|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
SİYASET

Var olma yok olma gerilimi

11 Ocak 2010 / İDRİS GÜRSOY
Kriz, demokratik açılım ve devletin zirvesine suikast iddiaları Ankara’yı iyice gerdi. 2010, hem iktidar hem de muhalefet için en kritik yıl olacak.

Ankara’da ‘Türkiye kritik bir süreçten geçiyor’ cümlesini birçok siyasinin ağzından işitebilirsiniz. Bu gerginlikten belki de en yakın çıkış, 2011 yılının bahar ayında yapılması beklenen genel seçimler. Bütün hesaplar –eğer daha erken olmazsa– bu kritik seçime göre yapılıyor. Sandığa şüphesiz ekonomideki değişim ve demokratik açılımda izlenecek yol haritası damgasını vuracak. AK Parti bu iki konuda başarılı olursa, muhtemelen yine tek başına iktidar olabilir. Başbakan Tayyip Erdoğan, son grup toplantısında ekonomi ağırlıklı konuştu ve demokratik açılıma ilişkin somut adımların bu yıl içinde atılacağını açıkladı.

Tabii demokratik açılım Başbakan’ın önüne iki yol haritası çıkarıyor; birincisi süreci başarıyla tamamlayıp terörü bitiren ‘millî kahraman’ konumuna gelebilir, ismi Atatürk ve Özal gibi tarih yazanların arasına eklenebilir. Başarısızlık hâlinde ise Erdoğan, beklemediği bir yenilgiyle karşı karşıya kalabilir. Parti liderleri arasındaki kutuplaşmanın aslında temelinde bu yatıyor. Erdoğan başarısız olursa CHP lideri Deniz Baykal ve MHP lideri Devlet Bahçeli için iktidar ihtimali doğacak. AK Parti ise hem iktidarını korumak hem de Türkiye’nin önünü açmak için bu engelleri kaldırmaya mahkûm olduğunu biliyor. Genel seçimlerde ‘var olma veya yok olma’ gerilimi yoğun biçimde hissedilecek. AK Parti, iktidarı kaybederse Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sandıktan başarısız bir sonuç alabilir. AK Parti muhalifi bir kesim, Abdullah Gül gibi halkın içinden gelen bir ismin, bir dönem daha Çankaya’da oturmasını arzu etmiyor.

Muhalefetin temel stratejisi kutuplaşma üzerine oturmuş durumda. Bu da aslında 12 Eylül (1980) öncesi sağ-sol ayrışmasını hatırlatıyor. Milliyetçilik üzerinden söylemler yine devreye sokuluyor. Bu cephenin bir tarafında CHP ve MHP yer alıyor, diğer tarafında ise AK Parti. Peki, gerilim ve korku siyaseti muhalefete oy kazandırır mı?

İnsanlardaki parti bağlılığı günümüzde büyük ölçüde yerini kişisel çıkar ve gelecek kaygılarına bırakmış durumda. Bundan 20 yıl önce hiçbir şekilde partisinden vazgeçmeyecek bir seçmen tipi vardı. Bu seçmen tipinin yüzde 70 oranında değiştiğini söyleyen siyaset bilimi uzmanları, değişimin hem 40 yaş üzeri seçmenler için hem de yeni seçmenler için geçerli olduğu görüşünde. Elbette oran olarak genç seçmenlerin çok daha büyük bölümü parti bağımlısı değil. Menfaat algısının değişmesi, şehirleşme ve gelecek kaygısı tavır değişiminde etkili oluyor. Bu durum genel siyasi tabloyu da etkiliyor. Çünkü seçmen kitlesinin yüzde 70’i hareketli seçmen hâline geldi. Seçmenin parti bağlılığından kurtulması demokrasinin gelişimi açısından da, partilerin kendilerini yenilemeleri açısından da ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

Özellikle iktidardaki AK Parti’nin oylarının sadece yüzde 15’inin klasik, Millî Görüş çizgisinden geldiği varsayımında bulunuluyor. Bu yüzde 15, toplam oylarının ancak yüzde 40’ını oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 60 ise MHP’ye ya da merkez sağa oy vermiş seçmenler. Ayrıca liberallerin ve CHP’lilerin istikrar isteyen seçmenleri de var. Bunlar katı ideolojik bağlantısı olmayan insanlar. Ekonomik olarak sahip olduğu pozisyonu sürdürmeyi planlıyorlar. Katı milliyetçi, katı laik, katı devletçi olmayı çocuğunun geleceği için yanlış buluyor. Ekonominin gelişmesi için siyasi istikrarı gerekli görüyor. Koalisyonları sevmiyor. Tek parti olarak iktidar alternatifi bulunmadığı için de AK Parti’ye oy veriyor. Bunun son örneği 22 Temmuz’da yaşandı. Bütün anketlerde AK Parti’nin oyları yüzde 35-40 arasında görünürken, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin engellenmesi ve 27 Nisan bildirisiyle ilgili tepkiler AK Parti’ye yüzde 7-9’luk bir artı oy getirdi.

Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (Metropol) Genel Müdürü Prof. Dr. Özer Sencar, 7 yıldır her ay düzenli olarak, siyasal eğilimler araştırması yapıyor. Özellikle Habur’daki görüntülerden (PKK’lılar Türkiye’ye dönerken) sonra yaptığı son ankette AK Parti’nin oy kaybına uğradığını belirlemişti. Araştırmaların ışığında Aksiyon’a konuşan Sencar’a göre, toplumsal kutuplaşma açısından farklı bir süreç yaşanıyor. Eskiden sağ-sol vardı, yakın dönemde laik-antilaik kutuplaşması yaşandı. Şimdi yeni bir kutuplaşma oluşuyor. AK Parti’ye karşı olanlar, oy verenler, Erdoğan’a güvenenler ve güvenmeyenler. Muhalefetin bu kutuplaşmayı körüklemesinin ardında seçmen tercihini etkileme çabası var.

Sencar, “Kendini ülkücü-milliyetçi olarak tanımlayanların yüzde 20’si, laik olanların yüzde 19’u, liberallerin yüzde 40’ı aşan oranı AK Parti’ye oy verdiğini ve bugün seçim olsa yine vereceğini söylüyor. Laikliği din gibi algılamayan ama kendini ‘laik’ olarak tanımlayanlar, laik-antilaik kutuplaşmasının etkisini yitirmesiyle kendini Erdoğan’a güvenenler arasında buldu.” diyor. CHP ve MHP’nin sert söylemlerle kendi tabanını kemikleştirirken, parti bağımlısı olmayan hareketli seçmeni AK Parti karşıtı cepheye itmeye çalıştığını belirtiyor.

Sencar, Erdoğan’a güvenen laik, liberal ve milliyetçilerin açılım sürecinde de genel olarak desteklerini sürdürdüğünü anlatıyor: “Düzenlerinin bozulmasını istemeyen, çocuklarının geleceği için ekonomik istikrarın sürmesini isteyenler siyasi istikrar için güçlü hükûmeti destekliyor.” Açılımın mutfak çalışmasındaki hataların, AK Parti tabanında bile kuşkuları artırdığına dikkat çeken Sencar, “Açılım, terörü sona erdirme hedefi ile Türk halkı açısından çok önemli. Ancak, somut adımların gecikmesi, açılıma desteği düşürüyor.” diyor.

AK Parti ülkenin kronikleşmiş sorunlarını çözmek için düğmeye bastı; fakat bu uzun ve sancılı bir süreç. Halkın tereddütlerinin yanında bürokratik direnç ve Meclis’teki diğer partilerin iş birliğine yanaşmaması işi zorlaştırıyor. Ekonomik krizin etkileri, bütçe açığı ve işsizlik sorunu da eklendiğinde iktidar partisi için zorlu bir dönem başlıyor. Erdoğan ve kurmayları ekonomide iyimser; 2010’un 2009’dan daha iyi olacağına inanıyorlar. Dış politikada sorun görünmese de içeride pek çok cephede mücadele etmesi hükûmetin başarısını etkileyebilir. AK Parti, Kürtler gibi Aleviler, Romanlar ve azınlıkların sorunlarını da çözmek istiyor. Alevi toplumun önde gelen liderleri ile 6 çalıştay düzenlendi. Koordinatör Prof. Necdet Subaşı Aksiyon’a; “Sorunlar ve çözüm teklifleri bir paket hâlinde hükûmete iletilecek.” diyordu. Hükûmetin Alevi sorununun çözümü için somut adımları kısa süre içinde atması bekleniyor. Diğer önemli bir konu Ergenekon davası. Demokrasiye siyaset dışı müdahalelerin önlenebilmesi için Ergenekon davasının sonuca ulaştırılması gerekiyor. Hâlen pek çok asker, bürokrat, akademisyen, iş adamı ve gazeteci Silivri’de yargılanıyor. Mahkemenin üzerindeki baskı ve davayı sulandırma çabaları ise dikkat çekici boyutlara ulaştı.

Çeteler ve Ergenekon’un bazı kurumlar içindeki uzantılarına karşı da hükûmetin dikkatli olması gerektiği siyaset bilimciler tarafından sık sık vurgulanıyor. Çukurambar’da üst rütbeli iki subayda bulunan bazı politikacıların evlerinin krokileri siyasete müdahale planlarının hâlâ yapıldığına işaret ediyor. Hükûmetin en sorunsuz ve başarılı olduğu alan dış politika olarak öne çıkıyor. Başbakan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüştüğü ziyarette de yer alan AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı Cüneyt Yüksel, ‘bekle-gör’ politikasının yerini daha aktif bir dış politikanın aldığını belirtiyor ve 2010’da komşularla ilişkilerin gelişerek süreceğini açıklıyor. Yüksel’e göre, Türkiye ekonomik ve siyasi olarak geri dönüşümler alacak. Özellikle terör problemi çözülecek: “Irak yönetimi, K.Irak ve Amerika’nın desteği ile terör bitirilecek. Mahmur boşaltılacak.” Obama-Erdoğan görüşmesinin tarihî önemi olduğunu belirten Yüksel, iki ülke arasındaki ilişkilerin pek çok uluslararası sorunun çözümüne olumlu katkıda bulunacağını belirtiyor. Ermenistan’la yapılan protokol tarihî sorunun çözümünde önemli bir adım; fakat Erivan yönetiminin Karabağ’da geri adım atması bekleniyor. Kıbrıs da sıcak gündemlerden biri. Rum tarafının tavrına göre AB ile müzakerelerde yeni fasıllar açılacak. Askere sivil yargı yolunu açan kanun değişikliği 2009 yılı içindeki en önemli reformlardan biriydi; ancak parlamento yapısı yeni reformların ve yasaların geçmesine engel görünüyor. Demokratikleşme için pek çok yasal ve hatta anayasal düzenlemenin TBMM’den kabul görmesi şart. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar ise ortada duruyor.

 

Somut adımlardaki yavaşlık, açılımı köstekliyor

 

Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (Metropol) Genel Müdürü Prof. Dr. Özer Sencar ‘siyasal eğilimler’le ilgili araştırmaları ile tanınıyor. Sencar Doğulu ve Kürt seçmen hakkındaki sorularımızı cevaplandırdı.

- Kürt seçmen nasıl bir tavır içinde? Değişim onları etkiliyor mu?

Kürt toplumunda son yıllarda büyük bir değişim yaşanıyor. Kürt kimliği öne çıktı. Toplumun yüzde yüzü, ‘Kürt olduğumuzu kabul edin’ diyor. Kürt seçmenin yüzde 80’i mahallî, yerli, değerlerine bağlı insanlar. Yüzde 20’sinin PKK ve kapatılan DTP ile organik bağı var.

- Bölgede AK Parti’nin ciddi bir ağırlığı var, bunun sebebi ne?

AK Parti’ye oy vermesinin iki temel sebebi var. Birincisi, hükûmetin bölgeye ciddi yatırım yapması. İkincisi AK Parti’yi kendinden görüyor. Hem Kürtlerin hem dindarların sistemle sorunu olduğunu düşünüyor. Parti kapatma davalarının mağduriyetini birlikte yaşamaları da bu düşünceyi pekiştiriyor. ‘Türk partisidir ama diğerlerine göre sorunlara daha anlayışlıdır’ diyenler AK Parti’ye, ‘zorda kalmasa benim sorunumla ilgilenmez’ diyenler DTP’ye yöneliyor. İlk yıllardaki soğukluk, zaman içinde sempatiye dönüştü. PKK’ya düşman olanlar bile kapatılan DTP’ye düşmanlık etmedi. ‘PKK olmasaydı bu sorun çözülmezdi’ kanaati son zamanlarda hayli yaygınlaştı. Bir nesil yetişti terör döneminde. 25-30 yıl çok uzun bir süre, PKK hem aydınlar hem zenginler üzerinde hâkimiyet kurdu. Aydınlarla zenginleri etkilerseniz tabanda çok hızlı güçlenirsiniz.

- Halkın açılıma desteği düşüyor mu?

Açılım, terörü sona erdirme hedefi ile Türk halkı açısından çok önemli. Ancak, somut adımların gecikmesi, açılıma desteği düşürüyor. Halkın acısına hassasiyet göstermesi AK Parti ve açılım adına şans. CHP ile MHP bu noktadaki dezavantajını ülke bütünlüğü söylemiyle kapatıyor. Menfaat algısı kişiye göre değişiyor. Kızgın ve küskün insanı provoke etmek kolaydır. Zamanlaması iyi olan açılımın mutfak çalışmasındaki hatalar AK Parti tabanından bile açılıma kuşkuyla yaklaşan bir kitle çıkardı. Bu kitleden MHP’ye birkaç puanlık kayış bile oldu.

- Habur görüntüleri oy tercihlerini nasıl etkiledi?

 Açılım karşıtları propagandanın azamisini yaptı ve çok iyi sonuç aldı. Habur görüntüleri, ‘one minute’un tam tersi yönde etkili oldu. Başbakan Erdoğan’ın kişisel imajı Davos’taki çıkışı ile zirve yapmış, yüzde 50’leri aşmıştı. Habur’dan hemen sonra yaptığımız araştırmada tabanı gördü. Dalgalanmayı iyi izleyen Erdoğan, hemen tavır değiştirdi ve durumu toparladı.

 

Demokratik açılıma destek yüzde 35 seviyesinde

 

Demokratik açılıma veya Kürt açılımına genel olarak yüzde 35,4 oranında tam destek ve yüzde 4,6 oranında kısmen destek var. Halkın yarıdan fazlası (yüzde 51,6) bu süreci olumsuz değerlendirmekte ve açılıma karşı olduklarını belirtiyor. Açılımı en yüksek oranlarda ‘tamamen ve kısmen’ destekleyenler DTP’li (yüzde 89,2) ve AK Parti’li (yüzde 57,7) seçmenler. Buna karşılık; açılıma en yüksek oranlarda karşı olanlar MHP’li (yüzde 81,1) ve CHP’liler (yüzde 71,7). CHP’li seçmenin yüzde 23’ü, MHP’li seçmenin yüzde 12,5’i açılıma ‘tamamen veya kısmen’ destek veriyor.