| RAMAZAN |
Bu sene Beylerbeyi’nde ramazan geceleri ayrı bir güzel ve hareketli. Şehir, âdeta uyumayıp ertesi günkü oruca hazırlanıyor. Boğaziçi Köprüsü’nün hemen altındaki Beylerbeyi Camii ile iskele arasındaki çoğu mekân sabaha kadar açık. Zira, TRT her gece sahur vaktinde Beylerbeyi iskelesinden canlı yayında. Yusuf Özkan Özburun’un sunduğu sahur programında Kur’an-ı Kerim, ezan ve dinî sohbetlerin yanı sıra önemli bir farklılık göze çarpıyor. Belki bugüne kadar ekrana dikkatle bakmamış olabilirsiniz; ama programdaki kaliteli müziği çoktan fark etmişsinizdir. Her biri kendi enstrümanının virtüözü İstanbul Sazendeleri, belki de ilk defa Halil Necipoğlu’nun solistliğinde izleyiciyle buluşuyor. Göksel Baktagir kanun, Yurdal Tokcan ud, Selim Güler kemençe, Emrullah Şengüller viyolonsel, Volkan Yılmaz ney, Bülent Elmas ve Oray Yay da perküsyonu ile eşsiz nağmeler sunuyor. Sadece özel konserlerinde canlı performanslarıyla dinleme şansı bulduğumuz sanatçıları her gün ekranda görmek doyumsuz bir keyif olsa gerek. Sazende ekibi, eserleriyle izleyenlerin uyku mahmurluğunu atmasına yardımcı olurken, bir yandan da ramazanın ruhunu yaşatmaya çalışıyor. İşte o ekibi yakından tanımak üzere sahur vaktinde Beylerbeyi’ne uğradık. Programa hazırlanan İstanbul Sazendeleri’nin mütevazı fertleriyle Türk kahvesi eşliğinde ramazan ve müzik üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Göksel Baktagir’e göre, gecenin karanlığı birçok şeyi örtse de müziğin aydınlığı içerisinde her şey gündüz gibi parlak. Yani gece, gündüz fark etmiyor. Biz de arkadaki muhteşem İstanbul siluetini görünce “Sanatçı müzik icra etmek için daha ne ister?” demekteydik ki, tablonun göründüğü kadar tozpembe olmadığını öğrenmemiz uzun sürmedi. “Nasıl altından kalkıyorsunuz?” diye sorduğumuzda grubun neyzeni Volkan Yılmaz gülerek, “Dışı sizi, içi bizi yakar.” diyor. Açık havadaki nem, notaların ıslanmasına sebep olsa da asıl problem akortta oluşuyor. “İyi müzik yapmak için iyi bir akorda sahip olmak gerekir” ilkesini burada sağlamak çok zor. Zira her bir enstrüman havaya farklı tepki veriyor. Baktagir’in ‘çile dönemi’ diye tabir ettiği bu süreçte neyin akordu düşerken, viyolonselin telleri çelikten olduğu için çekiyor. Perküsyonda da deri pesleşiyor. Durumu en zor olan ise ud. Farklı materyallerden yapıldığı için enstrümanın her teli hava karşısında ayrı reaksiyon gösteriyor. Bu sebeple reklam araları sürekli akort kontrolüne ayrılıyor. Nem ve soğuğun sadece sazlara değil sazendelere de olumsuz etkisi var. Üşüyen ellerle bir enstrümanı kavramak hayli güç. Zira, program içerisinde 15 dakikalık bir sohbetten hemen sonra soğuk parmaklarla müzik icra etmeleri gerekiyor. Selim Güler, maçın yavaşlaması üzerine oyundan soğuyan futbolculara benzetiyor durumlarını. Fakat bir farkla; parmaklar ısınıncaya kadar parça bitiyor! Bütün olumsuz şartlar grubun tecrübesi sayesinde aşılıyor.
Repertuvar aşaması da ciddi titizlik gerektiren bir süreç. Grup, bu anlamda ramazanda müzik icra eden benzerlerinden biraz farklı. Ramazan deyince aklımıza hep tasavvuf müziği gelir. Hâlbuki Göksel Baktagir’in tabiriyle her ses Yüce Yaratan’ın hazinesi ve aslında nitelikli olan her türlü müzik içerisinde ilahî mesaj kendini hissettiriyor. Bu yüzden grubun sahur programında sadece ilahiler yok. Ama yapılan müzik her ne olursa olsun ramazanın ruhuna yakışsın isteniyor.
Sahur programındaki anlayış, aslında İstanbul Sazendeleri’nin kurulduğu 1999’dan bu yana icra ettiği müziğe yansıyor. Türk ve Batı müziğini sentezleyerek geleneği geleceğe taşımayı hedefleyen grupta her iki müzik türünden de enstrümanlar mevcut. Bu da her ne kadar kulağa aşina gelse de farklılıkları içinde barındıran bir müziğin ortaya çıkmasına vesile oluyor. Sadece eski parçalarla yetinmeyen grup, müziğimize yeni eserler katma çabasında. Baktagir için müzik kültürünün ilerlemesi adına enstrümanların gelişimi de önemli. Zira sözlü müzikte enstrümanlar refakat konumunda kalırken, saz müziğinde bütün hüviyetiyle ortaya çıkıyor. Kanun, ud, kemençe, viyolonsel, ney ve perküsyondan hiçbiri bireysel olarak ön planda değil. Baktagir, bu durumu “Birbirimizi örtmeden, dinleyerek müziğe katkıda bulunuyoruz. Amacımız ortak bir ahengi oluşturabilmek” diyerek özetliyor. İstanbul Sazendeleri, her türlü müzik türüne açık. Kaliteli olması şartıyla her formda eser dinleyip müziklerinin içine katmaya çalışıyorlar. Baktagir, Dede Efendi’yi örnek göstererek, klasik formun yanında şarkı ve köçekçeler denilen ince kıvrak eserler besteleyen sanatçının ne kadar geniş ufuklu olduğunu hatırlatıyor: “Biz bugünü yaşıyoruz. Bugünün enerjisi, frekansları var. Nitelikli olan müziğin peşinde olmaya gayret gösteriyoruz.”
Nitelikli müzik yapmak için, şüphesiz uzun yıllar sürecek ve sabır gerektirecek bir eğitim şart. Usta-çırak ilişkisinin Türk müziğindeki önemi tartışılmaz. Konservatuvar kökenli olsalar da Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan, Selim Güler ve Emrullah Şengüller uzun yıllar Necdet Yaşar’ın talebeliğinde bulunmuş. Onun hem müzik hem de hayat deneyiminden istifade etmeye çalışmışlar. Aynı gelenekten gelmenin avantajlarını her zaman yaşıyorlar. Öyle ki, kaş göz işaretleriyle bile anlaşabiliyorlar. Bu uyumun ve insanlar tarafından sevilmelerinin sebebini ‘grup içindeki sevgi’ olarak açıklıyorlar. Zaten Volkan Yılmaz grubun felsefesini, “Yanındakini sevmezsen akordun tutmaz.” diye özetliyor. Bunun en önemli getirisi olarak da saatler boyu prova yapmaya gerek duymuyorlar. Öyle ki, sahur programında ne çalacaklarını o gece yayından kısa süre önce belirliyorlar. 29 yıllık kanun sanatçısı Göksel Baktagir, bu noktada geçmişte uzun zaman yemeyi, içmeyi unutacak kadar sıkı çalıştıklarını hatırlatıyor. Belirli bir donanıma sahip olunduktan sonra da geleneğin çok fazla provaya ihtiyaç duyurmadığını söylüyor Baktagir: “Türk müziğinin en önemli güzelliği ve özelliği görünenin aynen çalınmamasıdır.” Yurdal Tokcan’ın ifadesiyle her icracı kendi üretimi ve donanımına göre gönül hanesinden kopan güzellikleri esere katabiliyor. Bu yüzden müzik dinamik tutulurken, zevkler değişse de kalite değişmiyor. Ve eserler her icra sırasında farklı yorumlandığından dinleyiciler rutinlikten kurtuluyor.
Göksel Baktagir, her gece program bahanesiyle grup olarak bir araya gelip sohbet edebilmekten çok memnun. “İstesek böyle toplanamazdık” dediği muhabbet ortamlarının müziklerine katkı yaptığını düşünüyor. Aynı zamanda program içerisinde dinledikleri sohbetlerden de çok şey öğrenmişler. Canlı yayın tecrübesi kazanan grubun bundan sonrası için de bir televizyon programı projesi var. Saz müziğinin ağırlıklı olmasını istedikleri programda bu sayede birçok icracıyı aralarına katabilmeyi planlıyorlar. İstanbul Sazendeleri’ni dinlemek için hâlâ vakit var. Sahur vaktinde ‘kulağınızın pası silinsin, ruhunuz, gönlünüz doysun’ istiyorsanız İstanbul manzaralı kaliteli müzik TRT ekranlarında sizleri bekliyor.
Enstrümanlar, sanatçıları için ne ifade ediyor?
Göksel Baktagir (kanun): Enstrüman bizim kendimizi tanımamızı sağlayan ve bizi olgunlaştırmaya çalışan aynamız. Musiki deryasındaki güzel tınılara ulaştıkça o ayna daha güzel parlıyor. Enstrümana ne verirseniz onu alırsınız. İnsan sevdiğine sevgiyle yaklaşır. Agresif olduğumuzda o da bize agresif tınılarla cevap verir, sesten ziyade tamamen insan ruhunu karartan gürültüyü iade eder. Bu manada sorumluluğumuz çok yüksek.
Selim Güler (kemençe): 20 yaşında konservatuvarda tanıdığım kemençeyle kendimi buldum diyebilirim. Güzel bir alın yazısıymış benim için. O bana hayatı veriyor, kendimi sahnede ifade edebilmeme ve üç telin üzerinde parmaklarımı gezdirerek, duygularımı insanlara ulaştırabilmeme sebep oluyor.
Yurdal Tokcan (ud): Küçükken “Allahım inşallah büyüyünce masa başında bir işim olmaz” diye dua ederdim. Şimdi duam gerçek olduğu için her defasında şükrediyorum. Ud, bize çok farklı kapılar açtı, ufkumuzu genişletti, giremeyeceğimiz yerlere girebilmemizi sağladı. Zaten küçüklüğümüzde duvarda asılı duran bir udumuz vardı. Onu hiç ellemezdik. Ancak büyükler geldiğinde oradan alıp çalardı. Hakikaten o uda saygı duyuyorduk. Bugün saygı duyduğum bir enstrümanı çalmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Volkan Yılmaz (ney): İnsan olmamdaki amaç değil ama araçlardan biri.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||