DOSYALAR

12 Mart Muhtırası cuntacıları kesmemiş

12 Mart Muhtırası cuntacıları kesmemiş
Emekli Org. Faik Türün’ün 12 Mart dönemi notları ortaya çıktı. Buna göre 9 Mart Cuntası’nın yukarılardaki kolları, 12 Mart’a rağmen hedeflerinden vazgeçmedi. Gürler liderliğindeki darbeciler, devlet başkanlığını ele geçirmeye oynadı.Orgeneral Faruk Gürler ile Oramiral Celal Eyiceoğlu’nun da yardımı ile Orgeneral Muhsin Batur metne son şeklini verdi: “Memduh (Tağmaç) Paşa gene derin bir düşünceye daldı, uzun süre imzalamak istemedi, gözleri yaşardı. Haklı idi de, sonunun nereye varacağı belli olmayan önemli bir adım atılacaktı.”

Saat 12.05’te metin üç kuvvet komutanı ile beraber Genelkurmay Başkanı Tağmaç tarafından imzalandı ve Tuğgeneral Musa Öğün başkanlığında bir heyetle, okunmak üzere TRT’ye gönderildi. 13.00 haberlerine yetiştirilen 12 Mart Muhtırası’nı böyle öğrendi Türkiye ve dünya.

Yukarıdaki satırlar Emekli Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un ‘Anılar ve Görüşler’ kitabından.

Tüm Türkiye 12 Mart Muhtırası ile ülkenin normale döneceğini bekliyordu. Herkes 9 Mart sol darbesini planlayanların heveslerinin kursaklarında kaldığını düşünüyordu. Ama onların planı farklıydı. Bunu da, yıllar sonra ortaya çıkan, 12 Mart döneminde cuntaya karşı neredeyse tek başına mücadele eden Orgeneral Faik Türün’e ait anı-notlarından öğreniyoruz.

Günlük tutmamış, anılarını yazmamış, olan Türün’ün 12 Mart’a dair notları olduğu ortaya çıktı. Özellikle 1. Ordu Komutanlığı ile beraber yürüttüğü İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı döneminde anti-komünist tavrıyla tanınan, darbecileri Ziverbey Köşkü’nde ‘ağırladığı’ için eleştirilen Türün’ün notları pek çok bilinmeyen noktaya ışık tutuyor.

MUHTIRADAN SONRA HEDEFLENEN 3 AŞAMA

Türün’ün, notlarında darbecilerin, sol değil tam manasıyla ‘Marksist bir devrim’ planladıkları açıkça belirtiliyor. 9 Mart’ı başaramayan darbecilerin, 12 Mart Muhtırası’nı da Marksist darbe amaçları için kullandıkları anlaşılıyor. Türün, tam bir müdahalenin kansız olamayacağına kanaat getiren darbecilerin, gayelerine safha safha ulaşmayı planladıklarını aktarıyor. 9 Mart’ta darbeyi gerçekleştiremeyen cunta, bu yüzden soğukkanlı hareket etmeye özen göstermiş. Öncelikle, üç kuvvet komutanı ve Genelkurmay başkanının imzaları ile tüm Silahlı Kuvvetler’e mal ettikleri 12 Mart Muhtırası’nın son maddesini ‘kendi hedeflerine ulaşmada ilk basamak’ olarak şekillendirmiş. O madde, ‘muhtıranın ilk iki maddesinde belirtilenlerin yapılmaması halinde TSK’nın idareyi doğrudan ele alma kararlığını’ içeriyordu. Yani neticede, Başbakan Süleyman Demirel şapkasını alıp gitse de gitmese de cuntanın işine yarayacaktı. Bu da, durumu ‘ihalelerde sözleşme fiyatının maliyetlerdeki artışa göre güncellenmesi’ manasına gelen ‘eskalasyon’ olarak adlandıran Faik Türün’ün şu satırlarında ortaya çıkıyor: “Eskalasyonun ilk basamağı olarak icrayı kabul etmişler, parlamentodaki partilerden karma bir hükümetin teşkilini istemişlerdir. İkinci basamak devlet başkanlığının ele alınmasıdır. Üçüncü basamak parlamentonun Devrim Konseyi ve Devrim Meclisi haline dönüştürülmesidir. Hazırlık çalışmaları buna göre yapılacaktır.”

21 Kasım 1990’da tamamlandığı anlaşılan 43 sayfalık el yazısı notlarına, 12 Mart’tan mülhem 1’den 12’ye kadar numara veren Türün, yazının devamında şunları kaydetmiş: “12 Mart 1971 Muhtırası’nın ilanını takiben Genelkurmay’da, Devrim Anayasası ve Reform Yasa Tasarıları’nı hazırlamak için komisyonlar kurulmuştur. Devrim Anayasası’nı hazırlayacak komisyona başkanlık yapan Korgeneral Rüştü Naiboğlu’ndan duyduğuma göre, komisyona verilen taslakta Devrim Konseyi, Devrim Meclisi, Devrim Partisi ilh. komünizm ile idare edilen devletlerdekine benzer bir teşkilat şeması görünce şaşırmış. Devrim kelimesini devlet sözcüğü ile değiştirmek istemiş ama sonunu getirememiş.”

MÜLKİYET HAKKI KALDIRILACAK

Şu satırlara da dikkat! Aynen aktarıyoruz: “Reform Kanunu taslakları sırasında bir de mülkiyet hakkını kaldıran tasarı varmış. Kara ve Hava Kuvvet Komutanları karargâhlarında Askeri Cunta’nın oluşturduğu Devrim Planlama Üniteleri’nde çalışmamış olanların şaşkınlıkları üzerine taslakları alıp götürmüşler.”

Yani, sivil kanat öncülüğünü bugün Ergenekon Terör Örgütü kapsamında adı geçen gazeteci İlhan Selçuk ile Doğan Avcıoğlu’nun yaptığı; askeri kanatta ise Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur’un bulunduğu ‘Marksist Darbe’ amacına ulaşsaydı mülkiyet hakkının dahi ortadan kalktığı bir düzene geçilecekti.

İşler cuntanın istediği şekilde gitmiş, Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı, Başbakan Süleyman Demirel, 12 Mart günü şapkasını alıp gitmiş, hükümeti kurma görevi Nihat Erim’e verilmişti. CHP Kocaeli Milletvekili Erim, partisinden istifa ettikten sonra, 26 Mart’ta, yeni hükümeti açıklamıştı.

İlk aşama tamamdı. Türün’ün notlarına göre, ‘İkinci basamak Devlet Başkanlığı’nın ele alınması’ydı. Onun için 28 Mart 1966’dan beri cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Cevdet Sunay’ın görev süresinin dolacağı 28 Mart 1973’e kadar bir yıllık zaman vardı. İlk hedef Genelkurmay Başkanlığı’ydı.

TAĞMAÇ’I İSTİFAYA ZORLUYORLAR

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, 12 Mart Muhtırası’nın ardından 29 Ağustos 1972’de Genelkurmay Başkanı oldu. Türün’ün notlarında, Gürler’in, cuntanın planına uygun nasıl Genelkurmay Başkanı olduğuna dair ilginç detaylar var: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç’ın görev süresi 1 Eylül 1972’de, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler’in de dört yıllık orgenerallik süresi 30 Ağustos 1972’de tamamlanıyordu. 1969 yılına kadar generallik rütbelerinde bekleme süreleri üçer yıldı. Bazı tasavvurlara rağmen, Orgeneral Tağmaç, görevinden 1 Eylül’de ayrılmadan evvel, Orgeneral Gürler’in süresi 30 Ağustos’ta bitiyordu. Bu da problem oluşturdu.”

Söylenenlere göre, generallikte bekleme süresinin bir yıl artırılarak 4 yıl yapılmasının amacı Faik Türün’ün önünü kesmek içindi. Cuntanın darbe hazırlıklarını 1968’de başlatmış olması bu iddiayı destekliyordu. 3 yıl sonra oluşacak komuta kademesi 9 Mart Marksist Cuntası’nın istediği gibi işlemeliydi.

Türün, 1972 yılının Ağustosunda bütün komutanların İstanbul’a, Harp Akademisi’nde yapılacak plan tatbikatını izlemeye geldiklerini, buradaki öğle yemeğinde kuvvet komutanlarının, Genelkurmay başkanına 1 Eylül’ü beklemeden görevinden ayrılması için baskı yaptıklarını kaleme almış: “Tatsız bir hava esmiş. Yemekten sonra, Akademi Komutanı’nın odasında da aynı isteği tekrarlamışlar. Bir aralık Hava Kuvvetleri Komutanı (Muhsin Batur), Akademi komutanının emir subayı odasındaki telefondan Ankara’daki kendi kurmay başkanına, Hava Kuvvetleri’ni alarma geçirmesi emrini vermiş. (…) Daha sonraları duydum, Orgeneral Tağmaç, ‘yakında toplanacak Askeri Şura’da bulunacak ve terfîleri, tayinleri yapacak sonra görevden ayrılacağım’ demiş.”

O Askerî Şûra toplantısına Faik Türün de katılmış. Genelkurmay Başkanı Tağmaç, kendisine “Faik, seni 1. Ordu Komutanlığı’nda bırakıyorum.” demiş. Türün’ün cevabı “Komünizme karşı mücadele devam edecek ise peki, etmeyecekse başka bir görev verin.” olmuş. Tağmaç bunun üzerine “Sen onu Cumhurbaşkanı’na (Cevdet Sunay) söyle.” demiş. Aynı konuşmada Tağmaç, Cumhurbaşkanı’na Trakya’da bir piyade alayına sancak verilmesi töreninin tarihinin değiştirilmesine dair teklif iletmesini de söylemiş. Bunun, kendisine cumhurbaşkanı ile ziyaret imkanı sağladığını düşünen Türün, hemen Köşk’ten randevu talep etmiş. Randevu gerçekleşmiş. Türün, Genelkurmay Başkanı Tağmaç ile arasında geçen konuşmayı Sunay’a arz etmiş.


CEVDET SUNAY’DAN FAİK TÜRÜN’E: SENİN İÇİN DE TARİKATÇI DİYORLAR

Burada, Türün’ün notlarına dönelim: “Cumhurbaşkanı ‘İyi ya, İstanbul’da sen, Ankara’da Semih (Sancar) var’ dedi. Ben kendilerine, ‘arkasında Kara ve Hava Kuvvetleri komutanlarının bulunduğu bir cunta olduğunu ve bir muhtıra verildiğini, o muhtıranın bir müeyyide maddesi olduğunu’ söyledim. O madde bütün Silahlı Kuvvetler’i kapsamına alıyor. Adım adım Marksist bir düzen kurulmasına doğru gidiliyor. Ben kime ‘dur’ diyebilirim. Şimdi de Genelkurmay başkanımızın (Memduh Tağmaç) yerini Orgeneral (Faruk) Gürler’e, cuntanın liderine terk ederek ayrılmasını istiyorlar. Cevaben, ‘Vaktiyle 27 Mayıs hareketlerinden sonra Silahlı Kuvvetler Birliği kurulmuştu. Ben onun başkanı, Faruk Paşa da genel sekreteri idi. Senin söylediğin yakıştırmalar buradan geliyor.’ dedi. Ben, ‘Bu yıl Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu da emekli olacak, bir defa da Genelkurmay Başkanlığı’na bir Oramiral getirilirse daha iyi olurdu.’ dedim. Rahmetli Cevdet Sunay’ın canı sıkılır gibi oldu. ‘Senin için tarikatçı diyorlar’ dedi. Ben de ‘Dinimizin gereği ibadetleri maalesef gereğince yapamıyorum. Zat-ı âlinizin de bulunduğu bazı resepsiyonlarda kadehler kaldırıp demleniyorum. Böyle tarikatçı mı olur?’ cevabını verdim.”

Türün, Sunay’ın yanından ayrılır ayrılmaz Donanma Komutanı Oramiral (Kemal) Kayacan’ın, ertesi gün de Ankara’dan üç korgeneralin gelerek cumhurbaşkanını ziyaret ettiğini belirttikten sonra, “Bu da gösteriyor ki, Köşk’te de cuntanın bir gözcüsü, habercisi bulunuyormuş.” diyor.

Notlarda yer almayan bazı hatırlatmalar yaparsak, Marksist Cunta’nın aslında Türün’ün söylediklerini ispatlarcasına yol aldığını görüyoruz.

Nihat Erim’den sonra 22 Mayıs 1972’de Ferit Melen başbakanlığa gelir. Türün’ün, yukarıda anlatılan Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden kısa süre sonra Başbakan Melen, Cumhurbaşkanı Sunay’a haftalık raporunu sunmak için İstanbul’a gelir. Sıkıyönetim komutanları başbakana karşı sorumlu oldukları için Türün de başbakanı havaalanında karşılar ve kendisinden görüşme talebinde bulunur. Görüşme Çınar Otel’de gerçekleşir. Türün’ün notlarından, parantez içindeki yazılarına da dokunmadan alıntılıyoruz yine: “Kendisine cumhurbaşkanımızla yaptığım ziyareti izah ettim. Ayrıca, kendilerine Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan’ın (9 Subay Olayı’nın lideri olup, 12 Mart Muhtırası’nın kendisini tatmin etmemesi üzerine protesto mahiyetinde, İstanbul’da bir oto yedek parça mağazasını bombalamış olan örgütün şefi) yakalandıktan sonra Emniyet’te verdiği ifadenin (fezleke) bir suretini ihtiva eden dosyayı takdim ettim. Dosyada askerî cuntanın teşkiline ait tafsilat vardı. Yakında Genelkurmay başkanının atama kararnamesi çıkarılırken dikkate alınır belki dedim.”

Fakat Faik Türün’ün cuntanın önünü kesmek için verdiği mücadele boşa gider. Zîra Faruk Gürler’in Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlar Kurulu’nda imzalanarak kesinlik kazanır. Türün, Başbakanlık’tan ayrıldıktan sonraki bir tarihte Ferit Melen’le karşılaştığında konuya dair şunları not alır: “Bana elini yakmış gibi dosyayı iade etti. Meğer kararname hazırlanırken, bütün bakanlara imzasız tehdit mektupları gönderilmiş. Kararnamenin imzalanması sırasında da Başbakanlık binasının üstünde askeri jetler pikeler yapmış.”


GÜRLER’İN ATANMASINI ENGELLEYEMEDİ

Orgeneral Türün, Faruk Gürler Genelkurmay Başkanı olunca randevu isteyerek Harp Akademisi’nde sınıf ve kısım arkadaşı olan kendisini ziyaret eder. Ve açıkça, “Sizin bu makama atanmamanız için elimden geleni yaptım. Müsadenizle artık emekliliğimi istiyorum. Ordudan ayrılacağım.” der. Türün’ün ‘duygulu bir zât’ diye tanımladığı Gürler de, hakkındaki rivayetlerin, Harp Akademisi’nde hocalık yapması dolayısıyla her kuvvetten çokça tanıdık kurmay subayın zaman zaman kendisine gelip ‘şöyle yapalım, böyle yapalım’ demesinden kaynaklandığını ifade eder. Bunun üzerine Türün emekliliğini işleme koymaz .

Aradan 5 ay geçer. Gürler’in cumhurbaşkanlığına soyunacağı rivayetleri dolaşmaktadır ortalıkta. Gürler, İstanbul Kalender Orduevi’nde kaldığı bir sırada Türün, kendisiyle görüşür. Cumhurbaşkanı olmak gibi bir düşüncesi varsa, bütün parti liderleri ile uzlaşmasının iyi olacağını söyler ona. Gürler’in cevabı “Arkadaşlarla bir konuşayım.” olur. Söz yine Türün’ün notlarında: “Daha sonra duydum. Çevresi dediğim (Kuvvet komutanları, kurmay başkanları, Genelkurmay 2. başkanı ilh.) bu konu açılınca ‘Sizin yalnız başınıza parti liderleri ile konuşmanız yanlış olur. Silahlı Kuvvetler’de desteğiniz yok sanırlar. Kuvvet komutanları bir arada onları teker teker davet eder konuşuruz’ demişler. Böylece eskalasyonun ikinci basamağına da çıkmış olacaklardı.” İş, Cevdet Sunay’ın yerine gelecek yeni cumhurbaşkanının seçimlerine geldiğinde de Türün’e göre anlaşılmaz olaylar devam eder. İşte anılardaki o bölüm: “Milli Savunma Bakanı ve kontenjan senatörü olan Mehmet İzmen istifa etti veya ettirildi. Yerine Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılan Faruk Gürler, kontenjan senatörü olarak parlamentoya girdi ve cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu.” Gürler, Ferruh Bozbeyli ve Tekin Arıburnu ile yarışacaktı.


GEREKİRSE MECLİS’İN İSTANBUL’DA TOPLANMASINI TEKLİF EDERİM

Türün’ün ‘Seçimin ilk gününün akşamı Ankara’dan tatsız haberler aldık’ dediği haberlere göre, “Parlamento toplantı salonunun dinleyici ve misafir bölümleri üniformalı general ve subaylarla doldurulmuş. Caddelerin bazı yerlerine zırhlı araçlar konulmuş, oteller kontrol edilmişti.” Türün, bir sonraki gün Genelkurmay başkanını telefonla arar. Faruk Gürler ayrıldıktan sonra Orgeneral Semih Sancar Genelkurmay Başkanı, Orgeneral Eşref Akıncı da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilmişti. Sancar, bir davete katılmak için Amerika’da bulunduğundan Türün de vekili Eşref Akıncı ile konuşur: “Kendisine aldığımız haberlerden üzüldüğümüzü, Parlamento’nun üzerinden silahlı kuvvetlerimizin elini çekmelerini, aksi halde üzerlerine dört koldan geleceğimizi söyledim. Daha sonra Jandarma Genel Komutanlığı’nı arayarak Orgeneral Orhan Yiğit ile konuştum. Makam odasında üç korgeneral daha varmış. ‘Onlara da söyle Parlamento’nun üstünden elinizi çekin. Gerekirse Millet Meclisimiz’in İstanbul’da toplanmasını teklif ederim’ dedim.”


HEDEF DEVLET BAŞKANLIĞI

Genelkurmay’ın bu tutumu sebebiyle Genelkurmay 2. Başkanı Turgut Sunalp’ın da Cumhurbaşkanı tarafından azarlandığını aktaran Türün, şunları not almış: “Meclis’teki iki büyük parti lideri anlaşarak Emekli Oramiral Fahri Korutürk’ü aday gösterince 12 Mart muhtıracılarının eskalasyonun ikinci basamağı olan devlet başkanlığını ele geçirme işi arzularına göre olmamış. 12 Mart 1971 eskalasyonu, üçüncü basamağı, Marksist bir parti oluşturmak işi de yeteri kadar oluşamamıştır.”

9 Mart darbesini gerçekleştiremeyince Faruk Gürler önderliğinde ikinci planı yürürlüğe sokan darbecilerin hedefinde, Cevdet Sunay’ın ayrılması ile boşalacak devlet başkanlığı koltuğuna oturarak bu işi gerçekleştirmek vardı. Muhtıracıların planının üçüncü ve son basamağını ise Marksist bir parti teşekkülü idi. Türün’e göre bunu da başaramayan darbeciler, daha sonra çareyi CHP’ye sızmakta bulmuştu. Türün, bu konuda, notlarında, İsmet İnönü’nün devrilmesini de buna bağlıyordu: “Evvela ‘önce parti’ diyenler, som MAO’cular hariç, aşırı solun diğer fraksiyonları, daha 1969’lardan itibaren, parti tüzüğünün iki ayrı maddesinin boşluklarından da faydalanarak, bu tarihî partiye sızmaya başladılar.”

Şu satırlar da, CHP’nin sistemi tıkayan politikaları akla geldiğinde oldukça düşündürücü: “Bir kısmı da, açık veya kapalı isimler altında ayrı kuruluşlar olarak partiye, kendi tabirleriyle yandaş oldular.”

“Sonuçta, rahmetli İnönü’yü partisinin genel başkanlığından ıskat edenler, partiye sızan Marksistlerdir.” diyen Faik Türün, bütün bunların farkında olacak ki Bülent Ecevit için şu sözleri almış notları arasına: “Sayın Ecevit de, kendisinin kanunsuz işlere alet edilmesine, kendisinden olur olmaz isteklerde bulunulmasına çok canı sıkıldığı için ‘Benim diyet borcum yok’ demeye başlamıştı.”


DARBE SÜRECİ 1968’DE BAŞLADI

Bir belgesel hazırlığı için kendisine başvuranlara verilmek üzere kaleme aldığı, fakat o belgeselcilerin 12 Mart’la ilgili beklemediği bilgilerin ortaya çıkması üzerine bir daha kapısını çalmadığını söyleyen Türün, notlarına “Şahidi olduğum ve bazı sanık ifadelerinden ve yazılarından edindiğim bilgilere göre” diyerek başlıyor. Ailesi tarafından geçen pazartesi günü www.faikturun.org adresinde tüm yakın tarih meraklılarına açılan notlara göre, 12 Mart Muhtırası’na giden süreç şöyle başlıyordu:

“1968 yılında, başlarında Cemal Madanoğlu’nun bulunduğu, bazılarını eski 27 Mayısçılar’ın, bazılarını da yeni heveslilerin oluşturduğu sivil, asker bir grup devrimci bir araya gelerek, ‘Biz 27 Mayıs’ta hazırlıksızdık, kadrolaşmamıştık, ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bu sebeple darbeyi yüzümüze gözümüze bulaştırdık’ diyerek hazırlık çalışmalarına başlar.”

Türün’ün notlarına göre, devlet idaresini ele geçirmenin en kestirme yolu olarak, ‘askeri darbe’yi gören grup, münasip buldukları bazı albay ve generallerle bağlantı kurarak onları kadrolarına dahil eder. Hazırlık ve teşkilatlanma sürecinin zaman alacağını dikkate aldıklarından, üç silahlı kuvvetten, Kara Kuvvetleri Komutanı Kurmay Başkanı Korgeneral Faruk Güventürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Kemal Kayacan, Yüksek Askeri Şura Üyesi Hava Korgeneral Muhsin Batur ile görüşerek, çalışmalara başlarlar.

İlk iş olarak da liderin tespit edilmesini ele alırlar. Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu, aktif bir görevde olmadığı için, çoğunluk Korgeneral Faruk Gürler’e teveccüh eder. Madanoğlu ve yakını birkaç 27 Mayısçı kenara çekilir.

Türün Paşa, o dönemde halefi olduğu ve Kara Kuvvetleri komutanı olması beklenirken emekli edilen Orgeneral Kemal Atalay’ın yerine Orgeneral Faruk Gürler’in getirilmesini de cuntanın ilerleyişine bağlar.


CUNTA, ATAMALARI YAPIYOR

Türün’ün dikkatini çeken bir atama daha olur bu süreçte. 12 Mart Muhtırası’nın ardından Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç tarafından emekliye sevk edilen 4 general ve 8 albay arasında yer alan Celil Gürkan’ın atamasıdır bu. Cevdet Sunay Genelkurmay Başkanı iken özel kalem müdürlüğünü yapmış olan Gürkan, Kara Kuvvetleri Karargahı, Plan Program Dairesi Başkanlığı’na verilir.

Şimdi sözü Orgeneral Faik Türün’ün, bizleri adım adım 12 Mart Muhtırası ve sonrasına götüren notlarına bırakalım:

İstanbul’daki görevim sırasında edindiğim bilgilerle, Ankara’da askeri cunta diyebileceğimiz bir grubun, Ankara dışında da önemli merkezlerde örgütlenmiş olduğunu, İstanbul’daki kolunun başkanlığını 2. Tümen Komutanı’nın yaptığını ve Tümgeneral Celil Gürkan’ın atandığı yeni görevinin de cuntanın Genel Planlama Dairesi Başkanlığı olduğunu, İstanbul’daki Bölge Başkanlığı’nın da Garnizon Komutanlığı (3. Kolordu Komutanlığı) Kurmay Başkanlığı’na verildiğini öğrendim.


DARBEDE ASKER ELBİSELİ ÖĞRENCİLER KULLANILACAK

Yakın çevremden edindiğim bilgilere göre, bir darbe vukuunda beni enterne edecek kişi, Harbiye’de 3. Kolordu Komutanlığı’nda çalışan Tankçı Yarbay Şahap Atalay imiş. Kendisi bana, ‘Vazife dağıtımı sırasında sizi enterne etmeye ben talip oldum. Çünkü yüzbaşılığımdan beri sizi ve ailenizi yakından tanırım. Sizi enterne edecek olanlar bir yanlışlık yapar, ‘üzücü durumlar hasıl olabilir’ diye düşündüm. Bölgedeki enterne timlerinin başında bir subay bulunacak. Ancak timi erler değil, bölgedeki yer altı örgütündeki çoğu üniversite öğrencisi gençler oluşturacaktı. Bunlara parka ve silah verilecek ve eğitilecekler de…

İstanbul’daki yeni görevime başlayınca Yarbay Şahap Atalay’ı da bana özel kalem müdürü olarak görevlendirdiler. Kendisinden ikili çalışmasını istedim, kabul etti.”

Ankara ile (üst komutanlarla) telefonla konuşmalarımız dinleniyordu. Birkaç kez dinleyicilere caydırıcı sözler sarf ettim. Bir defa da cuntanın İstanbul sorumlusu Tuğgeneralin ve Garnizon Komutanlığı’ndaki bazı sorumluların yanında, lojmanların önündeki nöbetçiye ‘Evladım, bak nizamiyeden parkalı, kepli, eli silahlı bir takım kimseler koşturarak lojmana doğru geliyorlar. Ne yaparsın?’ diye sordum. Tereddüt edince, silahını onlara doğrultarak ‘Dur! Parola!’ diye bağırırsın, cevabını alamazsan veya hareketlenirse silahınla tararsın’ dedim.

ANKARA’YA MÜDAHALE GEREKİRSE NE YAPARIZ?

Böyle tepeden inmelere; yarım asra yakın bir sürede adım adım ulaştığımız çok partili parlamenter cumhuriyetin alabora edilmesine taraftar değildik. Bu nedenle caydırıcı bir tutum izlemeyi tercih ettim. Kolordu komutanlarımızla ‘Ankara’ya müdahale gerekirse ne yaparız’ konusunu şifahen konuştum. Ankara’ya hangi yol ve istikametlerden gidebileceğimizi, birliklerin yanlarına alacakları silah ve araçlar bölgemizdeki ve yakınımızdaki askeri hava alanlarını nasıl kontrol edeceğimizi, gerekirse TRT’nin İstanbul vericilerinin kullanılması için tedbir alınması ve ilh…

12 Mart’tan iki gün önce 10 Mart’ta Ankara’da önemli bir toplantı yapılır. Genişletilmiş Komuta Konseyi Toplantısı ve öncesinde Ankara’da durum gergindir: “Günler, haftalar geçti. Ordu ve kolordu komutanlarını Ankara’da 10 Mart’ta yapılacak Genişletilmiş Komuta Konseyi Toplantısı’na çağırdılar. 2. Kolordu Komutanı’nı vekil bırakarak gittik. Sihhiye’deki Orduevi’ne yerleştik. Ankara Merkez Komutanı olan kardeşim Tümgeneral Tevfik Türün’le Orduevi’nde buluştuk. Diğer arkadaşlarım da tanıdıkları ile buluşup bilgi toplamaya, nabız yoklamaya çıktılar. Kardeşim durumun gergin olduğunu, yakın garnizonlardan gelmiş eli silahlı bazı subayların karargahlarda dolaştıklarını, bir bekleyiş içinde bulunduklarını söyledi. Kendisinden Orduevi’nde misafir olan bizleri en az bir takımla koruma altına almasını istedim. Bir taraftan da İstanbul’daki Ordu Kurmay Başkanı’yla telefonla konuşarak dikkatli olunmasını, benden şahsen vereceğim emirler dışında, buradan verilecek emirleri hemen icraya koymamasını istedim.”

10 MART’TA HÜKÜMETE MUHTIRA KONUŞULMADI

10 Mart 1971’de Şura Salonu’nda korgeneral ve orgenerallerin katıldığı toplantı gerçekleştirilir. Türün, kuvvet komutanlarının konuşmadığı toplantıda, diğerlerinin ortamın halinden şikayetlerini dile getirdiklerini ama ‘bir darbe yapalım, muhtıra verilsin’ diyen olmadığını da anlatıyor.

Dolayısıyla, 2008 Şubat ayında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizliliği kaldırılan 1969-72 arasındaki belgeleriyle farklılık koyuyor ortaya Türün. Zira o belgelerde, Ankara’daki CIA görevlisi Washington’a ulaştırdığı bilgilerde muhtıranın da o toplantıda kararlaştırıldığını anlatıyordu.

10 Mart’taki konsey toplantısı ile alakalı 17 Nisan 2008 tarihli Radikal Gazetesi’nde imzasız bir haber yayımlanmıştı. Haberde, 1. Ordu Komutanı Faik Türün’ün, Ankara Garnizon Komutanı olan kardeşini arayarak tedbir almasını istediği belirtilerek şu satırlara yer veriliyordu: “Bunun üzerine Ankara garnizonundan askerler gün boyu devam eden toplantı boyunca, daha doğrusu Faik Türün sağ salim dışarı çıkana kadar, Genelkurmay Karargâhı’nı kuşatarak ‘emniyete aldı’lar.” Türün’ün notlarında olmamasına rağmen bu bilgi doğruydu.

Türün, Ankara’da bulunduğu sırada öğrendiği önemli bir haberi de notlara işlemişti: “8 Mart akşamı Hava Kuvvetleri Karargâhı’nda Orgeneral Gürler ve bazı generaller, oradaki hava generalleri ile bir araya gelerek, ertesi günü 9 Mart 1971’de saat 16.00’da yapılacak darbenin 30 Haziran 1971’den daha geç bir tarihe kalmaması kaydıyla ertelemişlerdir. Bu kararın tepkilerini de daha sonra İstanbul’da duyduk. Ertelemeye muhalif olanlar ‘Vay korkaklar, kalleşler’ diyerek direnmeler göstermişlerdir.”

Türün, bu bölümde, 12 Mart Muhtırası’ndan sonra 4 general, 8 albay disiplin kurallarına aykırı hareketleri sebebiyle re’sen emekliye sevk edilirken, aynı suçu işlemiş 5 havacı subaya ise Hava Kuvvetleri Komutanı’nın (Muhsin Batur) sahip çıktığını söylüyor.


9 MART, SAAT 16:05, HÂLÂ DARBEDEN SES YOK

Türün’ün bir başka anısı da eski 27 Mayısçı birisi ile ilgili: “Ülkeler arası bir kara nakliye şirketinin kurucusu. Şirketinin Kızılay yakınındaki merkezinde, müşteri olmayan bazı kimselerle toplantı yaparmış. Ortağı bir emekli albay da ‘Buraya gelen giden müşteriler oluyor. İşlerimizi aksatıyorsun’ dermiş. O da ‘Sen sabırlı ol, seni de düşünüyorum’ dermiş. 9 Mart 1971 günü saat 15.30 sıralarında yine şirket merkezinde bulunuyormuş. Saat 16.00’ya doğru ortağına ‘Radyoyu aç!.. Sana aç diyorum!..’ demiş. Saat 16.05 olmuş. Radyo mutad programına devam edince o da ‘Vay namussuzlar, korkaklar’ diyerek hayıflanmış. Bunun üzerine ‘Ne bekliyordun?’ sorusuna ‘bir askeri darbenin ilanını’ demiş. Soruların devamı üzerine kendisinin yeni kurulacak hükümette Ulaştırma Bakanı olacağını, ‘Ama yalnız demiryolları ve havayolları değil, karayolları ulaştırması da bu bakanlığa bağlı olacaktı. Seni de Kara Ulaştırması Genel Müdürü yapacaktım’ demiş.”


ÇOK ŞÜKÜR MUHTIRA GAYESİNE ULAŞAMADI

Türün, bütün bunlara rağmen, cumhurbaşkanlığına adaylığını koymaya hazırlanan Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Turgut Sunalp aracılığı ile makamını kendisine bırakmak istediğini şifahi bir mesajla ilettiğini de hatıraları arasına almış. Çünkü, 1933 yılında Harp Okulu’ndan mezun olmasına rağmen Kore gazisi olduğundan bir sene kıdem alan Türün, yarbaylıktan itibaren hep 1932’lilerle beraber terfi almış. Ancak, askeri cuntaya karşı mücadelesi onun yolunu tıkamış: “Cuntaya karşı caydırıcı bir tutum içine girmiş olmam aleyhime netice verdi. Üst kademe olan Kara Kuvvetleri Komutanlığı boşalınca Semih Sancar’ı atadılar. Beni yerimde bıraktılar. Puan sıralamasındaki dereceyi hesaba katmadılar.”

Emekli Orgeneral Faik Türün’ün kaleme aldığı anılar “1971, 12 Mart Muhtırası, çok şükür gayesine ulaşamamış, ilk basamak üzerinde tepinip durmuştur.” notuyla son buluyor.


FAİK TÜRÜN KİMDİR?

1913’te Bursa’da doğdu. Harp Okulu’ndan 1933 yılında mezun oldu. 1950’de Muhabere Binbaşı rütbesiyle gönüllü olarak Kore’ye gitti. Ateşkesin sağlandığı 1953 yılına kadar tüm muharebelere katıldı. Kore Gazisi olduğu için bir yıl kıdem aldı. Yarbaylıktan itibaren 1932’lilerle birlikte terfi etti. 1969 yılında orgeneralliğe yükselip 3. Ordu Komutanlığı’na atandı Bir yıl Erzincan’da görev yaptıktan sonra İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığı’na nakledildi. 1971’de 12 Mart Muhtırası verildiğinde 1. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı idi. Muhtıraya giden süreçte cunta ve darbecilerle neredeyse tek başına mücadele etti. Demokratik düzeni savunduğu için, 1969’a kadar generallik rütbesinde bekleme süreleri üçer yıl iken, o yıl dörde çıkarılmasının altında ‘Türün’ün önünü kesme’nin yattığı söylendi.

9 Mart’ta planlanan Marksist darbe girişimi, içlerinde Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür’ün de bulunduğu MİT mensuplarının durumu Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün’e haber vermesiyle akamete uğratıldı. Türün, darbe teşebbüsüne adı karışan tüm devrim yazarlarını Ziverbey Köşkü’nde sorguya çekti.

‘Cuntanın lideri’ gördüğü Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in cumhurbaşkanı olmaması için sonuna kadar mücadele etti (1973). Aynı yıl 1. Ordu Komutanlığı’ndan emekliye ayrıldı.

1975 ara seçimlerinde Adalet Partisi listesinden İstanbul bağımsız senatör adaylığını koydu. 1977’te de AP’den Manisa Milletvekili seçildi. 1980’de, Muhsin Batur ile bir kez daha karşı karşıya geldi. Cumhurbaşkanlığı görev süresi dolan Fahri Korutürk’ün yerine, CHP adayı Batur’a karşı AP adına mücadele verdi. 15 Şubat 2003’te İstanbul’da vefat etti.

ÖNERİLEN YAZILAR