|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
KAPAK

Türkiye'nin yeni nesil imamları

22 Eylül 2008 / NURSEL DILEK
Onlar, şimdiye kadar alışık olduğumuz, hele Türk filmlerinde gördüğümüz imam profilinin çok dışında. Kimisi dört dilde vaaz veriyor, kimisi akademik seviyede hutbe. Doktora yapanı da var, ressam olanı da. Onlar, yeni nesil örnek imamlarımız.
Diyanet İşleri Başkanlığı, din görevlilerinin kullandığı kıyafetlerle ilgili önemli bir adım attı. Cübbe ve fesler artık standart hâle geliyor. Cübbelerde siyah renkten vazgeçilirken, krem rengine dönülüyor. Kıyafetleri ise bir süredir devlet büyüklerinin eşlerini giydiren Ankara Olgunlaşma Enstitüsü hazırlıyor…

Diyanet’in bu küçük adımı bazı basın yayın organlarında ‘devrim’ olarak nitelendirildi. Aslında bu yaklaşım, medyanın bilinçaltındaki ‘imam-müftü imajı’nı ele veriyor. Üstelik aynı elin kendi ideolojik bakışıyla oluşturduğu bir imaj. Türk sinemasında yıllar boyu çizilen ‘kara cübbeli, kirli sakallı, dar görüşlü imam profili’ kafalara kazınmak istendi. Keçisi çalınan müftünün durumu basında, ‘Müftü keçi çaldı’ diye aktarıldı. Elbette gerçek böyle değildi. Ama bu yayınlar kamuoyunda etkili oldu. Cami cemaati arkasında saf tuttuğu kişiyi tanısa da, sokaktaki insan imamlara hep mesafeli durdu…

“Ölümü, ölüyü, cenazeyi değil, insanlar beni görünce hayatı hatırlamalı. Bana ölüme bakar gibi değil, hayata bakar gibi bakmalı…” Sitem kokan bu sözler de, sokaktan nasıl görüldüğünü bilen bir imama ait. Türkiye’nin en büyük camilerinden Kocatepe Camii’nin imam hatibi Kadir Temel’e. Belli ki, Kadir Hoca ölüm ve cenaze gibi işler dışında pek hatırlanmamaktan yakınıyor. İkinci cümlesi çok önemli; çünkü içinde hayat geçiyor. Yani Kadir Hoca diyor ki, “Biz aslında hayatın tam içindeyiz. Siz ne kadar içindeyseniz o kadar içinde.” Hatta bir adım daha atalım; tahmin edemediğimiz kadar hayatın içinde olan imamlarımız var. İşte bu dosya, son cümlenin ne anlama geldiğini anlatıyor.

KARAPÜRÇEK’İN DOKTORALI İMAMI

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son yıllarda en fazla üzerinde durduğu husus din görevlilerinin eğitim durumu. Nihai hedef, imamların tamamını üniversiteli yapmak. 1980-1990 yılları arasında camilerin yüzde 80’inde imam hatip lisesi mezunları görev yapıyordu. 2007 istatistiklerine göre, vazife başında olan imam sayısı 60 bin. Bunun 4 bin 248’i yükseköğretim (Yüksek İslam Enstitüsü, İlahiyat ve İslami İlimler Fakültesi) mezunu, 774’ü lisansüstü eğitim almış. 176 din görevlisi de doktorasına devam ediyor.

Doktora yapan imamlardan biri Ankara’nın Karapürçek ilçesindeki Hz. Yakup Camii İmam Hatibi Fethullah Yılmaz. 2002’de ilk olarak Nallıhan Alan Köyü Camii’nde göreve başlamış. 2,5 yıldır da Hz. Yakup Camii’nde görevli. Cemaatinin 3-5 kişiyi geçmediğini belirtiyor. Cuma namazlarında ise 10’u buluyormuş. Cemaat doktora yaptığını biliyormuş, hatta bazısı “Doktor mu olacaksın? Hastalara mı bakacaksın?” diye soruyormuş. 9 Eylül İlahiyat Fakültesi mezunu Yılmaz, doktorasını Ankara İlahiyat’ta sürdürüyor, konusu ise “İslam Hukuku’nda Araçlar ve Amaçlar”. Bu yıl bitirme sınavları sonunda doktoralı imamlarımız arasında yer alacak. Peki doktora yapan bir imam neden 3-5 kişilik cemaati olan bir camide görevli? Diyanet’e göre bu durum, ‘tayinlerin suiistimal edilmemesi ilkesi’nden kaynaklanıyor. Yani doktoralı imamın ‘köylüsü’, ‘şehirlisi’ yok. Toplumsal geçişkenliğin sağlanması gerekiyor. Ancak yine de bu seviyede imamlar için ulaşım kolaylığı, teşvik ödülleri gibi şartların hazırlanması gerekiyor.

Yılmaz gibi yüksek lisans ve doktora yapan imam sayısı oldukça fazla. Örneğin yüksek lisans yapmış 634, doktorasını tamamlamış 117 imam var. Hâlen 526 imam yüksek lisans, 176 imam da doktora yapıyor.

TOKYO’DAN BRÜKSEL’E 1377 KÜRESEL İMAM

Diyanet İşleri Başkanlığı Türk vatandaşlarının yoğun olduğu birçok ülkeye de din görevlisi gönderiyor. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın dinî konulardaki ihtiyacını karşılamak üzere 1377 görevli hizmet veriyor. Tıpkı üç yıl önce Japonya’ya gönderilen Ensari Yentürk gibi. Dünyanın en kalabalık şehirlerinden 35 milyon nüfuslu Tokyo’da görev yapan Yentürk, dört dilde hutbe veren tek imam hatip. Japonca, Arapça, İngilizce ve Türkçe okuduğu hutbelerle örnek gösteriliyor.

Ensari Hoca’nın hayat hikâyesi de oldukça ilginç. Eskişehir İmam Hatip Lisesi mezunu. Lise yıllarında Arapça öğretmeni olmaya karar verir. 9 Eylül İlahiyat’ta okurken din görevlisi olarak çalışmaya başlar. Bir taraftan da yüksek lisansa hazırlık amacıyla İngilizce kurslarına katılır. Arapça ve İngilizceyi kurslarda öğrenir. Altı yıl boyunca İzmir’in çeşitli camilerinde imam hatiplik yapar. Yurtdışı sınavını kazanınca Tokyo Camii İmam Hatibi olarak gönderilir. Japonya’ya gider gitmez, bir dil kursuna kayıt yaptırır. Haftada 20 saat Japonca çalışır. 1,5 yıl sonunda konuşma seviyesine gelir. Yurtdışından sorumlu Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez’den de teşvik görür: “Japonca hutbe okuyacağımı hiç tahmin etmiyordum; ama Mehmet Hoca her aradığında ‘Ne zaman okuyacaksın?’ diye soruyordu.” Kendisini hazır hissettiği bir gün karar verir Japonca hutbe okumaya. O gün bugündür Tokyo Camii’nde Japonca hutbe okunuyor. Camiye gelen misafirlere hem İslamiyet anlatılıyor hem de Türkiye hakkında bilgi veriliyor.

HER AY ÜÇ JAPON MÜSLÜMAN OLUYOR

600 kişilik Tokyo Camii’ne cumaları, (20 kadarı Japon) 400 kişi geliyor. Ensari Hoca, her ay ortalama üç Japon’un Müslüman olduğunu müjdeliyor. Bu konuda kadınlar erkeklerden öndeymiş. Japonların merak ettikleri konuların başında ise ‘İslam ve terör’ ile Türklerin içki içmemesi ve domuz eti yememesi geliyor. Yentürk’ün vurguladığı bir başka konu din görevlilerine Türkiye’de olduğundan daha fazla hürmet gösterilmesi: “İmamlar ‘bir karış sakallı, cübbe ve sarıkla gezen, yaşını başını almış insanlar’ olarak algılanıyor. Beni görünce şaşırıyorlar. Böyle bir imaj oluşsa da din adamlarına oldukça saygılılar.”

3,5 yıldır bulunduğu Tokyo’da Yentürk’ü en çok duygulandıran olay 2 ay önce yaşanmış. Japon bir bayan Müslüman olduktan kısa süre sonra anne ve babasını Ensari Hoca’nın yanına getirmiş. Anlatılanlardan etkilenen aile birkaç gün sonra Müslüman olmuş. Ancak bir ay sonra kızın annesi kanserden vefat etmiş: “Özellikle cuma günü bu camiden cenazesinin kalkması ve 300 kişilik bir cemaatin cenaze namazını kılması en fazla etkilendiğim olaydı.”

Diyanet’in yurtdışında görev yapan bin 377 personeli içinde en fazla din görevlisi Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde. Türk nüfusunun yoğun yaşadığı Almanya’da 763 din görevlisi, 13 ataşe, 1 de müşavir bulunuyor. Bunların dışında, Fransa’da 141, Hollanda’da 127, Avusturya’da 57, Danimarka’da 26 din görevlimiz var. AB’nin başkenti Brüksel’de Diyanet’e bağlı 4, Belçika’nın kalan bölümlerinde ise 63 cami var. Tamamında Türkiye’den giden imamlar görev yapıyor.

Ali Gün, AB sınırları içindeki din görevlilerimizden. 4,5 yıldır Brüksel’de. 2,5 yıl Moenbeek Mevlana Camii İmam Hatibi olarak çalışan Gün, şimdi Brüksel Din Hizmetleri Müşavir Vekili. İmam hatiplik sınavlarına girerek başarılı olan Gün’ün ilk görev yeri Elazığ’ın Hal köyü. Yaklaşık 23 yıl Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde imamlık yapan Ali Hoca, geçici görevle Avusturya’ya gönderilmiş. Girdiği yurtdışı sınavını kazanınca 2004’te Brüksel’e tayin edilmiş.

Ali Bey de Ensari Hoca gibi yurtdışında imam hatibe bakışın çok farklı olduğu görüşünde. Dışarıda daha fazla itibar gördüklerini anlatıyor: “Burada eyalet polisi, bakan, belediye başkanı dâhil herkes ‘imam görüşmek istiyor’ dendiğinde çok büyük bir saygıyla karşılıyor sizi. Batı’nın din adamına bakışı çok farklı, beklentileri yüksek.”

“TÜRKİYE’DEN ÖNCE AB’YE GİRDİK!”

AB sınırlarındaki imam hatiplerden bir diğeri Mehmet Karakoyun. Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazanmış. Ancak kardeşi de Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı’nı kazanınca okuma hakkını ona vermiş. Çünkü ailesinin maddi imkânı ikisini birden okutmaya yetmemiş. Bunun üzerine imam hatiplik sınavına girer ve kazanır. Karakoyun’un ilk görev yeri Bolu. 15 yıl görev yaptığı Bolu’da Açıköğretim Fakültesi İşletme Bölümü’nü bitirir. Ardından Yüksek İhtisas Kursu’nda 2,5 yıl eğitim alır. Eğitimini ve mesleğini bir arada yürüten Karakoyun, görevde yükselme sınavını kazanarak Elazığ Alacakaya ilçesine müftü tayin edilir. 1995’te çıkan öğrenci affından da yararlanarak, yıllar önce gidemediği Selçuk Üniversitesi İlahiyat’ı bitirir. Mehmet Hoca, yurtdışı sınavını kazanınca da kendini Brüksel’de bulur. İmam hatipte Fransızca dil eğitimi aldığı için kendini şanslı hissediyor. Bu yüzden Fransızcasını geliştiriyor. 2,5 yıldır Brüksel Saint Nikolas-Kanuni Sultan Süleyman Camii imamı. Karakoyun, Avrupalıların İslamiyet’i medyadan duyduğu kadarıyla bildiğini vurguluyor. Özellikle kadın ve terörle ilgili sorular aldığını belirtiyor. Yurtdışında görev yapan din görevlilerinin sadece imamlık yapmadığını anlatırken, “Biz burada hem imam hatibiz, hem psikolojik danışmanız, hem sosyoloğuz hem de gurbetçilerin Türkiye’yle bağıyız.” diyor.

Mehmet Bey’in farklı bir özelliği daha var. Yıllar önce başladığı kaval merakı Konya’da görev yaptığı yıllarda ney’e dönüşmüş. Şu sıralar vaktinin bir bölümünü ney üflemeye ayırıyor.

BAŞBAKANLIĞIN İKİ DİL BİLEN İMAMI

Bir başka başarılı imam portresi Türkiye’nin en önemli kurumunda görevli Kamil Şatır. 2,5 yıldır Başbakanlık’ta imam hatiplik yapıyor. İngilizce ve Arapça bilen Kamil Bey, ailedeki altıncı kuşak imam. Çocukluğunda öğretmen olmak istemiş; ancak ortaokuldan sonra ailenin yönlendirmesiyle imam hatibe kaydolur. Dört yıl yatılı okuduğu Manisa’da dönemin vaizlerinden çok etkilenir. İzmir Kemeraltı ve Kestanepazarı vaazlarını dinlemek onun için dönüm noktası olur. Ankara İlahiyat Fakültesi’ni kazanınca da hem okuyup hem imamlık yapar. 3,5 yıl sonra bu görevden ayrılır. Özel bir şirkette çalışırken yurtdışına gitme fikri doğar. Bir süre İngilizce dersi alır ve Filipinler’e gider. Burada kaldığı 4 yıl zarfında İngilizcesini geliştirir. Hatta İngilizce vaaz, konferans ve sohbetlere başlar. 38 yaşından sonra öğrendiği İngilizce ona çok farklı dünyaların kapısını aralar.

Dil eğitimi sevdasıyla başlayan bu yeni hayat, onu Amerika yollarına düşürür. Orada yaşadığı bir hatıra ise İslam’ı anlatmada yabancı dilin ne kadar önemli olduğunu gösterir: “Amerika’da bir vakıfta çalışıyordum. Ramazanda komşu kiliseleri iftara davet ettik. Kiliselerden birinin başpapazı, davetin sebebini sordu. Bizim için bu ayın kutsal olduğunu söyledim. Papaz, ‘bunu yüz yüze konuşalım’ diyerek yanıma geldi. 11 Eylül saldırıları o sıralar tazeliğini koruduğu için papaz arkadaşlarının davete icabet etmek istemeyeceğini söyledi. Bizim kiliseye gelmemizi istedi. Biz de kabul ettik ve kilisenin cemaatiyle iftar yaptık. Yemekten sonra papaz birkaç soru sordu. Derken, söz Hz. İsa’ya geldi. Biz, Müslümanlıkta, Hz. İsa’nın Allah tarafından gönderilen büyük peygamberler arasında yer aldığını, Hz. Meryem’in kutsal sayıldığını, Kuran’ı Kerim’de zikredildiğini anlattık. Orada bulunan bayan hocalardan biri Hz. Meryem’le ilgili ayetleri, Hz. İsa’nın dünyaya gelme mucizesini İngilizceye tercüme etti. Hz. Meryem ve Hz. İsa’nın Kuran’ı Kerim’de geçiyor olması, dinleyenleri çok etkiledi. Şaşkınlıkla papaza dönerek, ‘Sen bize neden bunu daha önce anlatmadın?’ diye sordular. Papaz ise ‘Özür diliyorum; ama ben de böyle olduğunu bilmiyordum’ diye cevap verdi.”

Kamil Hoca, aynı zamanda musiki ile de ilgileniyor. Çocukluğundan itibaren bir müzik aleti çalmaya merak salmış. Ancak o zamanlar böyle şeyler ‘günah’ olarak algılanıyormuş. İçinde kalan ukdeyi gerçekleştiremese de Çankaya Halk Eğitim’in açtığı tasavvuf musikisi kursuna katılmış. Kur’an-ı Kerim’i daha güzel okumak için kursa gittiğini belirtiyor: “Başbakanlık’ta her gün öğle namazından sonra farklı makamlarda Kur’an-ı Kerim’den Aşr-ı Şerif okurum ki, sıkılmasınlar. Musiki bilginizi ve ses renginizi kullanmanız cemaat için önemli olabiliyor.”

BEYLERBEYİ’NDE SİNEMA MEZUNU BİR İMAM

Yeni nesil imamlardan biri de İstanbul’un 230 yıllık Beylerbeyi Camii’nde görevli Ramazan Kutlu. Hamid-i Evvel diye de bilinen cami Boğaz’ın Anadolu yakasında. Ramazan Hoca’yla caminin Boğaz’a nazır bahçesinde konuşuyoruz. Oldukça renkli bir kişilik, birçok işte çalışmış. Parkecilik, kuyumculuk, mimarlık, dekoratörlük bunlardan bazıları… Hem hukuk, hem de radyo TV-sinema bölümünü bitirmiş. Üstelik mesleğe başladığı yıllarda imam hatipliği ve Marmara Güzel Sanatlar Bölümü’ndeki eğitimini birlikte sürdürmüş. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni tercih edecekken yanlışlıkla Adalet Meslek Yüksek Okulu’nu işaretlemiş. İki yıl bu bölümü okuduktan sonra imam hatiplik sınavına girmiş ve kazanmış. İlk görev yeri Kartal Gümüşpınar Yenievler Camii. İmamlık görevini sürdürürken güzel sanatlara olan merakı da artar. 2500 kişinin girdiği sınavda ilk 250’ye kalarak güzel sanatlar bölümüne kaydolur. Hem okulu hem imamlığı bir arada sürdürür: “Öğleni kıldırıp okula gidiyordum. Sonra ikindiyi kıldırmak için geri gelip yine okula dönüyordum.” Kutlu, okulda kısa film de çeker, figüranlık da yapar. Ancak kendisine uymayan sahnelerde oynamaz. Sadece bölüm başkanı bilir imam olduğunu. Ona da cuma namazı kıldırmak için anlatmıştır. Cemaat tarafından takdirle karşılanır. Kimi zaman okula gidecek yol parasını bile cemaat verir borç olarak.

YAŞAR KEMAL’İ ŞAŞIRTAN İMAM

16 yıl Kartal’da görev yapan Kutlu, Beylerbeyi Camii’ne gelmek için imtihandan geçer ve başarılı olur. Yedi yıldır hem Beylerbeyi esnafıyla hem de burada yaşayan ünlülerle iç içe. Sadece mihrabın adamı değil, esnafın da ‘Ramazan abisi.’ Camiye gelenler arasında Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kurtlar Vadisi dizisinin oyuncuları, Koç, Demirel ve Sabancı ailesi mensupları da var. Ramazan Bey’in Beylerbeyi’nde yaşadığı en ilginç hatıra yazar Yaşar Kemal’le ilgili. Bir gün caminin yakınındaki lokantada otururken görür Kemal’i. Yanına giderek romanlarını okuduğu isimle tanışır. Caminin imamı olduğunu, sadece tanışmak istediğini söyleyip kalkar. Yaşar Kemal şaşkınlıkla etrafındakilere “Bir imam geldi, benimle tanışıp gitti.” der. Başka bir gün ikili yine karşılaşır. Bu kez Kemal Ramazan Hoca’nın yanına gelir ve “Ya hocaefendi sen beni şaşırtıyorsun. Manken gibi adamsın. Bizim alıştığımız sarıklı cübbeli imam nerede?!” diye sorar. Ramazan Bey’in cevabı manidardır: “O sadece filmlerde olur.”

Hocanın bir diğer özelliği Türkiye’de ilk defa bir dizide ‘gerçek imam’ olarak rol alması. Aliye dizisinde cenaze namazını kıldırmak için rol alan Kutlu, “Keşke yıllarca gerçek imam hatiplerimiz rol alsaydı, bu meslek yanlış tanıtılmasaydı.” diyor. Ayrıca vakit buldukça musiki cemiyetlerine gidiyor. Ancak imam hatiplik denildiğinde onun için akan sular duruyor. Ona göre imam, yeri geldiğinde psikolog, yeri geldiğinde sosyolog: “Biz her şeyden önce toplum önderiyiz. Ben bu mihrabın adamıyım. Birilerinin bu mihraplarda görev yapması lazım. Bir daha dünyaya gelsem yine bu kapının bekçiliğini yaparım.”

‘NE RESİMDEN NE İMAMLIKTAN VAZGEÇERİM’

Ankara Keçiören’deki Gülbaba Camii’nde de alışık olmadığımız bir imam var. Caminin alt katı bir resim atölyesi. İlginç portre ve yağlı boya tablolarla dolu. Tabloların sahibi cami imamı Recai Özsoy. 20 yıldır resme gönül vermiş bir din görevlisi o. Şimdiye kadar binin üzerinde çalışma yapmış. Recai Hoca, tuvalin önüne geçiyor, fırçasını eline alıyor, resmini çiziyor. Namaz vakti gelince abdestini alıp ezanı okuyor, namazı kıldırıyor. Sonra caminin alt katındaki atölyesine dönüyor. Resmine kaldığı yerden devam ediyor. Minber ve tual; aynı gönülde kesişiyor. Özsoy’un resme olan ilgisi lise yıllarında başlamış. Öğretmen ve arkadaşlarının resmini çizerek geliştirmiş yeteneğini. Okul müdürünün dikkatini çekince, okulun duvarlarını onun resimleri süslemeye başlamış.

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANI DA RESMEDECEK

Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmış; ancak ailesinin evlilik konusundaki ısrarı sonucu 15 gün sonra okuldan ayrılmak zorunda kalmış. Ardından girdiği imam hatiplik sınavını kazanan Özsoy, Bilecik’in bir köyüne tayin edilmiş. Burada evinde yaptığı resimlere yer bulamayınca köy meydanına taşımış. Köylüler de destek vermiş. Dönemin valisinden alay komutanına kadar hepsinin portresini çizmiş. Bir süre sonra tayini memleketi Haymana’ya çıkmış. Ancak köy ahalisi de cemaat de bu durumdan pek hoşlanmamış. Hatta evdeki tabloları gören bazı kişiler, “Nereden alıyorsun bunları, günah değil mi?” diye sormuş. Bu süreçte Recai Hoca’nın ünü Diyanet camiasında yayılmış. O yıllarda eski Başkan Mehmet Nuri Yılmaz’a geçen sene ise Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’na portresini hediye etmiş. Bugünlerde Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın portrelerini çalışıyor. Tabloların çoğunu satarak gelirini hayır işlerine harcıyor. Recai Bey, caminin altındaki atölyeye cemaatten merak edip gelenlerin olduğunu da aktarıyor: “Bazıları tepki gösteriyor, bazıları ise hayran kalıyor. Onlara da öğretiyorum; ama devam eden pek olmuyor. Resim yaparken de ezan okurken de zevk alıyorum. Önemli olan niyetlerimiz.”

Bundan üç yıl önce vizyona giren ‘The İmam’ filmi imam hatip liseli gencin çelişki dolu hayatını anlatıyordu. ‘Çağdaş Türkiye’de kendisine yer bulabilmek için imam hatipli olduğunu saklaması, ismini değiştirmesi; ama İslami kurallara riayet etmekten vazgeçmemesiydi imamın yaşadıkları. Türk sinemasında yıllarca şahit olduğumuz aynı tarz imam karakteri ilk kez değişmişti bu filmle. Aslında biz de gördük ki onlar çoktan değişmiş. Artık sadece kürsüde ve minberde değil; hayatın her alanında öne çıkıyorlar…



SELÂTİN CAMİLERDE BÜYÜYEN BESTEKÂR İMAM HALİL NECİPOĞLU

‘Bu meslekte olmak benim için bir bahtiyarlık’ diyerek söze başlıyor, imam Halil Necipoğlu. Babası İstanbul’un en önemli camilerinde görev yapmış bir isim. İstanbul’un selâtin camilerinde (Süleymaniye, Sultanahmet, Beyazıt) geçmiş çocukluğu. Dolayısıyla bu minarelerin gölgesinde büyüdüğünü söylüyor. Diğer imam hatiplerin aksine o çocukluktan beri bu mesleği hayal edenlerden: “Şadırvanlarında çok abdest aldım. Mihrabında minberinde olmak için hayal kurdum, dualar ettim.” Necipoğlu, birçok ünlü hafızdan talim ve tecvit dersleri almış. Onların Kur’an tilavetini, musiki meşklerini dinlemiş; o sesleri kulağına yerleştirmiş yıllarca.

Necipoğlu’nun en önemli özelliği müziğe olan merakı. Üç yıl Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde solfej, usul ve repertuar dersleri almış. 1996’da Kudsi Erguner’le tanışan Necipoğlu, onun İstanbul Müezzinleri Topluluğu’na girmiş. Makam bilgisi ve sesinin genişliğiyle Türkiye’de son yıllarda terk edilen gazel formunun tekrar gündeme gelmesi için çalışmalar yapan Halil Bey’in 2005’te çıkardığı Camideki Adam isimli bir de kaseti var.



KÜRSÜYÜ BİLİM DÜNYASINA AÇAN İMAM: AHMET YÜTER



Ahmet Yüter, 25 yıllık imam hatip. 6 yıla yakın Amasya Merzifon’da görev yaptı. 1991’den bu yana Teknik Oto Sanayi Sitesi Topkapı Çinili Cami İmamı. Onu farklı imam profilleri arasına yerleştiren en önemli unsur, düzenlediği konferanslar dizisi. Her cuma namazdan önce bilim dünyasının önde gelen isimlerini cemaatle buluşturan Yüter, Asr-ı Saadet döneminde yapılanı bugün hayata geçirdiklerini belirtiyor. Yüter’in bu projesi 14 yıl önce tarihçi Prof. Dr. Mim Kemal Öke ile tanışmasıyla başlamış. Cami cemaatinin isteği ve ihtiyacı doğrultusunda Öke’ye ‘Sizi kürsümüzde görmek isteriz’ deyince kürsü akademisyenlere açılmış. 14 yıldır da her cuma Çinili Cami, alanında uzmanlaşmış isimlere yer veriyor. Ahmet Yüksel Özemre, Hekimoğlu İsmail, Mustafa Yazgan, Sabahattin Zaim, Yavuz Bülent Bakiler, Ahmet Mete Işıkara, Ahmet Ercan kürsüde konferans veren isimlerden bazıları. Gelecek aylarda ise İlber Ortaylı konferans verecek.

Yüter, kürsüye davet edeceği isimleri kendisi belirliyor. Kimi zaman gündemdeki konulara, kimi zaman cemaatin ihtiyacına göre çağırıyor. Ama artık kendisinin değil, hocaların gelip kürsüde konferans vermek için aradıklarını söylüyor. Yaptığı çalışma cami cemaatinin de artmasına sebep olmuş. 1200 kişilik cami, şimdi 3 bin kişiye hitap ediyor. Konferansa gelen kişilerin 40-50 dakikalık konuşmalarını kayda alan Yüter, bunları üç cilt hâline getirmiş: Aydınlar Geçidi, Aydınlardan Damlalar, Aydınlar Zirvesi. Yüter, bu eserleri kısa süre sonra ‘Aydınlar Cami’de’ adı altında tek kitapta toplayacağını aktarıyor. Bu çalışmalarından dolayı dört yıl önce Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Yüter’e fair play ödülü vermiş.



İMAM HATİPLERİN VASIFLARI

Yabancı dil bilen din görevlileri

Almanca 13

Arapça 372

Farsça 5

Fransızca 2

İngilizce 42

Lisansüstü eğitim durumu

Yüksek lisans Doktora Doçent Prof.

Bitiren 634 117 10 13

Devam eden 526 176 2 1

Eğitim durumu

Dinî yükseköğrenim : 687

Dört yıllık yükseköğrenim : 4248

Üç yıllık yükseköğrenim : 26

İki yıllık: 13.494

İki yıllık dinî yükseköğrenim :9921

İmam hatip lisesi: 28.875

Lise ve dengi : 75

Ortaokul : 221

İlkokul :94



MALATYA’NIN ŞEKER HOCASI


Malatya Şeker Camii İmam Hatibi Celal Tilgen, ilginç fikirleriyle diğer imam hatiplere fark atıyor. 30 yıldır görev yaptığı caminin ismiyle anılan Tilgen, Malatya’nın ‘Şeker Hoca’sı. Bu lakabı cemaate ve camiye borçlu olduğunu söylüyor. Ona göre cemaat de şeker, cami de. “Hâl böyle olunca hoca niye şeker olmasın ki?” diyor. Basın yayın mezunu olan, hastalık bulaşmasın diye cemaate galoş giydiren Tilgen, yaşını soranlara ‘52 modelim’ diyor. İslamiyet’in yeniliklere açık olduğunu belirten Şeker Hoca, hutbelerinde teknolojiden de faydalanıyor. Dört yıldır vaaz verirken laptopu önünde açık duruyor. Onun teknoloji merakının altında yatan önemli bir isim var: 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal. İlk defa bilgisayarı Özal’da gördüğünü belirten Tilgen, onun sayesinde bilgisayar kullanmayı öğrenmiş. Özal’la tanışması ise hayli ilginç: “Turgut Özal, kayısı festivaline gelmişti. Sabah ezanını okumaya gittiğimde kapıda bir karartı gördüm. Bir baktım Başbakanımız Turgut Bey. Beraber namaz kıldık ve beni annesi Hafize Hanım’la tanıştırdı.” Şeker Hoca, Turgut Özal’ın isteği üzerine de uzun süre Özal ailesinin imamlığını yapmış.



DİYANET’TEN 2010 VİZYONU

Diyanet İşleri Başkanlığı, imamların eğitim düzeyini yükseltmeye önem verirken bir taraftan da camia için yeni vizyon planlıyor. Din görevlileri ve dinî mekânları kapsayan çalışma 2010 yılında uygulamaya geçecek. Din hizmetlerinin toplumun her kesimine ulaştırılması amacını taşıyan vizyonun ayrıntıları ‘2009-2013 Stratejik Plan Taslağı’ndan yer alıyor. Buna göre, pilot uygulamayla 200 camide kütüphane, çay ocağı, derslik ve çok amaçlı salon açılacak. 2010 vizyonuyla ilgili bazı uygulamalar şöyle olacak:


• Diyanet, uygun camilerde bilgisayar teknolojisinden yararlanılmasını sağlayacak.

• Tarihî ve turistik camilerde ibadet ve ziyaretler yoğunlaştırılacak. Ziyaretçiler için hediyeler hazırlanacak.

• 2011 yılında işe alınacak personelin yüzde 50’si dinî yükseköğrenimli, yüzde 2,4’ü de lisansüstü eğitimli olacak.

• Camilerde cemaatin namaz dışında da vakit geçirebileceği ortamlar oluşturulacak.

• Sosyal aktivitelerin artması amacıyla sosyal ve kültürel içerikli programlar düzenlenecek.

• Kadın din görevlileri için yurtdışı hizmetin cazip hâle getirilmesi sağlanacak.

• Yurtdışına gidecek personel için hazırlık kursları verilecek.

• Beyin ölümü, ötanazi ve sakat ceninin alınması konusunda araştırma yapılacak.

• Cemaatin memnuniyeti anketlerle ölçülecek.

• Personele yabancı dil kursları düzenlenecek.