|  
  |  
  |  
  |  
  |  
 
Ana Sayfa
  |  
Dosyalar
  |  
Kara Kutu
  |  
Ekonomi
  |  
Spor
  |  
Kültür Sanat
  |  
Teknoloji
  |  
Diraksiyon
  |  
 
DOSYALAR

İsrail'in 'acımasız' askerleri: Falaşalar

19 Ocak 2009 / MESUT ÇEVIKALP
İsrail’in öncü birliklerinde yer alan ‘Zenci Yahudiler (Falaşalar)’ Gazze’de de kendilerini gösterdi. İsrail’de üçüncü sınıf vatandaş gözüyle bakılan Falaşalar, Filistinlilere karşı acımasız tavırlarıyla biliniyor.
Gazze’de akan kan ve gözyaşı henüz dinmiş değil. 27 Aralık’ta ağır hava bombardımanıyla başlayan, kara ordusunun 3 Ocak’ta Gazze’ye girişi ve tank-top atışlarıyla genişleyen saldırıda bugüne kadar binin üzerinde Filistinli hayatını kaybetti, 4500’den fazlası da yaralandı. İsrail’in üçüncü aşama olarak Gazze’deki yoğun nüfuslu yerleşim bölgelerine girip ‘militanları etkisizleştirme’ye çalışması hâlinde Filistinli kayıpların katlanarak artmasından endişe ediliyor. Gazze çemberini daha da daraltan Tel Aviv’in bu yöndeki muhtemel adımının, cılız ateşkes çabalarını da akim bırakacağı öngörülüyor.

2006’daki Hizbullah savaşından çıkardığı ‘dersleri’ Gazze saldırısında uyguladığı gözlenen İsrail, asimetrik unsurları kullanacak olan Hamas’a hedef olmamak için bölgeyi hava, kara ve denizden ağır bombardımana tutma yolunu tercih etti. Bir haftayı aşan bombardımanın ardından Gazze içlerine seçilmiş özel timlerle giren İsrail ordusu, önceden belirlenen hedefleri etkisiz hâle getiriyor. Seçkin birliklerin Gazze’nin kuzeyi ile güneyini birbirinden ayıran bir hat oluşturmaya çalıştığı ifade ediliyor. Sınırlı da olsa Gazze’ye giren birliklerden gelen görüntülerdeki bir detay bizi bu haberi hazırlamaya itti. 3 Ocak’tan itibaren saldırının ikinci aşaması olarak başlatılan kara harekâtı kapsamında Gazze’ye giren seçkin İsrail birliklerinde yer alan askerlerden bazıları ‘zenci’ydi. Gazze’nin iç kısımlarına giren bu askerler görünüşleri itibariyle paralı askerleri andırıyordu. İsrail üniformalı bu Afrikalı askerler de nereden çıkmıştı?

‘Zenci Yahudiler’ olarak bilinen, kökenleri Etiyopya’ya dayanan bu askerler, ‘Falaşa’ veya ‘Beta İsrael’ olarak adlandırılıyor. Etiyopya’dan İsrail’e getirilen Yahudilerin bir kolunu oluşturuyorlar. Sonradan vatandaşlığa da kabul edilen Falaşalar, yaşları geldiğinde orduya dâhil oluyor, diğerleri gibi üç yıl boyunca İsrail için askerlik yapıyorlar. 2006’da Hizbulah’a karşı savaşan birliklerde de görev alan bu askerlerden bir kısmı gönüllü olarak orduya intisap edip seçkin birliklerde (vurucu timlerde) görev alıyor. Gazze saldırısında da ön saflarda yer alan Falaşalar, Filistinlilere göre beyaz İsraillilerden daha acımasız ve tehlikeli. Devletin planlı bir uygulamasından dolayı daha çok gettolarda, riskli bölgeler ile işgal edilen Filistin topraklarında kurulan çiftliklerde yaşıyorlar. Çoğu işsiz ve eğitimsiz olan Falaşalar, toplumun en sorunlu kesimi olarak öne çıkıyor. İsrail hapishanelerinde cinayet suçundan yatanların yaklaşık yüzde 20’si de Falaşa. Peki, kim bu Falaşalar? Etiyopya’dan İsrail’e nasıl ve neden geldiler? Neden bu kadar gaddarlar?

Etiyopyalı Falaşaların Yahudi olduğunu, 1862’de bölgede yürüttüğü bir çalışma sırasında Falaşalarla karşılaşan Sorbonne Üniversitesi’nden Profesör Joseph Halevi ortaya koyar. Falaşalar ile Yahudiler arasındaki benzer kelime ve dinî törenlerden yola çıkan Halevi, araştırmalarını derinleştirir ve bazı yerel kabile kültürü doneleri görülse de Falaşaların Yahudi dinine bağlı olduklarını ispatlar. Halevi’nin çalışması bir ilk niteliğinde olsa da gerisi gelir, birçok Yahudi bilim adamı bu siyah Yahudiler üzerine çalışmalarda bulunur. Ancak Avrupalı Yahudiler o dönemde bu bilimsel ispatları kabul etmez ve siyah Yahudileri kendinden saymaz. Hahamlar aynı zamanda bir ırk olan Yahudiliğin beyazlar üzerinde ilerlediği yönünde fetvalar da verir. 1920’ye kadar Avrupalı Yahudiler (Seferadlar) Falaşalarla temasa geçmekten kaçınır. Ancak bu dönemde ortaya çıkan ‘ayrı devret’ fikri ve Siyonizm’in etkisiyle Falaşalar Yahudi sayılmaya başlanır. 1970’lerde az sayıdaki Falaşa göçleri, 1973’te bir Sefarad hahambaşının Falaşaları Yahudi olarak gördüğünü açıklamasıyla artar. Daha sonra İsrail Yüksek Mahkemesi’nden çıkarılan bir kararla bu insanların Yahudilikleri resmiyete geçirilir. Ancak bugün bile İsrailliler arasında Falaşaların Yahudi olmadığını, onlara Yahudi kimliğinin nüfus ve ucuz işgücü politikaları sonucu verildiğini söyleyenlere rastlamak mümkün.

İSRAİL FALAŞALARA NEDEN SAHİP ÇIKTI?

Falaşaların İsrail’e göçü, Etiyopya’da 1970’lerde patlak veren iç savaşla artar. Canlarını kurtarmak, daha iyi bir yaşama kavuşmak amacıyla İsrail’den yardım isterler bu dönemde. Filistinlilere karşı nüfusunu artırmak isteyen İsrail için de bulunmaz bir fırsattır bu. 1977’den itibaren deniz ve havayoluyla İsrail’e taşınmaya başlar Falaşalar. İlk kapsamlı taşıma ise ABD’nin de desteğiyle 1984’de yapılır ve Musa adı verilen bu operasyonda bir gecede uçaklarla 10 binlercesi ‘vadedilen topraklara’ götürülür. 1990’lara gelindiğinde işgal edilen Filistin topraklarına 40 bin Falaşa yerleştirilmiştir. Ancak yeterli değildir. 1991’de de Süleyman operasyonuyla 15 bin Falaşa bir gecede Adis Ababa’dan Tel Aviv’e taşınır. Başbakanlığı döneminde Ariel Şaron da 20 bin Falaşa’yı seçim vaadi olarak ülkeye taşır.

Bugün dünya üzerindeki yaklaşık 200 bin Falaşa’nın yaklaşık 110 bini İsrail’de yaşıyor. 60 bini de Etiyopya ve civarındaki ülkelerde. Geri kalanları dünyaya yayılmış durumda. Bugün hâlâ Etiyopya’dakilerin derdi İsrail’e gidebilmek. Ancak bu artık o kadar kolay değil. Daha İsrail’e götürülenler topluma adapte olamamışken yenilerine ne devlet ne de beyaz İsraillilerin büyük bir kısmı sıcak bakıyor.

İsrail, Etiyopya'daki Yahudileri göçe teşvik edip ülkesine taşıdı ama onlara iyi bir gelecek hazırlayamadı. Umduklarının hiçbirini bulamadılar Etiyopyalı Yahudiler. Bugün yüzde 70’i okuma yazma bilmiyor ve sınır bölgelerindeki getto veya çiftliklerde toplumdan soyutlanmış bir şekilde yaşıyor. Okullar başta olmak üzere sosyal hayatın genelinde bir ayrımcılığa uğradıklarını söylüyorlar. Hatta Ortadoğu’dan göçen Yahudilerden (Mizrahimler) bile aşağı görüldüklerini düşünüyorlar. Kendilerine iş verilmediğini, güven duyulmadığını vurguluyorlar. Yapılan araştırmalar da onları doğruluyor; bugün hâlâ yüzde 80’i işsiz. Geri kalan yüzde 20’lik grup ise sosyal haklardan yoksun ve düşük maaşla çok ağır şartlarda çalışıyor. Aralarında itibarlı mesleklere kabul edilenler de var ama sayıları oldukça az. Yalnızca üçte birinin düzenli işi var. 1996 ve 2006’da iki kez bağışladıkları kanlarının “HIV’li olabilir” gerekçesiyle çöpe atıldığının ortaya çıkmasının ardından ülkedeki ‘beyaz-siyah’ Yahudi ayrımı daha da derinleşti. Kanlarının hor görülmesini kabul edemeyen Falaşalar gösteriler düzenlemiş, polisle çatışmıştı. 2006’daki olaylarda 19’u tutuklanmıştı. ‘Kan davası’na dönen bu gelişme aradaki ayrımı daha da güçlendirdi.

Peki, İsrail durumun bu şeklide gelişeceğini düşünemedi mi? İsrail, özel bir kültüre sahip olan Falaşaları ülkeye getirirken, onları diğer Yahudiler arasında eritebileceğini ve onlardan hizmet sektörü ile askerî alanda yararlanabileceğini düşünüyordu. Çünkü o dönemde Yahudilerin çoğu riskli askerlikten çekiniyor, orduda görev almak istemiyordu. Aç ve fakir Falaşalar kolayca orduda istihdam edilebilecekti. Ancak planlar tutmadı, özellikle Doğu Avrupalı Yahudiler (Aşkenaziler) bu insanları dışladı ve toplum içinde erimelerine imkân vermedi. Bunun yanı sıra yanlış devlet politikaları da Falaşaları toplumdan soyutladı. Devlet onlara tek çıkış kapısı olarak orduya katılma imkânını gösterdi. Bugün bile Falaşaların en itibarlı mesleği konumunda askerlik. Genç bir nüfusa sahip olmaları sebebiyle, ordu saflarındaki sayıları her geçen gün artıyor. Araştırmalara göre; askere alınan Falaşaların dörtte biri seçkin birliklere girmek için gönüllü oluyor. İsrail’e gidip Falaşaları yerinde gören uzmanlar da orduda bir yer edinme ve kendini ispatlama hırsıyla çatışmalara katılan Falaşaların, ‘kraldan daha çok kralcı’ olup acımasız ve tehlikeli bir silaha dönüştüklerini söylüyor. Bundan dolayı Filistinlilerin korkulu rüyası hâline gelen Falaşalar 2006’daki Hizbullah savaşında olduğu gibi Gazze saldırısında da ön safta yer alıyorlar. Orduya katılmasalar da diğer vatandaşlar gibi üç yıl askerlik yapıyorlar. Bu dönemde de ağır görevler onları bekliyor.

Bugünlerde Falaşalardan ölümü göze alıp İsrail için Gazze’de savaşanlar da, üçüncü sınıf Yahudi muamelesinden bıkıp Etiyopya’ya geri dönmek isteyenler de var. Bunun yanında binlercesi de İsrail’dekilerin gördüğü muameleden habersiz, vadedilen topraklara gidebilmenin yollarını arıyor. İşte, sadece onlar kendilerini hâlâ ‘yaban’ anlamına gelen ‘Falaşa’ yerine ‘İsrail Evi’ anlamına gelen ‘Beta İsrael’ olarak tanımlıyor. Gerçekle yüzleşene kadar da böyle tanımlayacaklara benziyor…






SOYLARI BELKIS’A MI DAYANIYOR?
Falaşaların hangi soydan geldiklerini net olarak ortaya koyan bir çalışmadan henüz söz etmek mümkün olmasa da genel anlamda üç ihtimalden bahsediliyor. Bunlardan ilki ve en etkili olanına göre, Hz. Süleyman ile Şiba Kraliçesi (bizde Saba Melikesi Balkıs olarak bilinir) arasındaki evlilikten sonra Kraliçe Habeşistan'a (Etiyopya) giderek burada Yahudi bir grubun doğmasına yol açar. İkinci bir görüşe göre Falaşalar, tamamen Habeşistan asıllı ve Agaw ırkından geliyorlar. Üçüncü görüşe göre ise Falaşalar, Etiyopya’ya göçen bir Yahudi grubun soyundan geliyor. Bu gruba göre, Yahudiler Habeşistan'a göç ettikten sonra oradaki yerlilerle evlenmiş ve farklı bir ırk oluşturmuş. Ancak şunu da belirtmekte fayda var; İsrail, Etiyopyalı Yahudileri İsrail’e taşımadan önce ciddi soy araştırmaları yapmıştı. Son dönemde de bu araştırmaları DNA çalışmalarıyla güçlendirdi. Devlete göre ise bu insanlar Yahudi soyundan.