| KİTAP |
Kapaktaki fotoğraf, bugün yerinde olmayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin de göründüğü 1950’lerin Karaköy Meydanı’ndan bir kare. Bu yıllar, sanat tarihi açısından tartışmalı, bir o kadar kayıp dolu günlere tekabül ediyor. ‘Menderes Yıkım Fırtınası’ diye anılan dönemin en trajik hikâyesi, “İstanbul’un Kaybolan 100 Eseri” başlıklı kitabın da simgesi olmuş. Hikâye, II. Abdülhamid döneminde İtalyan mimar Raimondo D’Aronco’ya yaptırılan eşsiz estetik mimariye sahip, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin, Karaköy Meydanı genişletme çalışmalarına kurban edilişini anlatıyor. Eser, buna benzer bilinçli tarih soykırımlarını Semavi Eyice Hoca’nın canlı tanıklığı ve Fatih Güldal’ın araştırmalarıyla okurla buluşturuyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, bu kez “İstanbul’un 100’leri” projesiyle karşımızda. Çeyiz sandığına benzetilen İstanbul’un gizlerinin giderek aralanmaya başladığını ifade ediyor Kültür AŞ Genel Müdürü Nevzat Bayhan. İstanbul Kitaplığı oluşturma hayaliyle çıktıkları yolda, bu projeyi bir basamak olarak görüyor. Basılan ilk beş kitaptan dördü “İstanbul’un 100 ressamı, yazarı, fotoğrafçısı, Bizans eseri” kategorileriyle kitapçılardaki yerini aldı. Hedef, 2010 sonuna kadar seriyi 100’e tamamlamak. Daha önce prestij yayıncılığa dönük çıkardıkları kitapların yerini bu sefer taşıması kolay, pratik boyutlarda eserler almış. Yayımlanan ilk seri içinde, “İstanbul’un kaybolan 100 eseri” ayrı bir yerde duruyor. Bu konuda araştırma yapmak isteyenler için giriş niteliğindeki kitap, yok edilen yapıların yanı sıra yıkıma uğramış; ama onarılmaya müsait eserlere de dikkat çekiyor. Görsel arşivler ve tarihî belgelerle desteklenen kitap, 1950’lerde Anıtlar Kurulu’na başkanlık yapmış sanat tarihi profesörü Semavi Eyice’nin aktardığı hikâyelerle zenginleştirilmiş. Kitabın yazarı Fatih Güldal, Adile Mermerci Anadolu Lisesi’nde öğretmenlik yapan bir tarihçi. Aynı zamanda Kültür Dergisi’nin editörlüğünü yürüten Güldal, kitabın her satırında Semavi Hoca’nın emeği olduğunu söylüyor.
Peki, kaybolan eserlere ve görsel malzemelerine hangi kaynaklardan ulaşıldı? Güldal, öncelikle iki önemli eser sayıyor; Hüseyin Ayvansaray’ın 1700’lü yıllarda yazdığı Hadikatül Cavami (Camiler Bahçesi) ile Mühendishane öğrencilerinin 1848 yıllarında yayımladığı ‘Camiler Haritası’. Söz konusu haritada özellikle Suriçi’ndeki camiler tek tek listelenmiş. I. Dünya Savaşı öncesi (1914) sigortacılık için hazırlanan ‘Alman Mavileri’ adındaki İstanbul haritaları ve 1920’li yıllarda çizilen ‘Pervetitic Sigorta Haritaları’ araştırmanın beslendiği diğer önemli kaynaklar. Kayıp eserlerden çoğunun görselleri ‘Eski Eserleri Koruma Encümeni’nin (bugünkü Anıtlar Kurulu) arşivlerinden alınmış. 1940 ve 50’li yıllarda tutulan bu kayıtlar bugün üç beş kişinin elinde bulunuyor. Bir kısmına Paspatis adındaki bir Rum’un 1877’de yayımlanan kitabından ulaşılmış. Eserde, Bizans yapılarından çevrilen mimari eserlerin gravürleri ressam Galanakis’in fırçasından yansıtılıyor.
Fatih Güldal, mimari eser yıkımlarının modernleşme fırtınalarıyla Osmanlı’nın son döneminde başladığını; ama devlet politikasına dönüşmesinin 40’lı, 50’li yıllara tekabül ettiğini söylüyor. 1935’te çıkan ‘Camiler Kanunu’, 500 metre mesafede iki camiden birinin yıkılmasını öngörüyordu. Batılı tarzda şehir planlamacılığının hız kazandığı yıllarda İstanbul’da iki defa belediye başkanlığı yapmış Cemil Topuzlu Paşa, bilinçli yıkımları gündemine alan ilk kişi. Daha sonra koltuğu devralan Lütfü Kırdar zamanında Fransa’dan getirilen şehir planlamacı Henri Prost, İstanbul’un tarihî ve kültürel kimliğini göz ardı eden projeler sunmuş. Saraçhane-Unkapanı yolu bu yıllarda Prost’un hazırladığı planlar çerçevesinde açılmış. Bugünkü İMÇ Blokları’nın bulunduğu bölgede, bir dizi kıyım gerçekleşmiş. İçlerinde Mimar Sinan eserlerinin de bulunduğu birçok cami, hamam, mescit, çeşme ve hazire yol çalışmalarında yıkıma uğramış. Aralarında, İbrahim Paşa Hamamı, Altuncuzâde Tekkesi, Süleyman Halife Sıbyan Mektebi, Revani Mescidi gibi yapılar var. Yol çalışmaları dışında kaldığı hâlde yerle bir edilen Revani Mescidi’nin önemli bir özelliği var. Divan edebiyatının değerli şairlerinden Revani Çelebi’nin mezarı bu yapının bahçesinde yer alıyormuş. O da kırılıp, atılmış.
İMÇ Blokları’nın yanında yıkılan bir başka mimari yapı Voynuk Şüca Mescidi. Haziresinde İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi’nin mezarı varmış. Camiyi yıkanlar bu kabri de tahrip etmiş. Daha sonra, Fetih Cemiyeti mezarı restore ettirmiş ve blokların arka tarafına taşımış. Bu caminin hemen karşısındaki meşhur gezgin Katip Çelebi’nin mezarı da kıyıma uğrayanlardan. Dönemin valisi Fahrettin Kerim Gökay’a dava açılmış bu sebeple. Ama soruşturma sonuçsuz kalmış. 1950’li yıllarda Adnan Menderes zamanında yıkımlar hızla devam etmiş. Vatan, Millet, Fevzipaşa caddeleri bu yıllarda inşa edilmiş. 1956 ve 57 yıllarında bu caddelerle Aksaray Meydanı’nda bulunan 54 tarihî yapı ‘yer ile yeksan’ edilmiş.
Fakat bugün iyi şeyler de olmuyor değil; örneğin, Millet Caddesi yapılırken yok edilen Kazasker Abdurrahman Camii’ni bir hayırsever tekrar inşa ettiriyor. Fatih Güldal, Osmanlı’nın, yıkılması gereken bir vakıf eserini nasıl ayakta tuttuğunu bir misalle anlatıyor: Vatan Caddesi üzerindeki Orduevi’nin bulunduğu bölgede Attar Halilağa Mescidi diye bir yapı vardır. Fakat eser, ilkin Tahtakale’deki Rüstem Paşa Camii’nin olduğu yerde inşa edilmiştir. Cemaat bu küçük camiye sığmamaktadır. Kanuni’nin vezirlerinden Rüstem Paşa, Mimar Sinan’ı çağırır ve yerine daha büyük cami yapmasını ister. Mevcut yer daha büyük cami için elverişli değildir. Sinan da caminin bütün parçalarını söktürür ve bugünkü Orduevi’nin bulunduğu yere yeniden inşa eder. Bu eserin başka bir özelliği çeşmesidir. Sinan, Mihrimah Sultan Camii’ni yaparken, Hıristiyan kalfalardan biri, camiye gelen bir su kanalını Attar Halil Ağa Mescidi’ne götürmek ister. O da izin verir. Yapılan çeşme, eşi benzeri görülmeyen mimber-çeşme örneğinde, çok estetik bir yapıdır. Fakat bugün ne Attar Halil Mescidi vardır ortada ne de o estetik çeşme. Sinan’ın yüzyıllar önce gösterdiği hassasiyet 1950’lerde gösterilmemiştir.
İstanbul’un Kaybolan 100 Eseri, geçmişteki problemli bürokratik kararlar sonucu yok olmuş eserlere dikkat çekerken, onarılmaya elverişli ve tadilatına başlanıp yarıda kalmış yapıları da hatırlatıyor. Projenin başındaki isim Nevzat Bayhan, bu konuda bir kamuoyu oluşturmayı amaçladıklarını söylüyor. Kitaplar 100’e tamamlanacak mı, bunu zaman gösterecek; fakat İstanbul kültürünü anlama, kıymetlendirme, bu mirasa dâhil olma adına her yeni kitabın kütüphaneleri ve gelecek nesilleri aydınlatacağı kesin.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||