|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
KİTAP

Çin, Türkiye’nin ardında kaldı!

26 Ekim 2009 / MUHSİN ÖZTÜRK
Dünya yayıncılığının kalbinde bu yıl konuk ülke, yayıncılarının tamamı devlete ait olan Çin’di. Çin, geçen yılın konuğu Türkiye’nin çok gerisinde kaldı. Frankfurt’ta iyi bir kitap bilgisi, demokrasi anlayışı ve sağlam bir ayak gerekiyor.

Bu yılki Frankfurt Kitap Fuarı’nda bir Çin istilası beklentisi olmasa bile çekik gözlüler fuara dolacak, göz kamaştırıcı şovlarla hep hafızalarda kalacaktı. Çin’in yayın dünyasındaki ‘matbaa’ ağırlığı biliniyor, Avrupa’nın en büyük yayınevleri maliyetli kitaplarını Çin’de bastırıyor. Çin biraz da kendi ördüğü seddi aşamadı bu yıl. Türkiye yılının yarısı kadar bir etkinlik kazanabildi. Gövde gösterisi resmî bir katılımdan öteye geçmedi. Ayrılıkçı, muhalif ve rejim karşıtı Çinli yazarların sesi ‘güçlü Alman müttefiki’ne rağmen Çin resmî delegasyonunun sesinden daha gür çıktı. Almanya’da sayısı her geçen gün artan Çinli öğrenci nüfusuna rağmen, fuar koridorlarında çok az Çinli vardı. Ayrılıkçısı, muhalifi ve rejim karşıtları bakımından bu dev ülkeyi aratmayan İran her yılki mütevazı, hatta sıradan denilebilecek standında ilginç gösterilerin hedefi oldu. ‘Spontane protesto’ demek olan flasmob, (ki bu yeni bir trend) yöntemiyle ortada örgütlü hareket yokken twitter, facebook, msn yoluyla kısa sürede organize olan protestocular, 15-20 dakika oturarak, zıplayarak ya da benzer hareketler yapıp dağılıyor. Tıpkı cumartesi günü 20 göstericinin kalabalıktan sıyrılıp bir İran etkinliğinin öncesinde ağızlarını siyah bantla kapatması gibi.

Buchmesse’nin geniş avlusunda ikinci ve üçüncü gün Tibet ve İran reformcularının çadırları kuruldu. Uygur protestocularının fuara yaya 10 dakika mesafedeki Frankfurt Garı’nda başlayan, Çin Büyükelçiliği’ne çelenk konulmasıyla sona eren yürüyüşü de dâhil, büyük protestolar olmadı. Bir yandan konuk ülkeyi layıkıyla ağırlamak ve üzmemek, diğer yandan özgür düşünceden taviz vermemek ve bunların yanında Almanya ile Çin arasındaki ticari ilişkileri zedelememek gibi kaygılar Almanya için stres kaynağıydı. Almanya Başbakanı Angela Merkel açılış konuşmasında diktatörlüklerde niçin kitapların sansürlendiğini hatta yakıldığını izah ederken, “Kitaplar çok büyük bir özgürlük potansiyeli içerir.” cümlesini kurdu. Frankfurt Kitap Fuarı’nda Çin’in konuk ülke olarak ağırlanma projesinin sorumlusu Peter Ripken, fuarın hemen ertesinde görevden alındı. 67 yaşındaki Ripken’in görevden alınmasına, fuar süresince konuk ülke Çin’le ilişkilerinin sıkıntılı hâli sebep gösteriliyor. Sol eğilimli bir Alman gazetesine göre, sebebi somut bir olaydı: İki Çinli rejim muhalifinin fuarın açılışı sırasında düzenlenen davette yer alması. Çin’in siyasi ve ekonomik ağırlığı hissedildi bir şekilde; vize zorlukları çıkarılmak suretiyle sivil katılım ve muhtemel büyük protestolar engellenirken bazı muhalif  Çinli yazarların, Uygurların anası Rabia Kader de dâhil, Frankfurt’ta boy göstermesine de fırsat verildi.

Çin’de 571 yayınevi var, hepsi de devlete ait. Dolayısıyla fuara katılan Çinliler de büyük ölçüde devlet memuruydu. Devlet başkan yardımcısı açılışta, 1,3 milyarın temsil edildiğini söylese de muhalif yazar Dai King’in “Kendimi temsil ediliyor gibi hissetmiyorum.” beyanı basına yansıdı. En önemli tepki geçmişte yaşananların olduğundan başka anlatılmasınaydı. Örneğin Çin’deki devlet sansürü, 2 ile 3 bin sivilin hayatını yitirdiği 4 Haziran 1989’daki Tiananmen katliamı hakkında yayın yapılmasına izin vermiyor. Sansür Hong Kong’a sızdırılan ve ‘underground’ yayınevlerince basılan kitaplarla ya da yasaklanması önlenemeyen internet sitelerinde aşılabiliyor. Londra’da yaşayan muhalif Çinli Zhou Qing, PEN Standı’nda ‘Sosyal hafıza olarak edebiyat’ konulu konuşmasında 50’li yıllardaki açlık felaketinin resmî kaynaklara göre nasıl tabii felaket olarak çarpıtıldığını anlattı. Yazdığı roman da bu minvalde.

Geçen yıl fuarın onur konuğu Türkiye’ydi ve Türkiye kendisi üzerinde yoğunlaşan ‘siyasi’ sorunlara dair tartışmaları, demokratik dile sahip çıkarak aşabilmişti. 60 yıllık fuar tarihinde en büyük ziyaret Türkiye yılında oldu. Bu yıl Türkiye standında ununu elemiş, eleğini asmış bir hava vardı. 40 yayınevi, 22 yazar, 8 yazar ajanı davet edilmişti. Yazarlara ilgi vardı, yazar ajanları da hareketliydi, İstanbul Ticaret Odası’nın fuayesinde müzik ve çay ziyafeti eksik olmadı, Kültür AŞ’de geleneksel sanatlar izlendi; ancak 2-3’ü hariç yayıncılarda büyük bir çaba yoktu. Bu da yayınevlerinin dünya dillerine kitap satma projelerinin somut örneklerine destek verilmesi gereğini doğuruyor. Yayımlar ve Kütüphaneler Müdürü Aytekin Yılmaz, yurt dışında çevrilen kitap sayısının 650’ye ulaştığı müjdesini veriyor. Yılmaz, çevre ülkelerde dizilerin tutmasını gelişen edebiyat ve kültür ortamına bağlıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca yurt dışına çevrilen kitap ile son 4 yıl içinde çevrilen kitap sayısı aynı. Belki 4 sene içinde bu ikiye katlanacak. Artık tek kitabı olan bir yazar bile bu kitabıyla dünya sahnesine adım atabiliyor. Türkiye’nin önde gelen yazar ajanı Nermin Mollaoğlu, sadece bu sene 151 kitap satmış yurt dışına. Serdar Özkan tek kitabı ile 26 dilde ve 40 ülkede okunabiliyor. 2003 yılında ‘diğer diller’ özlemiyle fuara gelip de eli boş dönen ünlü yazarların şimdilerde ülke ülke imza ve söyleşi için dolaştığına tanık oluyoruz. Alman Stuttgarter Zeitung gazetesinin hafta sonu eki yöneticisi Sıbylle Thelen, birçok Türk romancısının ismini sayıyor, ardından da, “4-5 yıl öncesine kadar varsa yoksa Yaşar Kemal, Nazım Hikmet, Orhan Pamuk’tu, Türkiye’nin konuk ülke olması bunu değiştirdi.” diyor. Çocuk kitapları yayıncısı Frankfurtlu şair Engin Korelli, Türk yazarlarının kaleme aldığı çocuk kitaplarını 13 dilde basarak dağıtma yoluna gitmiş. Bilgi Üniversitesi Yayınları yetkilileri Türkiye’de Ermeniler kitabının ilgi gördüğünü söylüyor. Kaynak prestij yayınları ve dağıtım bağlantılarıyla öne çıkarken, Timaş’ın bir şeyler yapma gayreti dikkat çekti. Türk yazarı dünyaya açılıyor; ama Türk yayıncıların hâlâ Frankfurt’a ayak uydurabildiği söylenemez.

Dan Brown mevzusu eksik olmuyor burada. 15 Eylül’de çıkan kitap Da Vinci Şifresi’nin devamı niteliğindeki The Lost Symbol  (Kayıp Sembol) 12 saat zarfında geçen olayları konu ediyor. Kitap, Amerika’da yayımlanmadan 6,5 milyon adet sipariş edildi. Kitabın Almanya’daki ilk baskısı 1,2 milyon adet. Da Vinci Şifresi, 51 dilde 80 milyondan fazla sattı. Brown, Hıristiyanlığın mistik geçmişinde polisiye konular bulup çıkartıyor. Fuarda Hıristiyan mistiğinin yeni formlara girdiği görülürken, tartışan kitaplar da vardı. ‘Ve Tanrı Dinleniyordu’ isimli, İncil hikâyelerini 140 karakter uzunluğundaki 3906 adet mesaj içeren Twitter formatında anlatan kitap fuarın en tuhaf eseri seçildi. ‘Niye rahibe olmaktan vazgeçtim’ şeklinde çevrilebilecek kitap da büyük reklam panolarıyla duyuruluyordu. ‘En’lere devam edersek; en ağır kitap, 32,5 kilo ağırlığındaki Kindler Edebiyat Ansiklopedisi; en yaşlı yazar, Nazi gaz odalarından kurtulmayı başaran 104 yaşındaki Yahudi Leopolt Engleitner; en çılgın kitap da Denis Lutter’e ait ‘Boş Kitap’ (140 boş sayfa) oldu. Fuarın 4. Hall’indeki sahaf ve antika yayın ürünlerinde sergilenen Geothe’nin orijinal el yazması 48 bin avrodan satışa sunuldu. Bu fiyat ucuz bulundu. Aynı zamanda notları ve mektupları sergilenen ünlü tarihî şahsiyetler arasında Einstein ve Darwin de vardı. Fuarın en pahalı kitabı ise Japonoloji uzmanı Phileipp Franz Balthasar Von Siebold’un Nippon (Japon) adlı eseri seçildi; değeri 295 bin avro.

Göksel Baktagir ve arkadaşları her gün öğle vakti Türk standındaydı. Sessizce kenarda dinledikten sonra “Müziğiniz kalbe işliyor.” diyen İtalyan haklıydı. Gençler etkilendikleri fantastik romanların rengine büründü. Geçen yıl gençler üzerinde Manga damgasını vurmuşken, bu yıl özellikle Twilight filminin etkisi vampir kıyafetli gençlerde kendini gösterdi. Kürdistan reyonundaki (ki hayli sönüktü) Kürdistan haritalarının değişkenliği dikkat çekti. Her kitapta Kürdistan haritası farklıydı; ama her hâlükârda Türkiye vardı bir yerinde. Söz konusu haritalar kitapların arka sayfalarındaydı, çok öne çıkarılmadı, zaten pek umursanmadı da. Yazar okur buluşmalarında Türkiye başarılıydı. Nazan Bekiroğlu, İlber Ortaylı, Haluk Dursun, İskender Pala, Esmahan Aykol ve Oya Baydar’ın da aralarında olduğu 22 yazar okurlarıyla buluştu. Yale Üniversitesi’nin bu yaz çıkardığı sivil İslam’ı konu edinen kitabı çok konuşulacak gibi. Eski Iraklı bir bakanın yazdığı kitapta Gülen Hareketi’ne geniş yer ayrılmış durumda.

İlginçtir, bir kitap fuarında bir başka kitap fuarı, Abu Dabi Book Fair yükselen grafiği ile dikkat çekiyor. Sadece Frankfurt’ta değil, belli başlı kitap fuarlarında (İstanbul yok) varlık gösteriyorlar. Telif hakları ve korsan konularında çok hassaslar. Her yıl 52 ülkeden 600 yayıncıyı ağırlıyorlar ülkelerinde. Kalâm’la Arapça eserleri dünya pazarına sunarken bu yıl Kâlimâ ile dünya dillerine ve kültürlerine ait 200 eseri Arapçaya kazandırmayı amaçlıyorlar. Projenin başındaki Dr. Ali bin Tamim, yaptıklarının dünya kültürleriyle diyalog kurma çabası olduğunu söylüyor: “Fiziksel olarak yüz yüze geliyoruz; ama kültürel temas bir hayli zayıf.” Nobel’i kazanan Herta Müller’in son kitabı dünya dilleri içinde ilk önce Arapçaya çevrilmiş bu proje sayesinde. Türkiye’den 4 kitap çevrilmiş. ‘Türk Hikâyeleri’ ünlü Arabiya TV’sinde Türkiye ilgisinin bir göstergesi sayılmış. Ali bin Tamim Türkiye’de muhatap bulmakta zorlandıklarını söylüyor. Abu Dabililerin ne yaptığı tam bilinmese bile bir şeyler ortaya koydukları Türk yayıncılarının bilgisi dâhilindeydi. Burada her şey çok hızla yayılıyor, elini çabuk tutan iş yapıyor. Dizilerle ve siyasetiyle Arap dünyasında popüler olan Türkiye’nin kitapları bütün Arap dünyasında okunur olabilir yakın zamanda. Muhatap, yukarıda ismi geçen kişi.

Frankfurt’ta son yılların en gözde konusu dijitalleşme ve e-book meselesi. Büyük firmalarca üretilen ve her yıl geliştirilen, 50 ila 300 avro arası bir fiyatla piyasada yer bulan hafif cihazlarla binlerce kitap taşınabiliyor ve okunabiliyor. Amerika’da son bir yıl içinde dijital yayın kullanma alışkanlığının yüzde 1’den yüzde 4’lere çıkmış olması e-book’un hızla yayıldığını gösteriyor. Daha ucuz olması, sayfa çevirme, not tutma gibi özellikleri e- book’u cazip kılıyor. Ama kara Avrupa’sı bu yeni aygıta temkinli yaklaşıyor ve alışkanlıklarından hemen vazgeçecek gibi görünmüyor. Daha şimdiden e-book’un korsana düşmesi, internetten indirilebiliyor olması önemli frenler. Frankfurt koşuşturmasında hayat aslında akşam başlıyor ‘iş yapan’ profesyoneller için. Nermin Mollaoğlu, herkes oteline dağılırken asıl işin başladığını söylüyor. Önce 4’lü 5’li yemekler yeniyor, ardından ünlü yayınevlerinin isme özel partilerine iştirak ediliyor ve saatler 24.00’ü gösterdiğinde dünya edebiyatına yön veren isimler FrankfurterHof’ta (Steigenberger Hotel) buluşuyor. Biz de Çin’de özelleştirme kapsamında yayın yapmasına izin verilen ilk yayınevlerinden Shanghay 99 Readers’ın Hof’ta verdiği davete katılıyoruz. Bu yayınevi hâlen Çin’deki bestseller kitapların yüzde 60’ını basan yayınevi olarak öne çıkıyor. Çin’in asıl özelleştirme sonrasında dünya yayıncılığında kasırga estirebileceğini söyleyebiliriz, bu geceden bir intiba olarak.

Nobel ödülü, Romanya’da Alman azınlığa mensup bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Herta Müller’e gitti. Annesi Sovyet çalışma kamplarında, babası Nazi SS’inde kamyon şoförü olarak çalışan Müller, Romanya’da makine fabrikasında tercüman olarak çalışırken Romanya istihbaratına bilgi vermeyi reddettiği için 1979’da işten atılıyor, 87’de Almanya’ya yerleşiyor. Eski komünist rejime karşı makaleleri ünlü Alman gazetelerinde çıkıyor. Akademi; yazılarının şiirselliği ve objektifliğine vurgu yaparak yersiz yurtsuz kalanların dünyasını başarılı şekilde tasvir ettiği için ödülü Müller’e verdiğini açıkladı. Ancak eski baskıcı rejime karşı mücadelesinin de etkili olduğu göz ardı edilmiyor.

Her yıl Amerikan standındaki koyu güvenlik tedbirleri bütün fuara yansıdı bu sene. Çantalar her girişte arandı, en çok da ‘Bıçak var mı bıçak?’ sorusu işitildi. Burada iyi bir dil, geniş bir kitap kültürü ve kotarılmış iyi randevular kadar sağlam ayaklara sahip olmanız gerekiyor. Çünkü fuarı dolaşmaya başladığınızda ne bir Hall bir günde gezilecekmiş, ne de fuarın tamamı son güne kadar bitirilecekmiş gibi görünüyor. Ama herkes, ‘başlamak bitirmenin yarısıdır’ diyerek yolları arşınlamaya başlıyor ve hiçbir zaman fuar hakkında gerçek bir fikre sahip olamıyor. Körlerin fili tarifi meselesi Frankfurt Kitap Fuarı’na uyuyor nitekim.