|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
TERÖR

Ergenekon’a vurdukça ses PKK’dan geliyor

8 Şubat 2010 / MEHMET BAKİ
Terör örgütü PKK’nın kurulduğu günden bu yana Ergenekon’la derin ilişkisi Emniyet’in hazırladığı bir raporla gözler önüne seriliyor. Peki, bu bağlantıyı kimler sağladı, derin PKK neler yaptı?

Terör örgütü PKK taraftarları, her yıl belirli günlerde korsan eylem için sokaklara dökülüyor. 15 Şubat (Öcalan’ın yakalanışı), 21 Mart (Nevruz), 4 Nisan (Apo’nun doğum günü), 15 Ağustos (PKK’nın ilk baskını-Eruh), 9 Ekim (Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması) ve 27 Kasım (PKK’nın kuruluşu) tarihleri, onlar için ‘çatışma günleri’ demek. Bunlara son üç yılda yenileri de eklendi. 12 Haziran 2007’de başlayan Ergenekon soruşturması, örgüt sempatizanları için âdeta yeni bir eylem dönemi oldu. Emniyet verilerine göre, Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) soruşturmasının başladığı tarihten sonra PKK taraftarları da korsan gösterileri yoğunlaştırdı. Her ETÖ operasyonundan sonra onlar da araç yakma eylemleri için sokaklara çıktı. Örneğin 22 Ocak 2008’deki ETÖ soruşturmasının üçüncü dalgasından sonra İstanbul’un 6 ilçesinde 26 araç yakıldı. 22 Şubat’taki dördüncü dalga sonrası 32, 1 Temmuz’daki altıncı dalga sonrası 4, 26 Ekim’deki dokuzuncu dalga sonrası 37, 7 Ocak 2009’daki onuncu dalga sonrası 38 olmak üzere toplam 137 araç yakıldı. Ayrıca ETÖ iddianamesinin kabul edildiği 25 Temmuz 2008’den sonra Güngören’de meydana gelen patlamada 17 vatandaş hayatını kaybetti. Emniyet’e göre, ETÖ soruşturması ile PKK’nın yaptırdığı eylemler arasındaki  paralellik hiç de tesadüfî değil.

ETÖ iddianamesinin ek klasörleri içinde yer alan ve 273 sayfalık bir rapor, PKK-Ergenekon arasındaki derin bağlantıları gözler önüne seriyor. Raporda geçen gizli tanık, itirafçı ve sanıkların ifadeleri ile şüphelilerde ele geçirilen belgeler, Ergenekon’un PKK’yı nasıl kullandığını ortaya koyuyor. Raporda, terörist başı Öcalan ve üst düzey örgüt mensuplarının Ergenekon’la bağlantıları da irdeleniyor.

GENÇ SUBAY YERLEŞTİRME PLANI

PKK’nın Ergenekon tarafından yönlendirildiğini gösteren en önemli delil, tutuklu sanıklardan Veli Küçük ve Ümit Oğuztan’ın evinde ele geçirilen ‘Panzehir’ isimli doküman. Bu belgeye göre ETÖ, Öcalan’ın tutukluluk halinden faydalanarak örgütü AB ve ABD hamiliğinden kurtarıp kendi emri altına sokmayı planlıyor. Bunun için terör örgütü liderinin vereceği mesajların özel kuryelerle Kandil’e iletilmesi gerektiği belirtiliyor. PKK’yı tamamen tasfiye etmek yerine başkanlık konseyine ‘genç subaylar’ın yerleştirilmesi uygun görülüyor.

Eski terörist Selim Çürükkaya, son 10 yıldır Apo’nun iki asker tarafından kullanıldığını söylüyor. Bu isimlerin tutuklu sanıklardan Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur olduğunu iddia ediyor. Ersöz, İmralı Cezaevi’nin inşasından sorumluydu, Uğur ise Öcalan’ın ifadesini alan komutanlar arasındaydı. Çürükkaya, Öcalan’ın bu iki isimden aldığı talimatla hücresinden hem örgütü hem de sempatizanları yönlendirdiğini ileri sürüyor. Bu kapsamda Türk-Kürt halkını karşı karşıya getirmek ve Kürt gençlerinin dağa çıkmasını kolaylaştırmak için 2002-2008 arasında Öcalan’ın isteği doğrultusunda toplam 525 korsan gösteri ve molotofkokteyli saldırısı düzenlenmiş. 2002’de ‘önderliği sahiplenme’ ve ‘demokratik serhıldanı (sivil itaatsizlik) geliştirme’ kampanyası ile başlayan gösteriler, 2007’ye kadar değişik gerekçelerle devam etmiş: Önderliğe özgürlük ve sözde tecrit (2004), Gemlik yürüyüşü ve Öcalan’ı sahiplenme (2005), Öcalan’ı siyasi iradem olarak kabul ediyorum (2006),  Apo’nun zehirlendiği iddiası, tecrit, Önder Apo’yu yaşa ve yaşat kampanyası (2007), ben de Sayın Öcalan diyor, kendimi ihbar ediyorum kampanyası ve Öcalan’ın kötü muameleye maruz kaldığı iddiası.

Tanıkların ifadelerine göre, Öcalan’ın bu derin ilişkisi PKK’yı kurduğu günlere kadar gidiyor. Gizli tanıklardan Deniz, Öcalan’ın 12 Eylül darbesinden haberdar olduğunu, kendisine gelen ihbarla Suriye’ye kaçtığını iddia ediyor. Uzun yıllar PKK içinde yer alan gizli tanık Galip ise 12 Eylül’den önce sadece Öcalan’ın değil örgüt üyelerinin de grup grup yurt dışına çıktığını ileri sürüyor.

1984’ten sonra Öcalan’ın Ergenekon ile ilişkisini sağlayan kişinin İşçi Partisi (İP) lideri Doğu Perinçek olduğu ifade ediliyor. ETÖ iddianamesinde ‘fabrikatör’ olarak belirtilen Perinçek, 1989 ve 1991’de Şam ve Bekaa’da PKK lideri ile görüştü. İddia edilen ETÖ’nün teorisyeni olarak görülen Perinçek, PKK kampında askerî törenle karışılandı. 10 gün kaldığı kampta kendisine özel oda tahsis edildi. Eski MİT görevlisi Mehmet Eymür, Perinçek’in bu dönemde yayın organlarıyla PKK’yı desteklediğini, askerî operasyonlarla büyük darbe yiyen terör örgütünün yeniden toparlanma sürecine girmesine yardımcı olduğunu söylüyor. O tarihlerde dağa çıkışın arttığını kaydeden Eymür, 1996-1997 yıllarında Apo’ya düzenlemeyi düşündükleri suikastın engellendiğini iddia ediyor.

Eski MİT görevlisinin anlattıklarına göre, 1994’ten sonra Şam’da yaşamaya başlayan terörist başına suikast için özel bir ekip kurulmuş. Ancak bu suikast planı dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir tarafından engellenmiş. Eymür, suikastın Öcalan’a haber verildiğini de ileri sürüyor. PKK’da bir dönem yöneticilik yapan Bülent Dumlu başka bir gerçeğe dikkat çekiyor. Ona göre, Apo  1992-1998 yılları arasındaki ateşkes kararlarını talimatla ile verdi. Bu kararların bozulmasını da yine aynı mihraklar istedi, Öcalan uyguladı. Almanya’da yaşayan eski PKK yöneticisi Şükrü Gülmüş, Öcalan-Ergenekon ilişkisiyle ilgili şok bir iddiada bulunmuştu. Gülmüş, bu ilişkiyi sağlayan kişinin adını da vermişti: “Ergenekon’un en iyi tanığı Yalçın Küçük’ün bacanağı Cenk Duatepe’ydi. PKK terörünün en hengâmeli döneminde Duatepe, Suriye Başkonsolosuydu.  Yalçın Küçük bir gece Abdullah Öcalan’ın evindeydi, bir gece Duatepe’nin yanındaydı. Küçük, Öcalan’la görüşmek için sık sık Suriye’ye gidip geliyordu.” Ergenekon’un yaptığı işleri PKK’nın üstlendiğini ileri süren Gülmüş, 7 askerin şehit olduğu Aralık 2009’daki Reşadiye saldırısının ardından aktifhaber.com sitesine yaptığı açıklamada, “Reşadiye saldırısı, ‘derin PKK’ olarak bilinen KCK ile cunta arasındaki işbirliğiyle yapıldı” demişti.

Terörist başının bu derin bağlantıları gündeme bomba gibi düşerken, Ergenekon davasının 115. duruşmasında da ilginç bir gelişme yaşanmıştı. Ergenekon savcısı Mehmet Ali Pekgüzel’in talebi doğrultusunda mahkeme heyeti, Öcalan’ın dava dosyasını istedi. 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bu talebi yerinde bularak dosyayı Aralık 2009’da Silivri Mahkemesi’ne gönderdi. Ergenekon savcıları, iki aydır Öcalan dosyasını inceliyor.

15 yıl boyunca örgütte kalan Bülent Dumlu, sadece Öcalan’ın değil PKK’nın üst düzey yöneticilerinin de Ergenekon üyesi olduğunu belirtiyor. Ekim 2008’deki Aktütün saldırısının emrini veren ve astsubaylıktan ayrılıp PKK’ya katılan Kadri Çelik’in bölgede hâlâ irtibatlarını devam ettirdiğini iddia ediyor. Dumlu, Ergenekon’la bağlantılı bir başka örgüt yöneticisinin Murat Karayılan olduğunu şöyle anlatıyor: “Karayılan 1992-1999 arasında Botan saha komutanlığı yaptığı dönemlerde bu bölgede bulunan devlet güçlerinden PKK’ya yapılacak operasyonlarla ilgili kendisine istihbari bilgiler geldiğini söyledi. Hatta bu operasyonların nereye kadar devam edeceği, askerlerin geçiş güzergâhları ile ilgili bilgiler aldığını bize söylüyordu.” Gizli tanık Kıskaç da JİTEM istihbarat elemanı olarak çalıştığı dönemde benzer olayları yaşadığını anlatıyor. Kıskaç, 200 kişilik PKK grubunun yerini bildirmesine rağmen Veli Küçük’e yakın subayların operasyon yapmadığını, kendisinin de buna çok şaşırdığını kaydediyor.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın 22 Ekim 1993’te operasyon için gittiği Lice’de öldürüldüğünü hatırlatan Kıskaç, “Lice Jandarma Bölük Komutanlığı’na o gün geleceğini Fikri Karadağ ile birkaç kişi biliyordu. Böyle bir suikast için paşanın oraya geleceğini bilmek gerekiyor. Çünkü paşa çok profesyonelce öldürüldü.” ifadelerini kullanıyor. 1996’da Veli Küçük’ün Giresun Jandarma Alay Komutanlığı döneminde PKK ve DHKP-C’nin Karadeniz’e açılma fırsatı bulduğunu kaydeden Kıskaç şöyle devam ediyor: “Küçük’ün sorumluluk alanı terörün yuvası haline geldi. 2006’da Osman Gürbüz’le görüştüm. 15 milyon doları olduğunu söyledi. Levent Ersöz tarafından Cizre ve Silopi’ye gönderilmiş. Orada bazı sorgulamalara katılmış ve Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz isimli iki HADEP’linin kaçırılması olayına katılmış.”

Bülent Dumlu’ya göre, terörün bitmesi ve kardeşliğin pekiştirilmesi için çalışan Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın ve Gaffar Okan gibi devlet görevlileri Ergenekon tarafından öldürüldü. Sadece devlet görevlileri değil, PKK’da çözüm arayışı içinde olan örgüt yöneticileri de infaz edildi. Örgütün metropollerde ve sivil bölgelerde saldırı kararı almasına karşı çıkan PKK’nın yürütme konseyi üyesi ‘Topal Nasır’ kod adlı Faruk Bozkurt öldürüldü. Örgüte yönelik eleştirilerde bulunan hatta kitap yazacağı öğrenilen Harun Sermezin, Duran Kalkan tarafından Kandil’de infaz edildi. Dumlu, Ergenekon ile bağlantıları ortaya çıkınca Hizbullah, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerinde çözülmeler olduğunu, bu örgütlerden kaçan militanların sonradan kurulan Devrimci Karargâh isimli örgütte toplandığını kaydediyor.

ERGENEKON’UN TAŞERON ÖRGÜTÜ

Aslında PKK-Ergenekon arasındaki derin ilişkiyi gösteren en önemli delil, ETÖ sanıklarında ele geçirilen ‘Analiz’ isimli belgede yer alıyor. 1999 tarihli belgenin ‘Terör’ başlıklı bölümünde örgütün gelecekle ilgili planları şu cümlelerle anlatılıyor: “Türkiye’nin ticaret ortaklarına yönelik terör, de-stabilizasyon (istikrarsızlaştırma faaliyetleri) yaratılacak, böylece Türkiye’nin dış ticaretine büyük darbe vurularak, ticari platformda ticaret hacminin önünün kesilmesi sağlanmaya çalışılacaktır. Bu nedenle terör grupları mutlaka kontrol altında tutulmalı, gereğinde ‘naylon terör örgütleri’ oluşturularak terör dünyasına yön verilmeli ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınmalıdır.”

Emniyet’e göre, Ergenekon’un bu kararı, 5 yıl sonra PKK tarafından hayata geçirildi. Terör örgütü,  2004’te kendi içinde Kürdistan Özgürlük Şahinleri (Teyrenbaze Azadiya Kürdistan-TAK) isimli bir yapılanmaya gitti. Örgütün silahlı kanadı Halk Savunma Güçleri’nden (Hêzên Parastina Gel-HPG) alınan özel militanlardan bir ‘fedai ordusu’ kuruldu. PKK yöneticilerinden Behoz Erdal’a (Fehman Hüseyin) bağlı hareket eden TAK, kurulduğu gün Türkiye’de yapacağı eylemlerle ilgili http://teyrenbaz.blogspot.com adresli internet sitesinde şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’nin her yerinde bombalar patlayacak, suikastlar olacak ve yakma eylemleri gelişecektir. Hiçbir kural tanımayacağız. Hedefe yönelirken intikam ruhuyla yöneliriz. Hedefe kilitlenir ve imha ederiz. Yerli ve yabancı turistlere yönelik de çağrımız olacaktır. Yöneleceğimiz hedeflerin başında turizm alanları gelmektedir. Yerli ve yabancı turistleri turistik alanlara gitmemeleri konusunda uyarıyoruz. Bu alanlarda yapacağımız eylemlerde öleceklerden biz sorumlu değiliz. Türkiye güvenli bir ülke değil.” TAK, hem PKK’dan hem de onun silahlı kanadı HPG’den tamamen ayrı bir örgüt olarak düşünüldü. Radikal bir eylem çizgisini benimseyen TAK, bunun için metropolleri ve turizm bölgelerini hedef seçti.

ERGENEKON’UN FEDAİLERİ  

Raporda, TAK’ın 2004-2008 arasında gerçekleştirdiği eylemlere de yer veriliyor. Eylem, bombalama ve sabotajların bir kısmı şöyle sıralanıyor: “Bursa’da zımpara fabrikasının yakılması (26.04.2004),  Van Valisi Hikmet Tan’a suikast için Mavi Plaza önünden geçerken bomba yüklü bir aracın patlatılması ve 3 kişinin ölmesi (02.07.2004), Antalya Kemer’deki Valeri Beach Oteli’nin arka kısmında meydana gelen patlamada yerli ve yabancı 21 turistin yaralanması (23.07.2004), Eminönü’ndeki Park Otel’in 304 numaralı odasına konulan bombanın patlaması sonucu İran uyruklu iki turistin ölmesi (10.08.2004), Bayrampaşa’daki İxir internet kefede meydana gelen patlama (11.09.2006), Bahçelievler Kiler market önüne konulan bombanın patlaması sonucu 17 kişinin yaralanması (13.02.2006), Marmaris’teki Andys Restoran önünde meydana gelen patlamada 10 İngiliz 5 Türk vatandaşının yaralanması (27.08.2006), Antalya Belek’te Kaya Oteli’ndeki patlama. (29.08.2007)”

Emniyet raporunda, TAK’ın Ergenekon’un taşeron örgütü olarak kurulduğuna ilişkin tanık ifadelerine de yer veriliyor. ‘Emek’ kod isimli gizli tanık, TAK’ın Ergenekon’un Sahra Talimnamesi’ne göre hareket ettiğini vurguluyor. Bu talimname Ergenekon’un gayr-i nizami harp yöntemlerini içeriyor. Yöntemler açıklanırken hedefe ulaşmak için adam öldürme, bombalama, silahlı soygun, işkence, kundaklama, sabotajların yapılması gerektiği üzerinde duruluyor. Gizli tanık Emek, TAK’ın yanı sıra PKK itirafçılarının da kullanılarak bu talimnamenin hayata geçirildiğini söylüyor. PKK itirafçısı ve Yeşil’in (Mahmut Yıldırım) adamı olarak bilinen Alaattin Kanat’la Kırklareli Cezaevi’nde kaldığını ifade eden Emek, şöyle devam ediyor: “Bana bir fotokopi verdi, üzerinde Sahra Talimnamesi yazıyordu. Kendisinin de bu yapılanma içinde olduğunu söyledi. Devletin yapamadığı illegal her türlü işi yaptıklarını, bütün PKK itirafçılarını Kırklareli Cezaevi’nde toplayıp bunlardan bir tim kuracağını, bunun için Veli Küçük ile görüştüğünü anlattı. 90’lı yıllarda Adapazarı-Hendek-Düzce üçgeninde birçok iş adamı öldürdüklerini ifade ediyordu. Bana da örgüte katılmam için teklifte bulundu. 2 yıl sonra dışarı çıkacağımı asıl görevimin ondan sonra başlayacağını söylüyordu.”

Ergenekon savcılarına ifade veren eski PKK’lı Ercan Aydın, örgütün sözde 13. kongresinden sonra 15 kişiden oluşan bir fedai grubunu, sabotaj ve suikast için Türkiye’ye gönderdiğini söylüyor. Ancak fedailerin çoğu eylemlerini gerçekleştiremeden yakalandı. Bunlardan biri de Mustafa Ulaş. PKK yöneticilerinden ‘Ape Hüseyin’ kod adlı Kadri Çelik tarafından bomba konusunda eğitilen Ulaş, 2005’te İstanbul’da yakalandı. Ulaş, polise verdiği ifadesinde amacının büyük çaplı eylemler gerçekleştirmek olduğunu söylüyor. Bunun için Eminönü’ndeki Beşiktaş İskelesi, Şişli’deki Metro City ve AK Merkez’de keşifler yapmış. Ayrıca örgütten bir Milliyet Gazetesi yazarına yönelik suikast emri de almış.

Yakalanan bir diğer fedai Servet Akkaş. 1999’da örgüte katılan Akkaş, silah, patlayıcı ve suikast eğitimlerinden sonra PKK bünyesindeki ‘Özel Kuvvetler’de görev almış. HPG üyesi Sabri Başkale tarafından 2005’te eylem yapmak üzere İstanbul’a gönderilmiş. Daha sonra yaşananları şöyle anlatıyor Akkaş: “İstanbul’da Mehmet Ergezen’le görüştüm. Eylem için patlayıcıları onun evinde sakladım. Ancak polis, 1 Rus yapımı el bombası, 1,5 kg A4 plastik patlayıcı, 8 kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzeneğinden oluşan patlayıcıları ele geçirdi. Bunun üzerine örgütle tekrar temasa geçtim. kokere@yahoo.com e-mail yoluyla Sarı İbrahim’den yeni eylem talimatı aldım. Bu kez hedef Mehmet Ağar’dı. Günlerce araştırma yaptım. Zincirlikuyu’nda kızının mezarı vardı. Üç kez keşif yaptım. Yasemin Ağar’ın ölüm yıldönümü olan 28 Ocak’tan önce mezarlığa bomba düzeneği yerleştirmeyi planladım. Fakat o dönemde Ağar, ‘düz ovada siyaset’ açılımı yaptı. ‘Dağdakiler siyaset yapsın’ dedi. Tereddüt içinde kaldım. Eylem için patlayıcılar da gelmeyince vazgeçtim.” Eyleme geçmeden yakalanan bir başka ‘anarşist-fedai’ Mesil Demiralp. 1993’te örgüte katılan ve birçok çatışmada yer alan Demiralp’in Şehit Mustafa Burcu Parkı’na bıraktığı bombanın patlaması sonucu bir kişi öldü. Demiralp, yakalanmasaydı eylemlerine nasıl devam edeceğini şöyle anlatıyor: “Koç, Sabancı, Ulusoy gibi firmalara ve TGRT, ATV’ye yönelik saldırı planlamıştım. Ayrıca diğer bir eylem alternatifim Kırkpınar Güreşleriydi.”

Yıllarca Kandil’de kalan, daha sonra örgütten kaçarak teslim olan Ercan Aydın,  Ergenekon savcılarına PKK ve ETÖ arasındaki bağlantıları gösteren önemli bilgiler verdi. Aydın, 2 Kasım 2008’deki ifadesinde PKK içinde bir Ergenekon soruşturması yapıldığını söylüyor. İki yıl önce örgütün alt kademelerinde yöneticilik yapan ‘Dicle Andok’, ‘Doktor Ali’ ve ‘Ruber’ kod isimli 3 PKK’lının, Ergenekon ile ilişki içinde olduğu gerekçesiyle haklarında soruşturma açıldığını iddia ediyor. Bu isimlerin bir süre tutuklu kaldıktan sonra örgütten kaçtıklarını ifade ediyor. Peki, böyle bir soruşturma neden yapıldı? Aydın’ın iddiasına göre örgüt yöneticilerinin amacı PKK’nın dağ kadrosu ve taraftarlarına ‘İçimizde derin devletle ilişkisi olan ajanları temizledik’ mesajı vermekti. Çünkü Ergenekon soruşturması başlayınca PKK-ETÖ ilişkisi de gündeme geldi. Bu ilişkiler dağ kadrosunda konuşuldu ve birçok militanın kafasında soru işareti bıraktı. Örgüt yönetimi bundan rahatsız olduğu için üzerini çizdiği PKK’lıları ajanlıkla suçlayarak örgütün Ergenekonculardan temizlendiğini göstermeye çalıştı.

Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri PKK ve Ergenekon bağlantısının kronolojik olarak anlatıldığı sayfalar. 12 Eylül darbesinden sonra iktidara gelen ANAP’ın ülkede ciddi bir sivilleşme ve kalkınma hamlesi başlattığı bir dönemde terör örgütünün Eruh baskınıyla silahlı eyleme başladığının, ardından bölgedeki birçok ilde olağanüstü hal uygulamasına geçildiğinin altı çiziliyor. Merhum Turgut Özal ile gelen demokratik açılımların, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Hiram Abas, Bahriye Üçok, Korgeneral Hulusi Sayın, Vedat Aydın, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Cem Ersever ve Bahtiyar Aydın gibi isimlerin öldürülmesiyle durdurulduğuna dikkat çekiliyor. Yine Bakanlar Kurulu’nda genel af konusunun gündemde olduğu bir tarihte Bingöl-Elazığ karayolunda 33 askerin şehit edildiği, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde çıkarılan yangında 33 kişinin öldüğü, üç gün sonra Başbağlar köyünde 33 vatandaşın PKK’lılarca öldürüldüğü hatırlatılıyor. AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesiyle demokratikleşme konusunda önemli adımların atıldığı, ilk etapta Kürtçe kursların açıldığı, CMK, TCK ve TMK gibi yasaların değiştirildiği, buna karşın PKK’nın sözde ateşkesi bozduğu ve yeniden eyleme geçtiği vurgulanıyor.

Raporun sonuç bölümü şu değerlendirmelerle bitiyor: “Ocak 2008’de başlayan ve bugüne kadar devam eden Ergenekon Terör Örgütü’ne yönelik operasyonlar sonrasında, PKK terör örgütünün ülkede kaos çıkarmak ve bir Türk-Kürt kavgası çıkarmak yönünde yapmış olduğu provokatif eylemler devam etmektedir. 1980’den 2009’a gelindiğinde; AB’ye girme sürecinde demokratikleşme reformlarıyla bireylerin hak ve özgürlük alanının genişletilmesi, ekonomik büyümeyle refah düzeyinin yükselmesi için çalışmaların devam ettiği, ayrıca terör örgütünün yıllarca savunmuş olduğu ve propaganda malzemesi yaptığı birçok konuda anayasal çerçevede özellikle Kürtçe kursların açılması, yasaların düzenlenmesi ve TRT 6’nın kurulması gibi açılımların sağlandığı bu dönemlerde PKK terör örgütünün sanki bir yerlerden direktif alırcasına 1980 sonrasından bugüne kadar yaptığı eylemler, örgütün ideolojik temelinde halka vaat ettikleri ‘Kürt kimliğinin tanınması-Kürtçe diline ve her türlü kültürel haklara izin verilmesi-bağımsızlık-demokrasi-eşitlik-adalet-özgürlük’ gibi kavramları kendilerine perde yaptıkları ve kaos, kargaşa ortamı yaratmak suretiyle Ergenekon terör örgütünün taşeronluğunu yaptıkları açık bir şekilde görülmüştür.”

 

Bülent Orakoğlu

Ergenekon’un PKK’sını tespit ettik ama üzerine gidemedik

 

Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, “Eğer yeterli bilgi, belge, delil bulunursa ve ülkeyi idare eden karar verici mekanizmalar da bu yönde irade ortaya koyarsa Ergenekon ile PKK bağı ortaya çıkar.” diyor. Orakoğlu Aksiyon’un sorularını cevapladı.

-PKK Ergenekon ilişkisinin boyutu nedir?

İddianamede Ergenekon örgütünün PKK terör örgütünü kullandığı yazıyor. Bugün Ergenekon’un kolu olduğu anlaşılan birtakım subayların, 28 Şubat sürecinde gidip Avrupa’da PKK’nın sorumlularıyla görüşmeler yaptığını emniyet istihbaratı tespit etmişti.

-Nasıl görüşmeler bunlar?

Sabri Ok o zaman Bursa Cezaevi’nde yatıyordu. Ve örgütün sözde Bursa sorumlusuydu. Hanefi Avcı teknik takibe bakıyordu, benim yardımcımdı. Hatta 32. Gün programında (5 Temmuz 1998’de), ‘devlet içerisinde büyük bir grup, PKK ile irtibata geçmiş’ diye açıklaması olmuştu. Bunu açıkladığı için ceza yedi. Bursa Cezaevi’ndeki Sabri Ok ile Bekaa’daki Abdullah Öcalan arasındaki konuşmaları Emniyet İstihbarat tespit etti. PKK’da üç isim öne çıkıyor: Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Sabri Ok. Bunların en önemlisi Ok. ‘Lider kim olacak?’ sorusuna, Ergenekon içinden Sabri Ok ismi öne çıkıyor. Çünkü Sabri Ok, Abdullah Öcalan 1999’da yakalanıp ifade verirken, “TSK’dan MGK içinde bir daire başkanı, bir albay, bizim avukatlarımızla görüşme yaptılar, federasyon görüşüldü, koruculuk sistemini görüştüler” diyor. Biz Ergenekon’un bir kolunu o zaman tespit ettik ama isimlendiremedik. “Demirel 10 yıl operasyonu geciktirdi” dediğim budur. Batı Çalışma Grubu’nu tespit edince bizim üzerimize gelmelerinin asıl nedeni buydu.

-Bu bağlar neden ortaya çıkmıyor? Ne yapmak lazım?

‘Öcalan Komisyonu’ kurulsun. O zaman çok daha farklı şeyler çıkar. Bu giden aracılar ateşkes yapıyor. Kürt sorununun çözümüyle

ilgili Özal döneminde çok ciddi ateşkes yapıldı, sonra 33 er şehit edildi. Ergenekon’un bu olayla irtibatları olduğu iddia ediliyor. Geçmiş dönemlerde ateşkesler siviller tarafından yapılmış. İlk defa 28 Şubat’ta bir asker tarafından, cunta grubu tarafından irtibata geçilmiş. 28 Şubat’ta insanların inançları ‘irtica’ olarak iç tehditler arasında birinci sıraya getirilirken, PKK üçüncü sıraya düşürüldü. PKK birinci sıradan üçüncü sıraya düşürüldü. MGK’daki iç tehdit algısı bu oldu. PKK ile görüşmeler olduğu süreçte oldu. Abdullah Öcalan ifadelerinde, “Askerler demokrasi anlamında, çözüm anlamında siyasileri geçmişler. Bize federatif sistemle geldiler.” diyor. Bizim emniyet istihbaratın üzerine gelindi, gizli belgeleri çaldığımız iddia edildi. Ama esas bu işi tespit etmemizden dolayı üzerimize geldiler.

-PKK ile bazı askerlerin arasındaki bu görüşmede kimler var?

Birkaç görüşme var. ‘Bu görüşmeyi kimin emriyle yaptılar? Bu albaylar kim?’ diye soracaklar. Bir tanesini biliyorum. Oturup bayağı konuşmuşlar. Bu konu MGK’da konuşuldu mu? Benim siyasilerden aldığım, bu konu konuşulmadı. Vahim noktaları bu. Erbakan da bilmiyor, Çiller de… Bu durumda MGK biliyor mu acaba? 28 Şubat’ın içindeki cuntacı generaller ile bazı generaller arasında darbe yapılıp yapılmaması konusunda korkunç fikir ayrılıkları vardı.

-PKK ile bu görüşmeler nerede oluyor?

Brüksel’de oluyor, bizim kayıt ve tutanaklarda var. Öcalan değil Avrupa sorumlusu albaylarla görüşüyor. Sabri Ok ile Öcalan konuşuyor. Öcalan diyor ki; ‘bize böyle böyle birileri gelmiş’. Hepsinin kayıtları var bizde. Bu konuşmalarda Bir ismi geçiyor, o Çevik Bir mi bilmiyorum. Bizim göreve geldiğimiz hafta Hürriyet’ten Enis Berberoğlu bir yazı yazdı, “Türkiye’de 167 bin polis varken ordu bundan sonra ihtilal yapamaz” diye. Başladığımızın birinci haftasında TSK ile kafa kafaya geldik.

-KCK operasyonu nereye gider? Ergenekon bağlantısı ortaya çıkarılabilir mi?

28 Şubat’ın cuntacılarına doğru gidiyor. KCK operasyonlarında ne delil elde edilecek, bunlara bakılacak. PKK ayağına belki bunla gidilebilir. Danıştay gibi ileride birleştirilebilir. Ergenekon ile KCK, Danıştay davası gibi aynı yolu izler. Eğer yeterli bilgi, belge, delil bulunursa ülkeyi idare eden karar verici mekanizmalarda da irade ortaya koyarsa  Ergenekon ile PKK bağı ortaya çıkar. Askerî görevli olduğuna göre, bu albayların kendi başına gitmesi mümkün değil. Öcalan yakalandıktan sonra diyor ki, “Bu görüşmelerin tutanakları Suriye’deki arşivdedir, isterseniz getireyim.” Herhalde gelmiştir. Bunlara (albaylara) emri kim vermiştir? O zaman PKK irtibatları ortaya çıkacak. Öcalan ilk gelip yakalandığında asıl irtibatı sağlayan Selim Okçuoğlu ile Sabri Ok idi. Hanefi Avcı ile oturduk, bu Selim’i alalım, sorgulayalım dedik, operasyona başlıyorduk, onlar bizi aldılar. Abdullah Öcalan yakalandı, bu avukat şahıs (Selim Okçuoğlu) kaçtı.

-İddianameye girer mi?

Bugünkü KCK operasyonunu Diyarbakır yetkili cumhuriyet savcıları yapıyor; dosyaya özel yetki verilmiş mahkeme bakıyor. PKK ve Hizbullah’ı Ergenekon kullanıyor. Bunu savcılar çözmüş durumda.

-Peki, PKK biter mi?

PKK’yı kuran iradenin bu topraklarda işi bitmediği sürece bu işi bitirmez. 30 yıldır süren bir örgüt olabilir mi, dünyada yok örneği. Obama’nın (ABD Başkanı) gelişiyle bir irade gözüküyor. PKK ciddi güç sağlamış. Uyuşturucudan çok para geliyor. Holdingleşmiş. Bu geçim haline gelmiş. Avrupa’da PKK’nın topladığı haraç milyar avrolarla ifade ediliyor. İstanbul’da değnekçiliğe bile el atmışlar. Alman istihbaratının PKK ile direkt irtibatı var. PKK’yı çok çeşitli örgütler kullanmış. Kullanmayan kimse kalmamış. Hele Öcalan yakalandıktan sonra herkes PKK’nın bir liderini yakalamış, bunu kendi lehine, Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaya çalışıyor. Bu örgütü kuran derin Pentagon, Neoconlar, derin İngiltere ve İsrail, kaldırma iradesini gösterseler bile bunlar kurbanlık koyun gibi boyunlarını uzatmayacak. PKK bu sürece dâhil olmak isteyecek.

(İDRİS GÜRSOY - İBRAHİM DOĞAN)

 

Pilot Necati için gelen telefonlar 12 Mart döneminin ünlü savcısı, eski bakan Baki Tuğ, Abdullah Öcalan’ın PKK’yı kurmasına maddi destek sağlayan ‘Pilot Necati’ adlı kişinin İlyas Aydın olduğunu öne sürmüştü. Bu kişinin aynı zamanda Mahir Çayan’ı da finanse ettiğini eklemişti. Bir televizyon programında Pilot Necati ile ilgili konuşan Bülent Orakoğlu’na programdan sonra 14-15 telefon gelmiş, 10 tanesi Pilot Necati’nin öldüğünü haber veriyormuş. Orakoğlu bu telefonların hepsini geri aramak üzere not almış: “Kitaptaki bilgiyi düzelteyim diye söyledim, sizi bir arayayım, dedim. O numaraları arattık, hepsi kapatılmış. Pilot Necati öldü diyordu hepsi, farklı şekilde anlatıyorlardı. Ama Baki Tuğ, Pilot Necati’nin MOSSAD’ın çok önemli bir pozisyonunda olduğunu söylüyor.”