayan olduğum için buna imkân yok.” Seda, katsayı farkı çıkınca 5 senedir devam ettiği okulunu bırakmak istemez. Zaten normal liseye geçme hakkı da bir-iki ay içinde ellerinden alınır. Başta morali bozulsa da ümidini kaybetmeyip sınava hazırlanır. İki senedir devam ettiği dershanenin en iyi sınıfındadır. Fakat tıp onun için hayal olmaktan öteye gidemez. Hâlbuki puanı normal liseli gibi hesaplansa Türkiye’deki tüm tıp fakültelerini kazanabilecekti. Ancak özel bir üniversitede mühendislik bölümüne girebilir. 2001 ekonomik krizi çıkınca maddi imkânsızlık sebebiyle okulu bırakmak zorunda kalır. Ardından burs kazanarak şansını daha 19’unda Avustralya’da denemeye karar verir. “Hayatımın en zor zamanı” dediği o dönemde yaşadıklarına hâlâ anlam veremiyor Seda: “Lisedeyken olmak istediğimden çok farklı bir noktadayım. Ama bu durum bize mücadele ederek bir yerlere gelmeyi öğretti.”
Şükran Tanrıkulu, 4,66’lık not ortalaması ile 1999’da mezun olduğu Adapazarı İmam-Hatip Lisesi’nde tanışır katsayı gerçeği ile. Burada okuma imkânı bulamayınca şansını Almanya’da denemeye karar verir. Hem katsayı meselesi hem de 99 depreminin psikolojik etkisiyle üç ay sonra Türkiye’ye döner: “Başta kendime olan güvenimi yitirmeye başlamıştım. Bu sıkıntılı hâlin hiç sona ermeyeceğini düşünüyordum. Ama sonra, ‘üniversiteden başka çare yok’ deyip kendimi zorladım hazırlanmaya.” Bir sene sonra tekrar ÖSS’ye girip Türkiye 301’incisi olur. Normal şartlar altında istediği tıp fakültesini rahatlıkla kazanabilecekken, Marmara Hukuk Fakültesi’nin ikinci öğretimine (paralı) girebilir ancak. Ve istemediği bir bölümde okumak zorunda kalır.
Avcılar Anadolu Teknik Lisesi 2000 mezunu Murat Kavak ise özel yetenek sınavı ile katsayı sisteminden kurtulabilenlerden. “Bize karanlıkta siyah kedi arattılar. Ama odada kedi bile yoktu.” diye anlatıyor o günleri. Mezun olduğu makine bölümünden sadece makine öğretmenliğine ek puan verilince farklı bir alana yönelmek durumunda kalır Kavak. Çünkü bu bölümü okusa dahi mezuniyetten sonra fazla iş imkânı yoktur. Özel yetenek sınavı ile girdiği Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olur. Lisede aldığı dört yıllık mesleki eğitim boşa gitmiştir: “Üniversite yolumuzu tıkayarak bizleri sadece ara eleman olmaya yönlendirdiler. Hâlbuki bir yıl İngilizce hazırlık okuduk. Ara elemanın bu kadar ileri düzeyde İngilizce eğitime ihtiyacı var mı?”
Bahsettiğimiz üç örnek de aslında şanslı sayabileceğimiz, ‘her şeye rağmen’ devam edebilenler arasında yer alıyor. Ama maalesef meslek lisesi mezunlarının hepsi eşit imkânlara sahip değil. Başarı açısından orta seviyelerde olan meslek liseliler için 10 yıl boyunca dört yıllık fakülte âdeta hayaldi. Bazısı popüler olmayan yeni lisans programlarını tercih etti. Bir kısmı ise iki yıllık bölümleri kazanıp ÖSS’ye göre daha ince bir elek sayılan Dikey Geçiş Sınavı’nı güçlükle aşarak dört yıllık fakültelere geçebildi.
Uygulanan sistem o kadar sorunluydu ki, meslek liselilere üniversite sınavında kendi alanlarındaki lisans programlarını tercih etmeleri durumunda bile ek puan verilmiyordu. Örneğin bilgisayar bölümünden mezun olan bir öğrenci sadece bilgisayar öğretmenliğini tercih etmesi durumunda ek puan alabiliyordu. Normal liseli akranlarına göre daha fazla teknik altyapıya sahip olmasına rağmen bilgisayar mühendisliği bölümünü tercih ettiğinde puanı kesiliyordu. İletişim, tapu kadastro, süs bitkileri, meteoroloji, adalet ve seramik gibi bölümlerde okuyan binlerce liseliye dört yıllık hiçbir alternatif sunulmuyordu.
Oysa, YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Demir’in dikkat çektiği Yükseköğretim Kanunu’nun 45’inci maddesine iyi bakmak gerekiyor. Bu maddede aynen şu ifadeler yer alıyor: “Yükseköğretim kurumlarına öğrenci seçiminde, adayların ortaöğretim süresindeki başarıları Yükseköğretim Kurulu’nun uygun göreceği şekilde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından geliştirilecek bir yöntemle ek bir puan olarak tespit edilir ve yükseköğretim kurumlarına giriş sınav puanlarına eklenir. Bir mesleğe yönelik programlar uygulayan liselerin mezunları, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenecek aynı alanda bir yükseköğretim kurumuna girerken, başarı notları ayrıca tespit edilecek bir katsayı ile çarpılmak suretiyle değerlendirilerek giriş sınavı puanlarına eklenir.” Demir, bu kanuna dayanarak basına yaptığı açıklamada, “Maddenin neresinde farklı katsayı yazıyor, biri bana göstersin. Kanunlarda kesinlikle meslek öğretimine devam etmek isteyenlere pozitif ayrımcılık öngörülüyor, alan dışında gitmeyi engelleyen ima yollu bir hüküm bile yok.” demişti. Zaten, üniversite sınavında meslek derslerinden de soru çıkması ve bu öğrencilerin genel liselerdeki öğrencilerin önüne geçmesi gibi bir durum söz konusu değil. Aksine farklı ders programı uygulaması olan bazı meslek lisesi öğrencileri diğerlerinden zaten geride başlıyor yarışa.
Katsayı farkı o kadar adaletsiz biçimde uygulamaya konuldu ki, ‘kazanılmış haklar’ bile göz ardı edildi. Çünkü, 1999 ve 2000 yılında mezun olanlar liseye başladığında katsayı uygulaması yoktu. Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, bunun kazanılmış hakkın ihlâli anlamına geldiğini hatırlatıyor: “Bu, bazı fakültelerin Türkçe eğitimden İngilizce eğitime geçmelerinde uygulanan sisteme benzetilebilir. Türkçe başladığınız bir sistemi 3. sınıftan sonra İngilizceye çevirmeniz mümkün değil. Eğitime Türkçe başlayan öğrencilere Türkçe tamamlatmak zorundasınız. Aksi zaten teknik olarak mümkün değil.”
Üniversitelerde bile bölümler arası geçiş imkânının tanınmaya çalışıldığı bir dönemde 15 yaşındaki gençleri seçtiği okul ya da alana mahkûm etmek farklı problemleri de beraberinde getiriyor. Kaldı ki, okula başlama yaşı düşünüldüğünde ailelerin okul tercihi konusundaki etkisi yadsınamaz. Kendi tercihiyle meslek lisesine girmiş olsa dahi 3’üncü sınıfa kadar sayısal bölümde okuyup tıp fakültesine gitmek isteyen öğrenci, kararını değiştirebilme özgürlüğüne sahip olmalı. Yetenek yönlendirmesinin bilinçli olmaması sebebiyle okuduğu bölümden memnun olmayıp üniversite ortasında okulu bırakıp yeniden sınava hazırlanan pek çok genç var. Dolayısıyla daha lise çağında bir öğrencinin yanlış tercihlerini telafi etme hakkına sahip olması gerekiyor. YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Demir, bu durumu şöyle yorumluyor: “Fen alanından mezun olan birine ‘kesinlikle eşit ağırlığa geçemezsin’ diyoruz veya eşit ağırlıklı bir öğrenciye sözel tercih yaptırmıyoruz. Bunun, yönlendirmeyle açıklanması mümkün değil. İnsanın tercihlerinde değişiklik yapma hakkını elinden almaya kim meşru bir açıklama getirebilir? Yönlendirme, insanların tercihlerinden vazgeçmesini imkânsız kılmak değil ki. İnsan tüm tercihlerinden vazgeçebilir. Daha önce tıbbı seviyordur, vazgeçmiştir, hukuku seviyordur vazgeçmiştir. Bu hakkı insanın elinden nasıl alırsınız? Akıl almaz bir şey bu.”
Esasında başarılı eğitim sistemleri, insanların yeteneklerini, ilgisini ve başarısını ölçerek, bilerek, dahası iradeyle karar verilen çok geçişli bir yapıya sahip. Sabancı Üniversitesi Eğitim Reformu Girişimi Koordinatör Yardımcısı Batuhan Aydagül, ilköğretimden ortaöğretime geçerken verilen bir kararın kişiyi hayatı boyunca bağlayabilme riskinin olmasına ilkesel olarak katılmadıklarını ifade ediyor: “Geçişkenliğin arttırılması kapsamında katsayının engelleyici bir politika olduğu ve bu açıdan kaldırılması gerektiğini savunuyoruz.”
Avukat Gülden Sönmez, meselenin toplumsal boyutuna da dikkat çekiyor. Genelde orta hâlli ailelerin çocukları olan meslek liseli gençler eğitimlerine istedikleri boyutta devam edemiyor. Bu durum ekonomik sıkıntılara yol açıyor. Zira popüler meslekler değil, rağbet görmeyen bölümler okunmak zorunda kalındığı için iş imkânları hâliyle kısıtlı oluyor. Daha kötüsü ideallerine ulaşamadıkları için üniversiteyi bırakıp hedefsiz kalabiliyorlar. Onlar da ara eleman olarak hayatlarını devam ettiriyor.
Avcılar Endüstri Meslek Lisesi Başmüdür Yardımcısı Oktay Avcı, bu anlamda meslek liselilerin katsayı meselesi yüzünden sadece ara eleman yetiştiren kurumlar olarak değerlendirilmesini, “Bu ülkenin dar gelirli insanlarının yönetim kadrosunda olması istenmiyor.” sözüyle değerlendiriyor. Hâl böyle olunca meslek liselerine rağbet azalıyor.
Sönmez, katsayı uygulaması gibi ideolojik tasarruflarla binlerce insanın mağdur edildiğini ifade ediyor. Bu uygulamanın altında imam hatiplilerle ilgili kaygıların yattığını belirtiyor. Aslında insan iradesinin esas alındığı bir eğitim sistemi oluşturulmaya çalışılsa ve mesele siyasi ve ideolojik boyuttan çıkarılıp gerçekten eğitim meselesi, dahası insan ve memleket meselesi olarak görülse şüphesiz ülke de kazanacak. Zira imam hatipler meslek liselerinin küçük bir yüzdesini oluşturuyor. Tamamını oluştursa dahi mühim olan ülkenin geleceğine eğitimli, bilinçli ve yaptığı işten, bu ülkede yaşamaktan mutlu olan bireyler yetiştirmek. Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun da dediği gibi “Bu siyasi bir mesele değil, ülkemizin geleceği meselesidir.” Ama maalesef gençler sistem değişikliklerini düşünmekten sınavlara yeteri kadar konsantre olamıyor.
Şimdi binlerce meslek liseli genç baronun başvurusunun sonucunu bekliyor. YÖK’ün kendilerine açtığı dar kapıdan girme ümidini mi besleyecekler, yoksa kâbus dolu günlere geri mi dönülecek?
28 Şubat sürecinin uygulaması
YÖK, 28 Şubat sürecinde (Temmuz 1998) üniversiteye girişte tekli sınav sitemini getirip alan dışı tercih yapanlara farklı katsayı uygulamaya başladı. Buna göre, bir öğrenci kendi mezun olduğu alan içerisinde tercihte bulunursa ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı 0,5’le, alan dışı tercihte bulunursa 0,2’yle çarpılacaktı. Bu da alan içi ve alan dışı tercih arasında 9-24 puan yani 12-45 soru farkına tekabül etmekteydi. Bu fark 2003’te katsayıların alan dışı tercih için 0,3 ve alan içi tercih için 0,8’e yükseltilmesiyle etkisini daha da artırdı. Meslek liselerine ise alan verilmeyip sadece mezun oldukları bölüm için belirlenen lisans programlarını tercih etmeleri hâlinde ek puan uygulanıyordu. Her ne kadar 2003’te meslek liseli öğrencilere alanlarına yönelik iki yıllık meslek yüksekokullarına sınavsız geçiş hakkı tanınsa da bu, ÖSS stresinden kaçmak isteyen öğrencilerin meslek liselerini tercih etmeleri dolayısıyla kalitenin düşmesine sebep oldu. ‘Nasılsa iki yıllık üniversiteye gidebilirim’ düşüncesi başarılı öğrencilerin dört senelik bir fakülteye gitme noktasında motivasyonunu olumsuz etkiledi. Örneğin 1999 döneminden önce Avcılar Anadolu Teknik Lisesi’nden mezun olup da dört yıllık fakülte kazananların oranı yüzde 60 iken, daha sonra yüzde 4’lere geriledi.
Eğitim Bir-Sen’in katsayı ile ilgili hazırladığı raporda da bu konuya dikkat çekiliyor. Rapora göre, 2009 ÖSS’de 30 bin sıfır çeken öğrencinin yarısının meslek liseli oluşu, daha önce sınavla öğrenci alan bu okulların, altyapısı zayıf öğrencilerce tercih edilir hâle geldiğinin en büyük göstergesi. Mesleki eğitimi teşvik etme iddiası ile getirilen sistemin aslında meslek liselerinin kolunu kanadını kırdığı böylece ortaya çıkıyordu.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||