KAPAK

28 Şubat ifşaatları

28 Şubat ifşaatları
Siyasi tarihimize ‘postmodern darbe’ diye kaydedilen 28 Şubat sürecinin üzerinden 12 yıl geçti. Bu süre zarfında birçok perde arkası bilgi ortaya çıktı. O dönemin iki şahidi, istifacı vekillerden Hikmet Aydın ve DYP lideri Çiller’in danışmanı Şükrü Karaca’nın anlattıkları ilk kez duyacağınız ifşaat niteliğinde bilgiler…AYDIN: Darbe ve hapis tehdidiyle istifaya zorlandım.
Doğru Yol Partisi resmen kundaklandı, DTP parayla kuruldu.
Mumcu bana ‘tek kuruşamal olmayan sadece sensin’ dedi.
Bir vekil, tartıştığı arkadaşını 750 bin dolar almakla suçladı.



KARACA: Cunta Susurluk tepkisini hükûmete karşı kullandı.
Kıbrıs’taki kurşun 28 Şubat’ın sonunu hazırladı.
Çevik Bir rol çaldı, Karadayı cuntaya ite kaka girdi.
Sincan’da yürüyen tanklar acziyet ifadesiydi.



‘Hemen istifa et, yoksa darbede ilk seni alacaklar’

28 Şubat sürecinin en dikkat çeken olaylarından biriydi milletvekili istifaları. Herkesin kafasını karıştıran bu gelişme, güya demokrasi adına yaşanmıştı. İnandırıcı olması için istifacıların buluştuğu partinin isminde ‘demokrasi’ kelimesi geçirilmişti. 28 Şubat sürecindeki transferlerin şahidi Çanakkale Milletvekili Hikmet Aydın, tehdit edildiğini ileri sürüyor: “Erkan Mumcu, odama gelerek ‘istifa etmezsen darbede içeri alınacak ilk kişi sen olacaksın’ diyerek beni tehdit etti.”


28 Şubat’ın ardından 12 yıl geçmesine rağmen postmodern darbenin gerisindeki sır perdesi tam olarak aralanmış değil. Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gibi figüranlarla irtica yaygarası koparıldı; medya ve sivil toplum örgütleri önemli bir silah olarak kullanıldı; milletvekili, iş adamı, gazeteci ve devlet memurları fişlendi. Bütün bunların arkasında da Batı Çalışma Grubu’nun olduğu ortaya çıktı. Ancak, dönemin hükûmeti Refah-Yol’a karşı Meclis’te oluşturulan siyasi cephenin nasıl bir rol üstlendiği pek irdelenmedi.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye, 28 Şubat’a giderken, hükûmet ortağı DYP’de büyük bir istifa depremi yaşandı. Çok sayıda DYP’li bakan ve milletvekilinin istifası hem partinin başındaki Tansu Çiller’i hem de hükûmeti zor durumda bıraktı. Bu isimlerin, devrin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e yakın olması dikkat çekiyordu. Aslında o dönemde sadece DYP’de değil, Meclis’teki diğer partilerde de aynı şok vardı. Âdeta bir milletvekili transferi furyası yaşanıyordu. İstifacı vekiller, bir süre sonra Hüsamettin Cindoruk’un liderliğinde Demokrat Türkiye Partisi (DTP)’ni kurdu. DTP, Refah-Yol hükûmeti düşürüldükten sonra Meclis’te grup oluşturacak bir sayıya ulaştı. Daha sonra kurulan Anasol-D hükûmetinin en küçük ve kilit ortağı oldu. Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan ise istifaların arkasında rüşvet, baskı ve tehdit olduğunu ileri sürdü. Bu iddia, bugüne kadar hep yalanlandı. Ancak, istifacı cenahtan bir isim, Erbakan’ın iddiasını ilk kez doğruluyor. O süreçte DYP’de bulunan, sonra istifa ederek ANAP’a geçen Çanakkale Milletvekili Hikmet Aydın, DYP’nin kundaklandığını, DTP’nin kurulmasında rüşvet ve baskının olduğunu söylüyor.

Aydın, 1995 seçiminde DSP’den milletvekili seçildi. Daha sonra DYP’ye geçti. 28 Şubat’ın en hararetli günlerini bu partide yaşadı. Refah-Yol düşürüldükten sonra da ANAP’a geçti. Partiyle ilgili yolsuzluk iddiaları üzerine buradan da istifa ederek siyaseti bıraktı. Aslında Meclis’te bulunduğu süreçte çok farklı, hatta aykırı bir portre çizdi. ‘Dr. Filozof’ lakabıyla anıldı. Frankfurt Üniversitesi’nde okuyan ve burada ekonomi üzerine doktora yapan Aydın, 12 yıl sonra, 28 Şubat’la ilgili ilginç iddialarda bulunuyor. Ona göre, DTP ‘parayla’ kuruldu. Bu partinin kurulması özel bir operasyondu. 28 Şubat’ta TSK’da bir iç çatışma vardı. İstifalarla hem bu iç çatışmayı hem de bir askerî darbeyi önlediklerini düşünüyor. Ancak şimdi pişman: “Refah-Yol hükûmetinin yıkılmasına ön ayak olduğum için Sayın Erbakan’dan özür diliyorum.”

-Türkiye 28 Şubat’a giderken, Refah-Yol hükûmetine karşı siyasi bir cephe de oluşmuştu. Böyle bir hükûmetin kurulması birilerini neden rahatsız etti?

Refah Partisi açısından en önemli husus, küçük günahların üstünü örtmek; ama büyük sevapları kazanmak. Yani bir tarafta D-8 ve havuz sistemini uygulamaya çalışırken; diğer taraftan DYP içindeki yolsuzluklar göz ardı ediliyordu. Buna rağmen, eğer hükûmet devam etseydi büyük ihtimalle Türkiye’nin bugün borçlanma ve özelleştirme sorunu olmayacaktı. Çünkü nitelikli hırsızların önünü kesti o hükûmet.

-Nasıl kesti?

O günlere dönecek olursak, Türkiye’nin borçlanma oranı büyük ölçüde azalmıştı. Yaklaşık yüzde 120 dolaylarında bir devalüasyon oranı vardı. Buna karşılık devletin özel bankalara serpiştirilmiş yüzde 30 civarında nemalandırılan parası vardı. Erbakan Hoca, Prof. Dr. Osman Altuğ teorisyenliğinde devletin irili ufaklı bütün paralarını topladı Ziraat Bankası’nda. Ve devletin o kadar borçlanması gerekmediği ortaya çıktı. Bunun için de faizler düşmeye başladı. Tefeciliğin önünü kesti hükûmet. Aslında Erbakan Hoca’nın askeri ve memleketi ne kadar sevdiğini biliyor bu devlet içindeki millî aparat. Ancak bütün bunlara rağmen içerideki hâkim sınıflar böyle bir operasyona karar verdi, dışarının desteği ile bunu başardı.

- Hükûmet ortağı DYP’de büyük bir istifa depremi yaşandı. O istifaların sebebi neydi?

DYP içindeki Emniyetçi ekip etkili oldu. Bu ekibin Tansu Hanım’a (Çiller) karşı içeriden pasif bir başkaldırısını gördüm. Ancak benim istifamın gerekçesi başka. 28 Şubat pik noktaya giderken, bir gün Erkan Mumcu odama geldi. “Bu askerler darbe yapacak. İlk seni alacaklar. Sen DYP’ye geçmekle büyük hata ettin.” dedi. Şahitler huzurunda söyledi bunu. Arkadaşlarım vardı. Odamdan kovdum. Ondan sonra ben daha yakından baktım ordunun içine, ne olup ne bitiyor diye. Genç arkadaşlarım vardı Genelkurmay’da. Onlarla görüşmeye başladım. Benim şöyle bir özelliğim varmış; herhangi bir bakanlığın özel kaleminde iş takip telefonu olmayan 13 vekilden biri benmişim. Milletvekilleri takip ediliyordu yani.

- Erkan Mumcu’ya inandınız mı?

Hayır, inanmadım. Ancak daha yakından takip edince ordu içindeki o hizipleşmeyi gördüm. TSK, Çevik Bir ve Karadayı (İsmail Hakkı) komutasında neredeyse bölünmüş hâldeydi. Yani iki ayrı grup vardı.

-Hangisi daha etkiliydi?

Çevik Bir ve ekibi, eğer bu işi götürseydi dünyada ilk kez kadife devrim Türkiye’de olacaktı.

- Nasıl bir devrim bu?

Tamamıyla kapitalizmin küreselleşmeci siyasetine, yani finans kapitalizminin esaretine giren bir TSK olacaktı. Biz belki o mübarek hükûmeti yıkma pahasına da olsa bu devrime engel olduk.

-Mübarek bir hükûmet mi?

Evet, D-8 ve havuz sistemini kurduğu ve yaşatmaya çalıştığı için. Cumhuriyet tarihinde Atatürk’ten sonra en mübarek hükûmetti bence.

- Erkan Mumcu’ya inanmadınızsa sonra niye ANAP’a geçtiniz?

Parlamento aritmetiğine baktığınızda şaibe ile kurulmuş bir DTP vardı. DTP, parayla kurulmuş. Benim oraya geçmem para aldığım anlamına gelirdi. CHP’nin dünyadan haberi yoktu. Geriye sadece ANAP kalıyordu.

- DYP’den istifa edenler sonra DTP’yi kurdu? Neydi amaç?

O bir operasyondu. Eğer siz bir hükûmet kurmak istiyorsanız bir aritmetiği sağlamanız gerekiyor. Yani güven oylaması için yeterli sayıda milletvekili olmalı. Bunun da yöntemi diğer partilerden vekil koparmaktır.

- Yani Refah-Yol hükûmetini düşürdükten sonra kurulacak hükûmet için çok önceden siyasi arayışlar başlamıştı?

Tabii. DYP resmen kundaklandı. DYP’den DTP çıktı. Tıpkı DSP’den YTP’nin çıkması gibi.

-Bu kundaklamayı kim yaptı?

Bilemem.

-Dönemin başbakanı (Erbakan) da Adalet bakanı (Şevket Kazan) da istifa edenlerin rüşvet aldıklarını, bazılarına da baskı yapıldığını iddia ediyor.

Para döndü. Bunu çok sonradan öğrendim. Hatta tanık olduğum bir olay var. Hükûmet düşürülmüş ve Anasol-D hükûmeti kurulmuştu. Ben ANAP’a geçmiştim. Benim gözümün önünde ANAP’lı bir milletvekili DTP’li bir milletvekiline aynen şunu söyledi: “Sen şu adamdan 750 bin dolar almadın mı?” İkisi o sırada tartışıyordu.

-Nerden geldi o para?

Sonradan batan bir bankadan.

-Hangi banka?

Savcılar sorsun, söyleyeyim. Bir tanesi sorsun, anlatırım. Yani milletvekilliğini para ile satanlar oldu.

- Buna benzer olaylar da var mı?

Bu olay kesinlikle oldu. Benim gözümün önünde yaşandı. Yani DYP içeriden kundaklandıktan sonra kurulacak hükûmete payanda olacak yeni bir siyasi partinin milletvekili toplama işine şahit oldum.

-Peki, Demirel’in 28 Şubat’taki rolü neydi? İstifalarda onun etkisi oldu mu?

O da rejisördü, her zamanki gibi. Demirel bence o sürecin tam da içinde. DTP’ye geçmiş bir milletvekili aynen şunu anlattı bana: “Süleyman Bey beni çağırdı, DTP’ye geçmemi istiyor.” Bunu dedikten iki gün sonra o kişi DTP’ye geçti.

- Ancak Demirel ile Karadayı’nın fiilî bir darbeyi önlediği iddia ediliyor.

Hepimiz öyle yaptık. Ben ordu içindeki emir komuta kademesine karşı, yani Genelkurmay’a karşı yapılacak darbeyi önledim. Bizim derdimiz TSK’nın yara almadan bu süreci atlatmasıydı. Ama bugün yaşanan hadiselere baktığımda bu konudaki düşüncelerim de değişti. Hiç kimse çuval olayını anlatamıyor, Aktütün’de neler olduğu izah edilemiyor.

-Darbeyi nasıl önlediniz?

Geçerek (ANAP’a)... Genelkurmay’a karşı darbe yapmak isteyen adamlara karşı hükûmeti bütün sevaplarıyla bozmak adına ordunun iç yapısı bozulmasın diye adamların dediklerini yapıyormuş gibi yapıp hükûmeti yıktık; ama TSK’nın oradan sapasağlam çıkmasını sağladık.

-Sizce sağlam çıktı mı?

Kendi adıma böyle yaptığıma inanıyorum. Bütün namussuzluklar bir tarafa, benim yaptığım tek bir şey var; TSK içinde pik noktaya varan ikiliği Genelkurmay’ı koruyarak, yani hiyerarşiyi koruyarak büyük bir beladan kurtardığımı düşünüyorum.

-TSK’nın hiyerarşik yapısını koruduğunuzu söylüyorsunuz. Peki, ya milletin iradesi?.

Bu sorunun cevabını doğrusu vermek çok güç. Ama millet iradesine sahip çıkamayanların başında liderler geliyordu.

-Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, “İstifa ederek Refah-Yol hükûmetinin düşürülmesini sağlayan DYP’li bakan ve milletvekilleri bir anlamda darbeyi önlediler. Onları şükranla anıyorum.” diyor.

Ben onu şöyle tamamlayayım. Çünkü eksik söylemiş arkadaş. Biz önce ordunun içindeki iç savaşı önledik. Ondan sonra darbeyi önledik. İç savaşı kazanan, darbeyi de yapacaktı. O güzide hükûmeti kurban ederek... En büyük günahımız da budur. NATO’cu olmasalardı, dirayetli olsalardı, bu işikendi içinde halledebilselerdi bütün bunlar yaşanmayacaktı.

-Pişman mısınız?

Milyar kere. O hükûmet devam etseydi bugün Türkiye’nin borçlanması inmişti ve bu özelleştirmeleri yapmak zorunda kalmayacaktık. Erbakan’dan helalinden affımı istedim.

- “İç çatışmayı engelledik.” diyorsunuz; ama sonuçta MGK kararlarını asker hazırladı. Çatışma varsa bu ortak kararları nasıl aldılar?

Ama Karadayı, sonra Çevik Bir ve ekibinin istediğini yapmak zorunda kaldı. Bir’in tazyikiyle. Şener Eruygur nasıl bu hükûmete karşı bir hareket içine girdiyse o dönemde de Refah-Yol hükûmetine karşı Bir ve ekibi vardı.

-Yalım Erez, “Çiller bir gün beni çağırdı. Korkulacak bir şey yok. Darbe marbe olmayacak, ben Amerika’dan garanti aldım.” diyor. Böyle bir beklenti var mıydı?

Çiller aynı şeyi bana da söyledi. DYP’den ayrılmadan önce Tansu Hanım’la görüştüm: “Korkma, hiçbir şey olmayacak.” Ama her şey bitmişti artık.

-Peki, o gün hem hükûmet hem de bütün partiler ve Meclis, yani siyaset bir kurum olarak MGK kararlarına direnseydi ne olurdu?

Bugün çok daha olgunlaşmış bir demokrasi ve parlamenter sistem olurdu. Bu kadar yolsuzluk olmazdı. Böyle bir güç çıkabilseydi parlamentodan bütün bu pislikler olmazdı. Ama böyle bir güç çıkmadı. Çünkü psikolojik olarak etki altına alınan bir Meclis vardı.

- DYP’den istifa edenler sonradan hükûmette DTP çatısı altında yer aldı. Bu bir ödüllendirme miydi?

Tabii ki, bu çok net. Hatta sadece DTP’ye değil, ANAP’a da geçenler oldu. Erkan Mumcu’nun bana bir lafı var: “Bir kuruşa mal olmayan bir tek sen varsın bize.”

- ANAP’a geçenler de mi para aldı?

Ben tanık olduğum şeyi söylüyorum.

- Batı Çalışma Grubu (BÇG)’nun bir baskısı oldu mu?

BÇG, inanılmaz amatörceydi. Bir konjonktür yaratıyorsunuz. Bugün Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD)’nin yaptığı gibi. Ben o gün onlardan etkilenenlerin içinde değildim. Yaptıklarının hepsini amatörce buldum.

-28 Şubat’ın kaybedeni kim, kazananı kim?

Bu süreçle birlikte sandık demokrasisi ortadan kalktı. Türkiye’de DYP, ANAP, MHP ve DSP gibi partiler tamamen tasfiye edildi. Yani millet iradesini yansıtan siyaset tamamen tasfiye edildi. 28 Şubat’ta bu memleket çok büyük meblağlar kaybetti. İnanılmaz yolsuzluklar yapıldı. Derin bir borçlanmaya sokuldu. Halkın psikolojisi mahvedildi. Aile yapınızdan inançlarımıza kadar her şey manipüle edildi. Bankaların içi boşaltıldı. Teoman Koman, Güven Erkaya gibi 28 Şubat’ı yapanlar, sonra bu bankaların sahiplerine danışman oldu.

- Refah-Yol hükûmeti düşürüldükten sonra Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında Anasol-D hükûmeti kuruldu. Ancak siz ANAP’tan da istifa ettiniz.

28 Şubat’ın aynı zamanda bir hırsızlık süreci olduğunu görünce istifa ettim. Meclis’te genel kurul restorasyonu 6,5 milyon dolara mal olacakken, 43 milyon dolara mal edildi. Mesut Yılmaz’a soruyorum, sustu. Bazı milletvekilleri yolsuzluğa bulaştı. Zaten sonra Anasol-D hükûmeti düştü. Tek nedeni de yolsuzluktu.

-28 Şubat’ın gerekçesi neydi?

28 Şubat’ta harika bir işçilik yaptılar. Fadime’yi sokaktan alıp başına türbanı geçirdiler, olay birden irtica tehlikesine dönüşüverdi. Tam bir toplumsal mühendislik ve manipülasyon. Olayların perde arkasına baktığınızda en önemli sebeplerinden biri D-8 ve havuz sistemini kuran ve bunları uygulayan bir hükûmetin ülkeyi yönetmeye başlaması. Yani nitelikli hırsızların bu zavallı halktan çalarak yurtdışına kaçırıp tekrar bu halka borç vermesi ile elde ettiği yüksek faiz dönemini bitirdiği için Refah-Yol’un yıkılmasına karar verildi.

- Ergenekon’da da ‘hükûmeti yıkma’ amacı var. Soruşturmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükûmeti yıkmak için bir kesim ayaklandırılmak istenmiş. Ama iddianamedeki suçlama benim dikkatimi çekti. Burada sadece ‘hükûmeti yıkmak’ suçlaması var. Anayasayı değiştirmeye yönelik suçlamalar yok. O yüzden bu davadan bir şey çıkmaz gibi. Zaten sanıklar tek tek tahliye ediliyor. Çünkü hükûmet yıkılmadı, iktidarda. Yani amaçları sübuta ermiş değil.

-Ama ek iddianame daha hazırlanmadı. O dediğiniz suçlamaların, özellikle darbe suçlamasının, bu iddianamede yer alması bekleniyor.

Bana kalırsa Tayyip Erdoğan’a karşı yapılan ve sübuta ermemiş bu komplovari hareketlerden değil de Erbakan’a karşı yapılmış olanlardan dolayı onlar içeri alınmalıydı. Yani 28 Şubatçılar alınmalıydı.





POSTMODERN DARBEYE GÖTÜREN ADIMLAR

1995

24 Aralık 1995: Genel seçimde RP yüzde 21 oyla (158) birinci sırada yer aldı. ANAP yüzde 19,65 (132), DYP ise yüzde 19,18 (135) oy topladı.



1996

6 Mart 1996: RP lideri Erbakan, koalisyon oluşturamayınca Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında Ana-Yol hükûmeti kuruldu.

6 Haziran 1996: RP’nin başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Ana-Yol hükûmetinin güven oylaması kararı Resmî Gazete’de yayımlandı. Başbakan Yılmaz, istifasını Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.

21 Haziran 1996: Çiller’in RP ile koalisyon girişimlerine karşı çıkan GİK üyeleri Yaşar Dedelek, Şinasi Altıner, Tevfik Diker ve İrfan Köksalan istifa ederek ANAP’a geçti.

28 Haziran 1996: Erbakan’ın başbakanlığında Refah-Yol hükûmeti kuruldu. Anlaşmaya göre, başbakanlık dönüşümlü olarak el değiştirecekti.

4 Temmuz 1996: Milletvekili transferleri başladı. ANAP Muş Milletvekili Erkan Kemaloğlu DYP’ye, ANAP Van Milletvekili Mustafa Bayram RP’ye geçti.

16 Temmuz 1996: Refah-Yol’a ‘ret’ oyu veren Emre Gönensay, İsmet Sezgin, Cavit Çağlar, Köksal Toptan, Rifat Serdaroğlu, Mehmet Köstepen, Mehmet Batallı ve Refaeddin Şahin DYP’den istifa etti.

7 Ağustos 1996: Bazı üniversite rektörleri Anıtkabir’i topluca ziyaret etti. Açıklamalarında, ‘cumhuriyetin temel ilkelerine sadık kalacaklarını ve laiklik karşıtlarına saygı duymayacaklarını’ belirttiler.

2 Ekim 1996: Başbakan Erbakan, 5 gün süren dış gezide Mısır, Libya ve Nijerya’yı ziyaret etti. Erbakan’ı çadırda ağırlayan Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin sarf ettiği sözler muhalefet ve basın tarafından ağır şekilde eleştirildi.

3 Kasım 1996: Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan daha sonra bu ilişkiler için ‘fasa fiso’ dedi.

8 Kasım 1996: İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, ‘Susurluk bağlantıları’ ile ilgili tartışmalar üzerine istifa etti, yerine Meral Akşener getirildi.

10 Kasım 1996: Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, gerçek demokrasinin olmadığını, hâkim güçlerin herkesi kendi görüşü doğrultusunda hareket etmeye zorladığını söylediği gerekçesiyle 1 yıl hapis ve 420 bin lira para cezası aldı.

7 Aralık 1996: Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Başbakan Erbakan, Çalışma Bakanı Necati Çelik ile bazı milletvekilleri hakkında, konuşmalarının Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

9 Aralık 1996: RP’li insan haklarından sorumlu Devlet Bakanı Lütfi Esengün, kamu kurumlarında uygulanan başörtüsü ve sakal yasağının kaldırılacağını açıkladı.

23 Aralık 1996: Erbakan’ın Çankaya’daki yapılan liderler zirvesinde şok bir açıklama yaptığı öğrenildi. Liderlere, “Durum vahim. MİT’in verdiği rapora göre, bazı asker, polis ve siyasetçilerin olaylarda yer aldığı anlaşılmaktadır.” demişti.

30 Aralık 1996: ‘Aczmendi Tarikatı’ lideri olduğu iddia edilen Müslüm Gündüz, Fadime Şahin isimli bir kadınla birlikte yakalandı.



1997

7 Ocak 1997: Hüsamettin Cindoruk’un genel başkanlığında Demokrat Türkiye Partisi kuruldu.

11 Ocak 1997: Erbakan, bazı dinî cemaat liderlerine Başbakanlık Konutu’nda iftar yemeği verdi.

22 Ocak 1997: Yüksek rütbeli subaylar, Gölcük’te toplanarak ‘irtica’nın iktidarda olduğunu tartıştı.

2 Şubat 1997: Susurluk olayının aydınlatılması için, ‘Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık’ eylemi başlatıldı.

3 Şubat 1997: Sincan Belediyesi, Kudüs Gecesi düzenledi. RP’li Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahnelenen oyun tepki oluşturdu.

4 Şubat 1997: Sincan’da askerler tankla geçiş yaptı.

5 Şubat 1997: Demirel, Erbakan’a mektup gönderdi. Oramiral Güven Erkaya, “İrtica, PKK’dan daha tehlikeli.” açıklaması yaptı

21 Şubat 1997: Kudüs Gecesi sebebiyle karşılıklı sert açıklamalardan sonra Türkiye ve İran büyükelçilerini çekti. Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, İran’ın ‘terörist devlet’ muamelesi görmesi gerektiğini söyledi.

28 Şubat 1997: Tarihî MGK toplantısı yapıldı. Toplantıda askerler; hükûmet ve Başbakan Erbakan’a sert uyarılarda bulundu.

5 Mart 1997: TÜSİAD, KESK, DİSK, TİSK ve Türk-İş, MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıkladı.

26 Nisan 1997: Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez istifa etti.

30 Nisan 1997: Genelkurmay; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile üniversite rektörleri ve gazetecilere ‘irtica brifingi’ verdi.

22 Mayıs 1997: Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘kan emici yarasa, habis ur’ gibi tanımlamalar yaptığı RP hakkında kapatma davası açtı.

21 Haziran 1997: Erbakan görevini Çiller’e devretmek için istifa etti. Ancak Cumhurbaşkanı Demirel, hükûmeti kurma görevini ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verdi.

27 Haziran 1997: ANAP, DSP ve DTP koalisyon kurmak için anlaştı. İki hafta sonra Yılmaz başbakanlığında Ana-Sol-D hükûmeti kuruldu.

17 Temmuz 1997: Genelkurmay Askerî Savcılığı, Tansu Çiller’in ‘CIA hesabına casusluk yaptığı’ iddialarıyla ilgili soruşturma açtı.



1998

17 Ocak 1998: Anayasa Mahkemesi Refah Partisi’ni kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bazı yöneticilere 5 yıl siyaset yapmama cezası verildi.

5 Kasım 1998: Danıştay, 10 aylık hapis cezası kesinleşen Recep Tayyip Erdoğan’ı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan düşürdü.

25 Kasım 1998: Muhalefetin, Türkbank ihalesinden dolayı Başbakan Mesut Yılmaz hakkında verdiği gensoru önergesi TBMM’de kabul edildi. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükûmet gensoruyla düşürüldü.

2 Aralık 1998: Cumhurbaşkanı Demirel, DSP lideri Bülent Ecevit`i hükûmeti kurmakla görevlendirdi. Ecevit başarılı olamayınca 20 gün sonra görevi iade etti.

23 Aralık 1998: Demirel, hükûmeti kurma görevini Muğla Bağımsız Milletvekili Yalım Erez’e verdi. DYP, görevlendirmeyi Atatürk`e şikayet etmek için milletvekilleriyle Anıtkabir`e gitti.





1999

4 Ocak 1999: DYP lideri Çiller, Bülent Ecevit`e azınlık hükûmeti kurmasını önerdi. Ecevit kabul etti. Yılmaz da yeşil ışık yaktı. Erez görevi iade etti.

7 Ocak 1999: Hükûmet kurma görevi ikinci kez Ecevit`e verildi. 10 gün sonra Ecevit’in azınlık hükûmeti, güvenoyu aldı.

16 Şubat 1999: Kenya’nın başkenti Nairobi’de yakalanan terörist başı Abdullah Öcalan, Türkiye’ye getirildi.

18 Nisan 1999: Genel seçimde DSP yüzde 22 (136), MHP yüzde 17 (129), FP yüzde 15 (111), ANAP yüzde 13 (86), DYP yüzde 12 (85) oy aldı. CHP ise yüzde 10 barajını geçemedi.



ERKAN MUMCU: O ADAMIN YÜZÜNÜ BİLE HATIRLAMIYORUM

Hikmet Aydın, DYP’ye geçtikten sonra Erkan Mumcu’nun kendisini ziyaret ettiğini, “Darbe olacak. İlk seni alacaklar…” dediğini öne sürüyor. Bu iddiaları yalanlayan Erkan Mumcu ise Hikmet Aydın’ı ‘deli’ olmakla suçluyor. “Ben o adamın yüzünü bile hatırlamıyorum. Böyle bir adamla beni muhatap etmeyin.” diyen Mumcu, o dönemde kimsenin Aydın’ı ciddiye almadığını söylüyor. Her zaman 28 Şubat’a karşı olduğunu, bu yönde açıklamalar yaptığını ifade ediyor. Mumcu’nun bu sözlerine sinirlenen Hikmet Aydın da 2,5 yıl birlikte çalıştıklarını, Mumcu’nun o dönemde ANAP genel sekreteri, kendisinin ise genel sekreter yardımcısı olduğunu ifade ediyor. “Beni nasıl tanımaz? Bu mümkün mü? Ben ona ekonomi dersi verdim. Yardımcılığını yaptım.” diyen Aydın, söz konusu olayın kendisine ait odada gerçekleştiğini ve şahitlerinin olduğunu ileri sürüyor.



İLK VEKİL TRANSFERİ GÜNEŞ MOTEL’DE YAŞANDI

28 Şubat’ta Refahyol hükümetinin düşürülmesinde önemli bir rolü üstlenen DTP’nin parayla kurulduğu iddiası, 1978’de yaşanan Güneş Motel olayını hatırlatıyor. 1977 seçiminden sonra Bülent Ecevit’in CHP’si birinci parti olmuş; ancak yüzde 42 oya rağmen tek başına iktidar olamamıştı. Bunun üzerine Ecevit, 15 Haziran 1977’de bir azınlık hükümeti kurdu; ancak güvenoyu alamadı. Ardından Demirel başkanlığında İkinci Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kuruldu. AP, MSP ve MHP yeniden bir araya gelmişti. Ecevit, “Kumar borcu olmayan 11 vekil arıyorum.” diyerek 2. MC hükümetini düşürmek için harekete geçti. İstanbul’daki Güneş Motel’de gizlice AP’li 11 vekille görüştü. AP’lilerle pazarlık masasına oturan Ecevit, hepsine bakanlık sözü vererek onları CHP’ye geçmeye ikna etmişti. İddiaya göre, AP’liler sadece makam değil aynı zamanda para karşılığı Ecevit ile anlaştı. Bu olaydan sonra 2. MC hükümeti bozuldu. 5 Ocak 1978’de Ecevit, şaibeli bir şekilde transfer ettiği milletvekilleriyle yeni bir hükümet kurdu. Ancak kısa süre sonra bu 11 milletvekili hakkında çıkan yolsuzluk söylentileri, Ecevit’e zarar verdi. 1979 yılında yapılan ara seçimlerde başarısızlığa uğrayan Ecevit görevden çekildi ve Demirel 25 Kasım 1979 tarihinde MSP ve MHP’nin desteğiyle bir azınlık hükümeti kurdu.



İSTİFACI MİLLETVEKİLLERİ

DYP’den istifa eden milletvekilleri: Emre Gönensay, Köksal Toptan (önce istifa etti, sonra partiye döndü), İsmet Sezgin, Yalım Erez, Hamdi Üçpınarlar, Mustafa Küpeli, Safter Gaydalı, Cavit Çağlar, Yaşar Dedelek, Mehmet Batallı, Şamil Ayrım, Necdet Menzir, Gencay Gürün, Mehmet Köstepen, Rıfat Serdaroğlu, Şinasi Altıner, Mehmet Korkmaz, Tevfik Diker, Ayseli Göksoy, Refaeddin Şahin, İrfan Demiralp, Hikmet Aydın, Hasan Denizkurdu, Doğan Güreş, Mahmut Yılbaş, Mustafa Zeydan.



ERBAKAN: MİLLETVEKİLLERİNE PARA TEKLİF ETTİLER

Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan, 28Şubat’ta Refah-Yol hükûmetini düşürmek için DYP’li milletvekillerine baskı yapıldığına, hatta bazılarına para teklif edildiğine inanıyor. Bu düşüncesini daha sonra kamuoyuna şöyle açıkladı: “Refah-Yol’u yıkmak için DYP milletvekillerine rüşvet ve tehdit dâhil her yol denendi. DYP milletvekillerinin sayısını azaltmak için bazılarını para ile ikna ettiler. Bazılarını tehdit ettiler. Tehdidin Genelkurmay İkinci Başkanı (Çevik Bir) tarafından yapıldığı söyleniyor. Milletvekilleri ‘Ya istifa edin ya da Yassıada’ya gidersiniz. Yassıada’da yerleriniz belli. Senin numaran budur.’ diye tehdit edildi.”