|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Kara Kutu
  |  
Dosyalar
  |  
Ekonomi
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
Hayat Bilgisi
  |  
 
BİLİM

TÜBİTAK, bilimi tabana yayıyor

1 Haziran 2009 / ZAFER ÖZCAN
Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, son yıllardaki faaliyetleriyle dikkati çekiyor. Türkiye’nin bilim dünyasındaki yükselen konumunda önemli rol oynayan TÜBİTAK, artık sadece araştırma yapan değil, yaptıran bir kurum.

Basında sadece Darwin tartışmalarıyla gündeme gelse de, son zamanlarda çok önemli işlere imza atan bir kurum TÜBİTAK. 1963’te kurulan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, özellikle son beş yıldır dikkat çekici projelerle adından söz ettiriyor. Türkiye’nin bilim dünyasındaki konumunun yükseltilmesi, bilim insanı sayısının arttırılması, millî gelirden araştırma geliştirme (ARGE) faaliyetlerine ayrılan pay ve toplam patent sayısının artırılması gibi konularda, Türkiye’nin son yıllarda aldığı ciddi mesafede TÜBİTAK’ın büyük payı var. 2004’ten bu yana kurumun başkanlığını yürüten Prof. Dr. Nükhet Yetiş, 2002’deki göstergelerle şimdiki durumun kıyaslanması hâlinde, alınan mesafenin daha net ortaya çıkacağını belirtiyor. Türkiye’de ciddi bir ARGE atılımının başlatıldığını vurgulayan Prof. Yetiş, “Bu dönemde, ABD ve Avrupa başta olmak üzere dünyada bilim ve teknolojik ilerleme açısından iyi uygulamaları tespit ederek Türkiye'nin şartlarına uygun formüller ve öneriler geliştirdik. Bu öneri ve sistemleri tüm paydaşlarımızın fikirlerinin alındığı ortak akıl toplantılarında şekillendirdik.” diyor. TÜBİTAK’ın faaliyetleri ve etkinliğinin artması noktasında, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nu da (BTYK) unutmamak gerekiyor. Ülkemizde bilim ve teknoloji ile ilgili stratejilerin belirlendiği ve kararların alındığı yapı konumundaki BTYK, 2003 yılına kadar düzenli toplanamazken, son dört buçuk yılda Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında dokuz kez bir araya gelmiş. Bu da, bilim ve teknolojinin sürekli siyasetin ve hükûmetin gündeminde kalmasına zenim hazırlayan gelişmelerden.

TÜRKİYE’NİN ARGE DEVRİMİ

TÜBİTAK’ın son yıllarda değişen yapısına bir örnek de, sosyal bilimler alanında çalışan akademisyen ve araştırmacılara verilen destekler. Bugüne kadar sadece fen bilimleri ile ilgili alanlardaki çalışmalara destek veren kurumun çalışma alanı, 2005’te TÜBİTAK kanununda yapılan değişikliklerle, sosyal ve beşeri bilimleri de kapsayacak şekilde genişletildi.

2004 yılı sonrasında, TÜBİTAK’ın sadece araştırma yapan değil, aynı zamanda araştırma yaptıran bir kurum hâline gelmesi de altı çizilmesi gereken hususlardan. Bunda hükûmetin ayırdığı ek kaynakların ciddi katkısı var. Kurum 2003 yılında, bütçesinin sadece yüzde 5'ini fonlamaya ayırırken, 2008’de araştırma altyapı hizmetleri ile fonlamaya ayrılan miktar yüzde 70'lere kadar çıkar. TÜBİTAK bütçesindeki artışlar da göz önüne alındığında, ülke genelinde, 2008 yılında, özel sektöre ve üniversitelere ayrılan yıllık fon miktarı 2003 yılına göre yaklaşık 50 kat artar. ARGE istatistiklerine bakıldığında da benzer bir durum söz konusu. TÜİK verilerine göre Türkiye’de ARGE harcamaları 2007 yılında, 2002’ye göre 2,7 kat artarak 6,4 milyar liraya çıkmış. Bu artış oranı, Çin’den sonra dünya genelindeki ikinci büyük orana tekabül ediyor. Buna rağmen gayrisafi yurt içi hasıladan ARGE’ye ayrılan pay hâlen, yüzde 0,71 gibi son derece düşük bir oranda seyrediyor. BTYK’da alınan kararla bu oranın 2013’te yüzde 2’ye çıkarılması hedefleniyor. Nükhet Yetiş, bu oranlara bir örneği de, tam zaman eş değer araştırmacı sayısından veriyor: “BTYK’da alınan kararla Türkiye'nin 2002 yılında yaklaşık 24 bin olan tam zaman eş değer (TZE) araştırmacı sayısının, 2010'da 40 bine çıkarılması hedeflenmişti. Ülkemiz 2010 yılı hedefini 2006 yılında yakaladı. Araştırmacı sayımız hâlen 50 bin. Bu hızlı artışla Türkiye, son beş yılda, yine Çin’den sonra, araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke olmuştur.”

Aslında TÜBİTAK gibi kurumların en önemli işlevi ülkedeki ARGE bilincini artırması ve bu alandaki faaliyetleri tabana yayması. Özellikle de özel sektör ve KOBİ’ler açısından meselenin bu yönü çok önemli. Bu çerçevede yapılanlara geçmeden önce Türkiye’nin ARGE fotoğrafına bakalım. 2004’ten itibaren Türkiye’de hem kamu sektörünün hem özel sektörün ARGE harcamalarında ciddi artış yaşanıyor. 2007’de ise TÜBİTAK’ın ARGE fonlamasında özel sektör, ilk kez kamunun önüne geçti. 2002 yılından bu yana ARGE harcamalarında gösterilen artış diğer tüm AB ülkelerinden fazla olmakla birlikte, kişi başına ARGE harcamasına bakıldığında hâlen AB ortalamasının oldukça altında bulunduğumuz görülüyor. 

TÜBİTAK, Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı bünyesinde üç yeni destek programını yürürlüğe soktu; KOBİ ARGE Başlangıç Destek Programı, Tekno-Girişim Programı ve Uluslararası Sanayi ARGE Projeleri Destekleme Programı. Bunlardan özellikle ilkinin Anadolu’daki küçük işletmelerde ARGE proje kültürünün yaygınlaşmasında ciddi katkısı olduğunu vurgulayan Prof. Yetiş, bu kültürün nasıl yerleştiğini ise şöyle özetliyor: “TÜBİTAK tarafından özel sektör firmalarına ve üniversitelerimize yönelik olarak destek programlarının tanıtılması amacıyla ARGE günleri düzenlenmektedir. Destek koşullarını dinleyen pek çok firma ve bilim insanı desteklerden yararlanmak için detaylı bilgi istemekte, TÜBİTAK web sitesini ziyaret etmekte ve TÜBİTAK’a proje başvurusunda bulunmaktadırlar. TÜBİTAK tarafından sağlanan destekler ARGE’nin fonlanmasının ötesinde, ARGE faaliyetlerinin kurumsallaşması, proje yürütme yeteneği, yenilikçilik, dışa açıklık ve işbirliği kültürü oluşturma gibi konularda da etkili bir mekanizmadır.”

YENİLİKÇİLİK VE REKABETİN

ÖN KOŞULU

Buradaki asıl soru, Türkiye’de bireysel olarak çok iyi izlenen teknolojinin ve teknolojik gelişmelerin işletmelerde nasıl kullanıldığı? Rekabet koşullarının gittikçe zorlaştığı günümüzde, yenilikçilik şirketler için artık hayati önemde. Prof. Yetiş, meseleyi biraz daha geriden alarak, süreçteki ilk adımın bilinçlenme olduğunun altını çiziyor: “ARGE’nin ve yenilikçi ürün geliştirmenin, başarının anahtarı olduğu konusunda özel sektör şirketleri gün geçtikçe bilinçlenmektedir. Dünya firması olma yolunda önemli adımlar atan büyük firmalarımızın yanında, artık KOBİ’lerin de başarı öyküleri bulunmaktadır. Ülkemiz, geçmişi olan ve daha sonra teknoloji geliştirmeye başlayarak dünya pazarlarına açılmayı başaran şirketlerin yanında, daha ilk kuruluşundan itibaren kendi teknolojisini geliştirmeyi hedefleyerek çok kısa sürede büyük başarılara imza atan şirketlere sahiptir.”

Bu arada TÜBİTAK Başkanı ve uzman ekiplerin Anadolu’nun farklı şehirlerinde düzenlediği ‘ARGE günleri’ bu bilinçlenmenin artışında önemli bir fonksiyon üstleniyor. Sanayi ARGE Projeleri destek programlarının, sektörlere olduğu kadar şehirlere dağılımı da önemli. Toplam 61 ili kapsayan bu projelerde tahmin edilebileceği gibi İstanbul başı çekiyor. TÜBİTAK Sanayi ARGE Destek Programları’na başvuruların en çok geldiği iller ise sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Bursa ve Manisa. Listenin ilk sıralarında sanayi üretimiyle öne çıkmış illerin bulunması dikkat çekiyor.

Sanayicilerin ARGE destek programlarıyla ilgili en önemli şikâyeti, değerlendirmenin ve taleplerin sonuçlanmasının çok uzun sürmesi. Bu sorunu çözmek için, ‘1501 Sanayi ARGE Projeleri Destekleme Programını’ devreye sokan TÜBİTAK, proje başvurularının internet üzerinden yapılmasına imkân sağladı. Şubat’ta devreye giren bu sistemle, proje değerlendirmeleri daha hızlı ve güvenilir hâle getirildi.

TEKNOLOJİ SADECE TÜKETMEK İÇİN DEĞİL!

Sanayiciler bir yana aslında Türkiye, yeniliklere son derece açık bir toplum yapısına sahip. Özellikle yeni teknolojilerin ve yeni iletişim kanallarının kullanımında bu özelliği tespit etmek mümkün. Elbette burası işin daha çok tüketim boyutunu oluşturuyor. Prof. Yetiş, “Hâlbuki teknoloji ile daha temel bir ilişki kurmak, teknoloji ve bilim konularına son ürün olarak değil de hayat ve insan için ifade ettiği anlam açısından yaklaşabilmek çok önemlidir. Bizim en önemli hedefimiz özgüveni olan, teknoloji ve insanlığın geldiği noktayla gerçekçi bir ilişki kurabilmiş bireyler yetiştirmektir.” diyor. Bu amaca yönelik çok ilginç faaliyetleri var kurumun. İlköğretime yönelik bilim olimpiyatları ve buralarda başarılı olan gençlerin yurt dışındaki yarışmalara gönderilmesi, sadece büyükler değil, küçükler ve gençler için gerçekleştirilen popüler bilim yayıncılığı bu faaliyetlere örnekler.             Okullarda bilim ve teknolojinin öğrencilere sevdirilmesine yönelik, millî eğitim müfredatını destekleyici çalışmalar da TÜBİTAK’ın ilgi alanında. Burada hedef bilim ve teknolojiyi öğrencinin zorunlu ders gibi görmesine engel olarak; daha canlı, anlaşılabilir ve eğlenceli şekilde öğrencilere sunmak.

Nükhet Yetiş, çok ilginç bir uygulamadan daha bahsediyor: bilim– toplum etkinlikleri. Bilim – toplumdan kastedilen toplumun hayatın içinde yer alan bilgiyi ve bilimi fark edebilmesi. Projenin en somut adımını Konya’da atan TÜBİTAK, hâlen Konya Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği yaparak, şehirde bir bilim merkezi kurmak için çalışmalarını sürdürüyor. Yetiş, “Bu merkezin, özellikle yeni nesli bilimsel ve teknolojik gelişmelerle eğlenceli bir ortamda buluşturması ve onların eğlenirken öğrenmesini ve ufuklarını genişletmesini sağlayacağına inanıyoruz.” diyor. Bilim ve toplum çalışmaları açısından henüz yapılanma sürecini de devam ettiren kurumun bir hedefi de, yapılan her çalışmanın yetkinliğini ve verimini ölçmek. Nükhet Yetiş, özellikle dezavantajlı kesimler olarak nitelendirdiği, bilim ve teknolojiye ulaşma noktasında daha kıt imkânlara sahip eğitim kurumlarına öncelik verdiklerinin altını çiziyor. Ocak ayında başlatılan ve büyük ölçüde tamamlanan TÜBİTAK kitaplığı projesinden bahseden Yetiş, “Türkiye’deki bütün yatılı ilköğretim bölge okullarında (YİBO) ve ülkemizdeki tüm il ve ilçelerdeki kütüphanelerde TÜBİTAK yayınlarından oluşan bir TÜBİTAK kitaplığı kurduk. Ülkemizin bütün bölgelerinde görece kısıtlı imkâna sahip birçok okulumuzdan binlerce genç insanımız, öğretmenimiz, öğrencimiz bu çalışmadan faydalanıyor. Bu çalışmalarla, Türkiye’de gerçekleşmekte olan dönüşümü bilim ve teknoloji alanında da toplumun tüm katmanları ile hızlandırmayı hedefliyoruz.” diyor.

Öğrencilere ve topluma dönük bilim – teknoloji faaliyetlerinden bahsetmişken, TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı’nın faaliyetlerinden de bahsetmek lazım kuşkusuz. Dairenin temel hedefi genç araştırmacılar ve genç yetenekler için destek programları düzenlemek. Yıllardır Türkiye’de birçok genç beynin önünü açan ulusal bilim olimpiyatları bu alandaki faaliyetlerin en bilineni. Kurum, bilim olimpiyatları noktasında son yıllarda çok önemli bir adım daha atarak, öğretmenlere yönelik olarak, ‘eğitimde bilim danışmanlığı seminerleri’ programını başlattı. İki yılda ülke genelinde çok sayıda eğitimci bu seminerlerde eğitim aldı. 2007 yılından itibaren Lisans ve Lisans Öncesi, Öğretmen ve Öğrencilere Yönelik Bilimsel Etkinlikleri Destekleme Programı’nı da uygulamaya koyan TÜBİTAK, bu çerçevede iki yılda toplam 2462 öğretmen ve 428 öğrenciyi destekledi. Bu çerçevedeki 2009 hedeflerinden biri de yatılı ilköğretim bölge okullarında görevli fen ve teknoloji öğretmenlerine yönelik olarak bilim danışmanlığı seminerleri düzenlemek.

TÜBİTAK’ın yeni çalışmalarından biri de, üstün zekâlı çocuklara yönelik. TÜİK istatistiklerine göre toplam nüfusun yüzde 2’sini oluşturan üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların eğitimi konusunu da ihmal etmeyen kurum, bu konuda şubat ayında bir çalıştay düzenledi. Konunun ikinci aşaması, ülke genelindeki üstün zekâlıların topluma kazandırılması ve onların becerilerinin en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için bir eylem planı hazırlamak.

Görünen o ki, 46 yıllık bir geçmişe sahip TÜBİTAK, son yıllarda yaptığı atak ile Türkiye’nin bilim ve teknolojinin nimetlerinden daha fazla faydalanabilmesi, öğrenciler, gençler ve araştırmacıların önünün açılması ve ARGE kültürünün Anadolu’daki KOBİ’lerde yaygınlaştırılması noktasında devrim niteliğinde işlere imza atmaya başladı. Bu da aslında TÜBİTAK’ı, Darwin tartışmalarının çok ötesinde ele almayı hak eden bir gelişme.